Günün Tarihi / 25 Ağustos
25 AĞUSTOS’TA NELER KUTLANIYOR?
Uruguay Bağımsızlık Günü: Bağımsızlığın ilan edildiği 25 Ağustos
Uruguay’ın en önemli millî günlerinden biri 25 Ağustos Bağımsızlık Günü. 25 Ağustos 1825’te Florida kentinde toplanan temsilciler, ülkenin o sırada bağlı bulunduğu Brezilya İmparatorluğu’ndan ayrıldığını ilan eden Bağımsızlık Yasası’nı kabul etti. Aynı toplantıda birlik ve bayrakla ilgili iki temel yasa daha çıkarıldı. 25 Ağustos daha sonra Uruguay’ın büyük millî bayramı haline geldi ve ülkede resmî tatil olarak kutlanıyor.
Ancak Uruguay hükûmetinin kendi tarih anlatımında da dikkat çektiği küçük bir tarihsel ayrıntı var: 1825 bildirisi bugünkü Uruguay devletinin bir anda kurulması anlamına gelmiyordu. Temsilciler Brezilya’dan bağımsızlığı ilan ederken Río de la Plata Birleşik Eyaletleri’yle birleşme iradesini de açıkladı; Uruguay’ın ayrı ve bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkışı birkaç yıl süren savaş ve diplomasi sonunda kesinleşti. Bu nedenle 25 Ağustos, tek bir kuruluş anından çok bağımsızlık sürecinin simgesel günü olarak görülüyor.
Brezilya’da Asker Günü: Tarih ülkenin en ünlü komutanının doğumundan geliyor
Brezilya’da 25 Ağustos “Dia do Soldado – Asker Günü” olarak anılıyor. Tarih rastgele seçilmedi: Brezilya ordusunun resmî hamisi kabul edilen Luís Alves de Lima e Silva, daha çok bilinen unvanıyla Duque de Caxias, 25 Ağustos 1803’te doğmuştu. Brezilya ordusu her yıl bu tarihte askerleri ve Caxias’ın askerî mirasını törenlerle anıyor.
Caxias, 19. yüzyıldaki iç ayaklanmaların bastırılmasından Paraguay Savaşı’na kadar Brezilya askerî tarihinin birçok önemli olayında görev aldı ve daha sonra “Ordunun Hamisi” ilan edildi. Asker Günü ülke çapında resmî tatil değil; esas olarak askerî birliklerde ve çeşitli kurumlarda düzenlenen törenlerle kutlanan millî bir anma günü.
ABD Ulusal Park Servisi’nin doğum günü: 2026’da 110 yaşında
ABD’de Yellowstone’dan Grand Canyon’a, Yosemite’den Özgürlük Heykeli’ne kadar yüzlerce doğal ve tarihî alanın korunmasından sorumlu National Park Service – Ulusal Park Servisi, 25 Ağustos’ta doğum gününü kutluyor. Başkan Woodrow Wilson, ülkenin millî parklarını tek bir kurum altında yönetmek amacıyla hazırlanan Organic Act’i 25 Ağustos 1916’da imzaladı ve National Park Service resmen kuruldu.
2026’nın ayrı bir önemi var: Kurum bu yıl 110. yaşını kutluyor. 25 Ağustos 2026 aynı zamanda ABD’deki Ulusal Park Haftası’nın özel günü ilan edildi ve National Park Service, doğum günü nedeniyle yönettiği ücretli parklarda giriş ücretlerini kaldırdı. Bugün kurum 400’ün üzerinde millî park, anıt, tarihî alan ve koruma bölgesinden oluşan dev bir sistemi yönetiyor.
Kuzey Kore’de Songun Günü: “Önce ordu” siyasetinin bayramı
Kuzey Kore’de 25 Ağustos, “Songun Günü” ya da “Önce Ordu Günü” olarak anılıyor. Kuzey Kore yönetiminin resmî anlatısına göre Kim Jong-il’in 25 Ağustos 1960’ta 105. Muhafız Tank Tümenini ziyaret etmesi, daha sonra ülke yönetimine damga vuracak Songun yani “orduyu önceleyen” siyasi anlayışın başlangıcı kabul ediliyor.
Kim Jong-un yönetimi 2013’te 25 Ağustos’u resmî millî bayram statüsüne yükseltti. Gün yıllarca konserler, askerî etkinlikler, çelenk törenleri ve devlet propagandasıyla kutlandı. İlginç olan, Kuzey Kore’yi yakından izleyen uzmanlara göre rejimin son yıllarda “Songun” kavramını eskisi kadar öne çıkarmaması; Kim Jong-un döneminde askerî başarıların babasının mirasından çok mevcut liderlikle ilişkilendirilmeye başlanması.
25 AĞUSTOS’UN TUHAF GÜNLERİ
Küsler Barışsın Günü: Bugün kavga etmek yasak değil ama sürdürmek ayıp
ABD kaynaklı gayriresmî takvimlerde 25 Ağustos “Kiss and Make Up Day” yani kabaca “Öpüş ve Barış Günü” olarak geçiyor. Ama gün yalnız sevgililer için düşünülmemiş; arkadaşlar, aile üyeleri ya da uzun süredir birbirine kırgın olan herkesin eski kavgaları kapatması fikrine dayanıyor.
Günün ortaya çıkışı Jacqueline Milgate adlı New Yorklu bir kadına bağlanıyor. Milgate’in amacı insanlara bozulmuş ilişkileri düzeltmeleri için takvimde özel bir bahane yaratmaktı. Bazı kaynaklar günü 1990’ların başına tarihlendiriyor; ancak bu tür gayriresmî günlerin çoğunda olduğu gibi kuruluş hikâyesini belgeleyen resmî bir kayıt bulunmuyor. Yine de internet takvimlerinin en uzun ömürlü ve adı en eğlenceli günlerinden biri haline gelmiş durumda.
