20 Mart Tarihte Bugün

15 Dakika Okuma
Tarihte 20 Mart'ta gerçekleşen önemli olaylar ve tarihî gelişmeler, Haber Kocaeli'de detaylı şekilde anlatılıyor.

1602 | Hollanda – Hollanda Doğu Hindistan Şirketi kuruldu.
20 Mart 1602’de kurulan Hollanda Doğu Hindistan Şirketi, tarihin en etkili ticaret kuruluşlarından biri oldu. Şirketin amacı, Uzak Doğu’daki baharat ticaretini ele geçirmekti; ama kısa sürede sıradan bir ticari yapı olmaktan çıktı. Kendi gemileri, askerleri, kaleleri ve sömürge ağları olan bu şirket, anlaşma yapabiliyor, savaş açabiliyor ve para basabiliyordu. Yani bugünkü anlamda sadece bir şirket değil, neredeyse devlet yetkileriyle çalışan yarı-sömürgeci bir güçtü. Hollanda’nın Endonezya başta olmak üzere Asya’daki hakimiyetinin temelini de bu yapı attı. Küresel kapitalizmin, şirket sömürgeciliğinin ve borsaya açık büyük sermaye ortaklıklarının erken örneklerinden biri sayılmasının nedeni de budur.

1792 | Paris – Fransa, giyotinle idamı kabul etti.
20 Mart 1792’de Fransız Meclisi, idamların giyotinle yapılmasını kabul etti. İlk bakışta ürkütücü olan bu kararın, dönemin bazı çevrelerince daha insani ve daha eşit bir infaz yöntemi olarak savunulmasıydı. Çünkü eski düzende soylularla halk farklı biçimlerde idam ediliyordu; giyotin ise herkese aynı sonu vaat eden mekanik bir araç olarak sunuldu. Adını Doktor Joseph-Ignace Guillotin’den alan bu düzenek, çok geçmeden Fransız Devrimi’nin en kanlı sembollerinden birine dönüştü. Kral XVI. Louis’den Kraliçe Marie Antoinette’e, Danton’dan Robespierre’e kadar devrimin çok sayıda büyük adı bu makinede öldürüldü. Kısa sürede devlet şiddetinin en tanınan yüzü haline geldi.

1815 | Paris – Napolyon, Elba’dan kaçıp yeniden başkente girdi.
20 Mart 1815’te Napolyon, Elba Adası’ndan kaçışının ardından Paris’e girdi ve yeniden iktidarı ele aldı. Bu dönüş, tarihe “Yüz Gün” adıyla geçen kısa ama son derece kritik dönemi başlattı. Elba’ya sürgün edilmiş bir imparatorun yeniden sahneye çıkması, yalnız Fransa’yı değil bütün Avrupa’yı alarma geçirdi. Napolyon’un ilerleyişi sırasında üzerine gönderilen askerlerin bir kısmı ona katıldı; Bourbon hanedanı Paris’ten çekildi. Ancak bu büyük dönüş uzun sürmedi. Avrupa güçleri yeniden birleşti, birkaç ay sonra Waterloo yenilgisi geldi ve Napolyon bu kez kesin olarak devrildi.

1899 | New York – Martha M. Place, elektrikli sandalyede idam edilen ilk kadın oldu.
20 Mart 1899’da Sing Sing Hapishanesi’nde Martha M. Place’in elektrikli sandalyeyle idam edilmesi, modern ceza tarihinde karanlık bir eşik olarak kayda geçti. Elektrikli sandalye o dönemde çağın modern infaz yöntemi diye savunuluyordu; yani teknoloji, medeniyetin değil öldürmenin daha düzenli aracı haline getiriliyordu. Place’in önemi, bu yöntemin kadınlara ilk kez uygulanmış olmasıydı.

