Günün Tarihi / 1 Nisan
1–7 Nisan: Kanserle Savaş Haftası
Bu hafta, yalnızca farkındalık oluşturmak için değil; erken teşhisin önemini anlatmak, vatandaşları ücretsiz tarama programlarına yönlendirmek ve kanserin önlenebilir yönlerine dikkat çekmek için öne çıkarılıyor. Sağlık otoriteleri, kanserin tek bir hastalık olmadığını, birçok farklı türü bulunduğunu vurgularken; tütün kullanımı, fazla kilo, hareketsizlik, sağlıksız beslenme ve alkol gibi etkenlerin önemli bir risk oluşturduğunu belirtiyor. Dünya genelinde yeni kanser vakalarının artmaya devam etmesi de bu haftanın neden hâlâ önemli olduğunu gösteriyor.
Kanserle mücadelede bugün gelinen noktada en önemli başlık; erken teşhis. Türkiye’de meme, rahim ağzı ve kolorektal kanserler için yürütülen ulusal tarama programlarıyla hastalığın belirti vermeden önce yakalanması hedefleniyor. Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre KETEM’ler ve tarama merkezleri aracılığıyla her yıl milyonlarca kişiye tarama hizmeti sunuluyor.
1 Nisan Şaka Günü
1 Nisan denince hepimizin aklına şaka yapmak geliyor. Ancak bu geleneğin başlangıcı sanıldığı kadar net değil. En yaygın anlatıya göre, 16. yüzyılda Fransa’da takvim düzeni değişince yılbaşı kutlaması 1 Ocak’a alındı; eski alışkanlıkla ilkbaharda kutlama yapmayı sürdürenlerle alay edilmesi de zamanla 1 Nisan şakalarına dönüştü. Fransa’daki “Poisson d’avril”, yani “Nisan balığı” geleneği de buradan geliyor. Özellikle çocuklar, fark ettirmeden birinin sırtına kâğıttan balık yapıştırarak şaka yapıyor. Bu ayrıntı bugün bile 1 Nisan’ın en tanınan sembollerinden biri olmayı sürdürüyor.
Bu günün ilginç yanı, yalnız sokaktaki şakalarla sınırlı kalmaması. Dünyada en çok hatırlanan 1 Nisan şakalarından biri, BBC’nin 1957’de yayımladığı “İsviçre’de spagetti hasadı” haberi oldu; o yıllarda Britanya’da makarna bugünkü kadar tanıdık olmadığı için birçok kişi gerçekten ağaçta spagetti yetiştiğine inandı. 1996’da Taco Bell’in, ABD’nin simgelerinden Liberty Bell’i satın alıp adını “Taco Liberty Bell” yaptığı yönündeki ilanı da büyük yankı uyandırdı. Türkiye’de ise en bilinen örneklerden biri Anadolu Ajansı’nın 2013’te servis ettiği “Taksim’de doğalgaz bulundu” haberi oldu; haber kısa sürede gerçek sanılıp çok sayıda site ve sosyal medya hesabında yayıldı. AA’nın daha önce “hamilelik süresi 5 aya iniyor” ve “Dünya’ya çok benzeyen gezegen keşfedildi” gibi 1 Nisan şakaları da yine geniş yankı uyandırmıştı.
1873 | Gedikpaşa’da ilk kez sahnelenen Vatan Yahut Silistre, tiyatro sahnesinden çıktı ve memleket meselesine dönüştü.
1 Nisan 1873’te Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre adlı oyunu, İstanbul’daki Gedikpaşa Tiyatrosu’nda ilk kez sahnelendi. Oyun, Kırım Savaşı sırasında Silistre savunmasını ve bu savunma etrafında şekillenen vatan sevgisini, fedakârlığı ve kahramanlığı anlatıyordu. Tanzimat döneminde tiyatro zaten yeni yeni kamusal bir güç kazanmaya başlamıştı; Namık Kemal de sahneyi yalnız eğlence için değil, fikir ve heyecan üretmek için kullanan yazarlardan biriydi. Bu yüzden Vatan Yahut Silistre sıradan bir temsil olmadı. Seyircide çok güçlü bir coşku yarattı, temsil salonunun dışına taşan tezahüratlar başladı ve oyun kısa sürede siyasi bir hadise haline geldi.