Banana Split Günü: Bir eczacı çırağının 10 sentlik tatlısı
ABD’de 25 Ağustos aynı zamanda “National Banana Split Day – Banana Split Günü”. Tatlının en yaygın kabul gören doğum hikâyesi 1904’te Pennsylvania’nın Latrobe kasabasına uzanıyor. 23 yaşındaki eczacı çırağı David Strickler, çalıştığı eczanenin soda bölümünde bir muzu uzunlamasına ikiye ayırdı; arasına üç top dondurma koyup şuruplar, meyveler, kuruyemiş ve krema ekledi. Normal dondurma 5 sentken yeni tatlısını 10 sente sattı ve banana split kısa sürede büyük ilgi gördü.
Burada küçük ama önemli bir ayrıntı var: Strickler’ın banana split’i tam olarak 25 Ağustos 1904’te yaptığına dair sağlam çağdaş belge bulunmuyor. 25 Ağustos daha sonra tatlı için benimsenen kutlama tarihi. Pennsylvania Senatosu bile 2019’da 25 Ağustos’u resmen “Banana Split Day” ilan ederek Latrobe’un tatlının doğum yeri olduğu iddiasını kayda geçirdi. Yani Waffle Günü gibi doğrudan patent tarihine dayanan bir gün değil; tatlıyla tarihi sonradan buluşturulmuş bir kutlama.
İkinci El Gardırop Günü: Bugün yeni kıyafet almak yerine başkasının eskisini giymek makbul
25 Ağustos’un modern internet günlerinden biri de “National Secondhand Wardrobe Day – İkinci El Gardırop Günü”. Amaç gardırobu yenilerken sürekli yeni giysi satın almak yerine ikinci el mağazalarına, vintage kıyafetlere, takasa ve mevcut kıyafetleri yeniden değerlendirmeye dikkat çekmek.
Günün kim tarafından ve hangi yıl ortaya çıkarıldığı bilinmiyor; bu nedenle arkasına uydurma bir “kurucu” hikâyesi eklemek doğru olmaz. Buna karşılık ikinci el giyimin yalnız ekonomik değil çevresel bir tercih haline gelmesiyle gün son yıllarda anlam kazanmış durumda. Moda dünyasının normalde “yenisini al” üzerine kurulu mantığını bir günlüğüne tersine çevirmesi de onu 25 Ağustos’un gerçekten tuhaf günlerinden biri yapıyor.
25 AĞUSTOS’TA NELER OLDU?
1499 – Osmanlı donanması Sapienza’da Venedik’i yendi: Akdeniz’de dengeler değişmeye başladı
- Bayezid dönemindeki Osmanlı-Venedik Savaşı sırasında, Kaptan-ı Derya Küçük Davud Paşa’nın idaresindeki Osmanlı donanması ile Antonio Grimani komutasındaki Venedik filosu Mora açıklarında karşı karşıya geldi. Sapienza ya da Zonchio Deniz Muharebesi olarak bilinen savaş tek günde değil; 12, 20, 22 ve 25 Ağustos 1499’da dört ayrı çarpışma halinde yaşandı. 25 Ağustos’taki son safhada Venedik filosu düzenini kaybederek geri çekilirken Osmanlı donanması denizde üstünlüğü ele geçirdi ve muharebe Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Kemal Reis, savaş boyunca Osmanlı tarafının en etkili denizcilerinden biri olarak öne çıktı.
Zafer, yalnızca bir deniz muharebesinin kazanılması değildi. Venedik’in Mora kıyılarındaki savunmasını sarsarak birkaç gün sonra İnebahtı’nın Osmanlılara teslim olmasının, sonraki yıl ise Modon ve Koron gibi önemli Venedik kalelerinin ele geçirilmesinin önünü açtı. Muharebe aynı zamanda büyük toplarla donatılmış savaş gemilerinin Akdeniz deniz savaşlarında giderek belirleyici hale geldiği dönüm noktalarından biri kabul ediliyor; bazı kaynaklarda “gemilerde top kullanılan ilk deniz savaşı” olarak geçse de bu “ilk” nitelemesi tarihçiler arasında tartışmalı.
1554 – Seydi Ali Reis Maskat açıklarında Portekiz donanmasıyla savaştı
Osmanlı’nın Hint Okyanusu’ndaki Portekiz üstünlüğünü kırma mücadelesinin en çarpıcı safhalarından biri 25 Ağustos’ta Maskat ve Kalhat açıklarında yaşandı. Basra’da bulunan Osmanlı donanmasını Süveyş’e götürmekle görevlendirilen Seydi Ali Reis, daha önce 10 Ağustos’ta Hurfakan açıklarında karşılaşıp geri çekilmeye zorladığı Fernando de Meneses komutasındaki Portekiz filosuyla bu kez Maskat yakınlarında yeniden karşı karşıya geldi. Portekizliler yaklaşık 34 gemilik daha güçlü bir kuvvetle saldırdı.
Seydi Ali Reis, Portekizlilerin büyük yelkenli gemilerinin rüzgâr üstünlüğünü kullanmasını engellemek için kadırgalarını kıyıdaki kayalıklarla düşman filosu arasına yerleştirdi. Gemilerin birbirine rampa ettiği şiddetli çatışmada iki taraf da altışar gemi kaybetti. Osmanlı filosu imha edilmedi ancak ağır yıprandı; ardından çıkan şiddetli rüzgârlar Seydi Ali Reis’i planladığı Süveyş rotasından uzaklaştırdı ve sonunda donanmasını Hindistan kıyılarına sürükleyen olağanüstü yolculuk başladı. Seydi Ali Reis bu macerayı daha sonra ünlü Mir’âtü’l-Memâlik adlı eserinde anlattı.
1758 – Zorndorf’ta Prusya ve Rusya birbirini tüketti: Yedi Yıl Savaşları’nın en kanlı günlerinden biri
Yedi Yıl Savaşları sırasında Prusya Kralı II. Friedrich’in ordusu ile Kont Wilhelm Fermor komutasındaki Rus kuvvetleri, 25 Ağustos’ta Brandenburg’daki Zorndorf yakınlarında -bugünkü Polonya’nın Sarbinowo bölgesinde- karşı karşıya geldi. Friedrich, Brandenburg içlerine ilerleyen daha kalabalık Rus ordusunu durdurmak amacıyla saldırıya geçti. Yaklaşık on saat süren savaş kısa sürede düzenli manevralardan çıkarak topçu ateşi, süvari hücumları ve göğüs göğüse çatışmaların yaşandığı son derece kanlı bir boğuşmaya dönüştü.
