18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü
Çanakkale Cephesi’nde deniz harekâtı 19 Şubat 1915’te başlamıştı; Britanya ve Fransa öncülüğündeki birleşik donanma, Boğaz’ı geçip İstanbul’a ulaşmayı, Osmanlı’yı savaş dışı bırakmayı ve Rusya’ya deniz yolunu açmayı hedefliyordu. 18 Mart 1915’teki büyük saldırıda ise plan çöktü. Osmanlı savunması, kıyı bataryaları, mayın hatları ve sahadaki dikkatli hazırlık sayesinde birleşik donanmaya çok ağır kayıplar verdirdi; Bouvet, Irresistible ve Ocean battı, başka gemiler de ağır hasar aldı ve filo geri çekildi. Bu yüzden 18 Mart, Çanakkale Deniz Zaferi olarak anılmaktadır. Ancak burada önemli bir nüans var; savaş bu gün bitmedi. Denizden geçemeyen İtilaf Devletleri bu kez 25 Nisan’da Gelibolu Yarımadası’na kara çıkarması yaptı; savaş aylarca sürdü ve kara cephesinde Mustafa Kemal başta olmak üzere birçok Osmanlı komutanı öne çıktı. Mustafa Kemal’in Anafartalar ve Conkbayırı hattındaki rolü, onun askerî şöhretini büyüten temel eşiklerden biri oldu ama Çanakkale yalnız tek bir kahramanla değil, Cevat Paşa’dan Müstecip Onbaşı’ya, Seyit Onbaşı’dan 57. Alay’a kadar çok sayıda isim ve isimsiz askerle birlikte anılıyor. Bugün 18 Mart’ın “Şehitleri Anma Günü” olarak da yaşatılmasının nedeni budur. Bu tarih, Çanakkale’de verilen büyük insan kaybının ve ortak direniş hafızasının da simgesidir.
235 | Roma İmparatorluğu – Alexander Severus öldürüldü, 3. yüzyıl krizi başladı.
18 Mart 235’te Roma İmparatoru Alexander Severus, kendi askerleri tarafından öldürüldü. Olayın önemi, yalnızca bir hükümdarın suikasta uğramasında değildi; bu ölüm, Roma İmparatorluğu’nu yıllarca sarsacak olan 3. yüzyıl krizinin başlangıcı oldu. Bundan sonra imparatorluk, çok kısa sürelerle tahta çıkan hükümdarlar, iç savaşlar, sınır baskıları, ekonomik çöküş ve askerî darbelerle boğuştu. Kısacası 18 Mart 235, Roma’nın güçlü ve istikrarlı imparatorluk görüntüsünün ciddi biçimde çatlamaya başladığı tarihlerden biridir.
1584 | Moskova – Korkunç İvan öldü.
18 Mart 1584’te ölen IV. İvan, yani “Korkunç İvan”, Rus tarihinin en tanınan ve en sert figürlerinden biridir. Onu bugün hâlâ canlı tutan şey yalnız Rus çarı olması değil; acımasızlığı, paranoyası, şiddetle iç içe iktidarı ve popüler kültürde neredeyse karanlık bir roman karakterine dönüşmüş olmasıdır. Merkezi Rus devletini güçlendirdi, Kazan ve Astrahan’ın alınmasıyla ülkenin yayılmacı yönünü büyüttü ama aynı zamanda oprichnina politikasıyla soylulara ve halka ağır baskılar kurdu. Kendi oğlunu öldürdüğüne dair anlatıların bile tarihsel hafızaya yerleşmiş olması, onun neden sıradan bir hükümdar değil de bir karanlık çağ figürü gibi hatırlandığını gösteriyor. Ölümünden sonra Rusya, kısa süre içinde daha da derinleşecek karışıklıklara sürüklendi.
1799 | Akka – Napolyon kalenin önüne geldi.