Oyunun etkisi bununla sınırlı kalmadı. 3 Nisan’daki ikinci temsilde de aynı heyecan sürdü. Ardından hükümet sert tepki verdi; İbret gazetesi kapatıldı, Namık Kemal ve yakın çevresi baskıyla karşılaştı, yazar kısa süre sonra Magosa’ya sürgün edildi. Böylece Vatan Yahut Silistre, Türk tiyatro tarihinde yalnız edebî değeriyle değil, sahnede söylenen sözün toplumda nasıl gerçek bir siyasal yankı yaratabildiğini göstermesiyle de özel bir yere yerleşti. Bir oyunun ardından devletin alarma geçmesi, Tanzimat Osmanlısında vatan fikrinin artık yalnız kitap sayfalarında değil, sokakta da karşılık bulmaya başladığını gösteriyordu.
1916 | Mustafa Kemal, mirliva rütbesine yükseltildi.
1 Nisan 1916’da Mustafa Kemal, mirliva rütbesine yükseltildi ve paşa unvanını aldı. Bu terfi, Çanakkale’deki başarısının hemen ardından geldi. Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’nın ağır şartları içinde yeni cephe baskılarıyla karşı karşıyaydı. Mustafa Kemal de kısa süre önce Doğu Cephesi’nde önemli bir görev üstlenmişti. Bu nedenle söz konusu terfi, yalnız bir rütbe değişikliği değil, merkez komutanlığın ona duyduğu güvenin açık bir göstergesi oldu.
Bu tarihten sonra Mustafa Kemal’in askerî ağırlığı daha da arttı. Aynı yıl Doğu Cephesi’nde Rus kuvvetlerine karşı yürütülen harekâtta Muş ve Bitlis geri alındı. Böylece 1 Nisan 1916’da Mustafa Kemal’in mirliva rütbesine yükseltilmesi, kısa süre içinde sahadaki başarılarla da desteklenmiş oldu. Bu yönüyle bu terfi, Mustafa Kemal’in yalnız cephede öne çıkan bir komutan değil, imparatorluğun son döneminde adı giderek daha fazla öne çıkan askerî figürlerden biri haline geldiğini gösteren önemli bir eşikti.
1918 | Şair Nigâr Hanım hayatını kaybetti.
Osmanlı-Türk edebiyatının en tanınan kadın şairlerinden Nigâr Hanım, 1 Nisan 1918’de İstanbul’da hayatını kaybetti. Tanzimat sonrasının edebiyat ortamında kadınların görünürlüğünün son derece sınırlı olduğu bir dönemde öne çıktı. İyi eğitim aldı, birden fazla dil öğrendi, şiirin yanı sıra günlükler, mektuplar ve düzyazılar da kaleme aldı. Özellikle Efsûs gibi eserleriyle geniş ilgi gördü. Duygulu, içe dönük ve kişisel bir ses taşıyan şiirleriyle tanındı. Dönemin edebiyat çevrelerinde yalnızca yazan bir isim olarak değil, etrafında bir kültürel ilgi oluşturan kadın sanatçı kimliğiyle de dikkat çekti.
1921 | İkinci İnönü zaferi.
1 Nisan 1921’de İkinci İnönü Muharebesi, Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı. Bu savaş, Birinci İnönü’den sonra Yunan ordusunun yeniden saldırıya geçmesiyle başladı. Londra Konferansı’ndan sonuç çıkmaması ve Ankara Hükümeti’nin Sevr benzeri dayatmaları kabul etmemesi üzerine Yunan kuvvetleri 23 Mart’tan itibaren yeniden taarruza geçti. Amaç, Türk savunmasını yarıp Eskişehir hattını ele geçirmek, ardından da Ankara üzerindeki baskıyı artırmaktı. İsmet Paşa komutasındaki Batı Cephesi kuvvetleri ise İnönü mevzilerinde bu saldırıyı karşıladı. Günler süren çetin çarpışmaların ardından Yunan kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldı ve böylece 1 Nisan’da cephede belirleyici üstünlük Türk tarafına geçti. Mustafa Kemal’in İsmet Paşa’ya gönderdiği “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin ters talihini de yendiniz” sözleri de bu zaferin cephe ötesindeki anlamını özetledi.
