Tarih sahnesi 2 Mart günü, Osmanlı’nın cihan devletine yürüyüşündeki kritik bir durak olan İznik’in fethinden, modern havacılığın zirvesi Concorde’un ilk uçuşuna kadar pek çok hayati gelişmeye tanıklık etmiştir. Siyasi devrimlerden teknolojik devrimlere, büyük kayıplardan toplumsal uyanışlara uzanan bu geniş takvim, geçmişin bugünü nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.
1331 | İznik – Şehir Osmanlı’ya geçti; Marmara’nın doğu kapısı açıldı.
2 Mart 1331’de Orhan Gazi komutasındaki Osmanlı kuvvetleri İznik’i fethetti; bu hamle Bizans’ın Marmara’nın güneydoğusundaki savunma zincirinde kilit bir halkayı kopardı. İznik, Bursa merkezli Osmanlı için hem güçlü bir idarî dayanak hem de Marmara’ya uzanan iç hatların kontrol noktasıydı; şehir ele geçirilince Osmanlı, bölgedeki hareketini ikmal ve idareyle sürdürülebilir bir hâkimiyete çevirdi. Böylece İznik–İzmit güzergâhı stratejik olarak açıldı; İzmit ve çevresini tutan Bizans mevzilerinin arkası zayıfladı ve Kocaeli’nin fethine giden çizgide İznik, doğrudan bir basamak haline geldi.
1429/1430 | Bursa – Emîr Sultan vefat etti.
Emîr Sultan (Şemseddin Muhammed), Buhara kökenli bir seyyid olarak (Peygamber soyuna nispet edilen bir silsile içinde) Anadolu’ya gelip Bursa’da yerleşen, erken Osmanlı döneminin en etkili sûfî-âlimlerinden biridir; Yıldırım Bayezid’in damadı olması onu saraya yakın kılmış ama asıl ağırlığını halkın gözünde manevî otorite olarak kurmuştur. Dönemin şehir hayatında dinî bilgi ile tasavvufî terbiyeyi birleştiren bir merkez gibi çalışmış; Bursa’nın yükselen Osmanlı başkent kimliği içinde, yeni devletin meşruiyet diline “ahlâk, adalet, merhamet” gibi kavramları taşıyan bir isim olarak öne çıkmıştır. Onun etrafında oluşan gelenek, sadece sohbet halkalarıyla sınırlı kalmamış; Emîr Sultan Külliyesi üzerinden Bursa’nın sosyal dokusuna (yardım, dayanışma, ziyaret kültürü, hatıra) işlemiş ve yüzyıllar boyunca şehrin en güçlü manevi çekim noktalarından biri olmuştur. Vefat yılı kaynaklarda 1429/1430 diye farklı geçse de Emîr Sultan’ı önemli yapan şey rakamdan çok Bursa’da şehir kimliğini kuran isimlerden biri olmasıdır.
1807 | ABD – Köle ithalatı yasaklandı.
2 Mart 1807’de ABD’de kabul edilip imzalanan yasa, yabancı ülkelerden köle ithalatını yasakladı; uygulama takvimi bilinçli biçimde 1 Ocak 1808’e bırakıldı. Bu karar, köleliği kaldırmadı ama Atlantik köle ticaretinin ABD’ye dönük yasal kapısını kapatarak insan ticaretinin devlet eliyle sürdürülmesine ciddi bir darbe vurdu ve dönemin kamu vicdanında önemli bir eşik yarattı. Ancak sistem içeride devam ettiği için sonuç bir anda özgürleşme olmadı. Dışarıdan arz kesilince köle emeğinin iç pazardaki değeri arttı, kaçakçılık ve dolaylı yollar güçlendi, güney eyaletlerinde kölelik ekonomisi bir süre daha sertleşerek sürdü. Yani yasak, hem dönemin ahlaki-siyasal tartışmasını yeni bir seviyeye taşıdı hem de ABD’nin uzun yıllar sürecek kölelikten çıkış sancısının, sadece bir yasa maddesiyle çözülemeyeceğini çıplak biçimde ortaya koydu.
