23 Mart Tarihte Bugün

17 Dakika Okuma
23 Mart Tarihte Bugün

625 | Uhud – Müslümanlarla Kureyş arasında Uhud Savaşı başladı.
23 Mart 625’te Medine’nin kuzeyindeki Uhud Dağı eteklerinde başlayan savaş, Bedir yenilgisinin intikamını almak isteyen Mekkelilerin saldırısıyla çıktı. Kureyş ordusunun başında Ebû Süfyan vardı; Müslümanların başında ise Hz. Muhammed bulunuyordu. Savaşın ilk anlarında üstünlük Müslümanlara geçti; ancak ganimet toplamak için yerlerini terk eden okçular yüzünden düzen bozuldu, Halid bin Velid’in süvari hamlesiyle savaşın seyri değişti. Hz. Hamza öldürüldü, Hz. Muhammed yaralandı ve Müslümanlar ağır kayıp verdi. Ama Uhud’un asıl önemi, savaşın hemen sonrasında ortaya çıktı: Bu yenilgi Medine’deki Müslüman topluluğa disiplinin, emre bağlılığın ve savaş düzeninin önemini çok sert biçimde gösterdi; içerde münafıklar meselesi daha görünür hale geldi, dışarda ise Mekkeliler kesin sonuç alamadığı için Müslümanları bütünüyle ezemedi. Yani Uhud, bir yandan ağır bir kayıp, öte yandan topluluğun siyasî ve askerî bakımdan daha sert biçimde olgunlaşmasına yol açan bir kırılma oldu. Buradaki ilginç ayrıntılardan biri de şu: Savaşta Müslümanlara ağır darbe vuran süvari komutanlarından Halid bin Velid, birkaç yıl sonra Müslüman oldu ve ardından İslam tarihinin en önemli komutanlarından birine dönüştü. Bu yüzden Uhud, yalnız kaybedilmiş bir savaş değil; erken İslam tarihinin yönünü, kadrolarını ve askerî aklını derinden etkileyen büyük dönemeçlerden biridir.

1747 | İstanbul – Humbaracı Ahmed Paşa öldü.
Asıl adı Claude Alexandre de Bonneval olan Humbaracı Ahmed Paşa, 23 Mart 1747’de İstanbul’da öldü. Fransız asıllı bir subayken Osmanlı hizmetine girdi, Müslüman oldu ve özellikle humbaracı ocağının yeniden düzenlenmesinde başrol oynadı. Onu önemli kılan şey yalnız yabancı bir paşa olması değil; Osmanlı ordusuna Batı tarzı teknik askerî bilgi taşıyan ilk büyük isimlerden biri olmasıdır. Zamanla bozulan humbaracı teşkilatını ıslah etti, topçuluk ve mühendislik bilgisinin daha düzenli öğretilmesine katkı sağladı; ayrıca 1734’te açılan hendesehâne, Osmanlı’daki ilk teknik okul örneklerinden biri sayıldı. Bu yüzden Humbaracı Ahmed Paşa, 18. yüzyılda Osmanlı’nın askerî alanda neden geride kaldığını fark edip çareyi eğitim, teknik bilgi ve düzenlemede arayan erken reform çizgisinin en dikkat çekici aktörlerinden biri olarak öne çıkar.

1839 | Boston – “OK” sözcüğü ilk kez basılı kayıtlara geçti.
23 Mart 1839’da Boston Morning Post gazetesinde “oll korrect” adlı mizahi bir yanlış yazımdan türeyen “OK” ifadesi ilk kez basılı olarak kayda geçti. Bugün dünyanın belki de en yaygın kelimelerinden biri olan bu iki harfin çıkışının, gazete mizahı ve dönemin kısaltma modası olması başlı başına ilginçtir. Sonrasında Amerikan İngilizcesinden dünyaya yayılan “OK”, onay, uygunluk, kabullenme ve hatta diplomatik dilin en kestirme ifadelerinden biri haline geldi. Kısacası küçücük bir gazete şakası, küresel bir dil alışkanlığına dönüştü.

1842 | Paris – Stendhal öldü.
23 Mart 1842’de ölen Stendhal, modern romanın en önemli yazarlarından biri kabul edilir. Kırmızı ve Siyah ile Parma Manastırı, yalnız Fransız edebiyatının değil, modern Avrupa romanının da temel eserleri arasında sayılır. Onu farklı kılan şey, kahramanlarının yalnız ne yaptığını değil ne hissettiğini, neyi arzuladığını, nasıl yükselmek istediğini ve içten içe nasıl çatıştığını büyük bir açıklıkla anlatmasıydı. Yaşadığı dönemde bugünkü kadar büyük bir şöhrete ulaşmadı; ancak sonraki kuşaklar onun değerini daha iyi gördü. Bu yüzden Stendhal bugün, insan ruhunu ve karakterlerin iç çatışmalarını romanın merkezine yerleştiren büyük yazarlardan biri olarak kabul edilir.

