15 Mart Tarihte Bugün

16 Dakika Okuma
Günün Tarihi / 15 Mart

MÖ 44 | Roma – Jül Sezar öldürüldü.

15 Mart MÖ 44’te, yani Roma takvimindeki ünlü “Mart İdleri” gününde Jül Sezar, Senato toplantısı sırasında bir grup senatör tarafından öldürüldü. Suikastın öncesinde Sezar, iç savaşlardan galip çıkmış, ömür boyu diktatör ilan edilmiş ve Cumhuriyet kurumlarının üzerinde yükselen bir kişisel iktidar odağı haline gelmişti. Suikastçılar arasında Brutus ve Cassius gibi isimler vardı; amaçlarını “Cumhuriyet’i kurtarmak” diye açıkladılar. Ancak sonuç bunun tersi oldu. Sezar’ın ölümü Cumhuriyet’i diriltmedi, yeni bir iç savaş dalgası başlattı. Sonunda Octavianus yükseldi, Augustus oldu ve Roma fiilen imparatorluk düzenine geçti. Bu yüzden 15 Mart, yalnız bir siyasi cinayet değil; Roma Cumhuriyeti’nin geri dönüşsüz biçimde çözülmesinin simge tarihidir.

1493 | İspanya – Kristof Kolomb, ilk seferinin ardından geri döndü.

15 Mart 1493’te Kristof Kolomb, Atlantik’in ötesine yaptığı ilk seferin ardından İspanya’ya döndü. Bu dönüş, sadece başarılı bir deniz yolculuğunun tamamlanması anlamına gelmiyordu; Avrupa için yeni bir coğrafi çağın kapısı açılmış oldu. Kolomb, Asya’ya denizden ulaşma hedefiyle yola çıkmıştı; döndüğünde ise Avrupa’nın henüz tam anlamadığı yeni bir dünyanın haberiyle gelmişti. Sonrasında İspanya’nın Amerika kıtasındaki sömürge düzeni, altın-gümüş akışı, misyonerlik faaliyetleri, yerli halkların büyük yıkımı ve Atlantik merkezli yeni dünya ekonomisi peş peşe gelişti.

1536 | İstanbul – Pargalı Damat İbrahim Paşa öldürüldü.

15 Mart 1536 gecesi, Kanuni Sultan Süleyman’ın en güçlü sadrazamlarından Pargalı Damat İbrahim Paşa sarayda boğduruldu. Öncesinde İbrahim Paşa yıllarca devletin en etkili ismiydi; Kanuni’nin çocukluk arkadaşı, kız kardeşi Hatice Sultan’ın eşi, seferlerin ve diplomasinin başlıca yöneticisi olmuştu. Ancak gücünün aşırı büyümesi, serasker sultan gibi ifadeler kullanması, saray içi dengeleri bozması ve özellikle Hürrem Sultan çevresiyle yaşanan gerilim, sonunu hazırlayan başlıca etkenler arasında sayılır. Ölümüyle birlikte Osmanlı saray siyasetinde büyük bir denge değişikliği yaşandı; merkezde sadrazamın değil, padişahın mutlak belirleyiciliğinin olduğu bir kez daha sert biçimde hatırlatıldı.

1888 | İstanbul – Refik Halit Karay doğdu.

15 Mart 1888’de doğan Refik Halit Karay, Türkçe nesrin en güçlü kalemlerinden biri oldu. Onu farklı kılan şey, gözlem gücü ve diliydi; taşra hayatını, İstanbul’un siyasi çevrelerini, bürokrasiyi ve gündelik ikiyüzlülüğü keskin ama akıcı bir üslupla anlattı. Memleket HikâyeleriGurbet Hikâyeleriİstanbul’un İç Yüzü ve Nilgün gibi eserleri hem hikâye hem roman alanında kalıcı bir yer edindi. Sürgünler, siyasal kırılmalar ve muhalif tavrı da hayatının önemli parçasıydı. Sonraki yıllarda Türk hikâyeciliğinde taşrayı canlı ve doğal dille anlatan çizgi üzerinde büyük etkisi oldu.

1892 | ABD – Yürüyen merdivenin patenti alındı.

