5 Mart Tarihte Bugün: Elektriğin Doğuşundan Soğuk Savaş’ın Demirperdesi’ne

13 Dakika Okuma
5 Mart Tarihte Bugün Elektriğin Doğuşundan Soğuk Savaş’ın Demirperdesi’ne

Tarihin tozlu sayfalarında 5 Mart, hem modern bilimin temellerinin atıldığı hem de küresel siyasi dengelerin kökten değiştiği bir eşik olarak öne çıkıyor. Alessandro Volta’nın elektriği evcilleştiren dehasından, Soğuk Savaş’ın sembolü “Demirperde” kavramının doğuşuna kadar pek çok kritik olay bu tarihte filizlendi.

1827 | Como – Alessandro Volta öldü.

Volta, elektriği bir gösteri unsuru olmaktan çıkarıp sürekli akıma dönüştüren bilim insanıdır. Onun geliştirdiği Volta pili, ilk kez kesintisiz elektrik akımı üreterek modern elektroniğin kapısını açtı; telgraf, telefon, laboratuvar ölçümleri, hatta bugünkü batarya mantığı Volta’nın çalışmaları sayesinde mümkün oldu. Bugün kullanılan “volt” birimi bile, enerjinin gündelik hayata yerleşmesini sağlayan Alessandro Volta’nın ismini taşır.

1912 | Trablusgarp Cephesi – İtalyanlar balonları askerî keşif için kullandı.

İtalyan-Türk Savaşı, modern savaş tarihinde havadan keşif ve bombardıman gibi uygulamaların ilk kez sistematik biçimde denendiği çatışmalardan biridir; 1912’de İtalyanlar, özellikle Osmanlı/Türk savunma hatlarının gerisine dair bilgi toplamak için balon ve hava araçlarını ilk kez keşif amaçlı kullandılar. Bu pratik, daha sonra Balkanlar ve I. Dünya Savaşı’nda hava üstünlüğü fikrinin hızla büyümesine zemin hazırladı. Artık savaş sadece cephede değil, gökyüzünde de kazanılıp kaybedilecekti.

1920 | İstanbul – Hilâl-i Ahdar (Yeşilay) kuruldu.

İşgal İstanbul’unda, alkol ve bağımlılık yapıcı maddelerin toplumda yayılmasına karşı bir sağlık ve toplum direnci hareketi olarak doğdu. Dr. Mazhar Osman ve arkadaşları, dönemin Şeyhülislamı Haydarizade İbrahim Efendi’nin himayesi ve padişah izniyle cemiyeti kurarken amaç, yalnız bir ahlak kampanyası değil; işgal koşullarında kırılan toplumsal iradeyi sağlık üzerinden yeniden tahkim etmekti. Yeşilay’ın bugün bağımlılıkla mücadelede kurumsal bir aktöre dönüşmesinin kökü bu güne dayanır.

1924 | İstanbul – Tevhid-i Tedrisat’ın sahaya inişi; medreselere el konulması ve eğitimde tek elde toplama

3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edilerek ülkedeki tüm öğretim kurumlarının Maarif Vekâleti’ne bağlanması kararlaştırıldı; bu, Osmanlı’dan devralınan çok başlı eğitim yapısının (medreseler, farklı bakanlıklara bağlı okullar, cemaat okulları ve çeşitli özel yapılar) aynı çatı altında toplanması anlamına geliyordu. 5 Mart 1924’te İstanbul Maarif Müdürlüğü’nün medreselere el koyması ise bu kararın kâğıt üstünde kalmadığını gösteren kritik uygulama adımlarındandı. Medrese binaları, taşınırları ve idaresi fiilen devralındı; eğitim faaliyeti, devletin belirlediği yeni çerçeveye göre yeniden düzenlenmeye başladı. Bu hamle, bir yandan medrese eğitiminin kurumsal ağırlığını hızla azaltırken diğer yandan öğretim programlarının tek elde standardize edilmesini, öğretmen yetiştirme düzeninin merkezi hale gelmesini ve eğitim üzerinden kurulacak ortak yurttaşlık dilinin güçlenmesini sağladı. Takip eden yıllarda müfredatın ulusal hedeflere göre yeniden kurgulanması, okul ağının genişletilmesi ve eğitim bürokrasisinin modernleştirilmesi gibi adımların zemini, İstanbul’daki bu fiilî devralma uygulamalarıyla sağlamlaştı.

1933 | Almanya – Reichstag seçimleri: Nazi Partisi %43,9’la en büyük güç oldu.