1855 | İstanbul – Dolmabahçe Camii ibadete açıldı.
23 Mart 1855’te ibadete açılan Dolmabahçe Camii, yalnız bir saray camisinden ibaret değildi; Osmanlı’nın 19. yüzyıldaki estetik değişimini de gösteren önemli yapılardan biriydi. Bezmialem Valide Sultan tarafından başlatılan yapı, onun ölümünden sonra Sultan Abdülmecid tarafından tamamlandı. Garabet Balyan’ın tasarladığı cami, klasik Osmanlı çizgisinden farklı olarak barok ve ampir etkiler taşıyan cephe düzeniyle dikkat çekti. Bugün Dolmabahçe Sarayı’nın hemen yanında Boğaz siluetine karışan bu yapı, Tanzimat döneminin mimari zevkini doğrudan yansıtan eserlerden biridir.

1876 | Diyarbakır – Ziya Gökalp doğdu.
23 Mart 1876’da doğan Ziya Gökalp, modern Türkiye’nin fikir tarihini en çok etkileyen isimlerden biriydi. Şair, yazar, siyasetçi ve özellikle sosyolog olarak öne çıktı. Türkçülük fikrini sistemleştiren başlıca isim oldu; Osmanlıcılık ve İslamcılık karşısında milliyetçiliğin teorik omurgasını kurmaya çalıştı. Kızıl Elma ve Türkçülüğün Esasları gibi eserleri, Cumhuriyet’in düşünsel iklimini etkileyen temel metinler arasında sayılır. Onun önemi, yalnız şiir yazmasında değil; yeni bir devletin zihinsel çerçevesini hazırlayan fikir adamlarından biri olmasındadır.

1903 | Ohio – Wright Kardeşler ilk sabit kanatlı uçakları için patent başvurusunda bulundu.
23 Mart 1903’te Orville ve Wilbur Wright’ın yaptığı patent başvurusu, birkaç ay sonra gerçekleşecek ilk motorlu uçuşun arkasındaki asıl meseleyi gösteriyordu. Kardeşleri önemli yapan şey, sadece havalanmak istemeleri değildi; asıl başarıları, bir uçağın havada nasıl dengede tutulacağını ve nasıl yönlendirileceğini çözmeleriydi. O güne kadar pek çok kişi uçan makine yapmaya çalışmıştı, ama sorun sadece yerden havalanmak değil, havada kontrollü kalabilmekti. Wright Kardeşler kanatların eğimini değiştirerek denge kuran sistemi, dümen ve yükseliş kontrolüyle birleştirdi. Böylece uçuşu tesadüf olmaktan çıkarıp yönetilebilir hale getirdiler. Aynı yılın aralık ayında Kitty Hawk’ta yaptıkları kısa uçuş, bu çalışmanın somut sonucu oldu. Bu yüzden 23 Mart 1903’teki patent başvurusu, yalnızca hukuki bir işlem değil; modern havacılığın temelini oluşturan kontrollü uçuş fikrinin resmî kaydı olarak önem taşır.

1910 | Tokyo – Akira Kurosawa doğdu.
23 Mart 1910’da doğan Akira Kurosawa, dünya sinemasının en büyük yönetmenlerinden biri kabul edilir. RaşomonYedi SamurayİkiruRan ve Dersu Uzala gibi filmleriyle sadece Japon sinemasını değil, Hollywood’dan Avrupa sanat sinemasına kadar birçok geleneği etkiledi. Yedi Samuray sonradan western’e, polisiyeye ve aksiyon sinemasına kadar uzanan sayısız yeniden çevrime ilham verdi. Kurosawa’yı büyük yapan şey, yerel hikâyeleri evrensel sinema diline dönüştürebilmesiydi.

1913 | İstanbul – Abidin Dino doğdu.
23 Mart 1913’te doğan Abidin Dino, Türk resim ve kültür hayatının en çok yönlü isimlerinden biriydi. Ressam, karikatürist, yazar ve sinema insanı olarak yalnız tuvalde değil, düşünce dünyasında da iz bıraktı. Nâzım Hikmet’le dostluğu, sürgün yılları, Paris dönemindeki üretimi ve özellikle emek, insan bedeni, acı ve hareket üzerine çizgileriyle ayrı bir yere yerleşti. Dino’nun önemi, bir sanatçının hem Türkiye’de hem uluslararası çevrelerde etkili olabilmesinde yatıyor.

