Dünya Su Günü
Birleşmiş Milletler’in 1992’de Rio’daki Çevre ve Kalkınma Konferansı sonrasında ilan ettiği, 1993’ten beri her 22 Mart’ta kutlanan Dünya Su Günü; temiz suya erişimin artık küresel bir kriz başlığı haline geldiğini dünyaya anlatmak için var. BM ve UN-Water, bu günün temel amacını tatlı suyun önemine dikkat çekmek, güvenli suya erişemeyen milyarlarca insanın sorununu görünür kılmak ve 2030’a kadar herkes için su ve sanitasyon hedefini desteklemek olarak tanımlıyor. Bugün dünyada hâlâ 2,1 milyar insanın güvenli içme suyuna erişimi yok; bu da su meselesini yalnız çevre konusu olmaktan çıkarıp sağlık, tarım, yoksulluk, göç ve güvenlik başlığına dönüştürüyor. İklim değişikliğiyle birlikte kuraklıkların sıklaşması, yağış rejimlerinin bozulması ve sıcaklıkların artması, suyu gelecek yıllarda daha da sert bir jeopolitik mesele haline getirebilir; “su savaşları” ifadesi her zaman doğrudan askerî çatışma anlamına gelmese de devletler ve bölgeler arasında su paylaşımı kaynaklı gerilim riskinin büyüdüğü açık. Türkiye açısından da konu doğrudan hayati; Dünya Bankası Türkiye’yi su stresi yaşayan bir ülke olarak tanımlıyor ve ülkenin birçok havzasında kuruma baskısının arttığını belirtiyor. Kocaeli içinse bu başlık daha da somut: bir yanda yoğun sanayi, nüfus ve artan tüketim baskısı var; öte yanda kentin içme suyu güvenliği açısından Yuvacık Barajı ve bağlantılı kaynakların önemi sürüyor. Yani 22 Mart, takvimdeki sıradan bir çevre günü değil; dünyada temiz suyun azaldığı, Türkiye’de kuraklık riskinin büyüdüğü ve Kocaeli gibi üretim baskısı yüksek şehirlerde su güvenliğinin stratejik hale geldiği bir çağda, doğrudan hayatın kendisini ilgilendiren bir uyarı günü.
1394 | Semerkant – Uluğ Bey doğdu.
22 Mart 1394’te doğan Uluğ Bey, Timur İmparatorluğu hanedanından gelmesine rağmen tarihte en çok hükümdarlığıyla değil, astronomi ve matematik alanındaki çalışmalarıyla anıldı. Timur İmparatorluğu’nun kültürel zirveye ulaştığı dönem onun himayesinde yaşandı; ama onu gerçekten ayrı yere koyan şey, Semerkant’ı büyük bir bilim merkezine dönüştürmesiydi. 1420’lerde kurdurduğu Semerkant Rasathanesi, döneminin en büyük ve en gelişmiş gözlemevlerinden biriydi. Burada yalnız gökyüzünü izlemekle kalmadı; Zîc-i Sultânî adlı yıldız kataloğunu ve astronomi tabloları hazırlandı. Bu çalışma, teleskop öncesi çağın en doğru yıldız kataloglarından biri kabul edildi ve yüzyıllar boyunca hem Doğu’da hem Batı’da başvuru kaynağı olarak kullanıldı. Yani Uluğ Bey’in önemi, bir hükümdarın bilimle ilgilenmesinden ibaret değil; gözleme dayalı astronomide kendi çağının en güvenilir verilerinden birini üretmiş olmasında yatıyor. Ayrıca Semerkant’ta kurduğu medreseyle de matematikçi ve astronomları bir araya getirerek şehri Orta Asya’nın en büyük bilim merkezlerinden birine çevirdi. Bugün adının hâlâ saygıyla anılmasının nedeni tam da bu; Uluğ Bey, tahtta oturan ama gözü gökyüzünde olan, bilim tarihi içinde gerçek iz bırakmış nadir hükümdarlardan biriydi.
1621 | Hollanda – Uluslararası hukukun kurucu isimlerinden Hugo Grotius, kitap sandığında hapisten kaçtı.