1888 | İstanbul – İstanbul Antlaşması’nın (Süveyş Kanalı) taslak metni imzalandı.
2 Mart 1888’de İstanbul’da imzalanan taslak metin, Süveyş Kanalı’nı fiilen uluslararası rejime bağlayan çerçeveyi kurdu. Kanalın barışta da savaşta da bütün devletlerin ticaret ve savaş gemilerine açık olması ilkesi metne girdi, nihai antlaşma aynı yılın 29 Ekim’inde tamamlandı. Dışarıdan bakınca serbest geçiş teknik bir cümle gibi durur; oysa 19. yüzyılın imparatorluk rekabetinde bu, dünya ticaretinin en kritik boğazlarından birine ortak kural yazmak, yani kanalın kaderini yalnız askeri güçle değil hukukla da belirlemek demekti. Böylece Süveyş, bir mühendislik projesi olmaktan çıkıp büyük güçlerin sürekli hesap yaptığı bir jeopolitik sahneye dönüştü; sonraki yıllarda her kriz, her savaş ve her bloklaşma kanal üzerinden yeniden okunurken, 1888’de çizilen bu çerçeve “kimin ne zaman, hangi şartla geçeceği” tartışmasının temel referansına dönüştü.
1918 | Rize – İşgalden kurtuluş günü.
1916’da Rus ordusu donanma desteğiyle sahil hattına yüklenip Rize’yi işgal etti; şehir iki yıla yakın bir süre belirsizlik, zorunlu göç, kıtlık ve güvenlik boşluğu gibi klasik işgal şartlarını yaşadı. 1917’de Rusya’daki devrimle birlikte cephede disiplin çözüldü ve Rus birlikleri geri çekilmeye başladı; çekilme sırasında şehirde yağma ve yakma olayları yaşandığı, yerel çetelerin/gerilimlerin de arttığı anlatılır. Bu ortamda Osmanlı kuvvetleri, sahil hattında ilerleyerek düzeni yeniden kurmaya yöneldi ve 2 Mart 1918’de Yakup Şevki Paşa komutasındaki birliklerin bölgeye girişiyle Rize’de fiilî işgal sona erdi; ertesi gün imzalanan Brest-Litovsk Barışı da bu geri çekilmeyi diplomatik olarak pekiştirdi. Bu yüzden Rize’nin takviminde 2 Mart, sadece bir kurtuluş günü değil, iki yıllık esaretin ardından devlet otoritesinin ve gündelik hayatın yeniden toparlanmaya başladığı gün olarak yer eder.
1924 | Ankara – Halk Fırkası grup toplantısında devrim yasalarının zemini netleşti.
2 Mart 1924’te Halk Fırkası’nın grup toplantısında alınan karar, ertesi gün Meclis’ten geçecek devrim yasalarının siyasal zeminini fiilen hazırladı: Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılması ve öğretimin birleştirilmesi artık bir niyet değil, parti iradesi haline geldi. O gün masadaki tartışma, yalnız bir bakanlığın kapatılıp kapatılmaması değildi; yeni devletin dinî alanı hangi kurumsal çerçevede yöneteceği, vakıf düzeninin nasıl toparlanacağı ve eğitimdeki parçalı yapının (medreseler, farklı bakanlıklara bağlı okullar, ayrı müfredatlar) tek elde toplanıp toplanmayacağı konuşuluyordu. 3 Mart’ta çıkan düzenlemelerle eğitim, ortak bir müfredat ve merkezi bir idareye bağlanırken, din işleri de modern devlet bürokrasisinin içine yerleştirildi; böylece Cumhuriyet, toplumu aynı eğitim hattında buluşturacak “ortak dil ve ortak vatandaşlık” hedefini hızlandırdı ve siyasal meşruiyetini dini kurumların gölgesinden çıkarıp merkezi devlet kurumları üzerinden kuracağı yeni dönemin yönünü açıkça belirledi.
1946 | Vietnam – Ho Chi Minh devlet başkanı seçildi.
