9 Nisan Tarihte Bugün

18 Dakika Okuma
9 Nisan Tarihte Bugün

Günün Tarihi / 9 Nisan

1860 | İnsan sesi ilk kez kayıt altına alındı.

9 Nisan 1860’ta Fransız mucit Édouard-Léon Scott de Martinville, insan sesini tarihte ilk kez kayıt altına almayı başardı. Ancak bu kayıt, bugünkü gibi sonradan dinlemek için yapılmamıştı. Scott’ın geliştirdiği phonautograph adlı aygıt, sesi tekrar çalmıyor; ses dalgalarını is kaplanmış bir yüzey üzerine çizgi halinde geçiriyordu. Yani amaç, sesi duymaktan çok, sesin izini kâğıt üzerinde görmekti. O gün kayda geçtiği kabul edilen ses de “Au Clair de la Lune” adlı Fransız halk şarkısının kısa bir bölümüdür. Bu kayıt ancak 21. yüzyılda dijital yöntemlerle çözüldü ve yeniden duyulabilir hale getirildi. Hatta bugün internette dinlenebiliyor olması, 1860’ta yalnız çizgi olarak kaydedilen bir sesin yüzyıllar sonra yeniden hayata dönebildiğini gösteren en ilginç ayrıntılardan biri. Bu yüzden 9 Nisan 1860; telefon mesajından podcaste kadar hayatımızın merkezinde olan ses kayıt kültürünün bilinen en eski başlangıç noktalarından biri olarak önem taşıyor.

1916 | “Çanakkale Parası” ve kanıyla yazdığı son emirle hatırlanan Mehmet Muzaffer şehit oldu.

9 Nisan 1916’da Irak Cephesi’ndeki Felahiye Muharebesi sırasında şehit olan Mehmet Muzaffer, I. Dünya Savaşı’nın en ilginç ve en sembolik Osmanlı subay hikâyelerinden birinin kahramanıdır. Galatasaray Lisesi öğrencisiyken gönüllü olarak orduya katıldı, genç yaşta cepheye gitti ve askerî sicilinde 948 numarayla yer aldı. Onu popüler hafızada ayrı bir yere koyan ilk olay, Çanakkale cephesinde geçtiği anlatılan “Çanakkale Parası” hikâyesidir: Birliğin otomobilleri için gerekli lastikleri satın almak üzere İstanbul’a geldiğinde elindeki resmî para yetmeyince, bir gecede kâğıt para görünümünde sahte bir ödeme kâğıdı hazırladığı ve üzerine “Bedeli Çanakkale’de altın olarak tesviye olunacaktır” yazdığı anlatılır. Bu hikâye, yıllar sonra Galatasaray ve Çanakkale Valiliği yayınlarında da yaşatıldı; Mehmet Muzaffer’in adı bugün yalnız bir subay olarak değil, savaşın yokluk şartlarında zekâ ve cesaretle hareket eden genç Osmanlı kuşağının simgelerinden biri olarak anılıyor.

Ama Mehmet Muzaffer’i gerçekten efsaneleştiren olay, ölüm anıyla ilgilidir. 9 Nisan 1916’da Kut’ül Amare kuşatmasını kırmaya çalışan İngiliz kuvvetlerine karşı yapılan Felahiye çarpışmalarında boğazından ağır yaralandı. Konuşamayacak durumdaydı; buna rağmen işaretle kalem istedi ve cebindeki beyaz zarfın üzerine kendi kanıyla son emirlerini yazdı. Kaynaklarda bu ifadeler farklı küçük varyantlarla geçse de öz aynıdır; kıblenin yönünü soruyor ve bölüğüne intikam çağrısı yapıyordu. Bu kanlı zarf daha sonra cephede gösterilen, ardından da bir kahramanlık emaneti gibi anılan nesneye dönüştü; Halil Kut Paşa’nın bu emaneti gelecek nesillere bırakılacak bir iftihar vesikası olarak andığı aktarılıyor. Mehmet Muzaffer’in hikâyesi bu yüzden yalnız bir şehit subay biyografisi değildir; Çanakkale’den Irak Cephesi’ne uzanan savaş kuşağının genç yaşta yitirdiği idealist subay tipinin hem gerçek hem de efsaneleşmiş örneklerinden biridir.

