624 | Hicaz – Bedir Muharebesi yapıldı.
13 Mart 624’e denk gelen Bedir Muharebesi, erken İslam tarihinin en kritik eşiklerinden biri olarak kabul edilir. Hz. Muhammed önderliğindeki Müslüman topluluk ile Mekke’nin Kureyş güçleri arasında yapılan savaş, sayıca ve teçhizat olarak daha zayıf olan Medine tarafının zaferiyle sonuçlandı. Savaşın öncesinde Mekke ile Medine arasındaki gerilim, göç, mallara el konulması ve ticaret kervanları üzerinden büyümüştü. Bedir’in sonucu sadece askerî alanda olmadı; Mekke ticareti ağır bir darbe aldı, Medine’deki Müslüman topluluk siyasi ve askerî bakımdan kalıcı bir güç olarak ortaya çıktı ve sonraki çatışmaların dengesi değişti. Bu yüzden Bedir, savunma halindeki Müslüman topluluğunun daha örgütlü ve özgüvenli bir siyasî yapıya dönüşmesinin başlangıcıdır.
1513 | Osmanlı – Şehzade Korkut öldürüldü.
13 Mart 1513’te öldürülen Şehzade Korkut, Osmanlı hanedanı içinde sadece bir taht adayı değil, aynı zamanda şair, müellif ve yüksek kültür sahibi bir şehzade olarak öne çıkan isimlerden biriydi. II. Bayezid’in oğlu olan Korkut, Harîmî mahlasıyla şiirler yazmış, dinî ilimlere dair Arapça eserler kaleme almıştı; bu yönüyle yalnız siyasetin değil, Osmanlı entelektüel hayatının da dikkat çeken figürlerinden biriydi. Adı da ayrıca ilgi çekicidir: Osmanlı hanedanında Arapça ve Farsça kökenli adlar yaygınken, Korkut gibi Türkçe çağrışımı güçlü bir isim taşıması onu daha da ayrıksı kılar; bu adın Dede Korkut geleneğiyle bağlantısı olduğuna dair yaygın bir kanaat bulunsa da bunu kesinleştiren güçlü bir kaynak göstermek zordur.
Korkut’un sonu, sıradan bir askerî yenilgiden çok siyasal güvensizlik ve tuzak ortamının ürünü oldu. Yavuz Sultan Selim tahta çıktıktan sonra kardeşlerini potansiyel tehdit olarak görüyordu; Korkut da Manisa çevresinde varlığını koruyan bir şehzade olarak izleniyordu. Kaynaklarda, Selim’in ona bağlılık görüntüsü veren ya da çevresinde destek varmış hissi uyandıran haberlerle hareket alanını daralttığı, Korkut’un da bu baskı altında kaçmaya çalışırken yakalandığı anlatılır. Ardından öldürtüldü. TDV İslâm Ansiklopedisi, öldürüldüğü sırada yanında bulunan eşyaların dökümünü içeren defterin 5 Muharrem 919 tarihini taşıdığını, bunun da ölümün 13 Mart 1513’e ya da bir gün öncesine işaret ettiğini belirtir. Naaşı Bursa’ya götürülerek Orhan Gazi Türbesi’ne defnedildi.
1781 | İngiltere – William Herschel Uranüs’ü keşfetti.
13 Mart 1781’de William Herschel’in Uranüs’ü gözlemlemesi, modern astronomi tarihinin en büyük kırılmalarından biri oldu. Çünkü Uranüs, tarih öncesinden beri bilinen çıplak gözle görülebilir gezegenler dışında, teleskop sayesinde keşfedilen ilk gezegendi. Herschel başlangıçta onu bir kuyruklu yıldız sanmıştı; ancak sonraki gözlemler bunun yeni bir gezegen olduğunu ortaya koydu. Bu keşif, Güneş Sistemi’nin sanılandan daha büyük olduğunu gösterdi ve gökbilimin sınırlarını genişletti. Sonrasında Neptün’ün keşfine ve gezegen hareketlerinin daha hassas hesaplanmasına giden yol da bu keşifle güç kazandı.