15 Mart 1892’de Jesse W. Reno, yürüyen merdiven için patent aldı. Bugün sıradan görünen bu buluş, modern şehir hayatının akışını değiştiren küçük ama etkili teknik adımlardan biriydi. Öncesinde kalabalık istasyonlar, mağazalar ve kamu binalarında insan hareketi tamamen merdiven ve asansör düzenine bağlıydı. Yürüyen merdiven, özellikle alışveriş merkezleri, metro istasyonları ve çok katlı kamusal yapılar için yeni bir dolaşım mantığı getirdi. Sonrasında modern mimari ve kent yaşamı, insan akışını bu tür araçlarla düzenleyen yeni bir ritim kazandı.

1892 | İngiltere – Liverpool FC kuruldu.

15 Mart 1892’de Liverpool FC, Everton’la yaşanan stat ve kira anlaşmazlığının ardından John Houlding ve çevresi tarafından kuruldu. Kulübün doğuşu doğrudan bir işçi hareketine dayanmasa da çok kısa sürede Liverpool’un limanları, tersaneleri, depoları ve işçi mahalleleriyle bütünleşti; Britanya’nın en büyük liman kentlerinden birinde büyüyen takım, zamanla yalnız bir futbol kulübü değil, işçi sınıfı karakteri güçlü bir şehir kimliğinin sembolüne dönüştü. Bu aidiyet, sonraki yıllarda hem başarılarla hem acılarla pekişti: Avrupa kupaları ve lig şampiyonlukları kulübü küresel bir markaya çevirirken, 1989’daki Hillsborough faciası taraftar hafızasında kapanmayan bir yara açtı ve Liverpool kimliğini dayanışma, yas ve ortak hafıza üzerinden daha da sertleştirdi. Kulüple özdeşleşen You’ll Never Walk Alone da bu yüzden yalnız bir tribün marşı değil, şehrin ve taraftarın birbirine verdiği bir söz gibi yaşamaya devam etti.

1919 | Merzifon işgal edildi; Karadeniz-İç Anadolu hattında denetim baskısı büyüdü.

15 Mart 1919’da Merzifon’un işgal edilmesi, Mondros Mütarekesi sonrasında Anadolu’da yabancı askerî ve siyasî denetimin kıyı şehirleriyle sınırlı kalmadığını gösteren dikkat çekici örneklerden biri oldu. Merzifon, konumu nedeniyle Karadeniz ile İç Anadolu arasında önemli bir geçiş noktasıydı; ayrıca bölgede uzun süredir etkili olan misyoner faaliyetleri, yabancı okul ve Pontusçu hareketlilik iddiaları yüzünden savaş sonrasında daha da hassas hale gelmişti. İşgalle birlikte şehirde askerî ve idarî denetim doğrudan dış güçlerin gölgesine girdi; yerel otorite zayıfladı, güvenlik algısı bozuldu. Bu tür gelişmeler, Millî Mücadele’nin neden yalnız İstanbul, İzmir ya da Antep gibi büyük merkezlerde değil, Anadolu’nun kasaba ve sancaklarında da karşılık bulduğunu gösterir; çünkü işgal duygusu buralarda da gündelik hayatın içine girmiş, direniş fikri de tam bu baskı ortamında yayılmaya başlamıştı.

1920 | İstanbul – İngilizler çok sayıda kişiyi tutukladı; resmî işgalin zemini fiilen kuruldu.

15 Mart 1920’de İstanbul’da İngiliz makamları, millî harekete yakın görülen, eski İttihat ve Terakki çevreleriyle ilişkilendirilen ve Anadolu’yla temas kurabilecek isimlere yönelik geniş bir tutuklama dalgası başlattı. Bu adım, ertesi gün ilan edilecek resmî işgalin fiilî hazırlığıydı. Amaç yalnız birkaç kişiyi gözaltına almak değildi; İstanbul’daki siyasi ve askerî kadroları felç etmek, haberleşme ve örgütlenme kanallarını dağıtmak, Osmanlı başkentini doğrudan denetim altına almaktı. Tutuklamalarla birlikte Meclis çevresi, bürokrasi, basın ve milliyetçi kadrolar üzerindeki baskı hızla arttı; sonrasında Bekirağa Bölüğü’ne kapatılan isimler, Malta’ya sürgün edilen kadrolar ve 16 Mart’taki resmî işgal birbirine bağlandı. Bu yüzden 15 Mart 1920, İstanbul’un işgalinde yalnız askerî değil, aynı zamanda siyasî tasfiye sürecinin açıkça devreye girdiği günlerden biridir.