1921 | NASA’nın ilk siyah kadın mühendisi Mary Jackson doğdu.

9 Nisan 1921’de Virginia’da doğan Mary Jackson, Amerikan uzay tarihinin en sembolik isimlerinden biriydi. Matematik ve fen alanında başarılıydı; ama asıl önemini, ırk ayrımcılığı ve cinsiyet engellerinin sert olduğu bir dönemde uzay ve havacılık alanına girerek kazandı. 1951’de NACA’da, yani NASA’nın öncülü olan kurumda çalışmaya başladı; önce “human computer” denen hesaplama ekibinde yer aldı. Daha sonra gerekli mühendislik derslerini alabilmek için ayrımcı eğitim kurallarını aşmak zorunda kaldı ve 1958’de NASA’nın ilk siyah kadın mühendisi oldu. Onun hikâyesi, kurum içi eşitsizliklerin kırılması bakımından da önemlidir. “Hidden Figures” filmiyle daha geniş kitleler tarafından tanınmasının nedeni de budur. Mary Jackson, sonraki yıllarda yalnız mühendis olarak değil, kadınların ve azınlıkların teknik alanlarda ilerlemesi için çalışan bir isim olarak da iz bıraktı.

1932 | Türkiye’nin ilk kadın hâkimi Mürüvvet Hanım göreve başladı.

9 Nisan 1932’de Mürüvvet Hanım (Talu), Adana Asliye Ceza Mahkemesi’nde göreve başlayarak Türkiye’nin ilk kadın hâkimi oldu. Cumhuriyet’in kadınlara siyasal ve kamusal alanda yeni haklar açtığı bir dönemde bu atama çok sembolik bir anlam taşıyordu. Çünkü mesele yalnız bir kadının meslek sahibi olması değildi; devletin, yargı gibi uzun süre erkek egemen kalmış bir alanda da kadınlara kapı açmasıydı. Mürüvvet Hanım daha sonra ağır ceza düzeyinde görev alarak bu alandaki öncü yerini pekiştirdi. Bu yüzden 9 Nisan 1932, Türkiye’de kadınların yalnız seçme-seçilme hakkı değil, doğrudan adalet mekanizmasının karar verici makamlarında da görünür olmaya başladığı tarih olarak önem taşıyor.

1936 | İstanbul Telefon Şirketi devletçe satın alındı.

9 Nisan 1936’da imzalanan sözleşmeyle İstanbul’daki telefon hatları, santraller ve işletme imtiyazı devlet tarafından satın alındı; bu devir daha sonra 13 Haziran 1936 tarihli kanunla onaylandı. Osmanlı döneminde İstanbul telefon hizmetleri, yabancı sermayeli Dersaadet Telefon Anonim Şirketi eliyle yürütülüyordu ve bu şirkete uzun süreli imtiyaz verilmişti. Cumhuriyet yönetimi ise 1930’larda demiryolu, liman, elektrik ve su gibi alanlarda olduğu gibi haberleşmeyi de kamu denetimine almak istiyordu. Satın alma çalışmaları 1934’te başladı; hükümet yalnız millîleştirme fikriyle değil, şirketin kapasite yetersizliği, hizmet kalitesi sorunları ve idarede görülen usulsüzlük iddiaları nedeniyle de harekete geçti. Araştırmalar sonunda şirketle pazarlık yapıldı ve 9 Nisan 1936’daki anlaşmayla İstanbul telefon tesisatı devlete geçti. O tarihte şehirde yaklaşık 10.700 abone bulunuyordu; yani mesele yalnız bir şirket devri değil, İstanbul’un büyüyen haberleşme ağının kimin elinde olacağı sorusuydu.