1916 | Berlin – Einstein, genel görelilik kuramını yayımladı.
20 Mart 1916’da Albert Einstein, genel görelilik kuramını ayrıntılı biçimde yayımladı. Bu kuram yalnız fiziğin bir köşesini düzeltmedi; uzay, zaman ve yerçekimini anlama biçimini kökten değiştirdi. Newton dünyasında yerçekimi cisimler arasındaki bir kuvvetti; Einstein ise bunu, kütlenin uzay-zamanı bükmesi olarak anlattı. Sonraki yüzyılda kara delikler, evrenin genişlemesi, kütleçekim dalgaları ve hatta GPS sistemleri gibi pek çok alan bu düşünce üzerine kuruldu. Yani 20 Mart 1916’da yayımlanan şey sadece teorik bir fizik makalesi değil, modern bilimin en büyük zihinsel devrimlerinden biriydi.

1922 | ABD – USS Langley hizmete girdi; uçak gemileri çağının önü açıldı.
20 Mart 1922’de USS Langley yeniden donatılarak ABD donanmasının ilk uçak gemisi olarak hizmete girdi. Daha önce kömür gemisi olan bu geminin uçak gemisine dönüştürülmesi, deniz savaşlarında hava gücünün giderek daha önemli hale geldiğinin açık işaretlerinden biriydi. O sırada zırhlılar hâlâ denizlerin asıl gücü sayılıyordu; uçak gemileri ise birçok komutan için yeni ve tam olarak güvenilmeyen bir fikirdi.  Sonraki yıllarda özellikle II. Dünya Savaşı, deniz savaşlarının kaderini artık zırhlıların değil uçak gemilerinin belirlediğini gösterecekti.

1930 | İstanbul – Hoca Ali Rıza öldü.
20 Mart 1930’da hayatını kaybeden Hoca Ali Rıza, Türk resim tarihinin en önemli ve en özgün isimlerinden biri olarak kabul edilir. Onu özel yapan şey yalnız iyi resim yapması değil, resim aracılığıyla kaybolan bir dünyayı adeta belgeleyip geleceğe bırakmış olmasıdır. Üsküdarlı ve “Hoca” lakaplarıyla anılan Ali Rıza Bey, askerî okullarda yetişti; daha öğrenciyken Kuleli’de resim dershanesi açılmasına ön ayak olacak kadar bu işe bağlıydı. Sonraki yıllarda Harbiye’de ve çeşitli askerî okullarda resim hocalığı yaptı, bu yüzden “Hoca Ali Rıza” adıyla tanındı. Ama onu asıl kalıcı kılan, İstanbul’u ve çevresini büyük bir dikkatle resmetmesiydi. Sokaklar, ahşap evler, yokuşlar, çeşmeler, mahalle araları, mezarlıklar, kıyılar ve gündelik hayatın sıradan görünen ayrıntıları onun sulu boya ve karakalem çalışmalarında yalnız estetik bir görüntüye değil, tarihî bir hafızaya dönüştü. TDV İslâm Ansiklopedisi’nde de özellikle, İstanbul’da olduğu kadar Gebze, Karamürsel ve Değirmendere gibi yakın kasabalara giderek bugün artık bulunmayan Türk evlerini ve tarihî yapıları resimle kayda geçirdiği vurgulanıyor. Yani Hoca Ali Rıza yalnız manzara yapan bir ressam değil; fotoğrafın yaygın olmadığı bir dönemde eski İstanbul’u ve çevresini çizgileriyle koruyan büyük bir görsel tanıktı. Onun resimlerine bugün bu kadar değer verilmesinin sebebi de budur.

1933 | Münih – Nazilerin ilk toplama kampı Dachau açıldı.
20 Mart 1933’te Münih yakınlarındaki Dachau, Nazilerin ilk düzenli toplama kampı olarak açıldı. İlk aşamada komünistler, sosyal demokratlar ve rejim için tehlikeli görülen diğer siyasal muhalifler burada tutuldu; ancak kamp kısa sürede yalnız bir gözaltı merkezi olmaktan çıktı. SS’in kamp düzeni, sistemli dayak, ağır cezalar, zorla çalıştırma ve mahkûm idaresi burada şekillendi; toplu infazlar yapıldı, binlerce mahkûm savaş sanayisinde çalıştırılarak öldürüldü, 1942’den itibaren de yüksek irtifa, hipotermi, deniz suyu ve ilaç deneyleri gibi tıbbi deneylerde çok sayıda insan hayatını kaybetti ya da sakat kaldı. Bu yüzden Dachau, yalnız Nazilerin ilk toplama kampı değil, Nazi baskı ve kamp sisteminin nasıl işleyeceğini gösteren ilk büyük model olarak tarihe geçti.