1800 | İstanbul – Mustafa Reşid Paşa doğdu.
13 Mart 1800’de doğan Mustafa Reşid Paşa, Osmanlı modernleşmesinin kurucu devlet adamlarından biri olarak anılır. Diplomasi, hariciye ve sadrazamlık görevleri boyunca özellikle Tanzimat reformlarının hazırlanması ve ilanında belirleyici rol oynadı. Onu önemli yapan şey yalnız “yenilikçi” olması değildi; Avrupa dengelerini ve Osmanlı’nın iç ihtiyaçlarını aynı anda okuyabilen bir siyaset dili kurmuş olmasıydı. 1839’daki Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nun hazırlanmasında ve Tanzimat çizgisinin kurumsallaşmasında merkezî rol oynadı. Sonrasında Osmanlı’da hukuk, idare, vergi ve yurttaşlık anlayışı yeni bir çerçeveye oturdu; bu yüzden Mustafa Reşid Paşa’nın doğumu, 19. yüzyıl Osmanlı reformculuğunun da başlangıç noktalarından biridir.
1840 | Osmanlı – Rumi Takvim kullanılmaya başlandı.
13 Mart 1840’ta Osmanlı Devleti, resmî işlerde Rumi Takvim kullanmaya başladı. Osmanlı’da uzun süredir zamanı ayın hareketlerine göre belirleyen Hicrî takvim kullanıyordu. Bu takvim dinî hayat için uygundu ama vergi toplama, maaş ödeme, bütçe hazırlama ve mali yıl hesabı gibi işlerde sorun çıkarıyordu. Çünkü ay yılı, güneş yılına göre daha kısa olduğu için devletin gelir-gider hesabı her yıl kayıyordu. İşte Rumi Takvim, bu sorunu azaltmak için devreye sokuldu. Ayların hesabı ve yıl uzunluğu bakımından güneş yılına dayanan, yani bugünkü takvim mantığına daha yakın bir sistemdi.
Bu değişiklik Tanzimat’a giden modernleşme çizgisinin erken ve teknik ama çok önemli adımlarından biriydi. Amaç, halkın gündelik hayatını bir anda değiştirmek değildi, önce devletin mali ve idarî işleyişini düzene sokmaktı. Bu yüzden Osmanlı’da bir süre iki ayrı zaman düzeni yan yana yürüdü. Dinî ve toplumsal hayatta Hicrî takvim kullanılmaya devam etti, maliye ve bürokrasi tarafında ise Rumi Takvim öne çıktı. Yani devlet, eski düzeni tamamen yıkmadan yeni bir hesap sistemine geçti.
Sonrasında Rumi Takvim, özellikle bütçe, vergi, maaş ve resmî yazışmalarda giderek daha yaygın hale geldi. Böylece Osmanlı idaresi, zamanı da modern devlet mantığıyla ölçmeye başladı. Ancak bugünkü Miladi Takvime geçiş çok daha sonra, Cumhuriyet döneminde gerçekleşti. Türkiye, 1 Ocak 1926’dan itibaren Miladi Takvim’i resmen benimsedi. Böylece Osmanlı’nın ikili takvim düzeni sona erdi ve bugün kullandığımız uluslararası takvim sistemine geçilmiş oldu.
1899 | İstanbul – Mustafa Kemal, Pangaltı’daki Harp Okulu’na kaydoldu.
13 Mart 1899’da Mustafa Kemal, 1283 apolet numarasıyla İstanbul Pangaltı’daki Harp Okulu’nun piyade sınıfına kaydedildi. Kara Harp Okulu’nun resmî tarihçesi, onun Manastır Askerî İdadisi’ni bitirdikten sonra Selanik’ten vapurla İstanbul’a geldiğini, Harbiye’ye giriş tarihinin de 1 Mart 1315 / 13 Mart 1899 olduğunu açıkça yazar.