Bu satın almanın önemi, sonrasında olanlarla daha açık bir şekilde görülür. Telefon, 1930’larda devlet idaresi, ticaret ve şehir hayatı için giderek daha kritik hale geliyordu; dolayısıyla hükümet bu alanı özel imtiyazdan çıkarıp PTT çatısı altında daha merkezi bir yapıya bağladı. Devrin ardından İstanbul’daki hatlar ve santraller kamu eliyle işletilmeye başladı; yarı otomatik ve otomatik sistemlere geçiş hızlandı. Nitekim 1939’da Ericsson Şişli’de yeni bir 2.000 hatlık santral kurdu; bu kapasite 1943’te 5.000’e, 1950’de 8.000’e çıkarıldı. Yani 9 Nisan 1936’da İstanbul’da telefonu kimin işlettiği sorusu o gün teknik bir şirket meselesi olmaktan çıktı; doğrudan devletin modernleşme ve altyapı kurma projesinin parçasına dönüştü.

1940 | Almanya, Danimarka ve Norveç’i işgale başladı.

9 Nisan 1940’ta Nazi Almanyası, Weserübung Harekâtı ile aynı anda hem Danimarka’ya hem Norveç’e saldırdı. Hitler, İsveç demir cevherinin Norveç limanları üzerinden güvenli biçimde taşınmasını sağlamak, Britanya’nın kuzey deniz yolunu kesmek ve İskandinavya’yı stratejik denetim altına almak istiyordu. Danimarka birkaç saat içinde teslim oldu; Norveç ise daha uzun süre direndi, Müttefikler de devreye girdi ama sonunda Almanya üstün geldi. Bu saldırı, II. Dünya Savaşı’nın coğrafi sınırlarını genişleten ve tarafsız sayılan ülkelerin bile artık güvenli olmadığını gösteren çarpıcı bir dönüm noktasıydı.

1945 | Hitler’e suikast girişiminde bulunan Georg Elser öldürüldü.

9 Nisan 1945’te Alman marangoz Georg Elser, Dachau Toplama Kampı’nda kurşuna dizilerek öldürüldü. Elser sıradan bir muhalif değildi. 8 Kasım 1939’da Münih’te Hitler’in konuşma yaptığı Bürgerbräukeller birahanesine aylarca gizlice girip sütuna bomba yerleştirmiş, tek başına planladığı bu suikast girişimiyle Hitler’i öldürmeye çok yaklaşmıştı. Ancak Hitler o gün konuşmasını birkaç dakika erken bitirip ayrıldığı için kurtuldu; bomba patladı, 8 kişi öldü, onlarca kişi yaralandı. Elser sınırda yakalandı, yıllarca işkenceyle sorgulandı ve savaşın son günlerinde ortadan kaldırıldı. Onu ilginç ve önemli yapan şey, Hitler’e karşı örgütlü bir darbe çevresinden değil, tek başına hareket eden bir işçi zanaatkâr olarak suikast planlamış olmasıdır. Bugün Almanya’da direniş tarihinin en önemli isimlerinden biri sayılmasının nedeni de budur.

1950 | Türk karikatürünün kurucu isimlerinden Cemil Cem hayatını kaybetti.

9 Nisan 1950’de ölen Cemil Cem, Türk karikatür tarihinin kurucu isimlerinden biri sayılır. 1882’de İstanbul’da doğdu; hukuk öğrenimi gördü, diplomasiyle de ilgilendi ama asıl etkisini karikatürle yarattı. Özellikle çıkardığı Cem dergisiyle siyasal hicvi güçlü ve etkili bir dile dönüştürdü. Onu önemli yapan şey, karikatürü yalnız güldüren çizim olmaktan çıkarıp, iktidarı, bürokrasiyi ve toplumsal hayatı eleştiren ciddi bir ifade aracına dönüştürmesiydi. Bu yüzden “Türk karikatürünün babası” diye anılması boşuna değil.