2 Mart 1946’da Vietnam Ulusal Meclisi’nin Ho Chi Minh’i devlet başkanı seçmesi, onun Viet Minh lideri olarak yürüttüğü bağımsızlık mücadelesini “devlet kurma” düzeyine taşıdı: artık meşruiyet yalnız sahada değil, meclis ve hükümet üzerinden de inşa ediliyordu. Ho bir yandan Fransa’yla müzakere ederek zaman kazanmaya çalışırken diğer yandan ülke içindeki dengeyi Viet Minh lehine toparladı; görüşmeler tıkanınca çatışma hızla büyüdü ve 1946 sonunda Birinci Hindiçin Savaşı başladı. Bu süreç 1954’te Fransa’nın geri çekilmesine, Vietnam’ın fiilen ikiye bölünmesine ve nihayetinde daha büyük çatışma dalgasına, Vietnam Savaşı’na giden zeminin oluşmasına yol açtı.
1956 | Fas – Fransa bağımsızlığı tanıdı.
2 Mart 1956’da Fransa, Fas’ın bağımsızlığını tanıdı; bu adım, Kuzey Afrika’da sömürge düzeninin çözülüşünün hızlandığı dönemde Fas’ın uluslararası alanda “bağımsız devlet” olarak yerini almasını sağladı. Tanımanın hemen ardından Fas’ta devlet kurumları hızla yeniden örgütlenirken, bölgedeki güç dengesi de değişti; Avrupa’nın doğrudan yönetim modeli geri çekilirken, yerel siyaset ve diplomasi yeni bir döneme girdi.
1957 | Türkiye – Selim Sırrı Tarcan vefat etti.
Selim Sırrı Tarcan, Türkiye’de sporu okuldan başlayan bir kültüre dönüştürmeye çalışan kuşağın en görünür ismiydi. Beden eğitiminin müfredata yerleşmesi için çalıştı, öğretmen yetiştirme ve ders programı mantığını savundu. Olimpiyat fikrini Türkiye’de kurumsal zemine taşıyan öncüler arasında yer aldı; Türkiye’nin uluslararası spor örgütleriyle bağ kurması, sporun federasyonlar ve komiteler üzerinden kurallı ve sürekliliği olan bir yapıya kavuşması için yıllarca organizasyonel emek verdi. Bir yandan da topluma “beden terbiyesi” fikrini sevdirmeye çalıştı. Gösteriler, eğitim etkinlikleri, yazılar ve pratik uygulamalarla sporun sadece sahada değil, gündelik hayatın içinde de bir alışkanlık olması gerektiğini anlattı. Bu yüzden 2 Mart 1957’deki vefatı, spor tarihini kupalarla değil, arkasında kurum, eğitim, sistem ve alışkanlık bırakan insanlar üzerinden okumayı hatırlatan bir tarihtir.
1960 | Türkiye – Necip Fazıl Kısakürek’e, Atatürk’e hakaret gerekçesiyle hapis cezası verildi.
2 Mart 1960’ta Necip Fazıl Kısakürek, Atatürk’ün hatırasına yayın yoluyla hakaret ettiği gerekçesiyle 18 ay hapis cezası aldı. Bu karar, Türkiye’de ifade özgürlüğü ile “korunan tarihî şahsiyet/hatıra” kavramının nerede başlayıp nerede bittiği tartışmasının en görünür örneklerinden biri sayılır. Aynı zamanda yargı kararlarının, özellikle siyasal gerilimin yükseldiği dönemlerde, sadece metnin içeriği üzerinden değil dönemin iklimi üzerinden de okunabildiğini hatırlatan bir tarih olarak kayda geçmiştir.
1969 | Fransa – Concorde ilk test uçuşunu yaptı.
