Nevruz Bayramı
21 Mart, Türkiye’de ve çok geniş bir coğrafyada Nevruz olarak kutlanır. UNESCO’ya göre Nevruz, kökleri en az MÖ 6. yüzyıla giden, yeni günü, yeni yılı, baharın gelişini ve doğanın yeniden canlanmasını simgeleyen tarihî bir gelenektir. Türkiye’de de “Sultan Nevruz”, “Mart Dokuzu”, “Yılsırtı”, “Gün Dönümü” gibi adlarla bilinir; yumurta boyama, ateş üzerinden atlama, bereket ve uyanış ritüelleri gibi farklı yerel uygulamalarla yaşatılır. Bizim açımızdan Nevruz’un anlamı yalnız takvim değişimi değildir; kışın ağırlığının kırılması, toprağın uyanması, günlerin uzaması ve yeni mevsimin başlamasıdır. Kültürel olarak Türk dünyasıyla bağlantısı çok güçlüdür; Azerbaycan’dan Orta Asya’ya kadar uzanan ortak hafızanın da önemli parçalarından biridir.
600 | Mekke – Hz. Ali doğdu.
Geleneksel İslam kaynaklarında 21 Mart 600 civarına tarihlenen doğumuyla Hz. Ali, yalnız İslam’ın dördüncü halifesi değil; Hz. Muhammed’in amcasının oğlu, damadı ve erken İslam tarihinin en belirleyici isimlerinden biridir. Daha çocuk yaşta Hz. Muhammed’in yanında büyüdü, İslam’ı ilk kabul edenler arasında yer aldı; hicret gecesinde onun yatağına yatarak suikast planını boşa çıkarması, Bedir, Uhud ve Hendek gibi savaşlardaki rolü ve 656-661 arasındaki halifeliği, onu İslam tarihinin merkezine yerleştirdi. Hz. Ali’nin adı, yalnız Sünni-Şii ayrışmasının değil, Türkiye açısından Alevi-Bektaşi inanç dünyasının da en güçlü dayanaklarından biridir. Ancak burada önemli bir ayrımı doğru koymak gerekir: Alevilik doğrudan Hz. Ali tarafından kurulmuş bir inanç değil, Hz. Ali ve Ehlibeyt sevgisinin yüzyıllar içinde Anadolu’daki Türkmen, tasavvufi ve Bektaşi geleneklerle birleşmesiyle oluşmuş tarihî bir çizgidir.
1522 | İstanbul – Mihrimah Sultan doğdu.
Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan’ın kızı olan Mihrimah Sultan’ın 1522’de doğduğu kabul ediliyor; ancak doğum günü kaynaklarda aynı kesinlikle verilmiyor. Mihrimah Sultan, Osmanlı sarayında yalnız bir padişah kızı olarak değil, dönemin en etkili kadın figürlerinden biri olarak öne çıktı. Rüstem Paşa ile evliliği, onu saray içi dengelerde daha görünür hale getirirken; hayır eserleri ve vakıfları da adını kamusal alana taşıdı. İstanbul’da Üsküdar ve Edirnekapı’da adına inşa edilen iki büyük külliye, Mihrimah Sultan’ı Osmanlı mimarlık tarihinin de kalıcı isimlerinden biri yaptı. Bu yapılar, Mimar Sinan’ın en dikkat çekici eserleri arasında sayılıyor. Mihrimah Sultan’ın popüler kültürde bu kadar ilgi çekmesinin bir nedeni de burada başlıyor: Halk arasında, Sinan’ın Mihrimah Sultan’a âşık olduğu ve Üsküdar ile Edirnekapı’daki camileri bu aşkın izleri olarak yaptığı yönünde çok yaygın bir anlatı var. Hatta Mihrimah adının “güneş ve ay” anlamına gelmesinden hareketle, yılın belli günlerinde bir caminin ardından güneşin batarken diğerinde ayın doğduğu gibi romantik yorumlar da anlatılıyor. Ancak bunların tarihî olarak doğrulandığını söylemek mümkün değil. Yani kesin olan şey, Mihrimah Sultan’ın Osmanlı hanedanının güçlü kadınlarından biri olduğu ve adına yapılan eserlerle İstanbul’un siluetinde kalıcı yer edindiği; aşk hikâyesi kısmının ise daha çok sonradan büyüyen bir şehir efsanesi olduğudur.