1951 | İlk Türk pilotlarından Fesa Evrensev hayatını kaybetti.

9 Nisan 1951’de ölen Mehmet Fesa Evrensev, Türk havacılık tarihinin kurucu isimlerinden biriydi. Osmanlı ordusunda subay olarak yetişti; 1911’de yapılan seçmelerle Fransa’daki Blériot Uçuş Okulu’na gönderildi ve böylece ilk Türk pilotlarından biri oldu. Türkiye’de pilot rozet numarasının “1” olması da bu yüzdendir. Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı dönemlerinde havacılık tecrübesi edindi. Sonraki yıllarda sivil havacılık alanında da etkili oldu; Türk Hava Yolları’nın öncülü sayılan yapının ilk genel müdürlerinden biri olarak görev yaptı. Yani Fesa Evrensev hem askerî hem sivil Türk havacılığının kurucu kuşağının en önemli yüzlerinden biriydi.

1957 | Süveyş Kanalı yeniden gemi trafiğine açıldı.

9 Nisan 1957’de Süveyş Kanalı, savaş batıklarından temizlenmesinin ardından yeniden uluslararası gemi trafiğine açıldı. Bunun arkasında 1956’daki büyük Süveyş Krizi vardı. Mısır lideri Cemal Abdunnasır’ın kanalı millîleştirmesi üzerine Britanya, Fransa ve İsrail askerî harekât başlatmış; çatışmalar sırasında kanal işlemez hale gelmişti. Kanalın açılması dünya ticareti açısından çok önemliydi. Çünkü Süveyş, Avrupa ile Asya arasındaki en kritik deniz geçitlerinden biriydi ve kapanması navlundan enerji taşımacılığına kadar büyük etki yaratmıştı. 9 Nisan 1957’de yeniden açılması, kriz sonrası yeni dengenin kurulduğunu ve kanalın yeniden küresel ticaretin ana damarlarından biri olarak işlemeye başladığını gösterdi.

1963 | Erdal Tosun doğdu.

9 Nisan 1963’te İstanbul’da doğan Erdal Tosun, Türk tiyatro, sinema ve televizyon dünyasının en sevilen karakter oyuncularından biriydi. Usta oyuncu Necdet Tosun’un oğluydu; yani sahne ve kamera dünyası onun çocukluğundan beri hayatının içindeydi. Ama onu kalıcı yapan şey soyadı değil, oyunculuğuydu. Abartıya kaçmadan komik olabilen, sıradan insanın telaşını, tuhaflığını ve sıcaklığını ekrana taşıyabilen çok özel bir oyunculuk dili vardı. “Bir Demet Tiyatro”, “Yılan Hikâyesi”, “Vizontele” ve daha birçok yapımda kısa sahneleri bile akılda kalıcı hale getirdi. Seslendirme çalışmaları da yaptı. 2016’daki ani ölümüyle seyircide güçlü bir kayıp duygusu yarattı. Erdal Tosun, başrol parıltısıyla değil, sahiciliğiyle iz bırakan oyunculardandı.

1964 | Nuriye Ulviye Mevlan Civelek hayatını kaybetti.

9 Nisan 1964’te ölen Nuriye Ulviye Mevlan Civelek, Türkiye’de kadın hakları mücadelesinin en erken ve en önemli isimlerinden biriydi. 1913’te yayımlamaya başladığı Kadınlar Dünyası dergisiyle kadınların eğitim, çalışma hayatı, kamusal görünürlük ve eşit yurttaşlık taleplerini açıkça savunan bir platform kurdu. Ayrıca Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti çevresinde yürüttüğü faaliyetlerle, kadın haklarını örgütlü biçimde gündeme taşıdı. Onu önemli yapan şey, kadınların yalnız aile içinde değil, toplumun bütün alanlarında hak sahibi bireyler olarak görülmesi gerektiğini çok erken bir tarihte ve yüksek sesle savunmuş olmasıydı. Bu yüzden Nuriye Ulviye yalnız gazeteci değil; Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan kadın hakları çizgisinin en öncü figürlerinden biri olarak anılıyor.