5 Mart 1933 seçimi, Hitler’in iktidarını sandıkta da tahkim ettiği kritik eşiktir. Seçim, şiddet ve baskı atmosferinde yapılmıştı; Nazi Partisi tek başına çoğunluğu alamadı ama koalisyonla parlamenter üstünlüğü sağladı. Ardından gelen haftalarda süreç hızla diktatörlüğe evrildi. 23 Mart’taki Yetki Kanunu ile parlamento fiilen devre dışı bırakıldı ve Almanya birkaç ay içinde tek parti rejimine dönüştü.

1934 | İzmir – Halit Refiğ doğdu.

Halit Refiğ, Türk sinemasında hem film çeken hem de Türkiye sinemasının nasıl olacağına dair tartışmaların odak noktasında yer alan bir yönetmendir; “Ulusal/Millî Sinema” tartışmasının teorik yüzlerinden biri olmasının nedeni de budur. 1964’te Orhan Kemal uyarlaması Gurbet Kuşları ile büyük kırılma yarattı. Anadolu’dan İstanbul’a göçün sınıf ve aile çatışmalarını anlatan film, Altın Portakal’da En İyi Film seçilirken Refiğ’e de En İyi Yönetmen ödülü getirdi; Türkiye’de göç filmi damarının referans işlerinden biri oldu. Televizyon tarafında ise Refiğ, Halit Ziya uyarlaması Aşk-ı Memnu’nun 1975 TRT dizisini yöneterek, edebiyat uyarlamasını ekran diliyle buluşturan erken ve etkili örneklerden birine imza attı; bugün hâlâ ilk büyük uyarlamalar denince adı geçer. Refiğ’in başka bir kalıcı izi de Kemal Tahir’le yakınlığı üzerinden kurduğu yerli anlatı arayışı ve bu arayışın ulusal sinema başlığı altında kurumsallaşmasıdır; 1960’ların ortasından itibaren bu kavramı sistemli biçimde savunduğu akademik çalışmalarda da vurgulanır.

1941 | Ankara – Mehmet Rifat Börekçi öldü (Türkiye’nin ilk Diyanet İşleri Başkanı).

Mehmet Rifat Börekçi, sadece Cumhuriyet’in ilk Diyanet İşleri Başkanı (1924–1941) olduğu için değil, Millî Mücadele’nin Ankara’daki dinî ve toplumsal meşruiyet cephesini kuran isimlerden biri olduğu için de önemlidir. Ankara Müftüsü iken Müdafaa-i Hukuk örgütlenmesini destekledi, İstanbul Hükümeti’nin Millî Mücadele aleyhine yayımladığı fetvaya karşı Anadolu müftülerinin imzaladığı karşı fetva olan Ankara Fetvası’nın hazırlanmasında öncü rol oynadı; böylece Ankara hareketinin din karşıtlığı diye damgalanmasını kırmaya çalıştı. Cumhuriyet kurulunca da 3 Mart 1924 düzenlemeleriyle oluşturulan din işleri teşkilatının başına geçerek, din hizmetlerinin devlet içindeki yerini yeni çerçeveye oturtan ilk yönetici oldu; 5 Mart 1941’deki vefatı hem Diyanet’in kurucu döneminin kapanışı hem de Millî Mücadele kuşağının Ankara’daki manevî dayanağı olan isimlerinden birinin sahneden çekilişi olarak kayda geçti.

1942 | Türkiye – Okul bahçelerine sebze ekimi. Savaş ekonomisinin zorunlu gıda tedbiri

  1. Dünya Savaşı sırasında Türkiye savaşın dışında kaldı ama ithalat daraldı, yakıt ve nakliye zorlaştı, fiyatlar yükseldi; şehirlerde gıda tedariki baskı altına girdi. Devlet ve belediyeler, bu baskıyı hafifletmek için 1942’de “bahçe ziraati/ekim seferberliği” benzeri uygulamalarla boş arsaları ve okul bahçelerini üretime açtı. Patates, fasulye, yer elması gibi nispeten kolay yetişen ürünler ekildi. Uygulama yerelden yürüdü ama kamu otoritesinin yönlendirmesiyle gerçekleşti; okul idareleri ve yerel yönetimler okul bahçelerini bir süreliğine eğitim alanı değil gıda alanı gibi kullandı. Çünkü amaç, savaş koşullarında şehirlerin gıda açığını az da olsa kapatmak ve fiyat baskısını düşürmekti. Bu uygulama, Türkiye’de kriz anında devletin günlük hayata nasıl müdahale ettiğini gösteren iyi bir örnektir: okulun bahçesi bile, ihtiyaç olunca üretim aracına çevrilebiliyordu.