1919 | Milano – Mussolini, faşist hareketin ilk örgütünü kurdu.
23 Mart 1919’da Benito Mussolini, Fasci Italiani di Combattimento adlı örgütü kurdu. Bu yapı henüz 1921’de kurulacak Ulusal Faşist Parti değildi, ama İtalya’daki faşist hareketin doğrudan başlangıcıydı. Savaş gazileri, milliyetçiler, şiddet yanlısı milisler ve düzen karşıtı unsurlar bu çatı altında toplandı. Kısa süre sonra sosyalistlere ve sendikalara yönelik sokak şiddetiyle büyüyen hareket, İtalya’da demokrasiyi çökerten sürecin önünü açtı. 23 Mart 1919, bu yüzden yalnız bir parti kuruluşu değil, 20. yüzyılın en yıkıcı ideolojilerinden birinin örgütlü başlangıcıdır.

1921 | İnönü hattı – II. İnönü Muharebesi başladı.
23 Mart 1921’de Yunan birlikleri, Uşak ve Bursa üzerinden Afyon ve Eskişehir doğrultusunda yeni bir taarruza başladı; böylece II. İnönü Muharebesi’nin sıcak safhası açıldı. Amaç, Türk ordusunu dağıtmak ve Ankara’ya giden yolu açmaktı. İsmet Paşa komutasındaki birliklerin direnişiyle taarruz durduruldu ve savaş 31 Mart-1 Nisan’da Türk tarafının elini güçlendiren sonuçla kapandı. Bu zafer, yalnız cephede değil masada da etkili oldu; Londra Konferansı sonrası Türk tarafının meşruiyetini artırdı, düzenli ordunun da moralini yükseltti. Mustafa Kemal’in İsmet Paşa’ya çektiği “siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz” telgrafı da tam bu bağlamda ortaya çıktı.

1931 | Ankara – Türk çocuklarının ilk öğrenimlerini Türk okullarında yapma zorunluluğu kabul edildi.
23 Mart 1931’de kabul edilen kanunla, Türk vatandaşlarının çocuklarının ilk öğrenimlerini Türk okullarında yapması zorunlu hale getirildi. Bu adım, yalnız teknik bir eğitim düzenlemesi değildi; Cumhuriyet’in dil, vatandaşlık ve devlet denetimi siyasetinin doğrudan parçasıydı. Bu kanunla Türk vatandaşlarının tamamı ilk tahsillerini ancak Türk okullarında yapabilecekti. Arka planda ise özellikle yabancı ve azınlık okullarının etkisine ilişkin uzun süredir devam eden tartışmalar vardı. Cumhuriyet yönetimi, çocukların ilk eğitimini devletin denetlediği Türkçe eğitim veren kurumlarda almasını, ortak dilin, ortak tarih anlatısının ve yeni vatandaşlık bilincinin temeli olarak görüyordu. Bu yüzden mesele sadece hangi okulda okuyacakları sorusu değildi; çocukların dünyayı hangi dille, hangi müfredatla ve hangi devlet fikriyle tanıyacağı belirleniyordu. Kanun, yabancı ve azınlık okullarını tamamen kapatmadı; ancak Türk çocuklarının ilk eğitim basamağında bu kurumlara yönelmesini sınırlandırdı ve devletin eğitim üzerindeki merkezî hakimiyetini daha da güçlendirdi. Bu nedenle 23 Mart 1931, Cumhuriyet’in eğitim politikasıyla kültürel bütünleşme hedefini birleştirdiği önemli tarihlerden biri olarak öne çıkar.

1933 | Berlin – Reichstag, Hitler’e kararnamelerle ülkeyi yönetme yetkisi verdi.
23 Mart 1933’te kabul edilen Yetki Kanunu (Enabling Act), Adolf Hitler’in meclisi fiilen devre dışı bırakarak Almanya’yı kararnamelerle yönetmesinin önünü açtı. Bu kanunla Nazi rejimi, parlamenter sistemi içeriden tasfiye etti. Muhalefet baskı altındaydı, komünist milletvekilleri susturulmuştu, birçok siyasetçi tehdit altındaydı. Oylama sonuçlandığında Almanya artık hukuken de diktatörlüğe teslim oluyordu. 23 Mart 1933 bu yüzden yalnızca bir meclis kararı değil, demokrasi görünümlü bir rejimin içeriden çökertilmesinin sembol tarihlerinden biridir.

