Kocaeli’de Tüpraş’ı konuşmak, alelade bir şirketi konuşmak demek değildir; bir düzeni konuşmaktır. Körfez kıyısında dev bir üretim hafızası var. İş, ekmek, liman, depolama, nakliye, mühendislik… Ama aynı hafızanın öbür yüzünde; kirlilik şikâyetleri, risk algısı ve “bu yükü biz çekiyoruz” duygusu da var. Evet, istihdam yaratıyor ama Kocaeli artık şunu soruyor: Bu ilişki sadece üretim ilişkisi mi, yoksa kentle kurulan gerçek bir ortaklık mı?
Tüpraş’ın 2025 Entegre Faaliyet Raporu’nda 830,4 milyar TL hasılat ve 29,9 milyar TL net kâr bilgisi yer alıyor. Yıl boyunca 26,8 milyon ton üretim ve 29,4 milyon ton satış (23,4 milyon tonu yurt içi) gibi bir hacimden söz ediyoruz. Bu, Kocaeli’de konuştuğumuz şeyin sadece bir tesis değil; limanı, depolaması, nakliyesi, bakım-onarımı ve yan sanayisiyle kentin ekonomik damarlarına bağlanan bir ekosistem olduğunu gösterir.
İstihdam kısmına bakacak olursak, şirketin 2025 verilerinde çalışan sayısı 6.376 olarak geçiyor. Bu, Kocaeli’de doğrudan istihdamın ötesinde; taşeron, servis, nakliye, bakım ve yan sanayi üzerinden dolaylı bir istihdam da yaratıyor. Buraya kadar Tüpraş’ın Kocaeli’ye ne verdiği açık: Üretim ve bu üretimin liman, depolama ve nakliye ağıyla kesintisiz akması; yan sanayi ve hizmet sektörünün hareketlenmesi ve elbette istihdam.
Peki bedel hanesi? Asıl tartışma burada başlıyor. Çünkü üretim büyüdükçe risk algısı da büyüyor. Kocaeli’de sanayileşme, kentleşme ve çevre baskısı ilişkisini inceleyen akademik çalışmalar var; bir de yakın dönem hafızamızdaki kırılma anları… 17 Ağustos 1999 depreminden sonra Tüpraş İzmit Rafinerisi’nde yaşanan büyük yangın, afetlerin tetiklediği endüstriyel kazalar üzerine yapılan çalışmalarda sıkça anılan örneklerden biri. Yani kentin hassasiyeti keyfi değil; tarihi, bilimsel ve toplumsal birikime dayanıyor.
Daha yakın zamanda bu risk yeniden kendini hatırlattı. 29 Ocak 2026’da İzmit Rafinerisi’nde tank sahasında bir alevlenme yaşandı ve olay kısa sürede kontrol altına alındı. Ancak tam da bu tür anlarda Kocaeli’de güveni belirleyen şey; ne olduğunun, riskin nasıl yönetildiğinin ve benzer kazaların tekrar etmemesi için hangi önlemlerin alındığının açık, düzenli ve doğrulanabilir biçimde paylaşılmasıdır. Bu yüzden kentte bağımsız izleme ve şeffaflık talebi, en çok böyle olaylar yaşandığında görünür hale gelir.
Risk başlığını büyüten ikinci başlık da su. Su konusu Kocaeli’de çevre tartışmasından çıkalı çok oldu; doğrudan yaşam güvenliği başlığına döndü. Çünkü sanayi, hane halkı ve tarım, suyu aynı kaynaklardan kullanıyor. Bu yüzden kimin ne kadar su çektiği ve ne kadarının geri kazanıldığı artık politik bir tartışma değil; evin musluğuna kadar uzanan bir denge meselesi. İSU’nun 2 Şubat 2026 itibarıyla Sapanca’dan su teminini durdurduğunu açıklaması da bu yüzden önemli bir eşikti. Bu karar, su yönetiminde anlık tedbirler yerine kalıcı ve izlenebilir bir model ihtiyacını daha görünür kıldı.