1946 | Fulton – Churchill “Demirperde” ifadesini konuşmasına taşıdı.

5 Mart 1946’da Churchill’in “Sinews of Peace” konuşmasında kullandığı demirperde imgesi, II. Dünya Savaşı ittifakının hızla “Soğuk Savaş” gerilimine dönüştüğünü dünyaya açık bir dille ilan etti. Artık mesele sadece askerî bloklaşma değil; Avrupa’nın siyasi haritasının iki farklı rejim alanına bölünmesiydi. Bu konuşma, ABD-İngiltere hattındaki stratejik birlikteliği de daha görünür kılarak 1947 sonrası doktrinlerin ve güvenlik mimarisinin zihinsel zeminini güçlendirdi.

1953 | Moskova – Josef Stalin öldü. Sovyetler’de tek adam dönemi kapandı, denge arayışı başladı

5 Mart 1953’te Stalin’in ölümü, Sovyetler Birliği’nde otuz yıla yakın süredir kişisel otoriteyle yürüyen iktidarın ardından ciddi bir boşluk oluşmasına yol açtı. Bu ölümün ardından Sovyetler Birliği ilk etapta kolektif bir dengeyle toparlanmaya çalıştı; Malenkov, Beriya, Molotov ve Kruşçev gibi isimler aynı masada yer aldı ve bu da kısa sürede iktidar mücadelesini başlattı. İçeride en kritik kırılma, birkaç yıl içinde Stalin’in uyguladığı yöntemlerin tartışmaya açılmasıydı; kitlesel baskı mekanizmalarının eleştirisi ve daha sonra Kruşçev döneminde simgeleşen destalinizasyon süreci bu ölümün ardından mümkün oldu. Dış politikada ise Sovyetler, bir yandan blok disiplinini korurken bir yandan da Batı’yla gerilimi yönetmek için daha esnek hamleler arayan bir çizgiye yöneldi; yani Soğuk Savaş bitmedi ama ritmi değişti. Bu yüzden 5 Mart 1953, sadece bir liderin ölümü değil; Sovyet sisteminin kendi içinde yeni bir denge arayışına girmesinin de dönüm noktasıdır.

1956 | ABD – Yüksek Mahkeme, okullarda “ırka dayalı ayrımcılığın” yasaklanmasını fiilen pekiştirdi.

ABD’de uzun yıllar siyahlar ile beyazlar için ayrı okullar vardı. Yüksek Mahkeme 1954’te Brown kararıyla bu ayrımı kaldırdı, ancak asıl sorun bu kararın sahada uygulanıp uygulanamayacağıydı. 1956’da Mahkeme, alt mahkemelerin okullarda ırka dayalı ayrımı kaldırmaya dönük kararlarını onayladı. Bu adımlar, sivil haklar mücadelesinin hukuki zeminini büyüttü; çünkü okula kayıt, öğrenci kabulü ve eğitim hakkı artık daha açık biçimde federal yargının korumasına giriyordu. Aynı dönemde özellikle Güney eyaletlerinde beyazların tepkisi sertti. Entegrasyonu geciktirme politikaları, yerel yönetimleri direnç göstermesi ve toplumsal gerilim yükseldi. Bu yüzden 1956, ABD’de ırk ayrımcılığına karşı mücadelenin hem mahkeme salonunda hem sokakta hızlandığı, 1960’ların büyük sivil haklar dalgasına giden zeminin güçlendiği yıllardan biridir.

Kocaeli Notu

5 Mart 1958 | Üsküdar Vapuru faciasında resmî aramaların durdurulması, protestolar ve sivil arama sürecinin başlaması

5 Mart 1958’de Üsküdar Vapuru faciasında batık çevresinde yürütülen resmî arama–kurtarma çalışmalarının durdurulduğu ilan edildi. Günlerdir kıyıda bekleyen kayıp yakınları tarafından bu karar protesto edildi; Canova Otel önünde toplanıldı, aramaların sürdürülmesi istendi ve kararın geri alınması talep edildi. Resmî çalışmaların durdurulmasına rağmen kıyıdaki bekleyiş sona ermedi; kayıplara ulaşmak için aileler ve gönüllüler tarafından kendi imkânlarıyla arama girişimleri sürdürüldü. 8 Mart’ta polis gözetiminde sivil arama yapılmasına izin verildi; balıkçı kayıkları ve küçük motorlarla arama yapıldı. Aramanın yetersiz kaldığı görülünce kazanın onuncu gününde daha büyük imkânlar devreye sokuldu. Bu arama çabaları Mart ortasına kadar devam etti.