18 Mart 1799’da Napolyon’un Akka önlerine gelmesi, Mısır Seferi’nin en kritik anlarından birine işaret eder. Napolyon, Mısır’dan sonra Suriye hattında ilerleyerek Osmanlı’yı daha da sıkıştırmak ve bölgedeki Fransız etkisini büyütmek istiyordu. Ancak Akka’da umduğu kolay zaferi bulamadı. Cezzar Ahmed Paşa’nın direnişi, İngiliz deniz desteği ve kalenin beklenenden sert savunulması, Napolyon’un ilerleyişini durdurdu. Bu yüzden Akka kuşatması yalnız bir şehir kuşatması değil; Napolyon’un Doğu’daki büyük hayallerinin kırıldığı noktalardan biridir. “Akka’da durdurulan Napolyon” ifadesinin tarih kitaplarında ayrı bir yeri olması boşuna değil.
1866 | İstanbul – Cemil Topuzlu doğdu.
18 Mart 1866’da doğan Cemil Topuzlu, Türkiye’de modern cerrahinin kurucu isimlerinden biri sayılır. Sadece başarılı bir hekim değil, tıp eğitimini ve cerrahi pratiği çağdaşlaştıran bir figürdü. Osmanlı-Türk dünyasında modern cerrahinin ve özellikle ürolojinin kurucu isimlerinden biriydi. Aynı zamanda İstanbul Şehremini, yani belediye başkanı olarak da görev yaptı; kentteki bazı büyük düzenlemeler ve kamusal alan projeleri onun dönemine uzanır. Bu yüzden Cemil Topuzlu adı hem tıp tarihinde hem şehircilik tarihinde karşılık bulan nadir isimlerden biridir.
1871 | Paris – Paris halkı yönetime el koyarak Paris Komünü’nü ilan etti.
18 Mart 1871’de Paris halkı ve silahlı Ulusal Muhafız birlikleri, Fransa hükümetinin şehri denetim altına alma girişimine karşı ayaklanarak yönetime el koydu; bu gelişme kısa süre sonra Paris Komünü adı verilen yeni yönetimin kurulmasına yol açtı. Fransa’nın Prusya’ya yenilmesi, Paris’in kuşatma altında yoksullaşması ve merkezi yönetime duyulan öfke bu patlamanın zeminini hazırladı. Komün iktidara geldikten sonra da yalnızca sembolik bir başkaldırı yapmadı; gece çalışmasının kaldırılması, kiraların ertelenmesi, boş bırakılan işyerlerinin işçilerce işletilmesi, kilise ile devlet işlerinin ayrılması ve eğitimin laikleştirilmesi gibi dönemi için çok radikal kararlar aldı. Yani gündelik hayatı, emeği, eğitimi ve devlet yapısını farklı bir çizgide yeniden kurmaya çalıştılar. Komün yalnızca iki ay kadar yaşayabildi; Mayıs 1871’de Fransız hükümet güçleri Paris’e girerek hareketi kanlı biçimde bastırdı. Ama ömrü kısa olsa da etkisi çok uzun sürdü.
1879 | Erzincan – Varaztad Kazancıyan doğdu.
18 Mart 1879’da Erzincan’da doğan Varaztad Kazancıyan, öncü ve çok önemli bir isimdi. Harvard’ın tıp tarihi koleksiyonlarında ve çeşitli biyografik kaynaklarda, modern plastik cerrahinin kurucu figürlerinden biri olarak anılıyor. Osmanlı doğumlu bir Ermeni hekimdi; özellikle I. Dünya Savaşı sırasında yüz, çene ve ağız yaralanmaları üzerinde geliştirdiği tekniklerle ün kazandı. Savaşın ağır yüz yaralanmaları karşısında geliştirdiği yöntemler, plastik ve rekonstrüktif cerrahinin modern biçiminin oluşmasında belirleyici oldu. Daha sonra Harvard Tıp Fakültesi’nde plastik cerrahi profesörü unvanını taşıyan ilk isim oldu.
1892 | İstanbul – Ruşen Eşref Ünaydın doğdu.