22 Mart 1621’de Hollandalı hukukçu, devlet adamı ve düşünür Hugo Grotius, ömür boyu hapse mahkûm edildiği Loevestein Kalesi’nden, eşi Maria van Reigersberch’in yardımıyla bir kitap sandığının içine saklanarak kaçtı. Bu olayın “vay be” dedirten tarafı yalnız firarın kendisi değil; kaçan kişinin, bugün hâlâ uluslararası hukukun babasısayılan isimlerden biri olmasıdır. Britannica’ya göre Grotius çocuk yaşta olağanüstü bir zekâ gösterdi; 8 yaşında Latince şiir yazıyor, 11 yaşında Leiden Üniversitesi’nde öğrenim görüyordu ve Fransa Kralı IV. Henri ona “Hollanda’nın mucizesi” diyordu. Peki neden hapse atıldı? Çünkü 17. yüzyıl başında Hollanda’da yalnız siyaset değil, din de sert biçimde bölünmüştü. Grotius, devlet adamı Oldenbarnevelt’le birlikte daha hoşgörülü Arminian çizgide yer alıyordu; karşı tarafta ise Prens Maurice’in desteklediği katı Kalvinist Gomaristler vardı. 1618’de Maurice askerî gücünü kullanarak bir tür darbe yaptı; Oldenbarnevelt idam edildi, Grotius ise vatana ihanet değil, bu büyük siyasî-dinî hesaplaşmanın kaybeden tarafında kaldığı için ömür boyu hapse mahkûm edildi. Sonra işin roman gibi kısmı başladı: Kaleye düzenli olarak girip çıkan büyük kitap sandıkları fark edilince eşi bir plan kurdu; Grotius o sandığın içine girdi, nöbetçilerin gözünün önünden “kitap” diye çıkarıldı, önce Antwerp’e, ardından Paris’e kaçtı. Bu kaçış sadece iyi bir firar hikâyesi değildi; çünkü Grotius sürgünde kaldığı yıllarda De Jure Belli ac Pacis (Savaş ve Barış Hukuku Üzerine) adlı eserini yayımlayarak savaşın bile hukuksuz olamayacağını, devletler arasında ortak kurallar bulunması gerektiğini savundu; ayrıca Mare Liberum (Denizlerin Özgürlüğü) fikriyle denizlerin tek bir devletin malı sayılamayacağını yazdı. Yani o sandık, yalnızca bir mahkûmu kaleden kaçırmadı; modern uluslararası hukuk düşüncesinin en büyük metinlerinden bazılarının yazılmasının da önünü açtı.
1829 | Londra – Yunanistan’ın kuruluşuna giden protokol imzalandı.
22 Mart 1829’da Londra’da imzalanan protokol, Yunanistan’ın bağımsız devlet haline gelmesi sürecinin en kritik diplomatik adımlarındandı. Mora İsyanı yıllardır sürüyor, Osmanlı Devleti ile Avrupa güçleri arasındaki denge değişiyordu. İngiltere, Fransa ve Rusya’nın müdahil olduğu bu süreçte imzalanan metin, Osmanlı’dan kopan yeni Yunan devletinin çerçevesini belirlemeye başladı. Sonraki yıllarda sınırlar ve statü yeniden şekillendi, ama 22 Mart 1829, Yunanistan’ın uluslararası düzeyde tanınmasına giden yolun temel taşlarından biri olarak kaldı.
1832 | Weimar – Johann Wolfgang von Goethe öldü.
22 Mart 1832’de Weimar’da ölen Johann Wolfgang von Goethe, yalnız Alman edebiyatının değil, modern Avrupa kültürünün en büyük isimlerinden biriydi. Genç Werther’in Acıları ile 18. yüzyıl sonunda Avrupa’da büyük bir duygu ve gençlik dalgası yarattı; roman öyle etkili oldu ki, yalnız edebiyatı değil giyimden davranışa kadar bir kuşağın ruh halini etkiledi. Ömrü boyunca üzerinde çalıştığı Faust ise bugün hâlâ dünya edebiyatının en büyük eserlerinden biri sayılır; insanın bilgi, arzu, iktidar ve hakikat arayışını anlatan bu eser, yalnız Alman edebiyatının değil bütün modern edebiyatın temel metinlerinden biridir. Goethe’yi farklı kılan bir başka taraf da sadece şair ve romancı olmamasıdır; tiyatro yöneticiliği yaptı, devlet görevlerinde bulundu, sanat kuramı ve doğa bilimleriyle ilgilendi, hatta renk teorisi ve bitki bilimi üzerine çalışmalar kaleme aldı. Yani Goethe adı, tek bir büyük yazarı değil; şiirden romana, tiyatrodan bilime kadar uzanan çok yönlü bir kültür evrenini temsil eder.