1979 | Uzay – Voyager 1, Jüpiter’in yakınından geçti.

Voyager 1’in Jüpiter yakın geçişi, dış gezegenler çağının gerçek başlangıç sahnelerindendir. Jüpiter’in atmosferi, uyduları ve manyetik alanına dair veriler bilim tarihine yeni bir sayfa açtı. Bu görev, uzay sondası fikrini gösteriden çıkarıp uzun soluklu veri üretimine dönüştürdü; bugün hâlâ kullanılan pek çok gezegen bilimi parametresi bu kuşağın verileriyle güçlendi.

1991 | İstanbul – Kazım Taşkent öldü.

Kazım Taşkent’in ağırlığı, tek bir kurumla anlatılamaz; o, Cumhuriyet’in kurumsallaşma döneminde hem sanayi hem finans hem de kültür tarafında iz bırakan bir kurucuydu. Şeker sanayisinde Alpullu Şeker Fabrikası başta olmak üzere Eskişehir Şeker Fabrikası ve Turhal Şeker Fabrikası gibi yatırımların kuruluş hattında yer aldı; bu çizgi, Türkiye’nin erken sanayileşme hamlesinin temel taşlarından biriydi. Finans tarafında 1940’ların ortasında Yapı ve Kredi Bankası ile Doğan Sigorta’yı kurarak özel sektör bankacılığının ve sigortacılığın kurumsal dilini güçlendiren isimlerden biri oldu. Kültür tarafında ise bankacılığın yanında yayın ve çocuk kültürü alanına da girerek Yapı Kredi Yayınları’nın temelini attı; Doğan Kardeş dergisi ve Doğan Kardeş kitap serisiyle kuşakların hafızasında yer eden bir kültür kanalı oluşturdu. Bu yüzden Taşkent, sadece iş insanı değil; sanayi yatırımıyla üretimi, bankayla finansmanı, yayıncılıkla da kültürü aynı kalkınma fikrinin parçaları olarak birleştiren kurucu tipin en belirgin örneklerinden biridir.

2000 | Türkiye – “İnternet Mahir” olayı: Türkiye’nin ilk görünür internet fenomeni doğdu

Mahir Çağrı, 1999’da kurduğu basit kişisel sitesiyle dünyaya “I kiss you” diye seslenince, internetin o dönemki ruhuna tam denk geldi; sosyal medya yoktu, içerik üretimi sınırlıydı ve garip, samimi ve filtresiz işler e-posta zincirleriyle bir anda milyonlara yayılabiliyordu. Onu fenomen yapan şey, bir yetenek gösterisi değil; yabancı dilinin kırıklığı, fotoğrafları, kendine güvenen ama naif tonu ve herkese açık flört hissi veren sayfasının yarattığı tuhaf çekimdi. Popüler kültürün ilk kez bu kadar çıplak biçimde hiçbir şeye benzemeyen birini görünür kılabildiği anlardan biriydi; Türkiye’de internetin kitleleşmediği bir dönemde, bir Türk’ün dünya mizahına malzeme olması ayrıca konuşuldu. Mahir Çağrı’nın adı 2000’de Forbes’un “Power 100” listesine girdi ve Batı medyasında haberleşti; aynı dönemde sitesi milyonlarca ziyaret aldı. Zamanla bu şöhret sürdürülebilir bir kariyere dönüşmedi. Fenomenlik dalgası sönünce Mahir daha sakin bir hayata çekildiğini, bugün sosyal medyayı ve interneti bilinçli olarak uzak tuttuğunu anlattı.

2016 | ABD – Ray Tomlinson öldü.

Ray Tomlinson, internet çağının en görünmez ama en etkili kırılmalarından birini başlatan isimdi. 1971’de ARPANET üzerinde ilk kez ağ üzerinden e-posta gönderme denemelerini yaparken, mesajın kime gideceğini netleştirmek için kullanıcı adıyla makine/alan bilgisini ayıracak bir işarete ihtiyaç duydu ve klavyede anlamı fazla yüklenmemiş olduğu için “@” işaretini seçti. Böylece adresleme mantığı doğdu; e-posta, tek bir bilgisayardaki not olmaktan çıkıp ağın içinde taşınan bir iletiye dönüştü. Bugün milyarlarca insanın her gün kullandığı e-posta adres formatı, o basit tercih sayesinde standartlaştı; @ işareti de sadece bir sembol değil, dijital çağın adres yazma dili haline geldi.