1590 | İstanbul – Osmanlı ile Safevîler arasında Ferhat Paşa Antlaşması imzalandı.
21 Mart 1590’da imzalanan Ferhat Paşa Antlaşması, Osmanlı-Safevî savaşlarının önemli dönemeçlerinden biri oldu. 1578’den beri süren savaş, Safevî Devleti’nin iç karışıklıklar ve taht mücadeleleri nedeniyle zayıfladığı bir dönemde Osmanlı lehine sonuçlandı. Antlaşmayla Osmanlı Devleti, Kafkasya ve İran sınır hattında geniş toprak kazanımları elde etti; Tebriz’den Gürcistan’a kadar uzanan geniş bir alan üzerinde nüfuzunu artırdı. Ancak bu başarı kalıcı olmadı; Şah Abbas’ın toparlanmasının ardından Safevîler birkaç on yıl içinde bu kayıpların önemli bölümünü geri aldı.
1617 | Gravesend – Pocahontas öldü.
21 Mart 1617’de İngiltere’de toprağa verilen Pocahontas, Kuzey Amerika sömürge tarihinin hakkında en çok mit üretilen figürlerinden biridir. Powhatan konfederasyonunun liderinin kızıydı; Jamestown’daki ilk İngiliz kolonicilerle kurduğu temas, özellikle John Smith hakkındaki anlatılar nedeniyle popüler kültürde efsaneleşti. Ancak onun tarihî önemi masalsı aşk hikâyesinden çok daha fazladır. John Rolfe ile evlenmesi, İngilizlerle Powhatan halkı arasındaki gerilimi bir süreliğine düşürdü ve İngiliz sömürgeciliğinin propaganda yüzlerinden biri haline getirildi. İngiltere’ye götürüldü, Rebecca adıyla tanıtıldı ve dönüş hazırlığı sırasında hastalanarak öldü. Bu yüzden Pocahontas, hem yerli tarihinin hem sömürgeciliğin sembolik figürlerinden biri olarak yaşamayı sürdürür.
1685 | Almanya – Johann Sebastian Bach doğdu.
21 Mart 1685’te doğan Johann Sebastian Bach, Batı müzik tarihinin en büyük bestecilerinden biri kabul edilir. Yaşadığı dönemde daha çok usta bir orgcu ve müzik eğitimcisi olarak tanınıyordu; ölümünden sonra ise eserleri giderek daha büyük bir değer kazandı. Kantatlar, konçertolar, fuglar ve kilise müzikleriyle yalnız Barok dönemi zirveye taşımadı, sonraki yüzyılların bestecileri için de temel ölçü haline geldi. Bugün klasik müzik tarihinde “Bach öncesi” ve “Bach sonrası” ayrımı yapılabilecek kadar kurucu bir isimdir.
1857 | Edo (Tokyo) – Büyük depremde 100 binden fazla kişi öldü.
21 Mart 1857’de o zamanki adıyla Edo’da meydana gelen büyük deprem ve ardından çıkan yangınlar, Japonya tarihinin en yıkıcı afetlerinden birine dönüştü. Ahşap yapılarla dolu sıkışık kent dokusu, yangınların hızla büyümesine yol açtı; ölü sayısı 100 binin üzerine çıktı. Bu felaket, Japon kentlerinin deprem kadar yangın riskiyle de ne kadar savunmasız olduğunu gösterdi. Tokyo’nun hafızasında büyük afetler yalnız 1923 Kanto Depremi ya da modern dönem sarsıntılarıyla değil, bu erken yıkımla da başlar.
1870 | İstanbul – Cenap Şahabettin doğdu.
21 Mart 1870’te doğan Cenap Şahabettin, Servet-i Fünûn edebiyatının en önemli şair ve yazarlarından biriydi. Tıbbiyeli bir doktordu ama edebiyat tarihindeki asıl yeri, şiirde kurduğu özenli ve işlenmiş dilde yatar. Tevfik Fikret’le birlikte dönemin edebî çizgisini belirleyen isimlerden biri oldu. Özellikle Elhân-ı Şitâ şiiri ve şiirlerini topladığı Tâmât ile anılır; Hac Yolunda, Avrupa Mektupları ve Âfâk-ı Irak gibi eserleriyle de gezi yazısı ve nesirde güçlü bir iz bıraktı. Onun önemi, yalnız tek tek şiirlerinde değil, Türkçede daha süslü, daha görsel ve daha işlenmiş bir edebî dil kuran kuşağın başlıca temsilcilerinden biri olmasında yatıyor.
