Dünya Verem Günü
1882 | Berlin – Robert Koch verem mikrobunu açıkladı; 24 Mart bu yüzden Dünya Verem Günü oldu.
24 Mart 1882’de Alman hekim Robert Koch, Berlin Fizyoloji Derneği’nde yaptığı sunumda vereme yol açan bakteriyi, yani Mycobacterium tuberculosis’i bulduğunu duyurdu. O sırada verem, Avrupa ve Amerika’da en yıkıcı hastalıklardan biriydi; birçok ülkede ölümlerin çok büyük bölümü bu hastalıkla ilişkilendiriliyordu. Koch’un buluşu, veremin kader, zayıf bünyenin hastalığı ya da belirsiz kötü hava sonucu değil, belirli bir mikroptan kaynaklandığını gösterdi. Tanı, bulaşma ve tedavi üzerine modern mücadelenin kapısı böyle açıldı; Koch da 1905’te bu buluşuyla Nobel aldı. Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler’in 24 Mart’ı Dünya Verem Günü olarak seçmesinin nedeni tam da bu keşif. Bugün ne yazık ki mesele geçmişte kalmış değil. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2024 raporuna göre verem hâlâ dünyanın en ölümcül bulaşıcı hastalıklarından biri ve 2023’te küresel verem insidansındaki düşüş hâlâ hedeflerin gerisinde kaldı. Türkiye açısından da konu güncel; Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye’de Verem Savaşı 2023 Raporu, ülkede olgu sayılarının düşmüş olmasına rağmen veremin bitmiş bir hastalık olmadığını gösteriyor. Kısacası 24 Mart, tıp tarihinde bir laboratuvar başarısının yıldönümünden çok daha fazlası; Türkiye dahil bütün ülkelerde hastalığın tamamen bitmediğine dair bir uyarı.
1394 | Diyarbakır – Timur kenti ele geçirdi.
24 Mart 1394’te Timur’un Diyarbakır’ı ele geçirmesi, Doğu Anadolu, Kuzey Mezopotamya ve İran hattındaki güç dengesini sarsan büyük yayılma siyasetinin önemli adımlarından biriydi. Timur o sırada batıya doğru ilerliyordu, Bağdat’ı almıştı ve kendisine rakip olabilecek bütün yerel güç odaklarını tek tek ezmeye çalışıyordu. Diyarbakır da bu yüzden önemliydi. Ticaret yolları üzerinde bulunuyordu, Anadolu’ya açılan kapılardan biriydi ve Karakoyunlu, Akkoyunlu, Memlük ve Osmanlı etkisinin kesiştiği stratejik bir merkezdi. Timur’un bu kenti alması, onun bölgeye sadece akın yapan bir yağmacı değil, düzen kuran ve yerel siyaseti kendi lehine yeniden biçimlendiren bir güç olarak yerleşmek istediğini gösterdi. Sonrasında olanlar da bunu doğruladı; bölgede eski dengeler bozuldu, Timur’un nüfuzu doğrudan hissedilir hale geldi, Karakoyunlu ve Celayirliler üzerindeki baskı arttı. Bu ilerleyiş birkaç yıl sonra Anadolu’daki daha büyük hesaplaşmanın da önünü açtı; Timur’un Doğu Anadolu’ya yerleşmesi, Osmanlı ile arasındaki mesafeyi fiilen kapattı ve sonunda 1402’de Ankara Savaşı’na giden yolun taşlarını döşedi.
1874 | Budapeşte – Harry Houdini doğdu.