İki tarafın toplam kaybı 30 bine yaklaştı; bu nedenle Zorndorf, Yedi Yıl Savaşları’nın en kanlı muharebelerinden biri kabul ediliyor. Prusya ordusu savaş alanında üstünlüğü ele geçirip Rusların Brandenburg’daki ilerleyişini durdurmayı başardı, ancak Rus ordusunu yok edemedi ve kendisi de çok ağır kayıp verdi. Bu yüzden eski kaynaklarda sıkça “II. Friedrich’in büyük zaferi” olarak anlatılan Zorndorf, modern tarih yazımında daha ihtiyatlı biçimde Prusya’nın stratejik üstünlük sağladığı fakat kesin sonuç vermeyen bir savaş olarak değerlendiriliyor.
1830 – Bir opera gecesi devrime dönüştü: Belçika’nın bağımsızlık mücadelesi başladı
Brüksel’de 25 Ağustos akşamı sahnelenen Daniel Auber’in La Muette de Portici – Portici’nin Dilsiz Kızı operası, beklenmedik biçimde siyasi bir patlamanın fitilini ateşledi. İspanyol yönetimine karşı Napoli halkının ayaklanmasını anlatan eserdeki özgürlük ve vatanseverlik sahneleri, Hollanda Kralı I. Willem’in yönetiminden rahatsız olan seyircileri coşturdu. Gösterinin ardından kalabalık tiyatrodan sokaklara çıktı; hükûmet yanlısı gazetenin binası ve bazı resmî yapılar hedef alındı, gösteriler kısa sürede açık bir ayaklanmaya dönüştü.
Ayaklanmanın arkasında yalnız bir opera yoktu. 1815 Viyana Kongresi’nden sonra bugünkü Belçika toprakları Hollanda ile aynı krallık altında birleştirilmiş; din, dil, siyasi temsil ve ekonomik politikalar konusundaki gerilim yıllardır büyümüştü. Ağustos gecesinde başlayan hareket sonraki haftalarda silahlı çatışmaya dönüştü; Hollanda birlikleri Brüksel’den çekilmek zorunda kaldı ve Belçika 4 Ekim 1830’da bağımsızlığını ilan etti. Hollanda ise yeni devleti ancak 1839’da resmen tanıdı.
1894 – Vebanın mikrobunu bulma yarışında tarihî makale yayımlandı
Hong Kong’da büyük bir veba salgını sürerken Japon bakteriyolog Shibasaburo Kitasato, hastalığa yol açan bakteriye ilişkin araştırmasını 25 Ağustos’ta The Lancet’ta yayımladı. Kitasato ile Fransız-İsviçreli araştırmacı Alexandre Yersin, salgın sırasında birbirlerinden bağımsız biçimde veba hastalarından ve ölü farelerden yeni bir bakteri izole etmişti. Kitasato’nun ilk tanımlamalarında daha sonra sorunlu bulunan ayrıntılar olsa da 25 Ağustos tarihli makalesi, vebanın mikrobiyolojik nedeninin belirlenmesindeki en erken bilimsel yayınlardan biri oldu; hastalığın etkeni bugün Yersin’in adıyla Yersinia pestis olarak biliniyor.
1925 – Mustafa Kemal İnebolu’ya geldi: Şapka İnkılabı’nın tarihî gezisi başladı
Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyet’in kıyafet ve şapka inkılabıyla özdeşleşecek Kastamonu gezisi sırasında 25 Ağustos’ta Kastamonu’dan İnebolu’ya hareket etti. Ecevit’te verilen molanın ardından akşam saatlerinde İnebolu’ya ulaşan Mustafa Kemal, halkın büyük ilgisiyle karşılandı. İnebolu’daki ziyareti başlangıçta kısa tutulması planlanmışken üç güne yayıldı.
Gezinin tarihî anı iki gün sonra yaşandı. Mustafa Kemal, 27 Ağustos’ta sivil kıyafetle ve elinde Panama şapkasıyla İnebolu Türk Ocağı’na giderek kıyafet ve çağdaşlaşma üzerine ünlü konuşmasını yaptı ve “Bu serpuşun ismine şapka denir” sözleriyle şapkayı açıkça savundu. Şapka giyilmesine ilişkin kanun ise yaklaşık üç ay sonra, 25 Kasım 1925’te TBMM’de kabul edildi.
1933 – Sichuan’daki Diexi depremi kenti yok etti, heyelan gölleri ikinci felaketi getirdi
Çin’in Sichuan eyaletindeki Diexi kasabası, 25 Ağustos’ta meydana gelen yaklaşık 7,3–7,5 büyüklüğündeki depremle büyük ölçüde yok oldu. Şiddetli sarsıntı yüzlerce heyelanı tetikledi; dağlardan kopan dev kütleler Min Nehri’nin önünü kapatarak doğal barajlar ve göller oluşturdu. Eski Diexi yerleşiminin önemli bir bölümü de oluşan gölün suları altında kaldı. Akademik çalışmalardaki eksik kayıtlara göre deprem doğrudan en az 6.865 kişinin ölümüne, yaklaşık 1.925 kişinin yaralanmasına yol açtı.
Felaket depremle bitmedi. Heyelanların oluşturduğu doğal barajlardan biri yaklaşık 45 gün sonra, 9 Ekim’de taşarak ya da çökerek Min Nehri vadisinde yüzlerce kilometre ilerleyen büyük bir sele yol açtı ve binlerce kişi daha hayatını kaybetti. Bu nedenle toplam can kaybı kaynaklara göre değişiyor; bazı kayıtlarda yaklaşık 9 bin–9.300 ölüm veriliyor. Diexi felaketi bugün de deprem, heyelan ve doğal baraj zincirinin en çarpıcı tarihsel örneklerinden biri olarak inceleniyor.