1935 | Tahran – Şah Rıza Pehlevi, ülkesinin “Persia” değil “Iran” diye anılmasını istedi.
Bu değişiklik yalnız isim meselesi değildi; Pehlevi döneminin milliyetçi kimlik inşasının, merkezî devlet anlayışının ve İslam öncesi İran geçmişine yapılan güçlü vurgunun parçasıydı. İran adı zaten ülkenin içeride kullanılan tarihî adlarından biriydi; yani yeni bir isim icat edilmedi, Batı’nın kullandığı Persia yerine yerli ad öne çıkarıldı. Popüler anlatıda bu karar bazen Nazi Almanyası’yla kurulan Aryan bağına indirgenir; oysa araştırmalar, Almanya-İran yakınlaşmasının asıl olarak ekonomik ve siyasî zeminde ilerlediğini, isim değişikliğinin de daha geniş bir millî kimlik projesinin parçası olduğunu gösteriyor.
1937 | Tunceli – Dersim İsyanı başladı.
21 Mart 1937, Dersim harekâtına giden sürecin başlangıç tarihleri arasında anılır. Cumhuriyet yönetiminin bölgedeki merkezileştirme politikaları, aşiret yapısı, vergi ve askerlik uygulamalarıyla gerilim büyümüş; Seyit Rıza önderliğindeki yerel direniş hattı çatışmaya dönüşmüştü. Sonraki aylarda ve özellikle 1938’de çok sert askerî operasyonlar yapıldı; Cumhuriyet tarihinin en tartışmalı ve en ağır askerî-toplumsal müdahalelerinden biri yaşandı.
1941 | Ankara – Ankara Radyosu, II. Dünya Savaşı ortamında yeniden Rumca yayına başladı.
21 Mart 1941’de Ankara Radyosu’nun yeniden Rumca yayına başlaması, savaş yıllarında radyonun yalnız eğlence değil, dış politika ve propaganda aracı olarak da kullanıldığını gösteren örneklerden biriydi. Türkiye savaş dışında kalmaya çalışırken, radyo üzerinden yakın coğrafyaya ve özellikle Balkanlar ile Ege çevresine farklı dillerde seslenmek de önem kazandı. Bu yüzden Rumca yayın, büyük tarih kırılmalarından biri olmasa da II. Dünya Savaşı döneminde Türkiye’nin yayın ve iletişim siyasetini gösteren dikkat çekici bir not olarak değerlendirilebilir.
1952 | Kefken açıkları – Galatasaray şilebi battı, 15 mürettebatın tamamı öldü.
21 Mart 1952’de 950 grostonluk Galatasaray şilebi, Karadeniz’de Kefken açıklarında battı ve gemideki 15 kişilik mürettebattan kurtulan olmadı. Kaza, Karadeniz’in sert hava koşullarının ve dönemin deniz taşımacılığındaki risklerin en acı örneklerinden biri olarak kayda geçti. Kocaeli kıyılarına çok yakın bir noktada yaşanması da olayı bölge hafızası açısından ayrıca dikkat çekici kılıyor. Bugün geniş kitlelerce çok bilinmese de denizcilik ve Karadeniz kıyı hattı tarihi açısından güçlü bir trajedi maddesidir.
1960 | Sharpeville – Polis, silahsız siyah göstericilere ateş açtı.
21 Mart 1960’ta Güney Afrika’nın Sharpeville kasabasında, apartheid rejiminin pas yasalarını protesto eden silahsız siyah göstericilerin üzerine polis ateş açtı. 69 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı. Olayın önemi yalnız can kaybında değildi; apartheid rejiminin bütün dünyaya en çıplak ve kanlı yüzüyle görünür hale gelmesindeydi. Sonrasında on binlerce kişi gözaltına alındı, ANC ve PAC gibi hareketler yasaklandı, ama aynı zamanda uluslararası tepki de büyüdü. Bugün Dünya Irk Ayrımı ile Mücadele Günü’nün 21 Mart’ta anılmasının nedeni de bu katliamdır.