24 Mart 1874’te Budapeşte’de doğan Harry Houdini, modern gösteri dünyasının en ünlü isimlerinden biri oldu. Asıl adı Erik Weisz’di; haham olan babasının ailesiyle birlikte Amerika’ya göç etti, çocuk yaşta sirklerde ve vodvil sahnelerinde çalışmaya başladı. İlk yıllarında pek dikkat çekmedi; ama 1900’lerden itibaren kelepçelerden, zincirlerden, kilitli sandıklardan, tabutlardan ve su dolu kaplardan kurtulma gösterileriyle dünya çapında şöhret kazandı. Onu farklı kılan şey, yalnız numara yapması değil, seyirciye gerçekten “imkânsız” bir durumdan kaçıyormuş hissi vermesiydi. Baş aşağı asılı halde deli gömleğinden kurtulduğu açık hava gösterileri, suya batırılan sandıklardan çıkışı ve hapishane hücrelerinden firar numaraları binlerce kişiyi topluyordu. Bu gösterilerin arkasında yalnız sahne zekâsı değil, ciddi bir fiziksel güç, çeviklik ve kilit mekanizmaları üzerinde olağanüstü bir ustalık vardı. Son yıllarında sahte medyumlara ve ruh çağırma seanslarına savaş açtı; onların doğaüstü güç değil, düpedüz aldatmaca kullandığını söyledi ve bunu anlatan kitaplar yazdı. Ölümü de en az hayatı kadar konuşuldu: 1926’da bir öğrencinin karın kaslarına yumruk atmasına izin verdikten sonra rahatsızlandı, ardından peritonite yol açan bir iç hasar nedeniyle öldü.
1874 | İstanbul – Selim Sırrı Tarcan doğdu.
24 Mart 1874’te doğan Selim Sırrı Tarcan, Türkiye’de modern beden eğitimi, spor kültürü ve olimpiyat hareketinin kurucu isimlerinden biriydi. Galatasaray Lisesi’nin ardından askerî mühendislik eğitimi aldı; öğretmenlik yıllarında beden terbiyesini yalnız jimnastik dersi gibi değil, modern toplumun eğitim, sağlık ve disiplin meselesi olarak görmeye başladı. Avrupa’daki örnekleri inceledi, özellikle İsveç jimnastiğini Türkiye’ye taşıyan başlıca isimlerden biri oldu. Onu önemli yapan şey, sporu yalnız yarışma ve kulüp faaliyeti olarak değil, okuldan başlayarak topluma yayılması gereken bir kültür olarak savunmasıydı. Osmanlı döneminde Osmanlı Millî Olimpiyat Cemiyetinin kurulması için çalıştı; Cumhuriyet döneminde de beden terbiyesinin kurumlaşması, spor teşkilatının gelişmesi ve olimpiyat fikrinin yerleşmesi için etkili oldu. 1924’te beden terbiyesi başmüfettişliğine getirilmesi de bu çizginin devlet katında kabul gördüğünü gösterdi. Selim Sırrı Tarcan’ın adı bugün bir başka nedenle de hafızada: İsveç’ten uyarladığı bir marşın sözleri sonradan değiştirilerek “Dağ Başını Duman Almış” haline geldi ve özellikle 19 Mayıs törenlerinin vazgeçilmez parçasına dönüştü. Yani Tarcan, yalnız spor yöneticisi değil; okul beden eğitiminden olimpiyat fikrine, gençlik marşlarından modern spor kültürüne kadar Cumhuriyet Türkiye’sinin beden ve gençlik anlayışını şekillendiren başlıca figürlerden biriydi.
1879 | Bodrum – Neyzen Tevfik doğdu.