18 Mart 1892’de doğan Ruşen Eşref Ünaydın, erken Cumhuriyet döneminin hem kültür hem devlet hayatında iz bırakan isimlerinden biriydi. Gazeteci, yazar, öğretmen, milletvekili ve diplomat olarak çalışan Ünaydın, özellikle Diyorlar ki ve Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülâkat gibi eserleriyle Türk edebiyatında mülakat ve röportaj türünün öne çıkmasında önemli rol oynadı. Millî Mücadele yıllarında Ankara’ya geçerek Hâkimiyet-i Milliye çevresinde yer aldı; Cumhuriyet döneminde ise milletvekilliği ve büyükelçilik görevleri üstlendi. Onu yalnız bir gazeteci ya da yazar olmaktan çıkaran bir başka yön de Türk Dil Kurumu’nun kuruluş sürecindeki etkili isimlerden biri olmasıydı. Bu yüzden Ruşen Eşref Ünaydın, hem kalemiyle hem de üstlendiği resmî görevlerle, yeni kurulan Cumhuriyet’in kültür ve diplomasi kadrolarında öne çıkan simalardan biri olarak hatırlanır.
1912 | İstanbul – Toto Karaca doğdu.
18 Mart 1912’de doğan Toto Karaca, Türk operet, tiyatro ve sinema dünyasının en sevilen kadın oyuncularından biriydi. Ermeni asıllı bir sanatçı olarak özellikle operet ve vodvil geleneğinde çok tanındı; Türk tiyatrosunun tuluattan daha modern sahne diline geçiş döneminin dikkat çeken oyuncularından biri oldu. Bugün geniş kitleler onu Cem Karaca’nın annesi olarak hatırlıyor. Ama onu yalnız bu bağla anmak eksik olur; Toto Karaca, sahne enerjisi, komedi oyunculuğu ve çok uzun kariyeriyle kendi başına güçlü bir sanatçıydı.
1913 | Selanik – Yunan Kralı I. George suikastla öldürüldü.
18 Mart 1913’te Yunanistan Kralı I. George, Selanik’te uğradığı suikast sonucu öldürüldü. Balkan Savaşları’nın hemen sonrasındaki bu ölüm, zaten çok hareketli olan bölge siyasetinde yeni bir kırılma yarattı. Selanik’in Yunanistan’a yeni geçtiği bir dönemde kralın orada öldürülmesi, sembolik olarak da çok çarpıcıydı. Yerine geçen Konstantin döneminde Yunanistan’ın iç ve dış siyaseti bambaşka tartışmalara sahne olacaktı. Bu yüzden bu suikast, Balkanlar’daki güç ve istikrarsızlık hikâyesinin bir parçasıdır.
1920 | İstanbul – Meclis-i Mebusan son toplantısını yaptı.
18 Mart 1920’de Osmanlı Meclis-i Mebusanı, İstanbul’un işgalinin ardından son toplantısını yaptı ve çalışmalarına ara verme kararı aldı. Bu kararın öncesinde 16 Mart’ta İtilaf kuvvetleri İstanbul’u resmen işgal etmiş, bazı mebuslar tutuklanmış ve başkentte siyasî baskı çok ağırlaşmıştı. 18 Mart’taki bu son toplantı, Osmanlı’nın meşru siyasî merkezinin fiilen işlemez hale geldiğini gösterdi. Sonrası ise çok önemlidir. Bu süreç, Ankara’da yeni bir meclisin açılma sürecini hızlandırdı ve bir ay sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulmasına giden yolu doğrudan etkiledi. Yani 18 Mart 1920, yalnız bir meclis oturumunun sonu değil; Osmanlı’dan Ankara merkezli yeni siyasî iradeye geçişin kritik halkalarından biridir.
1926 | İstanbul – Papa Eftim, Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi’ni kurdu.