1967 | Boeing 737 ilk uçuşunu yaptı.

9 Nisan 1967’de Boeing 737, ilk uçuşunu gerçekleştirdi ve kısa ve orta menzilli yolcu taşımacılığının en yaygın uçak ailelerinden birine dönüştü. 2020’ye gelindiğinde 10 binden fazla üretilmişti; bugün de toplam üretim sayısı bu eşiğin çok üzerine çıktı. Uçağın başarısı, havayolu taşımacılığını daha yaygın ve daha ekonomik hale getiren modellerden biri olmasından geliyor. Kısacası 9 Nisan 1967, modern yolcu havacılığının en tanınan uçaklarından birinin ilk kez göğe çıktığı gündür.

1985 | Alparslan Türkeş 4,5 yıl sonra tahliye edildi.

9 Nisan 1985’te Alparslan Türkeş, 12 Eylül sonrasında yaklaşık dört buçuk yıl tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı. 1980 darbesi yalnız sol hareketleri değil, MHP çevresini ve ülkücü hareketi de ağır biçimde hedef almıştı. Türkeş’in tahliyesi, Türkiye’de milliyetçi siyasetin yeniden toparlanacağı dönemin başlangıç işaretlerinden biri sayıldı. Nitekim birkaç yıl içinde yasakların kalkması ve yeni parti yapılanmalarıyla bu çizgi yeniden siyaset sahnesinde görünür hale geldi. Bu yüzden 9 Nisan 1985, darbe sonrası sağ siyasetin yeniden örgütlenme sürecinde de sembolik bir eşik olarak okunabilir.

1985 | Sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadın oyunculardan Şaziye Moral hayatını kaybetti.

9 Nisan 1985’te ölen Şaziye Moral, Türk tiyatrosu ve sinemasının öncü kadın oyuncularından biriydi. 1903’te Kırcaali’de doğdu, çocuk yaşta İstanbul’a geldi ve çok genç yaşta sahneye çıktı. Onu önemli yapan şey yalnız oyunculuğu değildi; Cumhuriyet’ten önce, Müslüman kadınların sahneye çıkmasının büyük tepki topladığı bir dönemde tiyatroya adım atmış olmasıydı. Bu yönüyle Afife Jale kuşağının en kritik isimlerinden biri sayılır. Tiyatro, sinema ve seslendirme alanlarında uzun yıllar çalıştı; operetlerden vodvile, karakter rollerinden filmlere uzanan geniş bir sahne hayatı yaşadı. Onun biyografisi, yalnız bir oyuncunun hikâyesi değil, Türkiye’de kadınların sahne sanatlarında görünür hale gelmesinin de hikâyesidir. Bu yüzden 9 Nisan 1985, sadece bir sanatçının ölümü değil; Türk tiyatrosunda kadın oyunculuğunun öncü kuşağından önemli bir ismin vedası olarak da dikkat çeker.

1988 | Hayat dergisiyle modern dergiciliğe yön veren Şevket Rado hayatını kaybetti.

Şevket Rado, Türk basın ve yayın dünyasının en etkili isimlerinden biriydi. 1913’te Radoviş’te doğdu, İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdi ama asıl yolunu gazetecilikte buldu. Akşam gazetesindeki yazılarıyla tanındı; asıl büyük etkisini ise dergicilikte yarattı. 1947’de Aile dergisini, 1952’de Resimli Hayat’ı çıkardı; bu dergi 1956’dan itibaren Hayat adını aldı ve Türkiye’de magazin, aktüalite, fotoğraf ve popüler kültür yayıncılığının en güçlü örneklerinden biri haline geldi. Paris Match çizgisinden esinlenen bu dergi, bol görsel kullanan, güncel ve akıcı diliyle çok geniş bir okur kitlesine ulaştı; ilk sayısında 193 bin satarak büyük başarı kazandı, sonraki yıllarda tirajı 200 binlere kadar çıktı. Şevket Rado’yu önemli yapan şey, yalnız gazeteci ya da yazar olması değil; Türkiye’de modern haftalık dergi okuma alışkanlığını kuran başlıca figürlerden biri olmasıdır.