24 Mart 1879’da Bodrum’da doğan Neyzen Tevfik, Türk kültür hayatının en sıra dışı isimlerinden biri oldu. Onu yalnız büyük bir ney ustası diye tanımlamak eksik kalır; çünkü aynı zamanda son derece sert, küfürlü, sarsıcı ama zekâ dolu hicivleriyle de tanındı. Çocuk yaşta ney öğrenmeye başladı, Mevlevi çevreleriyle temas kurdu, tasavvuf musikisinden beslendi; ama hayatı hiçbir zaman sadece tekke disiplini içinde akmadı. İstanbul’a geldiğinde bir yandan musikide ustalaştı, bir yandan da bohem hayatın, meyhanelerin, sokakların ve taşlamanın adamına dönüştü. Onu ilginç ve önemli yapan şey tam da bu çelişkidir: Hem derviş ruhlu hem asi; hem ince musikî ustası, hem de sözü kılıç gibi kullanan bir hicivciydi. Şiirlerinde padişahtan bürokrata, softadan ikiyüzlü aydına kadar herkesi hedef aldı; din sömürüsünü, riyakârlığı ve dalkavukluğu acımasız biçimde eleştirdi. Bu yüzden Neyzen Tevfik adı bugün yalnız ney sesiyle değil, korkusuz taşlama geleneğiyle de yaşar. Hayatının dağınık, savrulmuş ve kimi zaman yoksullukla geçen tarafı da onu daha da efsanevi bir figüre dönüştürdü. Kısacası Neyzen Tevfik, yalnız bir sanatçı değil; musikîyi, isyanı, alayı ve özgürlüğü aynı bedende taşıyan çok özel bir kültür insanıydı.
1905 | Amiens – Jules Verne öldü.
24 Mart 1905’te ölen Jules Verne, yalnız macera yazarı değil, modern bilimkurgunun en büyük kurucu isimlerinden biriydi. Dünyanın Merkezine Yolculuk, Ay’a Seyahat, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah ve Seksen Günde Devriâlem gibi romanlarıyla, daha ortada böyle bir teknoloji yokken insanların yerin altına ineceğini, okyanusların derinliklerine ulaşacağını, Ay’a gideceğini ve dünyayı çevresini hızla dolaşacağını hayal etti. Jules Verne’in hayal gücü, daha sonra gelen gerçek teknolojilere yön verecek kadar güçlüydü. Örneğin Kaptan Nemo’nun Nautilus’u, gerçek denizaltı tasarımlarını etkileyen en ünlü hayali araçlardan biri oldu. Ay yolculuğunu anlattığı romanlar da daha sonra uzay çağında dönüp bakılan metinler arasında yer aldı. Verne, bilimsel veriyi macerayla birleştiren yeni bir roman türü kurdu; bu yüzden bugün bilimkurgu denince akla gelen pek çok fikrin kökünde onun kitapları vardır. Onu büyük yapan şey yalnız geleceği tahmin etmesi değil, henüz gerçekleşmemiş teknolojileri okura mümkünmüş gibi hissettirmesiydi.
1923 | New York – Mustafa Kemal Paşa Time dergisine kapak oldu.
24 Mart 1923 tarihli Time dergisinin kapağında Mustafa Kemal Paşa yer aldı. Bunun nedeni yalnız savaş kazanmış bir komutan olması değildi. O sırada dünya, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıntısından nasıl bir Türkiye çıkacağını anlamaya çalışıyordu. Lozan görüşmeleri henüz sonuçlanmamıştı; Ankara Hükûmeti, kapitülasyonlar, yabancıların Türkiye’deki hukuki ve ekonomik ayrıcalıkları, Musul meselesi ve yeni devletin egemenlik sınırları konusunda Batılı devletlerle sert pazarlık yürütüyordu. Time’ın aynı tarihli kapak yazısında Mustafa Kemal, “Türkiye’yi yabancı otoriteye boyun eğen bir yapıdan çıkaran” ve “Modern Türkiye’nin çekirdeği” haline gelen lider olarak sunuluyordu; dergi, onun artık yalnız askerî bir figür değil, Türkiye’nin geleceğini belirleyen temel siyasal aktör olduğunu açıkça vurguluyordu. Ayrıca yazıda, Ankara’nın Lozan’a sunduğu karşı önerilerin özellikle yabancıların Türkiye’de oturma ve ticaret yapma koşullarını değiştirmek istemesi nedeniyle Fransa ve İtalya’yı yakından ilgilendirdiği, Musul meselesinin de İngiltere ile doğrudan müzakere başlığı olduğu belirtiliyordu. Yani bu kapak, sadece kişisel bir şöhret göstergesi değil; yeni Türkiye’nin Batı’ya “ben eski Osmanlı değilim, kendi şartlarımı dayatıyorum” dediği kritik dönemde, dünyanın dikkatinin doğrudan Mustafa Kemal’in üzerinde toplandığını gösteren güçlü bir işaretti.