1956 | Pakistan – Kendini “İslam Cumhuriyeti” ilan eden ilk modern devletlerden biri oldu.
23 Mart 1956’da Pakistan yeni anayasasını yürürlüğe soktu ve resmî adını Pakistan İslam Cumhuriyeti olarak belirledi. Bu adım yalnız bir isim değişikliği değildi. 1947’de İngiliz Hindistanı’nın bölünmesiyle kurulan Pakistan, ilk yıllarında geçici anayasal düzenle yönetiliyordu; 1956 Anayasası ise devletin kimliğini ilk kez açık biçimde tanımladı. Böylece Pakistan, modern çağda dinî kimliği doğrudan devlet adının ve anayasal yapının merkezine yerleştiren en önemli örneklerden biri haline geldi. Bu tarih, “Müslüman çoğunluklu bir ülke” ile “İslam Cumhuriyeti” arasında nasıl bir fark kurulduğunu da gösteriyordu. Devlet, yalnız nüfus yapısıyla değil, kendi resmî siyasi tanımıyla da dini merkeze alıyordu. Sonraki yıllarda Pakistan’da anayasa, ordu, siyaset ve din ilişkisi defalarca kriz üretti; yani 23 Mart 1956, Pakistan’ın bugüne kadar sürecek kimlik tartışmalarının ve devlet-din ilişkisinin anayasal temele bağlandığı büyük dönemeçlerden biri oldu. Bugün Pakistan’da 23 Mart’ın Cumhuriyet Günü olarak kutlanmasının nedeni de budur.

1960 | Urfa – Said Nursi öldü.
23 Mart 1960’ta Urfa’da ölen Said Nursi, 20. yüzyıl Türkiye’sinde dinî düşünce ve cemaat hayatı üzerinde en büyük etki bırakan isimlerden biriydi. Risale-i Nur Külliyatı ile Kur’an tefsirini modern dönemin dil ve meseleleriyle yeniden kurmaya çalıştı. Onun etkisi yalnız metin yazarlığında kalmadı; Nur hareketi, Cumhuriyet dönemi dinî cemaat yapılanmasının en güçlü damarlarından biri haline geldi. Ölümü de sıradan bir din adamı ölümü gibi karşılanmadı; devletin mezarını daha sonra nakletmesi bile onun etrafındaki siyasî ve toplumsal etkinin boyutunu gösteriyordu.

1972 | Ankara – Cevdet Sunay, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam cezalarını onayladı.
23 Mart 1972’de Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın onayıyla Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkındaki idam kararlarının infaz sürecindeki en kritik aşamalarından biri tamamlandı. Üç isim, 12 Mart muhtırası sonrasının sertleşen siyasal ortamında THKO davası kapsamında yargılanmıştı. Senato ve Meclis aşamalarından geçen karar, Cumhurbaşkanı onayıyla daha da kesinleşti ve 6 Mayıs 1972’de infaz edildi. Bu tarih, Türkiye’de devlet ile 68 kuşağı arasındaki en sert hesaplaşma başlıklarından biri olarak önemini koruyor.

1974 | Ankara – Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın mezarlarının taşınmasına izin verildi.
23 Mart 1974’te hükümet, İmralı Adası’na gömülü olan Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın mezarlarının başka yere taşınabilmesine izin verdi. Bu karar, 27 Mayıs darbesi sonrasının sert siyasî hafızasında bir yumuşama işareti olarak görüldü. İdamların yarattığı büyük kırılma toplum hafızasında hâlâ canlıydı; mezarların İmralı’da kalması da bu travmanın sembollerinden biriydi. Sonraki yıllarda naaşlar anıt mezara taşındı ve siyasal hafızadaki yerleri daha resmî biçimde yeniden kuruldu.

2000 | İstanbul – Galatasaray, Mallorca’yı da eleyip UEFA Kupası’nda yarı finale çıktı.
23 Mart 2000’de Galatasaray, UEFA Kupası çeyrek final rövanşında Mallorca’yı Ali Sami Yen’de de yenerek yarı finale yükseldi. İlk maçı deplasmanda 4-1 kazanan sarı-kırmızılı ekip, ikinci karşılaşmada da kontrolü elden bırakmadı. Bu sonuç, Türk futbol tarihinde Avrupa kupalarında kalıcı başarı inancını büyüten adımlardan biriydi. Devamında gelen Arsenal finali ve kupa zaferi düşünüldüğünde, 23 Mart 2000 yalnız bir çeyrek final gecesi değil, Türk kulüp futbolunun en büyük Avrupa masalının önemli duraklarından biri olarak öne çıkar.