1888 | Londra – İngiltere Futbol Ligi kuruldu.
22 Mart 1888’de kurulan İngiltere Futbol Ligi (English Football League), modern futbolun en büyük dönüm noktalarından biriydi. Futbol o tarihten önce de İngiltere’de çok popülerdi; kulüpler dostluk maçları yapıyor, yerel kupalara katılıyor, ama sezonu düzenli ve ortak bir lig takvimi içinde oynamıyordu. Bu da hem kulüplerin gelir düzenini hem seyirci ilgisini hem de rekabetin ciddiyetini sınırlıyordu. Lig fikrinin öncülüğünü Aston Villa yöneticilerinden William McGregor yaptı; amaç, kulüplerin belli bir takvimle birbirleriyle düzenli maç yapmasını sağlayarak futbolu daha planlı, daha güvenilir ve daha sürdürülebilir hale getirmekti. İlk sezon 12 takımla başladı ve Preston North End ligi yenilgisiz tamamlayarak tarihe geçti. Daha da önemlisi, futbol tek tek maçlardan ve dağınık turnuvalardan çıkıp uzun soluklu bir sezon yarışına dönüştü. Bugün puan tablosu, haftalık fikstür, şampiyonluk yarışı ve küme düşme korkusuyla bildiğimiz lig düzeninin temeli burada atıldı. Bu yüzden 22 Mart 1888, yalnız İngiliz futbolu için değil, modern futbolun kurumsal başlangıç anıdır.
1913-2001 | Bursa / Ankara – Dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen doğdu; 2021’de yine aynı gün öldü.
22 Mart 1913’te Bursa’da doğan, 22 Mart 2001’de Ankara’da hayatını kaybeden Sabiha Gökçen, dünyanın ilk kadın savaş pilotuydu. Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi evlatlarından biri olarak çocuk yaşta Çankaya’ya geldi; Atatürk’ün havacılığa verdiği önem sayesinde bu alana yöneldi. 1935’te Türkkuşu’nun açılışında havacılığa ilgi duydu, ardından planör ve motorlu uçak eğitimi aldı; o yıllarda kız öğrenciler askerî okullara kabul edilmediği için Atatürk’ün talimatıyla Eskişehir’de kendisine özel bir eğitim yolu açıldı. 1936-37’de savaş pilotu olarak yetiştirildi, 23 yaşında savaş uçağı kullandı ve Guinness’e göre dünyanın ilk kadın savaş pilotu oldu. Uçuş kariyeri boyunca yaklaşık 8 bin saat havada kaldı, 32 farklı askerî operasyona katıldı. Bu yüzden Sabiha Gökçen, yalnız Türkiye havacılık tarihinin değil, dünya havacılık tarihinin de en önemli kadın figürlerinden biriydi. Cumhuriyet’in kadınlara açmak istediği yeni alanların en görünür örneklerinden biri haline geldi; İstanbul’daki ikinci havalimanına adının verilmesi de bu tarihî ağırlığın devamı niteliğindedir.
1922 | İstanbul – Osman Fahir Seden doğdu.