1926 | Ankara – Petrolün devlet denetiminde aranmasını öngören kanun kabul edildi.
24 Mart 1926’da kabul edilen Petrol Kanunu, Türkiye’de petrol arama ve işletme işinin devlet kontrolünde yürütülmesini öngördü. Bu adım, yalnız teknik bir enerji düzenlemesi değildi. Genç Cumhuriyet, Osmanlı döneminde yabancı şirketlere verilen imtiyazların yarattığı bağımlılığı biliyor, yer altı kaynaklarını doğrudan egemenlik meselesi olarak görüyordu. Petrol de bu yüzden sıradan bir maden gibi ele alınmadı; ekonomik olduğu kadar siyasî ve stratejik bir kaynak sayıldı. Kanunla birlikte devlet, petrol arama hakkını kendi elinde toplamayı ve bu alanda son sözü yabancı imtiyaz sahiplerine değil Ankara’ya bırakmayı hedefledi. Böylece Cumhuriyet, henüz sanayileşme yolunun başındayken enerji meselesine “millî kaynak, millî denetim” anlayışıyla yaklaşacağını göstermiş oldu. Bu yüzden 24 Mart 1926, Türkiye’nin petrolü yalnız ekonomik bir fırsat değil, bağımsızlık ve devlet egemenliği başlığı olarak gördüğü önemli tarihlerden biridir.
1938 | Southampton – Savarona’ya Türk bayrağı çekildi.
24 Mart 1938’de İngiltere’nin Southampton Limanı’nda Savarona’ya törenle Türk bayrağı çekildi. Savarona, dönemin en büyük ve en görkemli yatlarından biri olarak biliniyordu; Türkiye tarafından Cumhurbaşkanlığı yatı olarak satın alınması, genç Cumhuriyet’in kendini uluslararası alanda modern ve güçlü bir devlet olarak göstermesinin sembolik adımlarından biriydi. Kültür ve Turizm Bakanlığı kayıtlarına göre yat mart ayında teslim alındı, 1 Haziran 1938’de İstanbul’a getirildi ve Dolmabahçe Sarayı önüne demirledi. Sağlık durumu giderek bozulan Atatürk de Savarona’yı gezip inceledi ve son döneminde bir süre burada kaldı; bazı resmî görüşmeler ve Bakanlar Kurulu toplantıları da bu yatta yapıldı.
1958 | ABD – Elvis Presley askere alındı.
24 Mart 1958’de Elvis Presley’in ABD ordusuna katılması, dönemin Amerika’sında yalnız bir askerlik haberi değil, büyük bir kültürel olaydı. Çünkü askere giden kişi sıradan bir genç değil, çoktan Rock’n’Roll Kralı haline gelmiş, gençlik kültürünü altüst etmiş bir yıldızdı. HISTORY’nin aktardığına göre Elvis güne bir dünya starı olarak başlamış ama sıradan bir er olarak bitirmişti. Bu görüntü hem hayranları hem de Amerikan kamuoyu için sarsıcıydı; genç kızların ağladığı, orduya on binlerce mektup gönderildiği bir dönem yaşandı. Buna rağmen Elvis ayrıcalık istemedi; erteleme hakkını yalnız King Creole filmini bitirmek için kullandı ve sonra diğer askerler gibi göreve başladı. Ardından Almanya’da yaklaşık 18 ay görev yaptı. Bu süreç kariyerini de değiştirdi; asi, tehlikeli ve ebeveynleri korkutan rock’n’roll yıldızı imajı yerini daha kontrollü, daha ana akım ve daha millî bir figüre bırakmaya başladı. Yine de menajeri Colonel Tom Parker, Elvis’i gündemden düşürmedi; askerdeyken yayımlanan kayıtların hepsi milyon satan hitlere dönüştü.