1921 | Berlin – Talat Paşa öldürüldü.

15 Mart 1921’de Osmanlı’nın son büyük siyasi figürlerinden Talat Paşa, Berlin’de Soğomon Tehliryan tarafından vurularak öldürüldü. Tehliryan, ailesinin 1915 olaylarında öldürüldüğünü söyleyen genç bir Ermeni’ydi; cinayet sonrasında açılan dava uluslararası yankı uyandırdı. Olayın öncesinde Talat Paşa, savaş sonrası Almanya’ya gitmiş, sürgün hayatı yaşıyordu. Sonrasında dava, yalnız bir cinayet davası olarak kalmadı; 1915’te yaşananlara ilişkin uluslararası tartışmaların erken ve sembolik sahnelerinden birine dönüştü. Tehliryan’ın beraat etmesi, olayın siyasî ve tarihî ağırlığını daha da büyüttü.

1933 | Almanya – Hitler, Nazi iktidarını geçici hükümetten kalıcı rejime dönüştürme sürecini hızlandırdı.

15 Mart 1933, Adolf Hitler’in iktidarını bir koalisyon hükümetinin sınırlarından çıkarıp devletin tamamına yayılmış kalıcı bir rejime dönüştürme hamlelerinin hızlandığı gündür. Hitler 30 Ocak’ta şansölye olmuştu; 27 Şubat’taki Reichstag yangını ise temel hak ve özgürlükleri askıya alan sert önlemlerin bahanesi haline geldi. 5 Mart seçimlerinde Naziler tek başına çoğunluk alamasa da yüzde 43,9 oyla en güçlü blok oldu; ardından propaganda aygıtı genişletildi, Goebbels 14 Mart’ta propaganda bakanı yapıldı ve birkaç gün içinde devletin bütün kurumlarını Nazi çizgisine çekme süreci hızlandı. Nazi yönetimi bu dönemde kendi iktidarını “Üçüncü Reich” söylemiyle tarihsel bir devamlılık gibi sundu; yani sıradan bir hükümet değişikliği değil, Almanya’nın yeni ve kalıcı rejimi olduğu iddiasını işledi. Sonrasında Yetki Kanunu, muhalefetin tasfiyesi, sendikaların kapatılması, basının susturulması ve tek parti düzeni peş peşe geldi; böylece Almanya çok kısa sürede seçimli bir sistemden totaliter bir Nazi devletine dönüştü.

1939 | Prag – Nazi Almanyası, Çekoslovakya’yı tamamen işgal etti.

15 Mart 1939’da Alman birlikleri Prag’a girdi ve Çekoslovakya’nın elde kalan kısmı Nazi Almanyası’nın denetimine geçti. Bu gelişmenin öncesinde Münih Anlaşması’yla Südet bölgesi Almanya’ya bırakılmış, ülke zaten ciddi biçimde zayıflatılmıştı. Ardından Slovakya ayrı bir yapı haline getirildi; geriye kalan Çek toprakları üzerindeki baskı ise doğrudan Berlin’den kuruldu. Çekoslovakya Cumhurbaşkanı Emil Hácha, Alman baskısı altında bu fiilî durumu kabul etmek zorunda kaldı; sonrasında Bohemya ve Moravya Himayesi adı verilen yapı kuruldu. Yani 15 Mart 1939, basitçe söylemek gerekirse, Nazilerin Çekoslovakya’yı parçalayıp kalan kısmını da kendi egemenliği altına aldığı gündür. Bu olay, Hitler’in artık yalnız Almanca konuşan bölgeleri değil, doğrudan başka devletlerin topraklarını da yuttuğunu açık biçimde gösterdi ve Avrupa’yı savaşa biraz daha yaklaştırdı.

1939 | İstanbul – Deniz Kızı Eftalya öldü.