2 Mart 1969’da Concorde’un ilk test uçuşu, havacılık tarihinde hız çağının vitrine çıktığı anlardan biriydi: Fransa’da havalanan bu süpersonik yolcu uçağı, yalnız mühendislik cesaretini değil, aynı zamanda Fransa-İngiltere ortaklığının (yani iki devletin aynı teknolojik rüyaya birlikte para ve itibar yatırmasının) somut sonucunu temsil ediyordu. Concorde yıllar sonra tarifeli uçuşlarda dünyanın en prestijli hatlarından biri haline geldi; fakat bu hikâyenin sert bir kırılma anı da var: 25 Temmuz 2000’de Paris’ten kalkıştan kısa süre sonra yaşanan kazada (Air France 4590), pistteki metal parçanın lastiği patlatmasıyla başlayan zincirleme arıza uçağı düşürdü ve Concorde’un yenilmez algısını bitirdi. Bu kaza, zaten yüksek maliyet ve çevresel kısıtlar nedeniyle zorlanan programın geri dönüşünü hızlandırdı.
1972 | Türkiye – Adnan Cahit Ötüken vefat etti.
2 Mart 1972’de vefat eden Adnan Cahit Ötüken, Türkiye’de çağdaş kütüphaneciliğin öncülerinden olmasının ötesinde, Millî Kütüphane’nin kurucusudur. Kütüphaneyi ülkenin basılı hafızasını toplayan ve düzenleyen bir merkez olarak tasarladı; yayınların derlenmesi, kataloglama-sınıflama sistemlerinin kurulması, koleksiyonun standartlarla büyütülmesi ve araştırmacıya açık, erişilebilir bir yapıya kavuşması için yıllarca çalıştı.
1974 | Türkiye – TRT Televizyonu, çarşamba hariç haftanın her günü yayın yapmaya başladı.
2 Mart 1974’te TRT Televizyonu, yayın akışını büyüterek çarşamba hariç haftanın her günü ekrana çıkmaya başladı; bu, televizyonun Türkiye’de haftalık bir alışkanlığa dönüşmesinin dönüm noktasıydı. TRT’nin ilk yıllarında Ankara’daki deneme yayınları haftada 3 gün, günde yaklaşık 3 saat gibi sınırlı bir çerçevede yürürken, zamanla gün sayısı ve süre kademeli biçimde arttı; 1974’e gelindiğinde yayın düzeni zaten genişlemişti: Ocak 1974’te haftada 5 gün ve toplam yaklaşık 20 saat olan yayın, Mart 1974’te haftada 6 gün ve toplam yaklaşık 30 saate çıktı; yani hem gün sayısı arttı hem de haftalık yayın hacmi belirgin biçimde büyüdü. Çarşamba’nın boş bırakılması genellikle yayıncılığın pratik ihtiyaçlarıyla (teknik bakım, hazırlık, program üretimi ve montaj süreçleri gibi) ilişkilendirilen bir nefes günü işlevi görürken, diğer altı günün dolması şunu değiştirdi: evin akşam ritmi televizyona göre kurulmaya, haber-eğlence-kültür içerikleri daha düzenli takip edilmeye, aynı programların ertesi gün sokakta konuşulduğu ortak ekran kültürü belirginleşmeye başladı.
1979 | Türkiye – Cerrahpaşa personel maaşını taşıyan araçlar pusuya düşürüldü; büyük soygun.
2 Mart 1979 sabahı İstanbul’da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi personelinin maaş ve ücretleri için Ziraat Bankası’ndan çekilen para, hastaneye ait ambulansla ve Eminönü Ekipler Amirliği’ne bağlı 210 numaralı polis minibüsünün refakatiyle hastaneye götürülürken Cerrahpaşa’da saat 10.30 civarında planlı bir pusuyla durduruldu. Ambulansın önü iki araçla kesildi; saldırganlar ambulansı ve eskort polis aracını otomatik silahlarla yaylım ateşine tutarken, bir grubun ambulansa yönelip içerideki üç bavul dolusu parayı alarak kaçtı. Olay sırasında maaşların taşınmasına yardım eden hastane odacısı Salih Dursun hayatını kaybetti, ambulans şoförü Mazhar Oğuz Yaşar ağır yaralandı; ayrıca 3’ü polis olmak üzere toplam 6 kişi yaralandı. Olay, dönemin basınında “son yılların en büyük silahlı soygunlarından biri” diye anılırken, maaş/ödeme süreçlerinin daha güvenli yöntemlerle yürütülmesi (nakit yerine çek/benzeri uygulamalar) gibi önlemler gündeme getirildi. Bu nedenle Cerrahpaşa soygunu, sadece büyük bir para gaspı değil; 1979’un şiddet ikliminde devletin güpegündüz, polis refakatinde bile düzeni koruyamadığı algısını besleyen, 12 Eylül’e giden dönemin karanlık atmosferini simgeleyen olaylardan biri olarak hafızaya yerleşti.