1971 | İstanbul – Millî Mücadele’ye kalemiyle katılan yazar Müfide Ferit Tek öldü.
24 Mart 1971’de İstanbul’da hayatını kaybeden Müfide Ferit Tek, yalnız romancı değil, Millî Mücadele yıllarında kalemiyle doğrudan mücadele veren önemli bir aydındı. 1892’de Kastamonu’da doğdu; asker olan babasının görevleri nedeniyle Bağdat, Trablusgarp ve Paris gibi farklı çevrelerde yetişti. Ahmet Ferit Tek’le evlendikten sonra Türk Ocağı çevresinde yer aldı, konferanslar verdi, İfham, Türk Yurdu, Şehbal ve Türk Kadını gibi yayınlarda yazdı. Kurtuluş Savaşı yıllarında eşiyle birlikte Anadolu’ya geçti ve Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde Millî Mücadele’yi destekleyen yazılar kaleme aldı. Onu önemli kılan şey yalnız gazete yazarlığı da değildi; 1918’de yayımlanan Aydemir romanıyla, Türkçülük fikrini ve dış Türkler meselesini roman düzleminde işleyen erken örneklerden birini verdi. Sonraki romanı Pervaneler’de ise yabancı okulların ve kültürel etkilerin yeni kuşaklar üzerindeki sonuçlarını tartıştı. Cumhuriyet kurulduktan sonra da eşi büyükelçi olarak yurt dışındayken Türkiye’yi ve Türk kadınını anlatan konferanslar verdi. Yani Müfide Ferit Tek, yalnız edebiyatçı değil; işgal yıllarında yazıyı siyasal mücadele aracı olarak kullanan, Millî Mücadele’ye fikir ve kalem cephesinden katılan, kamuoyunun bugün yeterince tanımadığı ama erken Cumhuriyet ve Türk düşünce hayatında gerçek ağırlığı olan bir isimdi.
1976 | Buenos Aires – Isabel Perón darbeyle devrildi.
24 Mart 1976’da Arjantin Devlet Başkanı Isabel Perón askerî darbeyle devrildi. Bu olay ülkeyi yıllarca sürecek karanlık bir döneme soktu. Darbeden kısa süre sonra üç kişilik cunta yönetime el koydu; başa Orgeneral Jorge Rafael Videla getirildi, Kongre kapatıldı, sendikalar baskı altına alındı, sansür uygulandı ve devletin bütün kademeleri askerî denetime girdi. Sonrasında başlayan dönem, tarihe “Kirli Savaş” olarak geçti. Resmî söylemde hedef solcu silahlı örgütlerdi; ancak baskı çok daha genişledi: öğrenciler, sendikacılar, gazeteciler, öğretim üyeleri, sanatçılar ve rejim için sakıncalı görülen binlerce kişi gözaltında kaybedildi, işkence gördü ya da öldürüldü. Britannica, bu dönemde 10 bin ila 30 bin kişinin öldürüldüğünü ya da “kaybedildiğini” belirtiyor; UNESCO’nun koruma altına aldığı ESMA hafıza alanı da Buenos Aires’teki Deniz Mekanik Okulu’nun rejimin en büyük gizli gözaltı ve işkence merkezlerinden biri olduğunu gösteriyor. Yani 24 Mart 1976, yalnız bir darbe tarihi değil; Arjantin’de devlet terörünün kurumsallaştığı, annelerin yıllarca meydanlarda çocuklarını aradığı ve toplum hafızasında silinmeyen bir travmanın başladığı gün olarak önem taşıyor.
1978 | Ankara – Savcı Doğan Öz öldürüldü.