18 Mart 1926’da Papa Eftim’in Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi’ni kurması, Türkiye’de geniş bir dini dönüşüm yaratmaktan çok, erken Cumhuriyet’in din, kimlik ve patrikhane siyaseti açısından sembolik değeri yüksek bir adım oldu. Bu girişim, Fener Rum Patrikhanesi’ne karşı Türk milliyetçiliğiyle uyumlu, Türkçe konuşan bir Ortodoks çizgi oluşturma arzusundan doğdu; Millî Mücadele yıllarında Ankara’yı destekleyen Papa Eftim, bu yüzden yeni rejim açısından dikkat çekici bir figürdü. Ancak nüfus mübadelesiyle Anadolu’daki Türkçe konuşan Ortodoksların büyük kısmı Yunanistan’a gidince patrikhanenin toplumsal tabanı dar kaldı. Bu nedenle Türk Ortodoks Patrikhanesi kitlesel bir dini merkez haline gelemedi; buna karşılık Cumhuriyet’in ilk yıllarında dinî kurumların da milli egemenlik ve devlet kontrolü ekseninde yeniden düşünülmesinin en ilginç örneklerinden biri olarak tarihe geçti.
1936 | Paris – Elefterios Venizelos öldü.
18 Mart 1936’da Paris’te ölen Elefterios Venizelos, modern Yunan tarihinin en etkili ve en tartışmalı siyasetçilerinden biriydi. Girit’teki siyasi mücadelesiyle yükseldi, 1910’dan 1933’e kadar farklı dönemlerde başbakanlık yaptı ve Yunanistan’ın Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı ve sonrasındaki genişleme siyasetinde belirleyici rol oynadı. Türkiye açısından onu ilginç ve önemli kılan şey de tam burada başlar: Bir dönem Osmanlı ve ardından Türkiye’nin karşısındaki Yunan milliyetçi hattının en güçlü isimlerinden biriydi; ama yıllar sonra Türk-Yunan yakınlaşmasının da mimarlarından biri haline geldi. Nitekim Nobel’in resmî arşivine göre 1934’te Mustafa Kemal’i Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteren kişi de oydu.
1940 | Brenner Geçidi – Hitler ve Mussolini buluştu.
18 Mart 1940’ta Hitler ile Mussolini’nin Brenner Geçidi’nde buluşması, II. Dünya Savaşı’nın gidişatı açısından önemliydi. Almanya o sırada Avrupa’da hızla ilerliyor, İtalya ise savaşa hangi koşullarda ve ne zaman daha açık biçimde katılacağını tartıyordu. Bu görüşme, Mihver çizgisinin daha sıkı hale geldiğinin işaretlerinden biri oldu. Dört yıl sonra, 18 Mart 1944’te Almanların Macaristan’ı işgale başlaması da tarihsel olarak bu eksenin ne kadar genişlediğini gösteren ayrı bir dönüm noktasıydı.
1942 | Roma – Romalı Perihan doğdu.
18 Mart 1942’de Roma’da doğan Romalı Perihan, Türkiye’de yalnız bir sahne sanatçısı değil, uzun yıllar boyunca müzik, magazin, sosyete ve gösteri dünyasının en tanınan figürlerinden biriydi. Gerçek adı Perihan Benli’ydi; Roma’da doğup büyüdüğü için “Romalı” lakabıyla anıldı ve bu lakabın da Zeki Müren ile Fahrettin Aslan tarafından yakıştırıldığı aktarılır. Çok dilli yapısı, sahne gösterileri, soprano kimliği, oyunculuğu, mankenliği ve ressamlığıyla tek bir alana sığmayan bir hayat kurdu. Onu ilginç kılan bir başka ayrıntı da İtalya’daki sinema çevreleriyle temas kurmuş, Federico Fellini’yle çalışmış ve bir dönem İran saray çevresiyle de akrabalık bağı içinde anılmış uluslararası bir figür olmasıydı. Bu yüzden Romalı Perihan adı, Türkiye’de 1960’lardan itibaren sahneyle şöhretin, Avrupa zarafetiyle yerli magazinin iç içe geçtiği çok özel bir popüler kültür figürünü temsil eder.