1936 – Stalin’in ilk büyük göstermelik davasının 16 sanığı kurşuna dizildi
Sovyetler Birliği’nde Stalin’in siyasi rakiplerini ortadan kaldırdığı Büyük Tasfiye döneminin en ünlü süreçlerinden Birinci Moskova Duruşması, 19-24 Ağustos günlerinde yapıldı. Sanıklar arasında Lenin döneminin önde gelen Bolşeviklerinden, daha sonra Stalin’e karşı muhalefette yer alan Grigori Zinovyev ve Lev Kamenev de vardı. Toplam 16 kişi, Troçki ile birlikte bir “terör merkezi” kurmak, Sergey Kirov’un öldürülmesini örgütlemek ve Stalin dahil Sovyet liderlerine suikast hazırlamakla suçlandı. Mahkeme 24 Ağustos gecesi sanıkların tamamını ölüme mahkûm etti; cezalar 25 Ağustos 1936’da infaz edildi.
Duruşma bugün Stalin döneminin en ünlü göstermelik mahkemelerinden biri kabul ediliyor. Sanıkların kamuoyu önündeki itirafları yoğun baskı altında elde edilmişti ve ileri sürülen komploların önemli bölümü sonradan asılsız çıktı. Zinovyev, Kamenev ve diğer sanıklar 1988’de Gorbaçov döneminde Sovyet Yüksek Mahkemesi tarafından resmen aklandı. İlk Moskova Duruşması, 1937-1938’de yüz binlerce insanın tutuklanması, sürgün edilmesi veya öldürülmesine dönüşecek Büyük Tasfiye’nin en önemli habercilerinden biriydi.
1939 – İngiltere Polonya’ya savaş garantisi verdi; Hitler saldırıyı son anda erteledi
İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasına günler kala İngiltere ile Polonya, 25 Ağustos’ta Londra’da Karşılıklı Yardım Antlaşması imzaladı. Gizli protokol, söz konusu saldırganın Almanya olması halinde İngiltere’nin Polonya’ya yardım edeceğini açıkça öngörüyordu. Antlaşma ile Mussolini’nin İtalya’sının hemen savaşa girmeye hazır olmadığının anlaşılması, Hitler’i o sırada 26 Ağustos sabahı için planlanan Polonya işgalini son anda durdurmaya yöneltti; saldırı altı gün ertelendi ve 1 Eylül 1939’da başladı. Nürnberg Mahkemesi’nin karar metni de 25 Ağustos antlaşmasının Hitler’in saldırıyı ertelemesindeki temel gelişmelerden biri olduğunu kayda geçirdi.
1939 – “Oz Büyücüsü” gösterime girdi: Sinema tarihinin en kalıcı masallarından biri doğdu
Judy Garland’ın Dorothy’yi canlandırdığı The Wizard of Oz – Oz Büyücüsü, Los Angeles ve New York’taki ön gösterimlerin ardından 25 Ağustos’ta ABD’de genel gösterime girdi. Film ilk vizyonunda beklenen büyük ticari başarıyı sağlayamasa da yıllar içindeki yeniden gösterimler ve özellikle televizyon yayınları sayesinde Amerikan popüler kültürünün en tanınmış filmlerinden birine dönüştü; “Over the Rainbow” da sinema tarihinin en ünlü şarkıları arasına girdi.
1940 – Londra’ya yanlışlıkla düşen bombaların ardından İngiliz uçakları ilk kez Berlin’i vurdu
Britanya Savaşı sürerken Luftwaffe uçakları 24 Ağustos’u 25 Ağustos’a bağlayan gece Londra bölgesine bombalar bıraktı. Alman hava harekâtının o aşamadaki temel hedefleri RAF üsleri ve askerî tesislerdi; RAF Museum kayıtlarına göre Londra’ya yapılan bu ilk saldırı seyrüsefer hatasından kaynaklandı. Olay Winston Churchill yönetiminin karşılık verme kararını hızlandırdı.
25 Ağustos gecesi 81 İngiliz bombardıman uçağı Berlin’e gönderildi ve RAF ilk kez Alman başkentini bombaladı. Saldırının askerî zararı sınırlıydı ancak psikolojik ve siyasi etkisi çok daha büyüktü. Nazi yönetimi kısa süre sonra hava saldırılarının ağırlığını RAF üslerinden İngiliz şehirlerine çevirdi; 7 Eylül’de Londra’ya yaklaşık bin uçakla yapılan büyük saldırıyla Blitz dönemi başladı. Londra sonraki aylarda neredeyse her gece bombalandı.
1941 – İngiltere ve Sovyetler Birliği tarafsız İran’ı işgal etti
İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz ve Sovyet birlikleri 25 Ağustos sabahı kuzeyden ve güneyden İran’a girdi. Müttefikler harekâtı ülkedeki Alman varlığının yarattığı güvenlik tehdidiyle gerekçelendirdi; İran yönetimi ise tarafsızlığına yönelik bir saldırı olduğunu savundu. İşgal sonucunda Rıza Şah birkaç hafta sonra tahtı oğlu Muhammed Rıza Pehlevi’ye bırakmak zorunda kaldı; İran üzerinden Sovyetler Birliği’ne silah ve malzeme taşınmasını sağlayan “Pers Koridoru” da savaşın önemli ikmal hatlarından birine dönüştü.
1941 – II. Dünya Savaşı’nda Almanlar, Ukrayna’ya girdi: Kiev’de yüz binlerce Sovyet askerini kuşatacak harekât başladı
Nazi Almanyası’nın Sovyetler Birliği’ni işgal ettiği Barbarossa Harekâtı sırasında Hitler, Moskova yönündeki ilerleyişin bir bölümünü durdurarak Heinz Guderian’ın 2. Panzer Grubu’nu güneye, Ukrayna’ya çevirdi. Guderian’ın birlikleri 25 Ağustos’ta Sovyet Merkez Cephesi’ne saldırarak Kiev’in doğusuna doğru ilerlemeye başladı. Amaç, güneyden ilerleyen Ewald von Kleist’in 1. Panzer Grubuyla birleşerek Kiev çevresindeki dev Sovyet kuvvetlerini arkadan kuşatmaktı.