1988 | Azerbaycan SSC – Çatışmalar sonrası Sovyetler birlik yolladı; sokağa çıkma yasağı.
1988’de Azerbaycan SSC’de çatışmaların ardından Sovyet yönetiminin asker sevk edip sokağa çıkma yasağı ilan etmesi, meselenin artık yerel bir taşkınlık değil, bütün Kafkasya’yı etkileyebilecek bir kriz olduğunu gösterdi. Bu müdahale kısa vadede sokaktaki şiddeti bastırmayı hedeflese de aslında iki şeyi aynı anda büyüttü: Birincisi, Karabağ hattındaki gerilimin geçici değil yapısal olduğunu ortaya çıkardı; ikincisi, Sovyet otoritesinin ancak zorla ayakta tutulabildiği algısını güçlendirdi. O yıl başlayan süreç, çok kısa zamanda Dağlık Karabağ meselesinin Sovyet iç tartışması olmaktan çıkıp sıcak çatışma ve kitlesel yer değiştirmelerle anılan uzun bir krize dönüşmesine; nihayetinde Sovyetler çözülürken Azerbaycan’ın bağımsızlık dönemine ağır bir savaş ve güvenlik gündemiyle girmesine zemin hazırladı. Türkiye açısından da bu dönem, Azerbaycan’la kardeş ülke bağının sadece kültürel değil, jeopolitik bir gerçekliğe dönüştüğü tarihsel eşiğin başlangıcıdır.
1990 | Güney Afrika – Nelson Mandela, Afrika Ulusal Kongresi başkanı seçildi.
Nelson Mandela’nın Afrika Ulusal Kongresi’nin (ANC) başına geçmesi, hapisten yeni çıkmış bir sembolün umut olmaktan çıkıp doğrudan müzakereyi yöneten siyasal merkeze dönüşmesi anlamına geldi. Bu adım, apartheid rejimiyle yürütülecek görüşmelerde muhatabın kim olduğunu netleştirdi; ANC’nin çizgisi tek bir liderlik altında daha disiplinli hale gelirken, Mandela da hem radikal kopuş talepleriyle temkinli geçiş planları arasında denge kurabilecek tek isim olarak öne çıktı. Dünya kamuoyu ve yatırım çevreleri açısından bu liderlik, sürecin geri çevrilmesinin zorlaştığına dair güçlü bir işaret verdi; birkaç yıl içinde apartheid’ın resmen tasfiye edilmesi ve 1994’teki çok ırklı ilk seçimlere giden yolun siyasi omurgası böylece belirginleşti.
1994 | Türkiye – DEP’li milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı.
2 Mart 1994’te TBMM Genel Kurulu, DEP’li Hatip Dicle, Orhan Doğan, Leyla Zana, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ile bağımsız milletvekili Mahmut Alınak’ın dokunulmazlıklarını kaldırdı. Aynı gün, Orhan Doğan ve Hatip Dicle Meclisten çıkışta polis tarafından gözaltına alındı; diğer isimler ise gözaltı riskine karşı Meclis’te kalmayı tercih etti ve iki gün sonra Leyla Zana, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Mahmut Alınak da gözaltına alındı; sorguların ardından dosya Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) sürecine taşındı ve milletvekilleri 17 Mart’ta tutuklandı. Bu olay, 90’larda Kürt siyasal temsilinin meclis içi siyasetten hızla yargı/ceza hattına itilmesinin en sert kırılmalarından biri oldu; içeride siyasal iklimi güvenlikçi bir çizgide daha da sertleştirirken, dışarıda Türkiye’yi uzun süre uluslararası gündeme taşıdı ve süreç, ilerleyen yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına kadar uzanan bir tartışma alanı açtı.