İkinci İnönü Zaferi’nin önemi, yalnız bir cephe başarısı olmasından gelmiyordu. Bu zafer, Ankara’daki Millî Mücadele yönetiminin geçici bir direniş odağı değil, düzenli orduya dayanan gerçek bir siyasi ve askerî güç olduğunu gösterdi. Meclis’in ve ordunun morali yükseldi, düzenli orduya duyulan güven arttı. Dışarıda ise etkisi daha geniş hissedildi. İtilaf devletlerinin ve özellikle İngiltere’nin Yunanistan’a bakışında değişim başladı; Yunan ilerleyişinin kolay ve hızlı olmayacağı daha açık görüldü. Aynı yıl içinde yaşanacak daha büyük savaşlara rağmen, 1 Nisan 1921’de kazanılan bu zafer Millî Mücadele’nin dönüm noktalarından biri sayıldı. Çünkü İnönü’de tutulan hat, yalnız mevziyi değil, Ankara Hükümeti’nin meşruiyetini ve geleceğe dair umudunu da korudu.
1924 | Adolf Hitler, Beer Hall Putsch davasında hapis cezasına çarptırıldı.
1 Nisan 1924’te Adolf Hitler, 1923 yılının kasım ayında Münih’te giriştiği başarısız darbe denemesi nedeniyle vatana ihanetten suçlu bulundu ve beş yıl hapis cezasına çarptırıldı. “Beer Hall Putsch” olarak bilinen bu girişimde Hitler ve çevresindekiler, Weimar Cumhuriyeti’ni devirip iktidarı zorla ele geçirmeyi hedeflemişti. Darbe kısa sürede bastırıldı, Hitler tutuklandı ve mahkeme önüne çıkarıldı. İlk bakışta bu mahkeme, onun siyasî hayatının sona ermesi anlamına gelebilirdi, ancak yargılama süreci tam tersine, Hitler’in adını Almanya genelinde daha görünür hale getirdi. Duruşmayı propaganda alanına çevirdi, milliyetçi söylemlerini geniş kitlelere duyurdu ve kamuoyunda sıradan bir aşırı sağcı ajitatörden daha büyük bir figüre dönüşmeye başladı.
Bu cezanın asıl önemi, sonrasında ortaya çıktı. Hitler, aldığı beş yıllık cezaya rağmen Landsberg Hapishanesi’nde yaklaşık dokuz ay kaldı. Bu süre içinde Mein Kampf’ın önemli bölümlerini yazdı ve başarısız darbe girişiminden bir ders çıkararak iktidara artık doğrudan ayaklanmayla değil, seçim, propaganda ve hukuk düzeninin açıklarından yararlanarak yürümeye karar verdi.
1937 | Oyuncu, yönetmen ve senarist Yılmaz Güney doğdu.
1 Nisan 1937’de Adana’da doğan Yılmaz Güney, Türk sinemasının en etkili ve en tartışmalı isimlerinden biri oldu. Sinemaya oyuncu olarak girdi, kısa sürede büyük bir yıldız haline geldi ve “Çirkin Kral” lakabıyla geniş kitleler tarafından tanındı. Yılmaz Güney, 1960’ların sonundan itibaren yönünü daha sert, daha toplumsal ve daha gerçekçi bir sinemaya çevirdi. Özellikle Umut, Sürü, Yol ve Düşman gibi filmlerle yoksulluk, adaletsizlik, devlet baskısı, taşra hayatı ve sınıf çatışmaları gibi konuları sinemanın merkezine taşıdı. Böylece Yeşilçam’ın alışılmış kalıplarının dışına çıkan, daha politik ve daha sarsıcı bir sinema dili kurdu.
Yılmaz Güney’in hayatı da filmleri kadar çalkantılı geçti. Hakkındaki davalar, hapis cezaları, siyasi tartışmalar ve sonunda yurtdışına çıkışı onu sürekli tartışılan bir kamusal figür haline getirdi. Buna rağmen etkisi zayıflamadı. 1982’de Yol filmi Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazandı
1942 | Oyuncu, yönetmen, karikatürist ve eğitmen Savaş Dinçel doğdu.