Harekât sonraki haftalarda İkinci Dünya Savaşı’nın en büyük kuşatmalarından birine dönüştü. Guderian ve Kleist’in zırhlı birlikleri 16 Eylül’de Lokhvitsa yakınlarında birleşerek kuşatmayı kapattı; Kiev 19 Eylül’de düştü. Alman kayıtlarında yaklaşık 665 bin Sovyet askerinin esir alındığı bildirildi; modern araştırmalarda rakamların hesaplanışı tartışılsa da Sovyet Güneybatı Cephesi büyük ölçüde imha edildi. Zafer Almanya’ya Ukrayna’da büyük bir alan kazandırdı ancak Moskova’ya yönelik ana saldırının haftalarca gecikmesi nedeniyle Hitler’in Kiev’e dönme kararı savaş tarihinin en tartışmalı stratejik tercihlerinden biri oldu.
1944 – Paris özgürlüğüne kavuştu: Dört yıllık Nazi işgali sona erdi
19 Ağustos’ta Paris’te başlayan direniş ayaklanması, General Philippe Leclerc komutasındaki Fransız 2. Zırhlı Tümeni ile Amerikan birliklerinin kente ulaşmasıyla büyük bir kurtuluş harekâtına dönüştü. Fransız birliklerinin öncü unsurları 24 Ağustos gecesi Paris’e girdi; ertesi gün çatışmalar sürerken Alman garnizonunun komutanı General Dietrich von Choltitz yakalandı ve 25 Ağustos 1944’te teslimiyet belgelerini imzaladı. Böylece Haziran 1940’tan beri süren Alman işgali Paris’te sona erdi.
Aynı akşam General Charles de Gaulle Paris Belediye Sarayı’na giderek Fransız tarihinin en ünlü konuşmalarından birini yaptı: “Paris aşağılandı! Paris kırıldı! Paris işkence gördü! Ama Paris kurtuldu!” Ertesi gün yüz binlerce kişinin arasında Champs-Élysées’den yürüdü. Paris’in kurtuluşu, Normandiya Çıkarması’ndan sonra Fransa’nın Alman işgalinden kurtarılmasının en güçlü sembollerinden biri haline geldi.
1954 – Eskişehir’de askerî jet evlerin üzerine düştü: 10 kişi hayatını kaybetti
Türk Hava Kuvvetlerine ait F-84 tipi bir jet, 25 Ağustos akşamı Eskişehir’de eğitim uçuşu yaptığı sırada havada alev alarak Odunpazarı’ndaki yerleşim bölgesinin üzerine düştü. Uçağın kontrolünü kaybeden Pilot Üsteğmen Süleyman Altınkaya paraşütle atladı ancak paraşütü açılmayınca hayatını kaybetti. Kontrolsüz kalan uçak evlerin üzerine çarparak parçalandı ve çoğu ahşap olan mahallede büyük bir yangın çıktı.
İlk haberlerde can kaybı daha düşük verilse de enkaz çalışmalarının ardından pilotla birlikte toplam 10 kişinin hayatını kaybettiği belirlendi. Dönemin gazeteleri facianın ardından Eskişehir’de büyük bir yas yaşandığını; cenaze törenine on binlerce kişinin katıldığını yazdı. Kazanın nedeni konusunda sonraki haberlerde uçağın bir kuş sürüsüne çarptığı ileri sürüldü.
1958 – Dünyanın ilk hazır eriştesi satışa çıktı: Üzerine sıcak su dökmek yetiyordu
Japon girişimci Momofuku Ando, yıllarca süren denemelerin ardından geliştirdiği Chicken Ramen’i 25 Ağustos’ta Japonya’da satışa çıkardı. Nissin şirketinin kendi tarihçesine göre Chicken Ramen, dünyanın ilk hazır eriştesiydi. Ando, erişteleri yağda kızartarak hem uzun süre saklanmalarını hem de sıcak su eklendiğinde birkaç dakika içinde yeniden yumuşamalarını sağlayan yöntemi geliştirmişti. Başlangıçta normal erişteden pahalı olan bu “sihirli ramen”, birkaç yıl içinde büyük bir tüketim alışkanlığı yarattı; Ando 1971’de bu fikri bir adım daha ileri taşıyarak Cup Noodles’ı geliştirdi.
1965 – Türk Sinematek Derneği kuruldu: Türkiye’de başka bir sinema dünyasının kapısı açıldı
Onat Kutlar, Şakir Eczacıbaşı, Hüseyin Baş ve arkadaşlarının öncülüğünde Türk Sinematek Derneği 25 Ağustos’ta İstanbul’da kuruldu. Sabahattin Eyüboğlu, Cevat Çapan, Nijat Özön ve Muhsin Ertuğrul gibi kültür ve sanat dünyasının önemli isimlerinin de desteklediği girişim, Henri Langlois’nın kurduğu ünlü Fransız Sinemateki’nden esinlenmişti. Amaç yalnız film göstermek değil; sinemayı bir sanat dalı olarak tartışmak, dünya sinemasının Türkiye’de ticari salonlara ulaşamayan önemli örneklerini izleyiciyle buluşturmak ve yeni bir sinema kültürü yaratmaktı.
Sinematek, 1965-1980 arasında yüzlerce filmi Türkiye seyircisine tanıttı; yönetmen ve eleştirmenleri konuk etti, paneller düzenledi ve Yeni Sinema dergisini yayımlayarak Türkiye’de sinema eleştirisi ve sinema okuryazarlığının gelişmesinde önemli rol oynadı. Dernek, 12 Eylül 1980 askerî darbesinin ardından diğer derneklerle birlikte kapatıldı. Bugün Kadıköy’de faaliyet gösteren Sinematek/Sinema Evi de kendisini bu geleneğin devamı olarak tanımlıyor.
1967 – Fakir Baykurt TÖS’ün başına geçti: Öğretmen hareketinde yeni dönem
Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın üç gün süren 1. Olağanüstü Genel Kurulu, 25 Ağustos’ta Ankara’da tamamlandı. Kongrede sert tartışmaların ardından yapılan seçimleri, Yılanların Öcü ve Irazca’nın Dirliği gibi eserleriyle tanınan öğretmen-yazar Fakir Baykurt’un öncülüğündeki liste büyük çoğunlukla kazandı. Yeni yönetimin daha sonra yaptığı görev bölümünde Baykurt, TÖS Genel Başkanlığına getirildi.