1953 | Gönen – 7,4 büyüklüğündeki deprem büyük yıkım yarattı.
18 Mart 1953’te Balıkesir’in Gönen ilçesinde meydana gelen deprem, bölgeyi ağır biçimde sarstı; yüzlerce insan hayatını kaybetti, binlerce yapı zarar gördü. Depremin Kocaeli’yle doğrudan bağı yok ama Marmara ve çevresinin sismik kırılganlığını hatırlatması bakımından bugün için de anlamlı. Türkiye’nin deprem hafızasında 1999’dan çok önce de büyük kırılmalar vardı; Gönen depremi bunlardan biridir.
1956 | Cezayir – Fransa asker çıkarmaya başladı.
18 Mart 1956’da Fransa’nın Cezayir’e yeni askerî sevkiyatı, sömürge savaşının daha da sertleştiği dönemin işaretlerinden biri oldu. Olay, Fransa’nın Cezayir’de siyasî çözüm yerine askerî bastırma yolunu ne kadar derinleştirdiğini gösteriyordu. Altı yıl sonra 18 Mart 1962’de gelen Evian Anlaşmaları ise bu sert dönemin ters istikametindeki büyük kırılma oldu. Aynı tarihe düşen bu iki gelişme, bir yanda sömürge savaşı, öte yanda bağımsızlığa giden diplomatik kapanış olarak birbirini tamamlayan tarih notları gibi duruyor.
1962 | Cezayir – Fransa ile direnişçiler anlaşmaya vardı.
18 Mart 1962’de imzalanan Evian Anlaşmaları, Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nı bitiren en kritik metin oldu. Yıllarca süren kanlı çatışmalar, işkenceler, gerilla savaşı ve sömürge krizi sonunda Fransa ile FLN arasında siyasi uzlaşma sağlandı. Hemen ertesi gün ateşkes başladı; birkaç ay sonra da Cezayir bağımsızlığını ilan etti. Bu yüzden 18 Mart 1962, modern sömürgeciliğin çözülüşünde büyük dönüm noktalarından biridir.
1965 | Uzay – İnsan ilk kez uzayda yürüdü.
18 Mart 1965’te Sovyet kozmonot Aleksey Leonov, Voskhod 2 uzay aracından çıkarak insanlık tarihinin ilk uzay yürüyüşünü yaptı. Uzay boşluğunda yaklaşık 12 dakika kaldı. Üstelik görev sanıldığı kadar rahat geçmedi; Leonov’un giysisi şişti, araca geri girmesi ciddi risk yarattı. Yani bu olay sadece teknik bir başarı değil, aynı zamanda da çok tehlikeli bir insan deneyimiydi. Uzay yarışının neden böylesine heyecan ve korku yarattığını gösteren en iyi tarihlerden biri budur.
1981 | İstanbul – Cahide Sonku öldü.