24 Mart 1978 sabahı Ankara Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz, evinden çıkıp arabasına bindiği sırada silahlı saldırıyla öldürüldü. Bu cinayeti önemli yapan şey, kurbanın sıradan bir savcı olmamasıydı. Doğan Öz, 1970’lerin sonundaki siyasî şiddeti yalnız sağ-sol çatışması gibi görmeyen, bunun arkasındaki devlet içindeki gizli yapılanmaların ve kontrgerilla ağlarının rolünü araştıran isimlerden biriydi. Bu konuda hazırladığı raporu dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e sunduğu, raporda şiddetin amacının demokrasiyi felce uğratmak olduğunu anlattığı sonraki yıllarda sık sık hatırlatıldı. Bu yüzden suikast Türkiye’de derin devlet, cezasızlık ve siyasî şiddet tartışmalarının en sembolik cinayetlerinden biri haline geldi. Olaydan sonra İbrahim Çiftçi yakalandı; ilk aşamada itiraflar ve tanık anlatımlarıyla suçlu bulunup idama mahkûm edildi, ancak kararlar Askerî Yargıtay tarafından bozuldu ve dosya sonunda beraatla kapandı. Cinayetin bugün bile anılmasının nedeni de tam burada yatıyor. Doğan Öz, karanlık yapıları soruştururken öldürüldü ve dosyası Türkiye’nin en çok tartışılan cezasızlık örneklerinden biri olarak kaldı.
1999 | Belgrad – NATO, Yugoslavya’ya karşı hava harekâtı başlattı.
24 Mart 1999’da NATO, Kosova’daki savaş ve özellikle Sırp güçlerinin Arnavut sivillere yönelik saldırıları nedeniyle Yugoslavya’ya karşı hava harekâtı başlattı. Bunun öncesinde Kosova’da yıllardır büyüyen Sırp-Arnavut gerilimi silahlı çatışmaya dönüşmüş, Kosova Kurtuluş Ordusu’nun eylemleri ile Yugoslav ve Sırp güvenlik güçlerinin sert karşılığı bölgeyi büyük bir şiddet sarmalına sokmuştu. 1998’den itibaren polis, paramiliter güçler ve ordu tarafından işlenen ağır ihlaller yüzünden büyük bir mülteci dalgası oluştu; uluslararası toplum ateşkes, geri çekilme ve gözlemci talep etti ama kriz durmadı. Rambouillet görüşmeleri de 1999’un başında sonuçsuz kalınca, NATO 24 Mart’ta bombardımana başladı. Bombardıman 11 hafta sürdü ve yalnız askerî hedeflerle sınırlı kalmadı; Belgrad dahil Sırbistan’daki altyapı da ciddi hasar gördü. Daha da önemlisi, NATO saldırılarının hemen ardından Yugoslav ve Sırp güçleri Kosova’daki etnik Arnavut nüfusa yönelik kitlesel sürgün ve şiddeti daha da artırdı; yüz binlerce kişi Arnavutluk, Makedonya ve Karadağ’a kaçmak zorunda kaldı. Haziran 1999’da imzalanan anlaşmayla Yugoslav güçleri çekildi, NATO öncülüğündeki barış gücü bölgeye girdi ve Kosova Birleşmiş Milletler yönetimine bırakıldı. Sonraki yıllarda gerginlik bitmedi; Kosova 2008’de bağımsızlığını ilan etti, Sırbistan bunu tanımadı. Bu yüzden 24 Mart 1999, yalnız bir bombardıman tarihi değil; Balkanlar’daki sınır, egemenlik ve müdahale tartışmalarını bugüne kadar etkileyen büyük bir dönüm noktasıdır.
2016 | Amsterdam – Johan Cruyff öldü.