TÖS, 1965’te kamu görevlilerine sendika kurma hakkı tanınmasının ardından oluşan Türkiye’nin en güçlü öğretmen örgütlerinden biriydi ve kısa sürede on binlerce üyeye ulaştı. Baykurt döneminde yalnız öğretmenlerin özlük haklarını değil, eğitim politikalarını ve demokratik hakları da gündeme taşıdı; 1969’daki Büyük Öğretmen Boykotu gibi Türkiye eğitim tarihinin en büyük kitlesel eylemlerinden birinin öncüsü oldu. 12 Mart döneminde sendikal faaliyetleri ağır baskıyla karşılaştı ve 1971’de kamu görevlilerinin sendika hakkının kaldırılmasıyla TÖS’ün faaliyetleri sona erdi. TÖS’ün öğretmen örgütlenmesindeki etkisi ise sonraki sendikal yapılarda devam etti.
1968 – Türkiye’de kredi kartı dönemi başladı: İlk yerli Diners Club kartları çıkarıldı
Koç Grubu’na bağlı Servis Turistik AŞ -bugünkü Setur- Diners Club’dan Türkiye’de kart çıkarma yetkisi alarak ülkede yerel kredi/harcama kartı ihraç eden ilk kuruluş oldu. 25 Ağustos tarihli dönemin basınında “kredi kartı ile alışveriş usulü bizde de kuruldu” sözleriyle duyurulan uygulamada kart sahipleri, Diners Club amblemi bulunan işyerlerinde yanlarında nakit taşımadan alışveriş yapabiliyordu.
Kart bugünkü kredi kartlarından biraz farklıydı; bir “charge card” yani harcama kartı niteliğindeydi ve borcun dönem sonunda ödenmesi gerekiyordu. İlk yıllarda çoğunlukla Koç Grubu yöneticileri ve belirli mali koşulları karşılayan sınırlı sayıdaki müşteriye verilen Diners Club, bir ödeme aracının yanı sıra prestij göstergesi olarak da görülüyordu. Kredi kartlarının Türkiye’de milyonlarca kişinin gündelik hayatına girmesi esas olarak 1980’ler ve 1990’larda gerçekleşecekti; ancak bu sürecin ilk önemli adımı 1968’de atılmış oldu.
1970 – Türkiye şeker sanayisinin ilk grevi başladı: 18 fabrikada 21 bin işçi işi bıraktı
Şeker-İş Sendikasına bağlı yaklaşık 21 bin işçi, toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine 25 Ağustos sabahı Türkiye genelindeki 18 şeker fabrikasında greve başladı. Fabrikalarda üretim dururken, grev 15-16 Haziran büyük işçi eylemlerinden yalnız iki ay sonra Türkiye çalışma hayatının yeniden en önemli gündemlerinden biri haline geldi. Dönemin Cumhuriyet gazetesi ertesi gün “Şeker üretimi durdu” başlığıyla grevi birinci sayfasından duyurdu.
Türk-İş’in Şeker-İş tarihçesi, 25 Ağustos 1970’te başlayan bu eylemi “şeker sanayiinde ilk grev” olarak kaydediyor. Birkaç gün süren grev, tarafların toplu iş sözleşmesinde anlaşmasının ardından sona erdi. Böylece 25 Ağustos 1970, Türkiye’de şeker işçilerinin sendikal mücadele tarihindeki önemli dönüm noktalarından biri oldu.
1970 – Elton John Amerika’da ilk kez sahneye çıktı; 300 kişilik konser kariyerini değiştirdi
Henüz ABD’de geniş kitlelerce tanınmayan 23 yaşındaki Elton John, 25 Ağustos gecesi Los Angeles’taki yalnızca 300 kişilik Troubadour kulübünde Amerika’daki ilk konserini verdi. Seyirciler arasında Neil Diamond gibi yıldızların yanı sıra müzik endüstrisinin ve basının önemli isimleri bulunuyordu. Elton John’un resmî tarihçesinin de kariyerindeki kırılma noktası olarak anlattığı performans olağanüstü eleştiriler aldı; birkaç gün içinde İngiliz müzisyen ABD müzik dünyasının en çok konuşulan yeni isimlerinden birine dönüştü ve uluslararası süperstarlığa uzanacak kariyerinin kapısı açıldı.
1971 – Özel yüksekokullar kapandı, yaklaşık 50 bin öğrenci devlet okullarına aktarıldı
Anayasa Mahkemesinin özel yüksekokulların faaliyet göstermesine imkân veren yasa hükümlerini iptal etmesinin ardından ortaya çıkan büyük yükseköğretim sorununu çözmek amacıyla hazırlanan 1472 sayılı Kanun, 25 Ağustos’ta TBMM’de kabul edildi. Yasayla özel yüksekokullarda okuyan öğrencilerin öğrenimlerini yarıda bırakmaması için üniversitelere ve diğer resmî yükseköğretim kurumlarına bağlı geçici resmî yüksekokullar açılması kararlaştırıldı.
Daha sonraki TBMM belgelerinde, Anayasa Mahkemesi kararından etkilenen öğrenci sayısının yaklaşık 50 bin olduğu belirtiliyor. Böylece 1960’larda hızla yaygınlaşan özel yüksekokul dönemi fiilen sona ererken öğrenciler devlet yükseköğretim sistemi içine alındı. Türkiye’de özel yükseköğretimin yeniden ortaya çıkması ise 1980’lerden sonra vakıf üniversitelerinin kurulmasıyla mümkün olacaktı.
1981 – Voyager 2 Satürn’ün yakınından geçti: Halkaların bilinmeyen ayrıntılarını ortaya çıkardı
NASA’nın Voyager 2 uzay aracı, 25 Ağustos’ta Satürn’ün yakınından geçerek gezegenin halkalarını, atmosferini ve uydularını ayrıntılı biçimde inceledi. Araç, bulut tepelerinin yaklaşık 41 bin kilometre üzerinden geçerken özellikle halkalardaki ince yapıları, B halkasındaki gizemli “ışın” benzeri oluşumları ve F halkasını biçimlendiren küçük uyduları görüntüledi. Satürn’ün A halkasının yalnızca birkaç yüz metre kalınlığında olabileceğine ilişkin önemli veriler de bu geçiş sırasında elde edildi.