1956 | Tunus Fransa’dan bağımsızlığını kazandı.
20 Mart 1956’da Tunus, 1881’den beri süren Fransız himayesinden resmen çıktı ve bağımsızlığını ilan etti. Bu sonuca giden süreç bir günde oluşmadı. Tunus’ta özellikle Habib Burgiba’nın öne çıktığı Neo-Destour hareketi yıllar boyunca hem siyasal örgütlenme kurdu hem de Fransız yönetimine karşı bağımsızlık talebini büyüttü. 1950’lerin başında Fransız baskısı sertleşti, Burgiba hapse atıldı, ülkede çatışmalar arttı; ancak sömürge yönetimi de bu direnci artık sürdürülemez görmeye başladı. Fransa, 1954’te önce iç özerklik yolunu açtı; ardından 20 Mart 1956’da imzalanan anlaşmayla tam bağımsızlığı kabul etti ve Burgiba kısa süre sonra başbakan oldu. Bağımsızlıkla birlikte Tunus’ta beylik düzeni çok uzun ömürlü olmadı; 1957’de monarşi kaldırıldı, cumhuriyet ilan edildi ve Burgiba ülkenin ilk cumhurbaşkanı oldu. Cezayir’de aynı dönemde bağımsızlık savaşı çok daha kanlı biçimde sürerken, Tunus’un daha çok müzakere ve kontrollü geçişle bağımsızlığa ulaşması da Kuzey Afrika’daki sömürge çözülmesinin tek bir yoldan yaşanmadığını gösterdi.

1971 | İstanbul – Falih Rıfkı Atay öldü.
20 Mart 1971’de hayatını kaybeden Falih Rıfkı Atay, Cumhuriyet gazeteciliğinin ve yakın dönem siyasi yazınının en etkili isimlerinden biriydi. Genç yaşta gazeteciliğe başladı, Balkan Savaşı’nı, I. Dünya Savaşı’nı ve ardından Millî Mücadele’yi yakından izledi. Atatürk’le yakınlığı onu yalnız gazeteci değil, Cumhuriyet’in kuruluşuna içeriden tanıklık eden kalemlerden biri haline getirdi. Çankaya başta olmak üzere yazdıkları, sadece hatırat değil, yeni rejimin nasıl kurulduğunu anlatan temel metinler arasında sayılır.

1982 | Çerkezköy – Fatma Kaplan Hürriyet doğdu.
20 Mart 1982’de Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesinde doğan Fatma Kaplan Hürriyet, son yıllarda Kocaeli siyasetinin en görünür isimlerinden biri haline geldi. Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra serbest avukat olarak çalıştı; ardından Cumhuriyet Halk Partisi’nde yerel örgütlerde görev aldı ve siyasette yükseldi. Kocaeli milletvekili olarak TBMM’ye girdi; Anayasa Komisyonu ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nda görev yaptı, TBMM Başkanlık Divanı’nda kâtip üye olarak da yer aldı. 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde ise İzmit Belediye Başkanı seçildi.