1 Nisan 1942’de doğan Savaş Dinçel, Türk tiyatrosu ve televizyonunun en sevilen ustalarından biri oldu. Tiyatro kökenli bir sanatçıydı; oyunculuğun yanı sıra yönetmenlik yaptı, karikatür çizdi. Ancak onu geniş kitlelere en güçlü biçimde tanıtan işlerden biri, 2002–2005 yılları arasında yayımlanan Ekmek Teknesi dizisindeki “Nusret Baba” karakteri oldu. Mahallede sözü dinlenen, sıcak ama vakur fırıncı tipiyle hafızalarda yer etti. Bu rol, Savaş Dinçel’i yalnız tiyatro çevrelerinin bildiği bir usta olmaktan çıkarıp Türkiye’nin her kesiminden izleyicinin tanıdığı bir isim haline getirdi.
Savaş Dinçel’in gücü, gösterişli oyunculukta değil, doğallığında yatıyordu. Canlandırdığı karakterler yapay değil, hayatın içinden insanlar gibi görünüyordu. Bu yüzden hem sahnede hem ekranda sahiciliğiyle sevildi. Ekmek Teknesi dışında sinema ve televizyonda birçok yapımda yer aldı, ama onu kalıcı yapan şey usta oyuncu sıfatını gerçekten doldurmasıydı. Arkasında yalnız roller değil, tiyatroya, oyunculuğa ve izleyicinin hafızasına sinmiş güçlü bir iz bıraktı.
1944 | Tiyatro ve sinema oyuncusu Hazım Körmükçü hayatını kaybetti.
1 Nisan 1944’te hayatını kaybeden Hazım Körmükçü, Türk tiyatrosu ile erken dönem sinemasının önemli isimlerinden biriydi. Darülbedayi kadrosunda yer aldı, operetlerde ve tiyatro oyunlarında sahneye çıktı. Özellikle Kayseri Gülleri oyunundaki Yanko rolüyle tanındı. Dönemin seyircisi için güçlü bir sahne oyuncusuydu; yalnız tiyatroda değil, sinemanın yeni yeni yaygınlaştığı yıllarda da kamera karşısına geçti. Böylece Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan dönemde, geleneksel sahne kültürüyle modern tiyatro ve sinema arasındaki geçiş kuşağında öne çıkan sanatçılardan biri oldu.
Hazım Körmükçü’nün önemi, yalnız belli birkaç rolle hatırlanmasından gelmiyor. O, Türk sahne sanatlarının kurumlaşmaya başladığı bir dönemde, tiyatro, operet ve sinema arasında geçiş yapabilen çok yönlü oyunculardan biriydi. Ölümü, sanat çevrelerinde büyük üzüntü yarattı; Şehir Tiyatroları da onun vefatı üzerine perdelerini iki gün kapalı tuttu.
1955 | Şarkıcı ve besteci İlhan İrem doğdu.
1 Nisan 1955’te Bursa’da doğan İlhan İrem, Türk pop müziğinin en kendine özgü isimlerinden biri oldu. Müziğe genç yaşta başladı, 1970’li yıllarda çıkardığı plaklarla adını duyurdu. Özellikle “Yazık Oldu Yarınlara”, “Anlasana”, “Havalar Nasıl”, “İşte Hayat”, “Ayrılık Akşamı” ve “Sen Bilirsin” gibi şarkılarla geniş kitlelere ulaştı. İlk dönemde daha çok romantik ve duygulu pop şarkılarıyla tanınsa da zamanla müziğini klasik pop çizgisinin dışına taşıdı. 1980’lerde çıkardığı Pencere, Köprü ve Ve Ötesi albümleriyle daha düşünsel, daha içe dönük ve yer yer mistik bir dünya kurdu. Bu yönüyle kendi müzikal evrenini kuran özel bir isim olarak öne çıktı.