18 Mart 1981’de hayatını kaybeden Cahide Sonku, Türk sinema ve tiyatro tarihinin kurucu kadın figürlerinden biriydi. Onu yalnızca büyük bir oyuncu diye anmak eksik kalır; Türk sinemasının ilk kadın yıldızıydı, ayrıca yönetmenliği konusunda bazı ayrıntılar tartışılsa da adı sinema tarihimizde ilk kadın yönetmen olarak da geçiyor. Muhsin Ertuğrul döneminde tiyatro sahnelerine ve sinema perdesine çıkan Sonku, özellikle Aysel, Bataklı Damın Kızı ile yıldızlaşarak yalnız oyunculuğuyla değil, görünüşü, tavrı ve yarattığı etkiyle de Türkiye’de modern sinema yıldızı fikrinin ilk büyük kadın örneği haline geldi; hatta bazı çalışmalarda filmde kullandığı eşarbın bile moda yarattığı belirtiliyor. Daha sonra kendi şirketi Sonku Film’i kurarak erkeklerin belirlediği bir sektörde yapımcılık ve yönetmenlik alanına da girdi; Vatan ve Namık Kemal ile adını bu alana yazdırdı, Beklenen Şarkı gibi büyük ilgi gören yapımlarla etkisini sürdürdü. Ama Cahide Sonku’nun hikâyesi yalnız yükselişten ibaret değildir; onun hayatı, şöhretin ne kadar parlak, sinema sektörünün ise ne kadar acımasız olabileceğini de gösterir. Kendi yapım şirketi Sonku Film’i kurarak dönemi için son derece cesur bir adım attı; ancak 1963’te şirket binasında çıkan yangın, yalnız mal varlığını değil, filmlerini, arşivini ve yeniden ayağa kalkma imkânının büyük bölümünü de yaktı. Bu kırılmadan sonra maddi çöküş başladı; kısa süreli dönüş denemeleri oldu ama eski yıldız gücünü yeniden kuramadı. Buna alkol bağımlılığı, sektörün hızla değişmesi, Yeşilçam’ın acımasız unutkanlığı ve yalnızlık eklendi. Bir zamanlar kendi şirketini kuran, modaya yön veren, perdeyi dolduran o büyük yıldız, hayatının son yıllarında yoksulluk içinde, çoğu kez eski şöhretinin gölgesinde anılır hale geldi. Bu yüzden Cahide Sonku’nun sonu yalnız kişisel bir trajedi değil; Türkiye’de yıldız sisteminin kadınları nasıl hızla göğe çıkarıp sonra aynı hızla yalnız bırakabildiğinin de en sarsıcı örneklerinden biri olarak hafızaya kazındı.
1986 | Türkiye – 12 Eylül sonrasının cezaevi yükünü hafifleten infaz değişikliği yürürlüğe girdi.
18 Mart 1986’da Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in onayladığı infaz düzenlemesiyle on binlerce hükümlünün tahliye süreci başladı. Bu değişiklik, kâğıt üzerinde bir ceza infaz yasası düzenlemesiydi; ancak arka planında 12 Eylül darbesi sonrasında büyüyen cezaevi nüfusu, sertleşen yargı ve güvenlik rejimi ile infaz sistemindeki ağır yığılma vardı. Yani mesele yalnız hukuk tekniği değildi; darbe sonrası kurulan ceza düzeninin taşıyamadığı yükü hafifletme ihtiyacı da bu adımın arkasındaydı.
1990 | Doğu Almanya – İlk serbest seçim, Almanya’nın birleşme sürecini hızlandırdı.
18 Mart 1990’da Doğu Almanya’da yapılan ilk serbest seçim, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra ülkenin hangi yöne gideceğini belirleyen en kritik dönüm noktalarından biri oldu. Kasım 1989’da duvar yıkılmış, komünist rejim çözülmeye başlamış, binlerce Doğu Alman Batı’ya geçerek ülkeyi fiilen boşaltmaya başlamıştı. Ama o aşamada ortada henüz tamamlanmış bir birleşme yoktu; soru şuydu: Doğu Almanya ayrı bir devlet olarak reforme mi olacak, yoksa Batı Almanya ile hızla birleşecek miydi? 18 Mart’taki seçim bu soruya net bir cevap verdi. Sandıktan, Batı Almanya ile hızlı birleşmeyi savunan çizgi güçlü bir şekilde çıktı ve böylece birleşme süreci siyaseten hız kazandı. Sonraki aylarda para birliği kuruldu, iki Almanya arasındaki hukuk ve devlet yapısı adım adım birleştirildi; resmî birleşme de 3 Ekim 1990’da gerçekleşti. Yani 18 Mart 1990, uzun yıllar süren bölünmüşlük ve Berlin Duvarı hikâyesinden sonra birleşmenin halk iradesiyle açık biçimde onaylandığı ve geri dönüşü zorlaştıran büyük eşikti.
1992 | Güney Afrika – Eşit vatandaşlık yolunu açan reform referandumdan geçti.