1995 | ABD – Yahoo! kuruldu.
1995’te Yahoo’nun bir şirket olarak kurulması, internetin keşif döneminde web’i anlaşılır kılan en kritik hamlelerden biriydi. O yıllarda insanlar aradığını bugünkü gibi algoritmalarla bulamıyordu; Yahoo ise siteleri kategori kategori dizinleyip adeta bir internet rehberi sundu. Bu basit fikir, web’i yalnız teknik meraklıların gezindiği dağınık bir alan olmaktan çıkarıp kitlelerin kullanabileceği bir haritaya dönüştürdü; ardından e-posta, haber, içerik ve mesajlaşma gibi hizmetlerle portal modelini büyüttü. Bu yüzden Yahoo, sadece bir marka değil; internet ekonomisinde trafik kapısı denen şeyin ne kadar değerli olduğunu gösteren ilk büyük örneklerden biri oldu ve Google’la birlikte arama-reklam temelli dijital düzenin yolunu açan erken dönemeçlerden sayıldı.
1998 | Uzay bilimi – Galileo verileri Europa’nın altında okyanus ihtimalini güçlendirdi.
1998’de Galileo uzay aracının gönderdiği ölçümler, Jüpiter’in uydusu Europa’nın buzla kaplı yüzeyinin altında tuzlu, sıvı bir okyanus bulunma ihtimalini güçlü biçimde gündeme taşıdı. Bu bulgu, “Dünya dışında yaşam var mı?” sorusunu teorik tartışmadan çıkarıp somut bir hedefe bağladı: Su varsa, kimya varsa, enerji kaynağı varsa araştırma yapılabilir. Europa bu yüzden o tarihten sonra astrobiyolojide en ciddi adaylardan biri sayıldı; buz altı okyanuslar fikri de hem Europa’ya hem de benzer uydulara yönelik yeni nesil uzay misyonlarının temel gerekçelerinden biri haline geldi.
2020 | Türkiye – Çizgi romanın iki ustası aynı gün vefat etti: Abdullah Turhan ve Suat Yalaz.
2 Mart 2020, Türk popüler kültüründe çizgi romanın iki büyük ismini aynı gün uğurladığımız tarih oldu: Suat Yalaz, yarattığı Karaoğlan ile Anadolu tarihini ve alp/serüvenci tipini modern çizgi romana taşıdı; karakter, yıllarca dergi bayilerinin en güçlü mıknatısı oldu, üstelik sadece bir çizgi roman kahramanı değil, sinema ve televizyona uzanan bir marka etkisi yarattı. Abdullah Turhan ise özellikle Kara Murat çizgi roman geleneğinin en önemli çizerlerinden biri olarak, Osmanlı serüven estetiğini daha dinamik aksiyon, daha güçlü kompozisyon ve daha sinematografik anlatımla yaygınlaştırdı; Kara Murat’ın geniş kitlelere yerleşen görsel hafızasında bu kuşağın çizer emeği belirleyici oldu. İkisinin ortak etkisi şuydu: Türkiye’de çizgi romanı çocuk oyuncağı olmaktan çıkarıp seri üretim disiplini olan bir anlatı endüstrisine dönüştürdüler.
2025 | Türkiye – Edip Akbayram vefat etti.
Edip Akbayram’ın vefatı, bir sanatçının ölümünden öte bir dönemin sesinin kapanışı gibidir; çünkü Akbayram arkasında, yıllar boyunca toplumsal hafızaya karışmış bir repertuvar bıraktı. En bilinen eserleri arasında “Aldırma Gönül”, “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz”, “Bekle Bizi İstanbul”, “Hasretinle Yandı Gönlüm” sayılabilir.