1984 | İstanbul – Kerime Nadir öldü.
20 Mart 1984’te hayatını kaybeden Kerime Nadir, Türkiye’de popüler aşk romanı denince akla gelen en güçlü isimlerden biriydi. 1917’de İstanbul’da doğdu, Saint-Joseph Sörler Okulu’nu bitirdi; ilk şiir ve hikâyelerini 1937’de yayımladı, aynı yıl çıkan Yeşil Işıklar ile romancılığa adım attı. Onu asıl şöhrete kavuşturan eser ise 1938’de yayımlanan Hıçkırık oldu; bu roman yıllarca yeni baskılar yaptı ve Kerime Nadir adını geniş okur kitleleri için adeta bir markaya dönüştürdü. Romanlarını çoğu zaman önce gazete ve dergilerde tefrika ediyor, sonra kitaplaştırıyordu; bu tefrikalar gazetelerin tirajını artırdığı için basın dünyasında onun yeni romanını yayımlama yarışı yaşanıyordu. Kaynaklarda 1937-1984 arasında 39 roman, bir hikâye ve bir anı kitabı yayımladığı belirtiliyor; yazarlık hayatını anlattığı Romancının Dünyası da bu açıdan önemli. Hayatında iki evlilik yaptı, ikisi de uzun sürmedi; gençliğinde Beylerbeyi ve Çamlıca’daki köşk çevrelerinde geçen hayatı, romanlarındaki duygusal ve konaklı dünyayı da besledi. Kerime Nadir’in etkisi yalnız kitap raflarında kalmadı; Yeşilçam, onun eserlerinden yoğun biçimde yararlandı. Romanları 1950’lerden 1970’lere kadar sinemaya sık sık uyarlandı, hatta Hıçkırık, Seven Ne Yapmaz, Funda, Samanyolu ve Aşka Tövbe gibi bazı eserleri birden fazla kez filme çekildi. Bu yüzden Kerime Nadir, yalnız çok satan bir romancı değil; Türk sinemasının melodram damarını da besleyen, geniş kitlelerin aşk, acı, sınıf farkı ve fedakârlık hikâyelerini hem sayfada hem perdede kuran başlıca isimlerden biri olarak hatırlanır. Kansere yakalanan yazar, 20 Mart 1984’te İstanbul’da öldü.

1987 | ABD – FDA, AZT’ye onay verdi; ilk AIDS ilacı piyasaya çıktı.
20 Mart 1987’de ABD Gıda ve İlaç Dairesi, zidovudin yani AZT için onay verdi. Bu ilaç, AIDS tedavisinde kullanılan ilk onaylı antiretroviral ilaç oldu. O dönemde HIV/AIDS, neredeyse kesin ölüm korkusuyla anılıyor; etkili tedavi seçenekleri ise yok denecek kadar azdı. AZT bu tabloyu bir anda tersine çevirmedi. Üstelik yüksek fiyatı, ağır yan etkileri ve sınırlı erişimi nedeniyle yoğun tartışma yarattı. Ama yine de tarihi değiştiren tarafı şuydu: insanlık ilk kez HIV’e karşı doğrudan ilaç geliştirmiş ve resmen kullanıma sunmuştu. Sonraki kombinasyon tedavileri ve bugün HIV’i kronik ama yönetilebilir bir hastalığa çeviren sürecin kapısı buradan açıldı.

1995 | Tokyo – Sarin gazı saldırısı düzenlendi.
20 Mart 1995 sabahı, Aum Shinrikyo tarikatı üyeleri Tokyo metrosunda sarin gazı saldırısı düzenledi. İşe gidiş saatinde yapılan saldırıda 13 kişi öldü, binlerce kişi etkilendi. Olayın dehşeti, kalabalık bir büyükşehirde görünmez bir sinir gazının kullanılmış olmasındaydı. Ne silah sesi vardı ne patlama; insanlar bir anda nefes darlığı, görme kaybı, panik ve bilinç bulanıklığı yaşamaya başladı. Bu saldırı, modern kent hayatının ne kadar kırılgan olduğunu ve kimyasal terörün ne denli büyük tehdit oluşturduğunu dünyaya gösterdi.

1996 | Londra – Hükûmet, deli dana hastalığının insanlara da bulaştığını açıkladı.
20 Mart 1996’da İngiliz hükümeti, sığırlardaki “deli dana” hastalığı ile insanlarda görülen ölümcül beyin hastalığı arasında bağlantı olabileceğini açıkladı. Bu duyuru, yalnız sağlık alanında değil, gıda güvenliğinde de büyük panik yarattı. Et tüketimi bir anda tartışmalı hale geldi; devletin daha önce verdiği güvence sorgulandı, Avrupa’da tarım ve hayvancılık politikaları yeniden gündeme geldi.