İlhan İrem’i farklı kılan şey, popüler müziğin içinde kalırken aynı zamanda şiire, felsefeye ve iç dünyaya açılan ayrı bir dil kurabilmesiydi. Şarkı sözü yazdı, beste yaptı, kitaplar yayımladı ve sahnede de hep kendine özgü bir çizgi izledi. 1990’lı yıllarda daha içe kapanık bir sanat hayatı sürse de etkisi kaybolmadı. Sonraki kuşaklar için de Türk pop müziğinde ayrı bir yerde duran hem duygusal hem düşünsel bir damar açan sanatçılardan biri olarak anılmaya devam etti.
1955 | EOKA, Kıbrıs’ta silahlı eylemlerine başladı.
1 Nisan 1955’te EOKA, Kıbrıs’ta İngiliz yönetimine karşı bombalı ve silahlı saldırılar başlattı. Rum milliyetçisi bu yeraltı örgütünün hedefi, İngiliz sömürge idaresine son vermek ve adayı Yunanistan’la birleştirmekti. İlk saldırılar ağırlıklı olarak İngiliz yönetimine ait hedeflere yöneldi. Ancak bu gelişme, Kıbrıs meselesini kısa sürede yeni ve çok daha sert bir döneme taşıdı. Çünkü ada artık yalnız bir sömürge yönetimi tartışmasının değil, enosis hedefi etrafında büyüyen silahlı bir çatışmanın alanına dönüşmeye başladı. EOKA’nın eylemleri, Kıbrıs sorununda diplomatik gerilimi sokaktaki şiddetle birleştiren kırılma noktalarından biri oldu.
Bu tarihin önemi, sonrasında yarattığı sonuçlarda daha açık biçimde görüldü. EOKA’nın İngilizlere karşı başlattığı silahlı kampanya kısa süre içinde adadaki Türk toplumunu da doğrudan etkileyen bir güvenlik sorununa dönüştü. 1955–1958 döneminde artan şiddet yüzünden çok sayıda Kıbrıslı Türk yaşadığı karma köyleri terk etmek zorunda kaldı.
1976 – Apple kuruldu.
1 Nisan 1976’da Steve Jobs, Steve Wozniak ve Ronald Wayne Apple’ı kurdu. Bu cümle bugün çok sıradan geliyor olabilir, çünkü sonucu biliyoruz. Ama asıl ilginç taraf, bunun başlangıçta dev bir kurumsal hikâye değil, kişisel bilgisayar fikrinin henüz marjinal sayıldığı bir dönemde kurulmuş küçük bir ortaklık olmasıydı. Sonrasında Apple yalnızca bir teknoloji şirketi değil, tasarım, kullanıcı deneyimi ve teknolojiyi gündelik hayatın estetik bir parçasına dönüştürme fikrinin küresel sembolü oldu. 1 Nisan 1976, bugün cebimizde taşıdığımız dijital dünyanın önemli doğum tarihlerinden biridir.
1978 | Eğitimci, yazar ve düşünür İsmail Hakkı Baltacıoğlu hayatını kaybetti.
1 Nisan 1978’de hayatını kaybeden İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Türkiye’de eğitim düşüncesi denince akla gelen en önemli isimlerden biriydi. II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet dönemine uzanan uzun bir fikir hayatı yaşadı. Darülfünun’da görev yaptı, üniversite yöneticiliği üstlendi, eğitim, kültür, sanat, sosyoloji ve düşünce alanlarında çok sayıda eser verdi. Onu farklı kılan şey, eğitimi yalnız okulda ders anlatılan dar bir alan olarak görmemesiydi. Baltacıoğlu’na göre eğitim, insanı hayata hazırlayan, kişiliği geliştiren, toplumu dönüştüren ve kültürü canlı tutan büyük bir süreçti. Bu yüzden öğretmenlikten okul yapısına, el işinden sanata kadar birçok konuda dönemi için ileri sayılabilecek görüşler ortaya koydu.
İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun önemi, yalnız kitap yazmış bir aydın olmasından gelmiyor. O, Türkiye’de modern eğitim anlayışının nasıl kurulacağı üzerine en ciddi biçimde düşünen isimlerden biriydi. Uygulamalı eğitim, üretkenlik, yaratıcılık ve öğrencinin kişiliğini geliştirme fikrine verdiği önem, onu ezberci anlayışın karşısında ayrı bir yere koydu. Eğitimle kültür arasında güçlü bir bağ kurdu; tiyatrodan güzel sanatlara kadar birçok alanı da bu düşüncenin parçası saydı.