Mustafa Kemal, Harp Okulu’na gelmeden önce bugünkü Kuzey Makedonya sınırlarındaki Manastır Askerî İdadisinde okumuş, burada Ömer Naci ile arkadaş olmuş, hitabet ve edebiyat ilgisini de bu çevrede geliştirmişti; yakın arkadaşlarından Ali Fethi (Okyar) de aynı okulda öğrenciydi. Yani 13 Mart 1899, Selanik ve Manastır yıllarında oluşan düşünsel birikimin İstanbul’daki askerî ve siyasî olgunlaşma dönemine geçtiği eşikti.
Harp Okulu yıllarında ise Mustafa Kemal 1283 numarasıyla okula başladıktan yalnız iki ay sonra arkadaşları arasında öne çıkarak sınıf çavuşu oldu; burada yıllarca dost kalacağı Ali Fuat Cebesoy ve Asım Gündüz ile tanıştı. Bu ayrıntı önemlidir; çünkü bu isimler ileride hem Osmanlı ordusunda hem de Millî Mücadele ve Cumhuriyet döneminde etkili roller üstleneceklerdi.
Bu yıllar, Mustafa Kemal’in yalnız askerî bilgisinin değil, siyasî merakının ve fikir dünyasının da belirginleştiği dönem oldu. Kara Harp Okulu’nun resmî metni, onun Harbiye’de el yazısıyla gazete çıkaran öğrenci çevresinin içinde yer aldığını, memleket meseleleri üzerine düşündüğünü ve arkadaşlarını etkilemeye başladığını aktarır.
Bu tarihe ilgi çekici bir başka ayrıntı da 1283 numarasının Harbiye hafızasında yaşamaya devam etmesidir. Kara Harp Okulu’nun resmî sayfasında bu hatıra bugün bile “1283 İçimizde” başlığıyla yaşatılmaktadır. Bu da Mustafa Kemal’in öğrencilik kaydının, okul tarihinde sıradan bir numara olmaktan çıkıp kurumsal hafızanın sembollerinden birine dönüştüğünü gösterir.
1910 | İstanbul – Kemal Tahir doğdu.
13 Mart 1910’da İstanbul’da doğan Kemal Tahir, Türk romanında yalnız hikâye kuran değil, Türkiye’yi roman üzerinden tartışan en etkili yazarlardan biri oldu. Uzun cezaevi yılları, gazetecilik ve tefrika deneyimi onun yazısını sertleştirdi; özellikle Devlet Ana, Yorgun Savaşçı, Esir Şehrin İnsanları, Esir Şehrin Mahpusu, Yol Ayrımı, Rahmet Yolları Kesti, Köyün Kamburu ve Kurt Kanunu gibi eserlerinde Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişi, işgal İstanbul’unu, Millî Mücadele’yi, taşra düzenini, eşrafı ve devlet-toplum ilişkisini ele aldı. Onu kalıcı kılan şey, Türkiye’yi Batı’dan alınmış hazır kalıplarla değil, kendi tarihsel ve toplumsal yapısı içinden anlamaya çalışmasıydı; bu yüzden romanları yalnız edebiyat değil, fikir hayatı içinde de uzun yıllar tartışıldı ve sonraki kuşak yazarlar üzerinde güçlü etki bıraktı.
1915 | Çanakkale – Melih Cevdet Anday doğdu.
13 Mart 1915’te Çanakkale’de doğan Melih Cevdet Anday, Türk şiirinin yönünü değiştiren kuşağın en önemli isimlerinden biri oldu. Orhan Veli ve Oktay Rifat’la birlikte Garip hareketinin kurucu üçlüsünden biri olarak şiiri süslü dilden, kalıplaşmış ölçüden ve ağır söyleyişten çıkarıp gündelik hayata yaklaştırdı; sonraki yıllarda ise bu çizgiyle yetinmeyip daha düşünsel, felsefi ve yoğun bir şiir dili kurdu. Şiirin yanı sıra tiyatro, roman, deneme ve makaleleriyle de güçlü bir edebiyat alanı açtı; bu yüzden Melih Cevdet Anday, sadece bir akımın temsilcisi değil, Türkçenin modern edebiyattaki imkânlarını genişleten kalıcı bir yazar olarak anılır.