15 Mart 1939’da hayatını kaybeden Deniz Kızı Eftalya, yalnız bir ses sanatçısı değil, İstanbul’un geç Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çok dilli müzik hayatının en simge isimlerinden biriydi. Asıl adı Atanasia Yeorgiadu’ydu. İstanbul doğumlu bir Osmanlı Rumu olan Eftalya, özellikle Büyükdere kıyılarında babasının sazına sesiyle eşlik ettiği sandal ve mehtap âlemleri sayesinde ün kazandı; yüzünü görmeden sesini duyan İstanbulluların ona “Deniz Kızı” lakabını takması da buradan geldi. Zamanla plak döneminin en tanınan kadın seslerinden birine dönüştü; elliyi aşan plak kaydıyla geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı, Çankaya’da Atatürk’ün huzurunda şarkı söyledi ve sonraki kuşak kadın hanendeler için yol açan isimlerden biri oldu. Eftalya’yı ilginç kılan şey, bir yandan halk hafızasında Boğaz’ın efsane sesi olarak yaşarken öte yandan Osmanlı Rum kimliğiyle Türk musikisinin merkezine yerleşebilmiş olmasıdır. Son büyük çıkışlarından biri 1936’daki Boğaz konserleri oldu; ancak bu dönemin ardından sağlığı bozuldu ve 15 Mart 1939’da İstanbul’da hayatını kaybetti. Bu yüzden Deniz Kızı Eftalya’nın ölümü, sadece ünlü bir şarkıcının vedası değil, eski İstanbul’un Boğaz kıyılarında dolaşan, plaklarla çoğalan ve şehir efsanesine dönüşen müzik hafızasının da büyük kayıplarından biridir.

1981 | İstanbul – Yaşar Nabi Nayır öldü.

15 Mart 1981’de vefat eden Yaşar Nabi Nayır, Türk edebiyatında yalnız bir şair ya da yazar değil, kurucu bir yayıncı ve edebiyat örgütleyicisiydi. Varlık dergisi ve Varlık Yayınları üzerinden sayısız şair ve yazara alan açtı; Cumhuriyet dönemi edebiyatının oluşumunda perde arkasındaki en etkili isimlerden biri oldu. Onun ölümü, Türk edebiyatında yazar yetiştiren editör ve yayıncı kuşağın en büyük temsilcilerinden birine vedası anlamına geliyordu.

1985 | ABD – İnternette ilk alan adı tescil edildi.

15 Mart 1985’te symbolics.com alan adının tescil edilmesi, internet tarihinin sessiz ama çok büyük dönüm noktalarından biriydi. Öncesinde ağ üzerinde makineler vardı ama kimlik ve adresleme bugünkü kadar gündelik değildi. Alan adı sistemi, interneti teknik uzmanların ağından çıkartıp şirketlerin, kurumların ve zamanla sıradan kullanıcıların dünyasına açan altyapılardan biri oldu. Sonrasında dijital ekonomi, web kültürü ve internet markalaşması bu sistem üzerine kuruldu.

1989 | Avrupa – Galatasaray, Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı finale yükseldi.

15 Mart 1989’da Galatasaray, Monaco ile oynadığı ve 1-1 sonuçlanan maçın ardından Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı finale yükselen ilk Türk takımı oldu. Bu başarı, yalnız kulüp tarihinin değil, Türk futbolunun Avrupa’daki öz güveni açısından da önemli bir eşikti. Öncesinde Türk kulüpleri Avrupa kupalarında sınırlı başarılar elde ediyordu; bu sonuç, Avrupa’nın en büyük sahnesinde Türk futbolunun da yer açabileceğini gösterdi.

2001 | Suudi Arabistan – İstanbul-Moskova seferini yapan uçak kaçırıldı.

15 Mart 2001’de İstanbul-Moskova seferini yapan Tupolev Tu-154 tipi yolcu uçağı Çeçen korsanlar tarafından kaçırıldı ve Medine’ye indirildi. Olayın öncesinde Çeçen meselesi Rusya’nın en sert güvenlik başlıklarından biriydi; uçak kaçırma eylemi de bu çatışmanın uluslararası görünürlük kazanma yöntemlerinden biri olarak ortaya çıktı. Suudi güvenlik güçlerinin düzenlediği operasyonda Türk yolcu Gürsel Kambal, Rus hostes Yulia Fomina ve bir korsan öldü. Sonrasında olay, sivil havacılık güvenliği ve terör tehdidi bağlamında geniş yankı uyandırdı.

2002 | Türkiye – GAP’ın sulama tünellerinden T2 devreye girdi.