Osman Fahir Seden Türk sinemasının en üretken ve en etkili yönetmen-senaristlerinden biriydi. Sinemacı bir aileden geliyordu; babası Kemal Seden, Türkiye’de sinema salonu ve yapımcılık alanında öncü isimlerden biriydi. Osman Fahir Seden de bu mirası yalnız sürdürmedi, büyüttü. Lütfi Ö. Akad’la senaryo çalışmaları yaptı; Kanun Namına gibi önemli filmlerin senaryo tarafında yer aldı. Yönetmen olarak çıkışını 1950’lerde yaptı, özellikle Düşman Yolları Kesti ile adını güçlü biçimde duyurdu. Sonraki yıllarda Yeşilçam’ın hem melodram hem halk komedisi hem de yıldız sineması tarafında çok etkili oldu. Namus Uğruna, Çalıkuşu, Berduş, Ayşecik Yavru Melek, Bana Annemi Anlat, daha sonra da Batsın Bu Dünya, İnek Şaban, Yüz Numaralı Adam, Gurbetçi Şaban ve Islak Mendil gibi çok farklı dönemlere damga vuran filmlerde imzası vardı. Onu önemli kılan şey yalnız sayıca çok fazla eser üretmesi değildi; Zeki Müren’den Kemal Sunal’a, Orhan Gencebay’dan çocuk yıldızlı melodramlara kadar Türk sinemasının geniş halk kitlesine hitap eden ana damarlarını iyi okuyabilmesiydi. Bu yüzden Osman Fahir Seden, yalnız yönetmen değil; Yeşilçam’ın ticari sezgisini, yıldız sistemini ve seyirci duygusunu çok iyi bilen kurucu akıllardan biriydi
1945 | Kahire – Arap Birliği kuruldu.
22 Mart 1945’te Mısır, Suriye, Lübnan, Irak, Transürdün, Suudi Arabistan ve Yemen temsilcileri Kahire’de Arap Birliği’ni kurdu. Amaç, Arap ülkeleri arasında siyasal işbirliğini artırmak ve ortak meselelerde birlikte hareket edebilmekti. Filistin meselesinden bölgesel çatışmalara kadar çok sayıda konuda adı geçen bu örgüt, kuruluşundan bu yana Orta Doğu siyasetinin önemli kurumlarından biri oldu. Etkisi dönem dönem tartışılsa da 22 Mart 1945, Arap dünyasının kendine ait bölgesel diplomatik çatı kurduğu tarih olarak önem taşıyor.
1963 | Birleşik Krallık – The Beatles’ın ilk albümü Please Please Me yayımlandı.
22 Mart 1963’te The Beatles’ın ilk albümü Please Please Me piyasaya çıktı. Albüm, pop müzik tarihinde dev bir patlamanın başlangıcıydı. “Love Me Do”, “Please Please Me” ve “I Saw Her Standing There” gibi şarkılarla çıkan bu albüm, birkaç yıl içinde tüm dünyayı etkileyecek Beatles çılgınlığının kapısını açtı. Sonraki kuşaklar için bu kayıt, modern pop-rock kültürünün en güçlü çıkış anlarından biri sayılıyor.
1963 | Ankara – Yassıada’da idama mahkûm edilen, cezası yaşı nedeniyle müebbete çevrilen Celâl Bayar için tahliye kararı çıktı.
22 Mart 1963’te eski Cumhurbaşkanı Celâl Bayar için tahliye kararı çıktı. Bayar, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Yassıada’da Demokrat Parti yöneticileriyle birlikte “Anayasa’yı ihlal” suçlamasıyla yargılanmış ve idam cezasına çarptırılmıştı. Ancak ileri yaşı nedeniyle bu ceza infaz edilmedi, müebbete çevrildi; 1963’te de sağlık gerekçesiyle tahliye edildi. Bayar’ı önemli kılan şey yalnız Demokrat Parti dönemi ve Yassıada yargılamaları değildi. Millî Mücadele yıllarında Batı Anadolu’daki Kuvâ-yı Milliye örgütlenmesinde yer almış, son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’ndan TBMM’ye uzanan çizgide Cumhuriyet’in kuruluş sürecine de katılmış bir siyasetçi olmasıydı.
1968 | Paris – Nanterre’de başlayan işgal, dünyaya yayılan “68 kuşağı”nın sembol anlarından birine dönüştü.