1979 | İran’da İslam Cumhuriyeti ilan edildi.
1 Nisan 1979’da Ayetullah Ruhullah Humeyni, iki gün önce yapılan referandumun ardından İran’ın artık bir İslam Cumhuriyeti olduğunu ilan etti. Bu karar, Şah Muhammed Rıza Pehlevi yönetimini deviren İran Devrimi’nin en kritik eşiğiydi. Aylar süren kitlesel gösteriler, grevler ve siyasal çöküşün ardından monarşi fiilen sona ermiş, Humeyni de şubat ayında sürgünden dönerek devrimin en güçlü figürü haline gelmişti. 30–31 Mart’taki referandumda halka yalnızca “İslam Cumhuriyeti”ne evet ya da hayır denmesi istendi ve ertesi gün yeni rejim ilan edildi. Böylece İran’da yalnız yönetim değişmedi; devletin dayandığı meşruiyet kaynağı, hukuk anlayışı ve siyasal yapısı da kökten değişmeye başladı.
Bu tarihin önemi, sonrasında ortaya çıkan sonuçlarla daha da büyüdü. İran, kısa sürede yalnız eski rejimi tasfiye eden bir devrim ülkesi olmaktan çıktı; dinî liderliğin siyasetin merkezine yerleştiği, Batı karşıtı çizginin sertleştiği ve bölgeye örnek olma iddiası taşıyan yeni bir rejime dönüştü. Devrimden sonra din adamları, solcu, milliyetçi ve liberal eski müttefiklerini hızla sistemin dışına itti. Aynı yıl ABD Büyükelçiliği baskını ve ardından gelen rehine krizi, İran ile ABD arasında on yıllar sürecek düşmanlığın simgesi haline geldi. İran’ın daha sonraki yıllarda Ortadoğu’daki etkisini, İsrail’le gerilimini, vekil güçler üzerinden kurduğu bölgesel stratejiyi ve “devrimi ihraç etme” fikrini anlamak için 1 Nisan 1979’a dönmek gerekir. Çünkü o gün ilan edilen rejim, yalnız İran’ın değil, bütün bölgenin siyasal dengesini değiştiren yeni bir dönemi başlattı.
2002 | Hollanda’da ötanazi yasası yürürlüğe girdi.
1 Nisan 2002’de Hollanda’da ötanazi ve hekim yardımlı intiharı belirli şartlar altında düzenleyen yasa yürürlüğe girdi. Bu adım, dünyada büyük yankı uyandırdı. Çünkü Hollanda, hayatın sonuna ilişkin bu tartışmalı alanı açık biçimde yasal çerçeveye oturtan ilk ülkelerden biri oldu. Ancak bu yasa, ötanaziyi sınırsız biçimde serbest bırakmadı. Hollanda hükümetinin açıkladığı çerçeveye göre uygulama ancak hastanın talebinin gönüllü ve düşünülmüş olması, çekilen acının dayanılmaz ve düzelme umudu bulunmaması, hastanın durumunun açıkça anlatılması, makul bir alternatifin kalmaması, bağımsız bir ikinci hekimin görüşünün alınması ve işlemin tıbben dikkatli biçimde yürütülmesi gibi sıkı koşullara bağlandı. Ayrıca her vakanın resmî makamlara bildirilmesi ve incelemeye açılması şartı getirildi.
2004 | Google, Gmail hizmetini duyurdu.
Google, 1 Nisan 2004’te Gmail’i duyurdu. Duyurunun 1 Nisan’da yapılması nedeniyle birçok kişi bunun şaka olduğunu düşündü. Çünkü o dönem e-posta servislerinde birkaç megabaytlık alanlar normal kabul edilirken, Gmail tam 1 GB depolama alanı vaat ediyordu. Bu rakam o günün internet dünyası için son derece yüksekti. Google ayrıca Gmail’i yalnız mesaj gönderip alma hizmeti olarak değil, e-postaları silmek yerine saklamaya, sonra da arayarak bulmaya dayalı yeni bir kullanım anlayışıyla tanıttı.