1991 | Gürcistan, bağımsızlık yönünde halkoylamasına gitti.

9 Nisan 1991’de Gürcistan’da yapılan referandumda seçmenler, Sovyetler Birliği’nden bağımsızlık yönünde oy kullandı. Tarih özellikle anlamlıydı; çünkü 9 Nisan, 1989’da Tiflis’te Sovyet birliklerinin bağımsızlık gösterilerini kanlı biçimde bastırdığı günün yıldönümüne denk geliyordu. Yani referandum yalnız siyasî bir tercih değil, hafızaya da yaslanan bir meydan okumaydı. Sovyetler Birliği çözülürken Gürcistan’ın attığı bu adım, Kafkasya’da yeni devletler döneminin başladığını gösteren önemli işaretlerden biri oldu.

1991 | İstanbul’da Yunan turistleri taşıyan otobüs kundaklandı.

9 Nisan 1991’de, Paskalya için İstanbul’a gelen Yunan turistleri taşıyan otobüs Vezneciler’de kundaklandı. Olayda 5’i çocuk 33 kişi hayatını kaybetti. Saldırıyı gerçekleştiren kişinin akıl sağlığının yerinde olmadığı açıklandı; ama facia yine de hem Türkiye’de hem Yunanistan’da büyük yankı yarattı. Çünkü burada hedef alınanlar sıradan yolcular, aileler ve çocuklardı. Olay, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin hassas olduğu bir dönemde ayrıca sembolik bir ağırlık da taşıdı. Bu yüzden 9 Nisan 1991, yalnız büyük bir yangın faciası değil, toplumsal hafızada derin yara bırakan bir sivil trajedi olarak anılıyor.

2003 | Bağdat düştü.

9 Nisan 2003’te ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri Bağdat’ta kontrolü fiilen ele geçirdi ve Saddam Hüseyin rejiminin başkent üzerindeki direnci çöktü. Dünyanın hafızasına kazınan görüntü, Firdevs Meydanı’ndaki Saddam heykelinin devrilmesiydi. Ama bu olayın önemi yalnız sembolik görüntüden ibaret değildi. Bağdat’ın düşmesi, Irak savaşının askerî olarak hızla kazanıldığı izlenimi yarattı; ancak sonraki yıllar bunun ne kadar yanıltıcı olduğunu gösterdi. Rejim çöktü, fakat ülke uzun süre işgal, mezhep çatışması, direniş, terör ve devlet çöküşü içinde yaşadı. Bu yüzden 9 Nisan 2003, hem bir rejimin sonu hem de Irak’ın uzun kaos döneminin başlangıcı olarak görülür.

2012 | Meral Okay hayatını kaybetti.

9 Nisan 2012’de ölen Meral Okay, Türk televizyon ve sinema dünyasında özellikle senarist kimliğiyle çok güçlü iz bırakmış bir isimdi. Oyunculuk yaptı, söz yazdı, ama asıl büyük etkisini senaryoyla kurdu. “İkinci Bahar”, “Bir Bulut Olsam” ve özellikle “Muhteşem Yüzyıl” gibi işlerle geniş kitlelere ulaştı. Onu önemli yapan şey yalnız çok izlenen yapımlar yazması değildi; karakter kurma gücü, duygusal yoğunluk ve tarihî/politik malzemeyi popüler anlatıyla birleştirme becerisiydi. Ölümü, henüz üretiminin çok güçlü olduğu bir dönemde geldiği için televizyon dünyasında sarsıcı bir etki yarattı.

Bu haber Haber Kocaeli özel içeriğidir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Kaynak gösterilerek dahi olsa haberin tamamı veya bir kısmı, yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz, başka mecralarda yayınlanamaz.