1919 | Erzurum – Kâzım Karabekir, 15. Kolordu Komutanlığına atandı.
13 Mart 1919’da Kâzım Karabekir Paşa’nın Erzurum’daki 15. Kolordu Komutanlığına atanması, Millî Mücadele’nin askeri omurgasını belirleyen kritik adımlardan biri oldu. Mondros sonrasında Osmanlı ordusu büyük ölçüde dağıtılmışken, doğuda nispeten güçlü kalan az sayıdaki birlikten biri 15. Kolordu idi. Karabekir’in bu göreve gelmesi, daha sonra Erzurum Kongresi’nin güvenliğinin sağlanmasında, doğu illerinin savunulmasında ve Mustafa Kemal’in Anadolu’daki siyasi hareketinin korunmasında belirleyici rol oynadı.
1933 | Almanya – Joseph Goebbels propaganda bakanı oldu.
13 Mart 1933’te Joseph Goebbels’in Propaganda Bakanı olması, Nazi Almanyası’nda nefreti, sansürü ve rejim dilini tek merkezden yöneten makinenin resmen kurulması demekti. Goebbels bu görevde yalnız afiş ve miting söylemi üretmedi; basını, radyoyu, sinemayı, tiyatroyu ve yayıncılığı denetleyerek Nazi ideolojisini gündelik hayatın içine taşıdı, Yahudi karşıtı söylemi sıradanlaştırdı ve rejimin giderek sertleşen politikalarına toplumsal zemin hazırladı. Soykırım kavramını ortaya atan kişi o değildi ama Yahudileri dışlayan, şeytanlaştıran ve insanlıktan çıkaran propaganda dili, Nazi suçlarının kabul edilebilir görünmesinde başlıca araçlardan biri oldu. Onu daha da çarpıcı kılan şey, bu ideolojik sertliğin son ana kadar sürmesiydi: Hitler’in intiharından sonra kısa süreliğine şansölye oldu; ardından eşi Magda Goebbels ile birlikte altı çocuklarını öldürüp intihar etti. Bu yüzden 13 Mart 1933, modern çağda propaganda gücünün bir devleti ve toplumu nasıl zehirleyebildiğini gösteren en karanlık tarihlerden biri olarak anılır.
1938 | İstanbul – Cevat Çobanlı öldü.
13 Mart 1938’de hayatını kaybeden Cevat Çobanlı, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan askerî kuşağın en dikkat çekici komutanlarından biriydi. Harp Okulu ve Harp Akademisi’nden yetişti; Trablusgarp, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı’nda görev aldı. Adını özellikle Çanakkale’de duyurdu: Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı olarak savunmayı yöneten isimlerden biri oldu ve 18 Mart 1915 deniz savaşındaki rolü nedeniyle “18 Mart Kahramanı” diye anıldı. Kaynaklar, özellikle Nusret’in son mayın hattının döşenmesi kararının savaşın seyrini değiştiren unsurlardan biri olduğunu ve Cevat Paşa’nın bu savunma mimarisinin merkezindeki isimlerden olduğunu vurgular. Savaşın ardından İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü; serbest kaldıktan sonra Anadolu’ya geçip Milli Mücadele’ye katıldı, Elcezire Cephesi’nde görev yaptı ve Cumhuriyet döneminde de üst düzey askerî ve siyasi görevler üstlendi.
1940 | Moskova – Finlandiya barışa razı oldu, Kış Savaşı bitti.
13 Mart 1940’ta Moskova Barış Antlaşması’yla Sovyetler Birliği ile Finlandiya arasındaki Kış Savaşı sona erdi. Savaşın öncesinde Sovyetler sınır güvenliği bahanesiyle Finlandiya’dan toprak tavizi istemiş, ret cevabı üzerine işgale yönelmişti. Finlandiya sonuçta önemli toprak kayıpları vererek anlaşmayı kabul etti; ancak küçük bir ülkenin Sovyetler’e beklenenden daha sert direnmesi dünya kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Sonraki süreçte bu savaş, Sovyet ordusunun zaaflarını açığa çıkardığı için Nazi Almanyası tarafından da dikkatle incelendi.)