2001 | NATO, Kosova’da seyreltilmiş uranyum mermisi kullandığını kabul etti.
23 Mart 2001’de NATO, Kosova Savaşı sırasında seyreltilmiş uranyum içeren mühimmat kullandığını kabul etti. Tartışma yalnız askerî teknikle ilgili değildi; bu mühimmatın çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkileri uzun süre uluslararası gündemde kaldı. Özellikle Balkanlar’da görev yapan askerlerde ve bölgede yaşayan sivillerde kanser vakalarıyla ilgili endişeler arttı. Böylece 23 Mart 2001, savaş sonrası çevresel ve biyolojik risklerin açıkça tartışıldığı günlerden biri haline geldi.

2001 | Pasifik – Mir Uzay İstasyonu’nun görevi sonlandırıldı.
23 Mart 2001’de Sovyet-Rus uzay programının gurur kaynaklarından Mir Uzay İstasyonu kontrollü biçimde atmosfere sokuldu ve Pasifik Okyanusu’na düştü. 1986’da fırlatılan Mir, insanlığın uzayda uzun süreli yaşam deneyiminde büyük rol oynamıştı. Kozmonotlar burada aylarca kaldı, modüler istasyon fikri geliştirildi ve daha sonra Uluslararası Uzay İstasyonu’na giden tecrübenin önemli kısmı burada birikti.

2004 | Gelibolu – Çanakkale’de adı bilinmeyen binlerce şehidin yattığı gerçek bir şehitlik alanı ortaya çıkarıldı.
23 Mart 2004’te Gelibolu Yarımadası’nda yürütülen “Şehitler Coğrafyası” çalışmaları sırasında, yaklaşık iki bin askerin gömülü olduğu gerçek bir şehitlik alanının belirlendiği açıklandı. Bu bulgunun önemi, Çanakkale’de bugün ziyaret edilen bazı yerlerin sembolik niteliğine karşılık, burada gerçekten savaşta hayatını kaybeden ve çoğunun adı tek tek bilinmeyen askerlerin kabristanına ulaşılmasından kaynaklanıyordu. Çanakkale Tarihî Alan yönetim belgelerinde de özellikle sembolik şehitliklerle gerçek şehit kabristanları arasındaki farkın altı çiziliyor ve gerçek gömü alanlarının tespiti ile korunması önemseniyor.

Bu tür çalışmaların değeri yıllar sonra daha da net görüldü. 2019’da bu kez 104 yıldır kayıp olduğu belirtilen Kumkale Şehitliği’nin yeri tespit edildi. Araştırmacılar önce 1915’e ait askerî evrakları inceledi, ardından muharebe sahasında olası defin alanını belirledi ve yer radarı (GPR) yöntemiyle alanı netleştirdi. İncelemelerde, Kumkale’de sanılandan daha fazla kayıp verildiği; 5 yüzbaşı, 3 mülazım ve 611 er olmak üzere en az 619 şehidin burada toprağa verilmiş olabileceği ortaya kondu. Bu da Çanakkale’nin yalnız kitaplarla ve anıtlarla öğrenilen bir savaş olmadığını, toprağın altında hâlâ çözülmeyi bekleyen gerçek bir hafıza taşıdığını gösterdi.

Bu yüzden 23 Mart 2004’teki keşif, yalnız bir arazi çalışmasının sonucu değil; Çanakkale’de “adı olan kahramanlar” kadar adı bilinmeyen, mezarı unutulmuş ama aynı savaşın parçası olan binlerce şehidin yeniden görünür hale gelmesiydi. Kısacası bu çalışmalar, Mehmet Âkif’in “bastığın yerleri toprak diyerek geçme” diye anlattığı hafızanın, Çanakkale’de gerçekten toprağın altında yaşamayı sürdürdüğünü somut biçimde ortaya koydu.

2011 | Los Angeles – Elizabeth Taylor öldü.
23 Mart 2011’de ölen Elizabeth Taylor, Hollywood’un klasik yıldız sisteminin en parlak yüzlerinden biriydi. Kleopatra, Kim Korkar Hain Kurttan ve Kızgın Damdaki Kedi gibi filmlerle yalnız oyunculuğuyla değil, özel hayatı, mücevherleri, evlilikleri ve yıldız ışıltısıyla da büyük bir popüler kültür figürüne dönüştü. Kariyeri boyunca iki kez Oscar kazandı; ilerleyen yıllarda ise AIDS konusunda yürüttüğü farkındalık ve yardım çalışmalarıyla etkisini sinemanın da ötesine taşıdı.