22 Mart 1968’de Paris’te Nanterre Üniversitesi’nde Daniel Cohn-Bendit öncülüğündeki öğrenciler, Vietnam Savaşı’nı, üniversite düzenini ve otoriteyi protesto ederek bir amfiyi işgal etti. Başlangıçta bu küçük bir öğrenci eylemi gibi görünüyordu; ancak kısa sürede Fransa’da daha büyük bir patlamanın kıvılcımına dönüştü. Takip eden haftalarda gösteriler büyüdü, Paris sokakları barikatlarla doldu, milyonlarca işçi greve çıktı ve ülke neredeyse felç oldu. Bu dalga yalnız Fransa’nın siyasetini sarsmadı; gençlik hareketleri, özgürlük talepleri, savaş karşıtlığı ve otoriteye başkaldırı üzerinden bütün dünyada yankı buldu. “68 kuşağı” denince bugün hâlâ akla gelen ruh halinin başlangıç noktası haline geldi. Türkiye’de de üniversite gençliği, sol hareketler ve sokak siyaseti aynı yıllarda benzer bir isyan dili geliştirdi; bu yüzden 22 Mart 1968 yalnız Fransa’nın değil, dünya gençlik tarihinin de en önemli dönemeçlerinden biridir.
1980 | Ankara – TBMM’de cumhurbaşkanı seçilemedi; siyasi tıkanma derinleşti.
22 Mart 1980’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılması gereken cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçsuz kaldı. Aslında mesele tek bir oturumdan ibaret değildi; aylarca sürecek siyasal tıkanıklığın sembollerinden biriydi. Partiler uzlaşamadı, Meclis yeni cumhurbaşkanını seçemedi ve devletin en kritik makamlarından biri boş kaldı. Bu tablo, 12 Eylül’e giden süreçte siyasal sistemin kilitlendiğini gösteren en somut işaretlerden biriydi. Darbe sonrasında da askerî yönetimin, “siyaset kurumu ülkeyi yönetemiyor” argümanını güçlendiren örneklerden biri haline geldi.
1986 | Roma – Mehmet Ali Ağca ömür boyu hapse mahkûm edildi.
22 Mart 1986’da Mehmet Ali Ağca, Papa II. Jean Paul’e suikast girişimi nedeniyle İtalya’da ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. 1981’deki saldırı zaten dünya çapında büyük yankı uyandırmıştı; çünkü hedef doğrudan Katolik dünyasının lideriydi. Ağca’nın yargılanması ve cezası da uzun süre yalnız bir adli dosya olarak değil, Soğuk Savaş, istihbarat bağlantıları ve uluslararası komplo teorileriyle birlikte tartışıldı. Bu yüzden 22 Mart 1986, Türk kamuoyunda da dış dünyada da çok konuşulan bir davanın önemli aşaması olarak öne çıktı.
1993 | Dünya – Intel Pentium satışa sunuldu.
22 Mart 1993’te Intel’in Pentium işlemcisi satışa çıktı. Bu gelişme, bilgisayar teknolojisi açısından sessiz ama çok etkili bir dönüm noktasıydı. Pentium, kişisel bilgisayarların hızını ve işlem kapasitesini ciddi biçimde artırdı; 1990’ların dijitalleşme dalgasında ev ve ofis bilgisayarlarının standartlarını değiştirdi. İnternetin yaygınlaşacağı yılların hemen öncesinde gelen bu işlemci ailesi, bilgi işlem gücünü daha geniş kitlelere taşıyan temel araçlardan biri oldu.
2001 | Los Angeles – William Hanna öldü.
22 Mart 2001’de ölen William Hanna, adını tek başına tanımayanların bile çocukluğundan bildiği onlarca karakterin arkasındaki isimlerden biriydi. Joseph Barbera ile birlikte önce Tom ve Jerry’yi yarattı, ardından Hanna-Barbera stüdyosuyla Taş Devri, Jetgiller, Scooby-Doo ve daha birçok çizgi film klasiğine imza attı. Bu yüzden onun ölümü, 20. yüzyıl televizyon ve çizgi film kültürünün kurucu üreticilerinden birinin kaybıydı.
2004 | Gazze – Hamas kurucularından Ahmed Yasin, İsrail saldırısında öldürüldü.