1989 – Voyager 2 Neptün’e ulaştı: İnsanlık gezegeni ilk ve bugüne kadar son kez yakından gördü
NASA’nın Voyager 2 uzay aracı, yaklaşık 12 yıllık yolculuğunun ardından 25 Ağustos’ta Neptün’ün bulutlarının yalnızca yaklaşık 4 bin 800 kilometre üzerinden geçti. Böylece Neptün’ü yakından inceleyen ilk ve bugüne kadar tek uzay aracı oldu. Voyager 2 gezegenin Büyük Karanlık Leke adı verilen dev fırtınasını görüntüledi, halkalarını ayrıntılı biçimde ortaya çıkardı ve altı yeni uydu keşfetti; birkaç saat sonra Triton’un yanından geçerek buzlarla kaplı yüzeyinde aktif gayzerler bulunduğunu gösterdi. Bu karşılaşmayla Voyager’ın Jupiter, Satürn, Uranüs ve Neptün’ü kapsayan olağanüstü “Büyük Tur”u tamamlandı.
1991 – Belarus bağımsızlığını ilan etti: Sovyetler Birliği’nden bir cumhuriyet daha koptu
Moskova’daki başarısız darbe girişiminin ardından Sovyetler Birliği’nin çözülüşü hızlanırken Belarus Yüksek Sovyeti, 25 Ağustos’ta daha önce kabul edilen Devlet Egemenliği Bildirgesi’ne anayasal yasa gücü verdi ve cumhuriyetin siyasi ve ekonomik bağımsızlığını sağlayan kararları kabul etti. Böylece Belarus, Sovyetler Birliği’nden fiilen bağımsızlığını ilan eden cumhuriyetler arasına katıldı.
Karar, Ukrayna’nın bağımsızlığını ilan etmesinden yalnızca bir gün sonra geldi. Ülkenin Sovyet dönemindeki “Beyaz Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti” adı 19 Eylül’de Belarus Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Belarus, Rusya ve Ukrayna liderleri 8 Aralık’ta Belovej Anlaşması’nı imzalayarak Sovyetler Birliği’nin artık var olmadığını ilan eden sürecin de doğrudan tarafı oldu.
1991 – “Sadece bir hobi” diyerek Linux’u dünyaya duyurdu: Bilgisayar tarihi değişti
Helsinki Üniversitesinde 21 yaşında bir öğrenci olan Linus Torvalds, 25 Ağustos’ta Minix işletim sistemi kullanıcılarının buluştuğu comp.os.minix adlı internet haber grubuna kısa bir mesaj göndererek geliştirmekte olduğu ücretsiz işletim sistemi projesini ilk kez kamuoyuna duyurdu. Torvalds mesajında 386 ve 486 işlemcili bilgisayarlar için ücretsiz bir işletim sistemi üzerinde çalıştığını söylüyor ve kullanıcılara Minix’te hangi özellikleri sevdiklerini ya da değiştirmek istediklerini soruyordu. Projesini küçümseyerek bunun “sadece bir hobi” olduğunu da yazmıştı.
O küçük kişisel proje kısa süre içinde Linux adını aldı ve açık kaynak yazılım tarihinin en büyük ortak çalışmalarından birine dönüştü. Linux çekirdeği bugün internet sunucularından bulut sistemlerine, süper bilgisayarlardan Android telefonlara kadar dünyanın teknolojik altyapısının büyük bölümünde kullanılıyor. Ancak 25 Ağustos’ta Linux’un ilk sürümü yayımlanmış değildi; o gün Torvalds projeyi dünyaya duyurdu. Bu nedenle 25 Ağustos, Linux topluluğunda Linux’un doğum günü olarak kabul ediliyor.
1999 – Emeklilik yaşı yükseltildi: EYT tartışmalarına uzanacak yasa kabul edildi
TBMM, 25 Ağustos’ta sosyal güvenlik sisteminde köklü değişiklikler yapan 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nu kabul etti. Düzenlemeyle 8 Eylül 1999’dan sonra ilk kez SSK’lı olacaklar için emeklilik yaşı kadınlarda 58, erkeklerde 60 olarak belirlendi; emeklilik için gereken prim gün sayısı da 7000 güne çıkarıldı. Daha önce sigortalı olanlar için ise işe giriş tarihine ve hizmet süresine göre kademeli yaş şartları getirildi.
Yasa yalnız emeklilik sistemini değiştirmedi; Türkiye’de uzun yıllardır tartışılan işsizlik sigortasını da ilk kez yasalaştırdı. Primler 2000’de toplanmaya, işsizlik ödeneği ise 2002’de verilmeye başlandı. Emeklilikte yaş şartının geçmişte sigortalı olmuş kişilere de kademeli biçimde uygulanması ise yıllar sonra “Emeklilikte Yaşa Takılanlar – EYT” adıyla büyük bir toplumsal ve siyasi tartışmaya dönüşecekti; 2023’te yapılan düzenlemeyle 8 Eylül 1999 öncesi sigortalılar için yaş şartı kaldırıldı.
2000 – Galatasaray Real Madrid’i devirdi, UEFA Süper Kupası’nı Türkiye’ye getirdi
UEFA Kupası’nı birkaç ay önce Arsenal’i yenerek kazanan Galatasaray, 25 Ağustos’ta Monaco’daki II. Louis Stadı’nda Şampiyonlar Ligi şampiyonu Real Madrid’le UEFA Süper Kupası için karşılaştı. Sarı-kırmızılılar, yeni transfer Mário Jardel’in 41. dakikadaki penaltısıyla öne geçti; Raúl 79. dakikada skoru eşitledi ve karşılaşma uzatmaya gitti. Jardel, 102. dakikada Fatih Akyel’in sağdan getirdiği topu ağlara göndererek altın golle Galatasaray’a 2-1’lik zaferi ve Süper Kupa’yı kazandırdı.
Galatasaray böylece aynı yıl UEFA Kupası’nın ardından ikinci Avrupa kupasını kaldırdı ve UEFA Süper Kupası’nı kazanan ilk ve bugüne kadar tek Türk takımı oldu. Maçın başka bir tarihî özelliği daha vardı: Kupa Galipleri Kupası’nın kaldırılmasının ardından Süper Kupa ilk kez Şampiyonlar Ligi şampiyonu ile UEFA Kupası şampiyonunu karşı karşıya getiriyordu; Galatasaray da bu yeni formatta kupayı kazanan ilk takım oldu.