24 Mart 2016’da ölen Johan Cruyff, sadece büyük bir futbolcu değil, futbolu yeniden düşünen ve yeniden kuran isimlerden biriydi. Ajax ve Hollanda millî takımıyla 1970’lerde sahaya taşıdığı total futbol anlayışı, oyuncuların sabit mevkilere çakılı kalmadığı, herkesin alan değiştirip oyuna her noktadan katıldığı bambaşka bir futbol aklıydı. Cruyff bu oyunun sadece yıldızı değil, sahadaki beyni oldu. Üç kez Ballon d’Or kazandı, 1974 Dünya Kupası’nda Hollanda’yı finale taşıdı ve futbol tarihinin en etkileyici kuşaklarından birinin yüzü haline geldi. Teknik direktör olduğunda özellikle Ajax ve Barcelona’da kulüp futbolunun mantığını değiştirdi; pas oyunu, alan üstünlüğü, önde baskı, topa sahip olma ve altyapıdan oyuncu yetiştirme fikrini kalıcı hale getirdi. Bugün Guardiola’dan Barcelona akademisine, modern pozisyon oyunundan birçok kulübün oyun felsefesine kadar uzanan çizgide Cruyff’un doğrudan izi vardır. Kısacası 24 Mart 2016, yalnız büyük bir eski futbolcunun ölümü değil; modern futbolun nasıl oynanacağını ve nasıl düşünüleceğini değiştiren en büyük akıllardan birinin kaybıydı.
2020 | Lozan – Albert Uderzo öldü.
24 Mart 2020’de ölen Albert Uderzo, dünya çizgi roman tarihinin en büyük çizerlerinden biriydi. Onu ölümsüzleştiren şey, senarist René Goscinny ile birlikte yarattığı Asteriks evreniydi. Roma İmparatorluğu’na direnen küçücük bir Galya köyünü anlatan bu seri, ilk bakışta çocuklara dönük bir macera gibi görünse de aslında zekâ dolu siyasi göndermeler, tarih parodileri, dil oyunları ve kültürel taşlamalarla çok geniş bir okur kitlesine ulaştı. Uderzo’nun çizgisi de burada belirleyiciydi: Asteriks, Oburiks, Sezar ve korsanlar gibi karakterler yalnız yazıyla değil, onun dinamik, abartılı ve hemen tanınan görsel dünyasıyla hafızaya kazındı. Serinin onlarca dile çevrilmesi, yüz milyonlarca kopya satması, animasyonlara ve sinema filmlerine uyarlanması boşuna değildi; Asteriks, Avrupa popüler kültürünün en güçlü markalarından birine dönüştü. Bu yüzden 24 Mart 2020, yalnız bir çizerin ölümü değil, çocukluk hafızasını, mizahı ve çizgi romanı aynı anda etkileyen büyük bir yaratıcı gücün vedasıydı.
2020 | Tokyo / Lozan – 2020 Yaz Olimpiyatları pandemi nedeniyle ertelendi.
24 Mart 2020’de Uluslararası Olimpiyat Komitesi ile Japonya hükümeti, Tokyo’da yapılması planlanan 2020 Yaz Olimpiyatları’nın koronavirüs pandemisi nedeniyle 2021’e ertelendiğini açıkladı. Oyunlar daha önce dünya savaşları yüzünden tamamen iptal edilmişti ama ilk kez böylesine küresel bir sağlık krizi yüzünden bir yıl sonraya kaydırılıyordu. O sırada dünya genelinde sınırlar kapanıyor, spor organizasyonları birbiri ardına duruyor, ülkeler seyahat ve toplu etkinlik kısıtlamaları getiriyordu. Olimpiyatlar gibi binlerce sporcunun, yüzlerce ülkenin ve milyonlarca seyircinin bağlı olduğu dev bir organizasyonun takvimden çıkarılması, pandeminin ulaştığı boyutu bütün dünyaya çok açık biçimde gösterdi. Bu erteleme yalnız sporcuların hazırlık planlarını değil, yayın gelirlerinden sponsorluk anlaşmalarına, Tokyo’nun ekonomik beklentilerinden elemelerin yeniden düzenlenmesine kadar her şeyi etkiledi.
Bu haber Haber Kocaeli özel içeriğidir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Kaynak gösterilerek dahi olsa haberin tamamı veya bir kısmı, yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz, başka mecralarda yayınlanamaz.