Bu noktada adil olmak için şunu da söylemek gerekir: Tüpraş 2025 raporunda bazı çevre göstergelerini paylaşıyor; örneğin 2017 baz yılına göre Kapsam 1-2 emisyonlarda %17 azaltım, ayrıca geri kazanılan suyun toplam su çekimine oranı için %80,5 gibi bir oran veriyor. İzmit Rafinerisi’nde su arıtım verimliliğini artıran bir projenin devreye alındığı da raporda geçiyor. Bunlar önemlidir; çünkü hiçbir şey yapılmıyor demeyi engeller.
Ama Kocaeli’nin derdi zaten bir şeylerin yapılıp yapılmaması değil. Kocaeli’nin derdi, bu veriler kent ölçeğinde anlaşılır biçimde, düzenli ve karşılaştırılabilir şekilde izleniyor mu? Şehir, raporların dipnotlarında kalmış iyi uygulamalardan ziyade, yerel ölçekte güven üreten bir sistem istiyor.
Yatırım cephesine bakalım. Alkilasyon tesisi, rafineride oluşan bazı hafif bileşenleri birleştirip benzine karıştırılan yüksek oktanlı alkilat üretir; yakıt kalitesini ve rafinerinin katma değerini artırmaya dönük bir ünitedir. Şirket 2025 raporunda, İzmit ve İzmir rafinerilerinde alkilasyon projesinin temel mühendisliğinin tamamlandığını ve fizibilite uygun olursa ünitenin 2030’un son çeyreğinde devreye alınmasının öngörüldüğünü yazıyor. Yani yatırım yapılıyor. Tartışmalı olan, bu devasa ölçeğin kentle ilişkide hangi kurumsal modele dönüştüğü.
Bir de yeni bir dönem başlıyor. Emisyon ve iklim meselesi artık sadece Kocaeli’de konuşulan bir çevre tartışması değil; Türkiye’nin emisyon ticaret sistemi (ETS) hazırlıklarıyla birlikte ülke genelinde yeni bir düzenin parçası haline geliyor. Bunun anlamı basit: Emisyon konusu bundan sonra sadece vicdan ve algı meselesi değil, aynı zamanda kuralları ve maliyeti olan bir başlık. Bu yüzden Kocaeli’nin şeffaflık ve izleme talebi daha da güçleniyor; çünkü burada sözünü ettiğimiz göstergelerin düzenli, anlaşılır ve takip edilebilir biçimde yayımlanması hem kent için hem şirket için zorunluluğa dönüşüyor. Bu göstergelerden kastımız da çok net; su kullanımı ve geri kazanım oranı, emisyon değerleri, koku şikâyetlerinin sayısı ve dağılımı, atık yönetimi başlıkları ve sosyal yatırımların Kocaeli’de kaç kişiye ulaştığı gibi ölçülebilir bilgiler.
Tam da bu noktada, şehirde yıllardır sorulan asıl soru daha görünür hale geliyor: Tüpraş’ın Kocaeli’deki üretim hacmi ve ekonomik etkisi büyük; peki aynı netlikte, çok yıllı bir kent ortaklığı neden yok?
Bu yazı dizisinin çıkış noktası da bu sorunun gündelik hayatta daha sık sorulmaya başlamasıydı. Kocaeli üretimin yükünü, riskini ve çevresel baskısını taşırken, Tüpraş’ın Beşiktaş’ın stadyumuna isim sponsoru olması, yani şirketin en görünür vitrinini başka yerde öne çıkarması da bu algıyı büyüttü. Ticari açıdan bakınca anlaşılır; İstanbul merkezli görünürlük, ulusal medya, Avrupa maçları… Ama Kocaeli’nin asıl meselesi Beşiktaş’a sponsor olunması değil. Kocaeli’nin sorduğu daha temel soru şu: Bu şehirde bu kadar büyük bir üretim ve lojistik ekosistemi kurduysan, Kocaeli’nin kurumlarıyla neden aynı netlikte, çok yıllı ve ölçülebilir bir ortaklık kurmuyorsun?
Bu dosyanın amacı öfke yaratmak değil; tartışmayı kurala bağlamak. İkinci bölümde Kocaeli’nin masaya koyması gereken dört maddelik sanayi sözleşmesi teklifini netleştiriyoruz.
Bu haber Haber Kocaeli özel içeriğidir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Kaynak gösterilerek dahi olsa haberin tamamı veya bir kısmı, yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz, başka mecralarda yayınlanamaz.