15 Mart 2002’de GAP kapsamındaki T2 sulama tüneli faaliyete geçti. Buradaki “T2”, Atatürk Barajı’ndan alınan suyu Şanlıurfa-Harran-Akçakale hattındaki ovalara taşıyan ana sulama omurgasının ikinci büyük tünelini ifade ediyordu; yani mesele sadece bir tünelin açılması değil, Fırat suyunun tarım arazilerine daha büyük ölçekte ulaştırılmasını sağlayan ana damarlardan birinin devreye girmesiydi. T2’den ovalara ilk etapta saniyede 40 metreküp su verilmeye başlandı ve bu miktarın ihtiyaca göre artırılacağı açıklandı. Bu yüzden T2’nin önemi, GAP’ın yalnız baraj ve elektrik üretimiyle sınırlı olmadığını, asıl büyük dönüşüm hedeflerinden birinin de tarım arazilerini suyla buluşturmak olduğunu göstermesiydi. Çünkü bu tür ana tüneller ve kanallar olmadan Atatürk Barajı’ndaki suyun tarlalara ekonomik değer olarak dönmesi mümkün değildi. Sonrasında sulama kapasitesinin artmasıyla bölgede ürün deseni, verim, gelir yapısı ve tarımsal üretim hacmi değişti; GAP’ın yıllarca anlatılan “kalkınma ve bölgesel dönüşüm” iddiası da tam bu altyapılar üzerinden sahaya indi. GAP’ın resmî tanımlarında da projenin yalnız enerji değil, 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1,8 milyon hektar sulama hedefi taşıyan entegre bir bölgesel kalkınma programı olduğu özellikle vurgulanıyor.

2011 | Suriye – İç savaşın başlangıcına giden protesto dalgası başladı.

15 Mart 2011’de Şam ve Halep’te başlayan protestolar, kısa sürede Suriye genelinde yayılacak büyük çatışma döneminin ilk görünür eşiği oldu. Arap Baharı’nın etkisiyle yükselen reform ve özgürlük talepleri, rejimin sert müdahalesiyle birlikte barışçıl gösteriden silahlı çatışmaya evrildi. Sonrasında milyonlarca insan yerinden edildi, yüz binlerce kişi hayatını kaybetti ve Suriye, bölgesel ve küresel güçlerin savaş alanlarından birine dönüştü. 15 Mart 2011 bu yüzden sadece bir protesto günü değil, 21. yüzyılın en büyük insani ve jeopolitik krizlerinden birinin başlangıç tarihidir.

2019 | Yeni Zelanda – Christchurch cami saldırılarında 51 kişi öldürüldü.

15 Mart 2019’da Christchurch kentindeki El Nur Camii ve Linwood İslam Merkezi’ne düzenlenen saldırılarda 51 kişi hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı. Aşırı sağcı saldırganın eylemi sosyal medya üzerinden canlı yayınlaması, olayı sadece bir terör saldırısı değil, dijital çağın nefret suçları açısından da sarsıcı bir örnek haline getirdi. Sonrasında Yeni Zelanda hükümeti bireysel silahlanma yasalarını hızla sertleştirdi; dünya kamuoyu ise çevrim içi radikalleşme, ırkçılık ve sosyal medya platformlarının sorumluluğu konularını yeniden tartışmaya başladı.

2023 | Şanlıurfa ve Adıyaman – Sel felaketinde 21 kişi öldü.

15 Mart 2023’te, 6 Şubat depremlerinin ardından henüz toparlanmaya çalışan Şanlıurfa ve Adıyaman’da etkili olan aşırı yağış, kısa sürede sele dönüştü ve iki ilde büyük yıkıma yol açtı. Resmî açıklamalara göre 21 kişi hayatını kaybetti. Şanlıurfa’da özellikle Abide Kavşağı çevresi sular altında kaldı; araçlar sürüklendi, bodrum ve zemin katları su bastı, yollar kapandı. Adıyaman’da ise dere yatakları ve zayıf altyapı nedeniyle taşkınlar büyüdü; zaten deprem nedeniyle hasarlı olan yapılar, çadır alanları ve geçici barınma düzeni yeni bir afet baskısıyla karşı karşıya kaldı. Bu felaketin ağırlığı yalnız yağıştan kaynaklanmadı; deprem sonrası kırılgan hale gelen şehir altyapısı, yetersiz drenaj sistemi ve riskli yerleşim düzeni de yıkımı artırdı. Olay, Türkiye’de afetlerin tek tek değil, birbirini tetikleyen zincirler halinde yaşanabildiğini ve deprem bölgesinde sel gibi ikinci felaketlere karşı da ayrı hazırlık gerektiğini acı biçimde gösterdi.