18 Mart 1992’de Güney Afrika’da beyaz seçmenlerin katıldığı referandumda, Devlet Başkanı F.W. de Klerk’in apartheid düzenini çözmeye dönük anayasal reform çizgisine güçlü destek çıktı. Bu oylama, siyahlara eşit vatandaşlık ve çok ırklı demokrasiye geçişin önündeki önemli siyasî eşiklerden biri oldu. Sonrasında müzakereler hızlandı ve birkaç yıl içinde Nelson Mandela’nın cumhurbaşkanı seçildiği yeni dönem açıldı. Yani bu tarih, apartheid rejiminin fiilen çözülmesinde önemli basamaklardan biridir.
1995 | İstanbul – Sadri Alışık öldü.
18 Mart 1995’te hayatını kaybeden Sadri Alışık, Türkiye’nin en sevilen ve en tanınan oyuncularından biriydi. Onu yalnız komedyen diye anmak eksik kalır hem güldüren hem hüzün taşıyan oyunculuk çizgisiyle Yeşilçam’ın en güçlü yüzlerinden biri oldu. Turist Ömer karakteriyle büyük kitlelere ulaştı ama sadece o rolle sınırlı kalmadı; 200’den fazla filmde oynadı, kimi zaman sokak adamını, kimi zaman kırgın âşığı, kimi zaman sahici mahalle insanını canlandırdı. Sadri Alışık’ın önemini büyüten şey, seyircinin onu yalnız bir yıldız olarak değil, bizden biri gibi sevmesidir. Ölümünden sonra adı tiyatro ve sinema ödülleriyle, kültür merkeziyle ve hâlâ canlı olan bir halk sevgisiyle yaşamayı sürdürdü.
1997 | Rusya-Trabzon hattı – Antonov An-24 havada parçalandı.
18 Mart 1997’de Stavropol’den Trabzon’a gitmekte olan Antonov An-24 tipi Rus yolcu uçağı havada yapısal arıza yaşadı; kuyruğunun kopmasının ardından uçak parçalanarak düştü ve içindeki 50 kişinin tamamı öldü. Olay, uçağın Türkiye’ye gelmesi nedeniyle burada da yakından izlendi. Soruşturmalar, uçağın yapısal yorgunluğu ve bakım sorunları üzerinde yoğunlaştı. Bu felaket, 1990’larda eski Sovyet yapımı uçaklarla ilgili güvenlik tartışmalarını büyüten olaylardan biri oldu.
2000 | Türkiye-Suriye sınırı – Akraba 573 aile bayramlaştı.
18 Mart 2000’de Türkiye ile Suriye arasında yapılan özel düzenleme sayesinde, iki tarafta yaşayan ve akraba olan 573 aile sınırı geçerek bayramlaştı. Bu olayın önemi, yalnız bir sınır geçişi olmasında değil; siyasî olarak sık sık gerilim yaşayan iki ülkenin sınır hattındaki sosyal ve ailevi bağların ne kadar güçlü olduğunu göstermesinde yatıyordu. Sınırlar çizilir ama akrabalık, dil ve hafıza o kadar kolay çizilmiyor. Bu yüzden bu bayramlaşma görüntüleri o dönem çok dikkat çekmişti.
2003 | Kaliforniya – Adam Osborne öldü.
18 Mart 2003’te ölen Adam Osborne, bilgisayar tarihinin niş ama önemli figürlerinden biridir. Taşınabilir bilgisayar fikrini ticarileştiren ilk isimlerdendir; 1981’de çıkan Osborne 1, bugünün laptoplarının atalarından biri sayılır. Yani bugün bilgisayarı çantada taşımak doğal geliyorsa, bunun erken öncülerinden biri de oydu.
2005 | New York – Bir kadın ilk kez karma cemaate cuma namazı kıldırdı.