22 Mart 2004 sabahı, Hamas’ın kurucularından ve ruhani lideri kabul edilen Şeyh Ahmed Yasin, Gazze’de sabah namazından çıkarken İsrail helikopterlerinden atılan füzelerle öldürüldü. Tekerlekli sandalyedeydi; yanında bulunan korumaları ve siviller de saldırıda öldü. Olay, bölgedeki çatışmayı daha da tırmandıran büyük bir suikast olarak görüldü. Hamas saldırıdan sonra intikam çağrısı yaptı, İsrail-Filistin hattındaki gerilim daha da sertleşti. Bu yüzden 22 Mart 2004, hem bir liderin ölümü hem de Orta Doğu’daki şiddet döngüsünü büyüten eşiklerden biridir.
2006 | Kalküta – 250 yılı aşkın yaşadığı düşünülen dev kaplumbağa Adwaita öldü.
22 Mart 2006’da Hindistan’ın Kalküta kentindeki Alipore Hayvanat Bahçesi’nde ölen Adwaita, dünyanın en yaşlı hayvanlarından biriydi. Bir Aldabra dev kaplumbağası olan Adwaita’nın, bugünkü Seyşeller sınırlarındaki Aldabra Atolü’nde 18. yüzyıl ortalarında doğduğu düşünülüyordu. Eğer gerçekten anlatıldığı kadar yaşlıysa, bu kaplumbağa doğduğunda Osmanlı’da III. Osman bile tahta çıkmamıştı; Mozart doğmamış, Fransız Devrimi yaşanmamış, Amerika Birleşik Devletleri kurulmamış, Napolyon savaşları başlamamıştı. Hindistan’da İngiliz sömürge yönetiminin yükselişini, Britanya İmparatorluğu’nun zirvesini, iki dünya savaşını, Hindistan’ın bağımsızlığını ve 21. yüzyıla geçişi aynı ömür içinde görmüş bir canlıdan söz ediliyordu. Adwaita’nın yaşı kesin olarak kanıtlanamadı; ama 2006’daki ölüm haberi dünya basınında tam da bu yüzden büyük ilgi gördü. Çünkü bu yaşlı hayvan, modern tarihin neredeyse tamamına sessizce tanıklık etmiş gibiydi.
2008 | Kocaeli – Gebze hattının bugünkü ilçe haritasını belirleyen yasa yürürlüğe girdi.
22 Mart 2008’de Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5747 sayılı kanun, Kocaeli’nin özellikle Gebze çevresindeki idarî yapısını kökten etkiledi. Bu düzenlemeyle yalnız küçük bir sınır değişikliği yapılmadı; Çayırova, Darıca ve Dilovası ilçe statüsü kazandı, böylece daha önce büyük ölçüde Gebze merkezli ilerleyen idarî yapı parçalanarak yeni bir ilçe düzeni kuruldu. Kanunla beraber, Şekerpınar Çayırova’ya, Tavşancıl ile birlikte Tepecik, Çerkeşli, Köseler ve Demirciler Dilovası’na, ayrıca Gebze’ye bağlı bazı mahalle parçaları da Darıca’ya bağlandı. Darıca ilçesi bu yasa ile Darıca Belediyesi’ne ek olarak Gebze’ye bağlı Sırasöğütler Mahallesi’nin tamamı ile İstasyon, Abdi İpekçi ve Çayırova mahallelerinin belirli kısımlarının katılmasıyla kuruldu. Çayırova’nın ise Güzeltepe/Çayırova Belediyesi, Şekerpınar Belediyesi, Çayırova Mahallesi ve Yenimahalle’nin birleştirilmesiyle ilçe statüsü oluştu. Dilovası tarafında da ilçe sınırı Dilovası merkezi, Tavşancıl ve bağlı köylerle şekillendi. Yani 22 Mart 2008, Kocaeli için bugün Darıca, Çayırova ve Dilovası’nın ayrı ilçe kimliğiyle anılmasını sağlayan, Gebze’nin nüfus ve yönetim alanını yeniden tanımlayan büyük idarî dönüşüm tarihidir. Bu değişiklik, kaymakamlıktan belediye hizmetine, nüfus planlamasından yerel siyasete kadar birçok başlığı doğrudan etkiledi; kısacası Kocaeli’nin bugünkü doğu koridoru haritası büyük ölçüde bu kanunla çizildi.