1941 | Filistin – Mahmud Derviş doğdu.
13 Mart 1941’de Filistin’in El-Birve köyünde doğan Mahmud Derviş, yalnız büyük bir şair değil, Filistin meselesinin hafızasını şiire dönüştüren en güçlü isimlerden biri oldu. Hayatının kırılma noktası 1948’di: İsrail’in kuruluşu ve savaş sırasında köyü boşaltıldı, ailesi Lübnan’a kaçtı, sonra gizlice geri döndü; fakat köy artık fiilen yok edilmişti. Bu yüzden Derviş’in şiirinde vatan soyut bir fikir değil, bir zamanlar var olmuş ama elinden alınmış gerçek bir yer olarak yaşar. Genç yaşta İsrail’de Arap yurttaş olarak yaşarken şiirleri ve siyasi faaliyetleri nedeniyle defalarca gözaltına alındı, hapse girdi, ev hapsi gördü; ünlü Kimlik Kartı şiiri, Filistinli olmanın gündelik baskı ve aşağılanma deneyimini bütün Arap dünyasında yankı uyandıracak bir dile çevirdi. Daha sonra Moskova, Kahire, Beyrut, Tunus ve Paris gibi şehirlerde sürgün hayatı yaşadı; FKÖ çevresinde yer aldı, bir dönem Filistin ulusal hareketinin entelektüel sesi gibi görüldü, hatta Filistin Bağımsızlık Bildirgesi’nin metnini kaleme alan isimlerden biri oldu. Ama onu kalıcı yapan şey, şiiri slogana teslim etmemesiydi; Filistin’i yazarken aynı anda aşkı, anneyi, ekmeği, zeytin ağacını, kaybı, hafızayı ve sürgünün insan ruhunda açtığı yarayı da yazdı. Bu yüzden Mahmud Derviş, sadece Filistin davasının şairi değil; yurdu elinden alınmış bir halkın acısını dünya şiirinin kalıcı diline çevirmiş büyük bir edebiyatçıdır.
1943 | Bandırma – Şevket Altuğ doğdu.
13 Mart 1943’te doğan Şevket Altuğ, tiyatrodan sinemaya ve televizyona uzanan çizgide Türkiye’nin en sevilen oyuncularından biri oldu. Özellikle 1970’ler ve 80’lerdeki sinema filmleri ile daha sonra Perihan Abla ve Süper Baba gibi dizilerdeki rolleriyle geniş kitlelerin hafızasına yerleşti. Onun doğumu, Türk popüler kültürünün sonraki yarım yüzyılında çok etkili olacak bir oyunculuk kariyerinin başlangıcı oldu.
1970 | İstanbul – Adalet Cimcoz öldü.
13 Mart 1970’te hayatını kaybeden Adalet Cimcoz, Türkiye’de dublaj sanatının kurucu isimlerinden biri olarak anılır; Yeşilçam’ın altın çağında Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Belgin Doruk, Fatma Girik, Filiz Akın, Muhterem Nur ve Neriman Köksal gibi birçok büyük kadın yıldızın sesi oldu. Ama onu ilginç ve önemli yapan şey sadece bu değildi: Cimcoz aynı zamanda çevirmen, sanat eleştirmeni, galerici ve köşe yazarıydı; Türkiye’nin bir kadın tarafından açılan ilk özel sanat galerisi sayılan Maya Sanat Galerisi’ni kurdu, yıllarca edebiyat, tiyatro ve sanat üzerine yazdı, Kafka’dan Brecht’e uzanan önemli çeviriler yaptı ve “Fitne Fücur” mahlasıyla magazin yazıları kaleme aldı. Yani bir yandan halkın hafızasında sinema yıldızlarının görünmez sesi olarak yer ederken, öte yandan İstanbul entelijansiyasının içinde sanat ve edebiyat çevresini etkileyen güçlü bir figürdü. Bu yüzden Adalet Cimcoz’un ölümü, sadece bir dublaj ustasına değil, Yeşilçam’ın perde arkasındaki en tanıdık seslerinden birine ve aynı anda kültür hayatında iz bırakmış çok yönlü bir entelektüele veda anlamı taşıdı.