Gmail’in etkisi kısa sürede görüldü. Rakip servisler de depolama alanlarını hızla artırmak zorunda kaldı. Böylece e-posta kullanımı, yer açmak için sürekli mesaj silinen dar bir yapıdan çıkıp, daha geniş arşiv mantığına dayanan yeni bir döneme girdi. Gmail aynı zamanda Google’ın günlük dijital hayatta daha merkezi bir yere yerleşmesinin de önemli adımlarından biri oldu.
2009 | Hırvatistan ve Arnavutluk NATO’ya katıldı.
1 Nisan 2009’da Arnavutluk ve Hırvatistan NATO’nun yeni üyeleri oldu. Bu gelişme, Soğuk Savaş sonrası Avrupa güvenlik mimarisinin Balkanlar ayağında önemli bir adımdı. Çünkü mesele sadece iki ülkenin üyeliği değildi; Yugoslavya sonrası parçalanmış ve çatışmalı bir bölgenin Batı güvenlik kurumlarına daha fazla bağlanması anlamına geliyordu. NATO genişlemesi, her zaman askeri olduğu kadar siyasi bir mesaj da taşır; burada verilen mesaj istikrar ve blok aidiyeti mesajıydı.
2012 | Sinema oyuncusu Ekrem Bora hayatını kaybetti.
1 Nisan 2012’de hayatını kaybeden Ekrem Bora, Yeşilçam’ın uzun yıllar boyunca en popüler başrol oyuncularından biri oldu. Sinemaya 1955’te Alın Yazısı ile adım attı. Asıl yükselişini ise 1960’lı ve 1970’li yıllarda yaşadı. Sürtük, Zehirli Hayat, Kadın Düşmanı, Mağrur Kadın, Ağlayan Melek, Mazi Kalbimde Yaradır ve Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu gibi yapımlarla geniş kitlelerin tanıdığı bir yıldız haline geldi. Başlangıçta daha çok yakışıklı jön ve romantik başrol olarak öne çıktı; ilerleyen yıllarda ise sert, ağırbaşlı, otoriter ama duygusal derinliği olan erkek karakterlerin güçlü oyuncusuna dönüştü. Bu değişim, onu döneminin pek çok yıldızından ayırdı.
Yeşilçam’ın klasik yıldız sisteminden çıkıp karakter oyunculuğuna da başarıyla geçen ender isimlerden olan Ekrem Bora. Kariyeri boyunca 200’ü aşkın yapımda yer aldı; 1966’da Sürtük, 1991’de ise Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu filmiyle Antalya Altın Portakal’da En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandı.
2025 | Trabzonspor U19–Inter U19 maçı, UEFA Gençlik Ligi seyirci rekoru kırdı.
1 Nisan 2025’te Trabzonspor U19 ile Inter U19 arasında oynanan UEFA Gençlik Ligi çeyrek final maçı, 40 bin 368 seyirciyle turnuva tarihinin o tarihe kadarki en yüksek seyirci sayısına ulaştı. UEFA’nın resmi kayıtlarına göre Trabzonspor’un 1-0 kazandığı bu karşılaşma, genç takım düzeyindeki bir maç için sıra dışı bir ilgi gördü. Normalde altyapı maçları daha dar bir izleyici kitlesine oynanırken, Trabzon’daki bu karşılaşma büyük bir stadyum atmosferine dönüştü ve gençlik futbolunun da güçlü bir seyirci karşılığı üretebileceğini gösterdi.
Bu maçın önemi yalnız sayıda değil, yarattığı etkideydi. Trabzonspor tribünleri, bir altyapı maçını adeta üst düzey profesyonel karşılaşma havasına taşıdı ve bu tablo Türkiye’de futbol seyircisinin yalnız sonuç odaklı değil, aidiyet ve kulüp bağı etrafında da güçlü biçimde harekete geçebildiğini gösterdi. Bu rekor daha sonra 4 Şubat 2026’da Köln U19 ile Inter U19 arasında oynanan maçta 50 bin seyirciyle geçildi.
Bu haber Haber Kocaeli özel içeriğidir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Kaynak gösterilerek dahi olsa haberin tamamı veya bir kısmı, yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz, başka mecralarda yayınlanamaz.