2016-2017-2024 | 22 Mart – Brüksel’den Londra’ya, oradan Moskova yakınına uzanan terör zinciri
22 Mart, son yıllarda Avrupa ve Rusya hattında peş peşe yaşanan büyük terör saldırılarıyla da hafızaya kazındı. Zincirin ilk büyük halkası, 22 Mart 2016’da Brüksel’de yaşandı: Zaventem Havalimanı’nın check-in alanında iki, Maelbeek metro istasyonunda bir bomba patladı; en az 30 kişi öldü, 250’den fazla kişi yaralandı. Saldırı, Paris 2015 eylemlerinin ardından Avrupa’daki IŞİD ağlarının ne kadar derin olduğunu gösterdi ve Belçika’da güvenlik yapılanması, istihbarat paylaşımı ve sınır denetimleri yeniden tartışmaya açıldı. Bir yıl sonra, 22 Mart 2017’de Londra’da bu kez Westminster Köprüsü üzerinde araçla yayalara çarpan, ardından Parlamento yakınındaki polis noktasına bıçakla saldıran bir saldırgan 6 kişinin ölümüne yol açtı; olay, daha düşük maliyetli ama öngörülmesi zor “yalnız ya da gevşek bağlantılı saldırgan” modelinin Avrupa’da yarattığı yeni korkuyu büyüttü. Aradan yedi yıl geçtikten sonra 22 Mart 2024’te Moskova yakınlarındaki Krasnogorsk’ta, Crocus City Hall konser salonuna giren silahlı saldırganlar kalabalığa otomatik silahlarla ateş açtı, ardından binada büyük bir yangın çıktı; eylemde 140’tan fazla kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı ve saldırıyı IŞİD üstlendi. Brüksel ve Westminster doğrudan Avrupa’daki IŞİD terör dalgasının iki farklı yüzü olurken, Krasnogorsk da IŞİD-Horasan bağlantısıyla aynı radikal cihatçı hattın daha sonraki ve daha kanlı halkalarından biriydi. Aradaki yıllarda Nice, Berlin, Manchester, Barcelona ve Londra Köprüsü gibi başka büyük saldırılar da yaşandı; bu yüzden 22 Mart, son on yılın güvenlik krizlerini hatırlatan tarihlerden biri haline geldi.
2025 | İstanbul – Filiz Akın öldü.
22 Mart 2025’te hayatını kaybeden Filiz Akın, Türk sinemasının 1960’lar ve 70’lerdeki en büyük kadın yıldızlarından biriydi. Asıl adı Suna Akın’dı; Ankara Üniversitesi’nde okurken 1962’de bir artist yarışmasını kazandı, ardından Memduh Ün’ün ısrarıyla sinemaya adım attı ve kısa sürede Yeşilçam’ın en parlak yüzlerinden biri haline geldi. Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit ve Fatma Girik’le birlikte Yeşilçam’ın “dört yapraklı yoncası” içinde anıldı; ama o, bu dörtlü içinde özellikle modern, kentli, zarif ve Batılı yüzü temsil eden oyuncu olarak ayrı bir çizgiye yerleşti. Gurbet Kuşları, Yankesici Kız, Ankara Ekspresi, Tatlı Dillim, Umutsuzlar, Karateci Kız ve Dağlar Kızı Reyhan gibi filmlerle geniş kitlelere ulaştı; 1971’de Ankara Ekspresi ile Antalya Altın Portakal’da En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldı. 1962 ile 1975 arasında 100’ün üzerinde filmde oynadı, sonra sinemadan çekildi; ama yazıları, televizyon programları, kitapları ve özellikle kanser tedavisi sonrası yürüttüğü farkındalık çalışmalarıyla görünür kalmayı sürdürdü. Hayatının sonraki döneminde Paris’te uzun yıllar yaşadı, kültürel etkinliklerle Türkiye’yi temsil etti; bu da onu yalnız bir sinema yıldızı değil, kamusal bir figür haline getirdi.