1992 | Erzincan – 6.8 büyüklüğündeki deprem yüzlerce can aldı.
13 Mart 1992 akşamı saat 20.18’de Erzincan’da meydana gelen deprem, Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde gerçekleşti ve büyüklüğü 6.8 olarak kayda geçti. Sarsıntı yaklaşık 7 saniye sürdü; merkez üssüne çok yakın olan Erzincan’da özellikle 4-5 katlı betonarme yapılarda ağır yıkım oluştu. Resmî kayıtlara göre 653 kişi hayatını kaybetti, 3.850 kişi yaralandı; depremde 7.013 konut ağır, 11.796 konut hafif hasar gördü.
Depremin yıkıcı etkisinin nedeni yalnız büyüklüğü değildi. Uzman raporları, zayıf zemin koşullarının sarsıntıyı büyüttüğünü, ayrıca yapı kurallarına yeterince uyulmamasının hasarı artırdığını ortaya koydu. USGS verileri de yaklaşık 150 binanın tamamen çöktüğünü, yer ivmesinin ise çok yüksek seviyelere ulaştığını belirtiyor. İki gün sonra meydana gelen güçlü artçı sarsıntı da hasarı büyüttü ve kentteki korkuyu artırdı.
Depremden sonra Erzincan’da barınma, sağlık ve ulaşım başta olmak üzere büyük bir kriz yaşandı; on binlerce kişi evsiz kaldı. Olay, Türkiye’de deprem güvenliği, yapı denetimi, zemin etkisi ve afet yönetimi tartışmalarını yeniden gündemin merkezine taşıdı. Ancak bu başlıkların önemli bir bölümü, sonraki yıllarda yaşanan başka büyük depremlerle birlikte yeniden ve daha sert biçimde tartışılacaktı.
1994 | İstanbul – Boğaz’da Nassia ile Shipbroker çarpıştı, yangın ve petrol kirliliği oluştu.
13 Mart 1994’te İstanbul Boğazı’nda Nassia adlı ham petrol tankeri ile Shipbroker adlı yük gemisinin çarpışması sonucu büyük bir yangın çıktı. Çarpışmanın ardından tonlarca petrol denize yayıldı, peş peşe patlamalar yaşandı ve olay hem can kaybına hem de ciddi çevre kirliliğine yol açtı. Kaza, İstanbul Boğazı’ndaki gemi trafiğinin ne kadar riskli olduğunu ve tehlikeli yük taşımacılığının yalnız denizcilik değil, çevre ve kent güvenliği meselesi olduğunu bir kez daha gösterdi. Sonraki yıllarda boğaz geçiş güvenliği, kılavuzluk ve deniz çevresi koruma önlemleri daha güçlü biçimde tartışıldı.
1996 | Avrupa – Efes Pilsen, Koraç Kupası’nı aldı.
13 Mart 1996’da Efes Pilsen (bugünkü adıyla Anadolu Efes), İtalyan Stefanel Milano’yu mağlup ederek Koraç Kupası’nı kazandı. Bu zafer, bir Türk takımının takım sporlarında kazandığı ilk Avrupa kupası oldu. Öncesinde Türk basketbolu Avrupa’da zaman zaman görünür olsa da kalıcı başarı üretmekte zorlanıyordu; Efes’in bu kupayı almasıyla birlikte yalnız kulübün değil, Türkiye basketbolunun özgüveni de yükseldi. Sonraki yıllarda Türk basketbolunun Avrupa’daki hedefleri ve yatırım dili bu başarıyla birlikte belirgin biçimde değişti.
1996 | İskoçya – Dunblane İlkokulu baskınında 16 çocuk ve bir öğretmen öldürüldü.