2003 | Bağdat – ABD, Irak’ı istila etmeye başladı.
20 Mart 2003’te ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri Irak’a yönelik büyük harekâtı başlattı; Bağdat bombardıman altına girdi. “Şok ve Dehşet” adı verilen saldırı konsepti, rejimi kısa sürede çökertecek yoğun güç gösterisine dayanıyordu. Gerekçe olarak Saddam Hüseyin’in kitle imha silahları geliştirdiği ileri sürüldü. Daha sonra bu iddiaların temelsiz çıkması, savaşın meşruiyetini ağır biçimde tartışmalı hale getirdi. Bu işgal yalnız Irak rejimini değil, bütün bölgenin dengesini bozdu; iç savaşlar, mezhep gerilimi, radikal örgütlerin yükselişi ve büyük insani yıkım gibi sonuçlar doğurdu.

2020 | İstanbul – Mimar, yazar ve düşünce insanı Cengiz Bektaş öldü.
20 Mart 2020’de hayatını kaybeden Cengiz Bektaş, Türkiye mimarlık kültürünün önemli isimlerinden biriydi. İki kez Ulusal Mimarlık Ödülü aldı, Akdeniz Üniversitesi Sosyal-Kültürel Özek yapısıyla Ağa Han Mimarlık Ödülü kazandı. Onu farklı kılan şey, mimarlığı yalnız bina tasarlamak olarak değil; yerellik, insan ölçeği, etik ve kültürel hafıza meselesi olarak ele almasıydı. Aynı zamanda şair, yazar ve araştırmacı kimliğiyle Anadolu’nun yerel mimarisini belgeleyen, “halk yapı sanatı” üzerine çalışan bir isimdi.

2020 | İstanbul – Muhterem Nur öldü.
20 Mart 2020’de hayatını kaybeden Muhterem Nur, Yeşilçam’ın en tanınan kadın oyuncularından ve Türkiye popüler kültürünün en duygusal hafıza noktalarından biriydi. Asıl adı Olga’ydı; 1932’de Manastır’da doğdu, çocuk yaşta savaş ve göçün sertliği içinde İstanbul’a geldi ve yoksullukla başlayan hayatını zamanla sinema ve müzik dünyasının en bilinen yüzlerinden birine dönüştürdü. 1950’lerden itibaren sinemada görünür oldu; çok sayıda filmde rol aldı, şarkıcılık yaptı ve Yeşilçam’ın melodram dünyasında güçlü bir yer edindi. Ama Muhterem Nur’u sadece bir oyuncu olarak anmak eksik kalır; onun hayatı, Yeşilçam’la arabesk kültürün aynı hikâyede buluştuğu yerlerden biridir. Müslüm Gürses’le 1982’de tanıştı, 5 Mayıs 1986’da evlendi ve sanatçının hayatındaki en büyük destekçilerinden biri oldu. Kendisinden 21 yaş küçük Gürses’le ilişkisi, Türkiye’de magazin sınırını aşarak neredeyse bir sadakat ve kader hikâyesi gibi hafızalara kazındı. Müslüm Gürses’in ölümünden sonra da adı hep onunla birlikte anıldı; ölümünde Zincirlikuyu’da eşinin yanına defnedilmesi de bu ortak hafızayı daha da güçlendirdi.

2025 | İstanbul – Osman Sınav öldü.
20 Mart 2025’te hayatını kaybeden Osman Sınav, Türk televizyon ve sinema dünyasında son otuz yılın en etkili yapımcı ve yönetmenlerinden biriydi. Deli YürekKurtlar VadisiEkmek TeknesiSakarya Fırat gibi yapımlarla yalnız reyting alan işler üretmedi; Türkiye’de televizyon anlatısının tonunu, temposunu ve erkeklik-memleket-devlet eksenli dramatik dilini de şekillendirdi. Uzun süredir kanser tedavisi gördüğü belirtilen Sınav’ın ölümü, bir dönemin televizyon estetiğine damga vurmuş güçlü bir yapımcı aklının kaybı olarak yankı buldu.