18 Mart 2005’te New York’ta kadın ilahiyatçı Amina Wadud’un kadın ve erkeklerden oluşan karma cemaate cuma namazı kıldırması, çağdaş İslam dünyasında büyük tartışma yarattı. Destekleyenler bunu dinî yorum alanında yeni bir eşik olarak gördü; karşı çıkanlar ise köklü geleneğe aykırı buldu. Olayın dünya çapında ses getirmesinin nedeni, 1.400 yılı aşan yerleşik uygulamaya açık bir meydan okuma olarak algılanmasıydı.
2018 | Rusya – Vladimir Putin yeniden seçildi.
18 Mart 2018’de yapılan seçimlerde Vladimir Putin oyların yaklaşık yüzde 76,7’sini alarak yeniden Rusya Devlet Başkanı seçildi. Bu sonuç, onun Rus siyasetindeki uzun süreli hâkimiyetini daha da güçlendirdi. Seçimin Kırım’ın ilhak yıldönümüne denk getirilmesi de ayrıca sembolikti. Sonraki yıllarda Rusya’nın iç ve dış siyasetinde daha sert ve merkezileşmiş çizginin sürmesi, bu seçimin etkisini daha görünür hale getirdi.
2020 | Avrupa – Eurovision iptal edildi.
18 Mart 2020’de Avrupa Yayın Birliği, koronavirüs pandemisi nedeniyle Rotterdam’da yapılacak Eurovision Şarkı Yarışması’nın iptal edildiğini açıkladı. Bu erteleme değil, doğrudan bir iptal kararıydı; yani 2020 yarışması hiç yapılmadı. O yüzden bu tarih, pandeminin yalnız spor ve ekonomiyi değil, Avrupa’nın en büyük popüler kültür ritüellerinden birini bile durdurabildiğini gösteren çarpıcı örneklerden biri olarak kaldı.
2022 | Çanakkale – 1915 Çanakkale Köprüsü açıldı.
18 Mart 2022’de açılan 1915 Çanakkale Köprüsü, yalnız büyük bir ulaştırma projesi değil; tarihî adı nedeniyle 18 Mart hafızasına doğrudan bağlanan bir yapı oldu. Açıldığı dönemde ana açıklık uzunluğu bakımından dünyanın en büyük asma köprüsüydü. Yani 18 Mart artık yalnız 1915’in değil, 2022’de tamamlanan büyük bir sembolik altyapı projesinin de tarihi haline geldi.
2025 | Gazze – Ateşkes umudu büyük bombardımanla sarsıldı.
18 Mart 2025’te İsrail’in Gazze’ye düzenlediği yoğun hava saldırıları, 400’ün üzerinde kişinin ölümüne ve yüzlerce kişinin yaralanmasına yol açtı; böylece ocak ortasında başlayan ve yaklaşık iki ay süren görece sakin dönem fiilen sona erdi. İsrail yönetimi, saldırıları Hamas’ın ateşkesin devamına yönelik yeni önerileri kabul etmemesine bağladı; Başbakan Binyamin Netanyahu da bundan sonra müzakerelerin ateş altında süreceğini söyledi. Hamas ise saldırıları ateşkesin açık ihlali olarak niteledi. Bu tarihin önemi yalnız yüksek can kaybında değil, savaşın durabileceğine dair oluşan kırılgan iyimserliğin de bir anda çökmesinde yatıyordu. Çünkü 19 Ocak 2025’te başlayan ateşkes, rehine ve tutuklu takasıyla birlikte savaşın daha kalıcı biçimde durabileceğine dair sınırlı da olsa bir umut yaratmıştı. 18 Mart saldırıları ise bu umudun ne kadar zayıf olduğunu gösterdi; Gazze’de evler, çadır alanları ve farklı yerleşim noktaları yeniden hedef oldu, uluslararası arabuluculuk süreci de ağır darbe aldı. Türkiye açısından da bu tarih önemliydi; çünkü Gazze meselesi hem dış politika hem kamuoyu hem de bölgesel diplomasi bakımından Türkiye’nin en hassas başlıklarından biri olmaya devam ediyor.