13 Mart 1996’da Thomas Hamilton adlı saldırgan, İskoçya’daki Dunblane İlkokulu’na girerek 16 çocuğu ve bir öğretmeni öldürdü, ardından intihar etti. Olay, Birleşik Krallık tarihinin en ağır okul katliamlarından biri olarak kayda geçti. Sonrasında kamuoyunda büyük tepki doğdu; Snowdrop Kampanyası adı verilen toplumsal hareket, ülkede silah yasalarının sertleşmesine yol açtı. Dunblane, bu nedenle yalnız bir katliam değil, İngiltere’de bireysel silahlanmaya bakışı kökten değiştiren bir kırılma noktası oldu.
2010 | Roma – Dünyanın en kısa boylu insanı He Pingping öldü.
13 Mart 2010’da He Pingping’in ölümü, Guinness rekorları üzerinden tanınan sıra dışı bir yaşam hikâyesinin sonu oldu. 74 santimetrelik boyuyla “yürüyebilen en kısa insan” unvanını taşıyan Pingping, medya çağında beden farklılıklarının küresel görünürlüğe nasıl dönüştüğünün de bir örneğiydi. Ölümü haber değeri taşısa da esas olarak çağdaş popüler kültürün farklılıklar üzerinden kurduğu ilgiyi gösteren bir başlık olarak hafızaya geçti.
2016 | Ankara – Güvenpark’ta bomba yüklü araçla saldırı düzenlendi.
13 Mart 2016 akşamı Ankara Kızılay’daki Güvenpark yakınında bomba yüklü araçla düzenlenen saldırı, Türkiye’nin yakın dönemde yaşadığı en ağır kent merkezi saldırılarından biri oldu. Patlama, akşam saatlerinde otobüs duraklarının ve toplu ulaşım noktalarının en yoğun olduğu sırada meydana geldi; bu nedenle bilanço ağırlaştı. Resmî açıklamalara göre saldırıda 37 kişi hayatını kaybetti, 100’den fazla kişi yaralandı, çevredeki araçlar, iş yerleri ve duraklar da büyük hasar gördü. Olayın ardından İçişleri Bakanlığı, saldırının failinin PKK bağlantılı Seher Çağla Demir olduğunu açıkladı; birkaç gün sonra TAK da eylemi üstlendi. Güvenpark saldırısı, Türkiye’nin 2015–2016 döneminde peş peşe yaşadığı büyük terör saldırıları zincirinin en sarsıcı halkalarından biri olarak hafızaya yerleşti; sonrasında kent merkezlerinin güvenliği, istihbarat paylaşımı, toplu ulaşım alanlarının korunması ve terörle mücadele politikaları yeniden en sert başlıklardan biri haline geldi.
2020 | Türkiye – Yüz yüze eğitim durduruldu, uzaktan eğitim süreci başladı.
13 Mart 2020’de Türkiye’de koronavirüs salgını nedeniyle eğitim faaliyetleri askıya alındı; okullar kapatıldı ve sistem kısa süre içinde uzaktan eğitime yönlendirildi. Birkaç gün önce ilk vakanın açıklanmasının ardından gelen bu karar, salgının eğitim sistemi üzerindeki ilk büyük etkisiydi. Sonrasında EBA, televizyon dersleri ve çevrim içi eğitim modelleri devreye girdi; ancak aynı zamanda erişim eşitsizlikleri, öğrenme kaybı ve dijital altyapı sorunları da belirginleşti. 13 Mart, Türkiye’de pandeminin gündelik hayatı ve eğitimi fiilen değiştirdiği en net tarihlerden biri oldu.
2025 | Türkiye – Şinasi Yurtsever öldü.
13 Mart 2025’te hayatını kaybeden Şinasi Yurtsever, özellikle son dönem Türk sinema ve televizyonunda komedi karakterleriyle geniş kitlelerin tanıdığı bir oyuncuydu. Düğün Dernek, Çalgı Çengi, Kardeş Payı ve Hokkabaz gibi yapımlarla popüler kültürde güçlü bir yer edinmişti. Ölümü, yakın dönem Türk ekran yüzlerinden birine veda olarak duyuruldu.