1963 | San Francisco – Alcatraz Hapishanesi kapatıldı.
21 Mart 1963’te San Francisco Körfezi’ndeki Alcatraz Hapishanesi resmen kapatıldı. Al Capone ve “Birdman of Alcatraz” lakaplı Robert Stroud gibi ünlü mahkûmlarıyla tanınan cezaevi, yıllarca kaçılması imkânsız yer olarak ün yaptı. Ancak ada hapishanesinin işletme maliyetleri çok yüksekti; özellikle tatlı su ve atık taşımacılığı pahalı hale gelmişti. Kapatıldıktan sonra Alcatraz efsanesi büyümeye devam etti; filmlere, romanlara ve popüler kültüre konu olan bir sembole dönüştü.
1973 | Sivas – Âşık Veysel öldü.
21 Mart 1973’te, doğduğu köy olan Sivrialan’da hayatını kaybeden Âşık Veysel, Türk halk müziği ve şiirinin en büyük isimlerinden biridir. Yedi yaşında çiçek hastalığı nedeniyle görme yetisini kaybetti, ama sazı ve sözüyle Anadolu’nun en güçlü seslerinden biri haline geldi. “Uzun İnce Bir Yoldayım”, “Kara Toprak”, “Dostlar Beni Hatırlasın” gibi eserleri yalnız türkü repertuvarının değil, ortak kültürel hafızanın parçası oldu. 1960’ların ortasında TBMM tarafından maaş bağlanması da yaşarken gördüğü resmî takdirin göstergelerinden biriydi. Onun ölümü, sıradan bir sanatçının kaybı değil; Anadolu sözlü kültürünün büyük ustalarından birinin vedasıydı.
1992 | Van, Şırnak, Cizre ve Adana – Nevruz kutlamalarında çıkan olaylarda 38 kişi öldü.
21 Mart 1992’de Nevruz kutlamaları sırasında özellikle Güneydoğu’daki kentlerde yaşanan sert müdahaleler ve çatışmalar, Türkiye’nin yakın tarihindeki en ağır Nevruz bilançolarından birine dönüştü. Olaylar yalnız bir kutlama gerilimi değildi; Kürt meselesinin en sert yıllarında güvenlik politikası ile toplumsal talep arasındaki çatışmanın sokakta patladığı anlardan biriydi. Sonraki yıllarda Nevruz’un Türkiye’deki siyasî anlamını belirleyen hafıza başlıklarından biri de bu tarih oldu.
2006 | San Francisco – Twitter kuruldu; ilk tweet atıldı.
21 Mart 2006, Twitter tarihindeki sembolik başlangıç günü olarak kabul ediliyor. Jack Dorsey o gün “just setting up my twttr” mesajını paylaştı; şirketin kurucu kadrosunda Dorsey’nin yanı sıra Noah Glass, Biz Stone ve Evan Williams vardı. Platform kısa sürede siyaset, medya ve gündelik iletişim üzerinde büyük etki yarattı; devrimlerden seçimlere, krizlerden magazin dünyasına kadar çok farklı alanlarda belirleyici hale geldi. Bugün X adını taşısa da 21 Mart 2006 sosyal medyanın dünya siyaseti ve kültürü üzerindeki etkisini büyütecek dönemin başlangıcı olarak önemini koruyor.
2017 | İstanbul – Tayfun Talipoğlu öldü.
21 Mart 2017’de hayatını kaybeden Tayfun Talipoğlu, Türkiye’de televizyon haberciliği ve gezi-belgesel anlatısının tanınan isimlerinden biriydi. “Bam Teli” programıyla Anadolu’yu ekrana taşıdı; kasabaları, köyleri, insan hikâyelerini büyük stüdyo gösterisi yerine sahada anlattı. Onun önemi, televizyonculuğu sadece merkezden bakan bir iş olmaktan çıkarıp taşranın sesini duyuran bir çizgiye taşımasındaydı. Talipoğlu’nun ölümü, televizyonun daha sahici ve yerli hikâye anlatan damarlarından birinin kapanışıydı.