2003 – Spitzer Uzay Teleskobu fırlatıldı: Evrenin görünmeyen tarafına baktı
NASA’nın dört büyük uzay gözlemevinin sonuncusu olan Spitzer Uzay Teleskobu, 25 Ağustos’ta Cape Canaveral’dan fırlatıldı. Hubble görünür ışığı, Chandra X ışınlarını gözlerken Spitzer evreni kızılötesi dalga boylarında inceleyerek toz bulutlarının arkasındaki yeni doğan yıldızları, uzak galaksileri ve ötegezegenleri görünür hale getirdi. On altı yıldan fazla çalışan Spitzer, bir ötegezegenden gelen ışığı doğrudan algılayan ilk teleskop oldu, Satürn’ün dev ama son derece soluk halkalarından birini keşfetti ve TRAPPIST-1 sistemindeki yedi Dünya büyüklüğündeki gezegenin incelenmesinde kritik rol oynadı.
2012 – Voyager 1 Güneş’in hâkimiyetinden çıktı: İnsan yapımı bir araç ilk kez yıldızlararası uzaya girdi
1977’de fırlatılan Voyager 1, 25 Ağustos’ta Güneş rüzgârının hâkim olduğu heliosferin dış sınırını geçerek yıldızlararası uzaya ulaşan ilk insan yapımı nesne oldu. O sırada Güneş’ten yaklaşık 18 milyar kilometre uzaktaydı. Geçişin gerçekleştiği gün bilim insanları tarafından hemen anlaşılamadı; sonraki aylarda plazma yoğunluğu ve kozmik ışın verilerinin incelenmesi sonucunda NASA 2013’te sınırın 25 Ağustos 2012’de geçildiği sonucuna vardı. Böylece 25 Ağustos, Voyager tarihine yalnız Neptün geçişiyle değil, insanlığın yıldızlararası uzaya ilk adımıyla da yazıldı.
2019 – Troya’da üçüncü kutsal alanın keşfedildiği açıklandı
Çanakkale’deki Troya Antik Kenti’nde yürütülen kazılarda, daha önce bilinen Batı Kutsal Alanı ve Athena Tapınağı çevresinin ardından üçüncü bir kutsal alanın varlığını gösteren bulgulara ulaşıldığı 25 Ağustos’ta açıklandı. Kazı Başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan, Troya’nın güney girişindeki çalışmaların Arkaik, Helenistik ve Roma dönemlerinde burada yeni bir kutsal alan bulunduğunu ortaya koyduğunu belirtti. 150 yılı aşkın süredir kazılan Troya’da yeni bir ibadet alanının saptanması, kentin yalnız savaş ve saraylarla değil dinî yaşamıyla ilgili bilgiler açısından da önemli bir keşif oldu.
2020 – Bir apartman bahçesinde 8 bin 500 yıllık insan iskeleti bulundu
Bilecik’in Bahçelievler Mahallesi’nde bir vatandaşın boş arazide gördüğü seramik parçalarını müzeye bildirmesiyle başlayan kazılar, 25 Ağustos’ta kamuoyuna duyurulan olağanüstü bir buluntuya ulaştı: Yaklaşık 8 bin 500 yıllık, cenin pozisyonunda gömülmüş bir insan iskeleti. Analizler bölgedeki yerleşimin yaklaşık 9 bin yıl önce başladığını ve en az 500 yıl kesintisiz sürdüğünü gösteriyordu. Dönemin yetkilileri iskeletin, Batı Anadolu’da bütün olarak günümüze ulaşmış en eski insan kalıntılarından biri olabileceğini belirtti. Üstelik bütün keşif, bir apartmanın bahçesinde bulunan birkaç seramik parçasıyla başlamıştı.
2020 – Afrika, vahşi çocuk felci virüsünden arındırılmış ilan edildi
Dünya Sağlık Örgütünün Afrika Bölgesi, 25 Ağustos’ta bağımsız Afrika Bölgesel Sertifikasyon Komisyonu tarafından yerli vahşi çocuk felci virüsünden arındırılmış ilan edildi. 1996’da Afrika’da her yıl yaklaşık 75 bin çocuğun felç olmasına yol açan virüse karşı onlarca ülkede yürütülen aşılama kampanyaları sonucunda kıtada yerli vahşi virüs dolaşımı durduruldu. Ancak bu karar bütün çocuk felci türlerinin Afrika’dan yok olduğu anlamına gelmiyordu; aşı kaynaklı poliovirüs salgınları devam etti ve daha sonra dışarıdan taşınan vahşi virüs vakaları da görüldü. Buna rağmen 25 Ağustos 2020 küresel aşılama tarihinin en büyük halk sağlığı başarılarından biri oldu.
2022 – İbrahim Tatlıses sabah araçta sıkıştı, akşam iki ayağı alçılı halde sahneye çıktı
İbrahim Tatlıses’in içinde bulunduğu minibüs, 25 Ağustos sabahı Bodrum-Yalıkavak yolunda bir kamyonetle çarpışarak şarampole sürüklendi. Araçta sıkışan Tatlıses ekiplerin uzun çalışmasıyla çıkarılıp hastaneye kaldırıldı; kazada toplam beş kişi yaralandı. Fakat günün magazin tarihine geçecek kısmı birkaç saat sonra yaşandı: Tatlıses hastaneden ambulansla ayrıldı ve iki ayağı alçılı, tekerlekli sandalyede o gece daha önceden planlanmış konserine giderek sahneye çıktı. Aynı sabah kurtarma ekiplerinin sıkıştığı araçtan çıkarmaya çalıştığı sanatçı, akşam seyircisine şarkı söylüyordu.
2022 – Şarkıcı Gülşen gözaltına alındı ve aynı gün tutuklandı
Şarkıcı Gülşen, aylar önce verdiği bir konserde imam hatiplerle ilgili söylediği sözlerin görüntülerinin sosyal medyada yayılması üzerine 25 Ağustos’ta Türkiye’nin ana gündemlerinden biri oldu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı aynı gün “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlamasıyla resen soruşturma başlattı; gözaltına alınan sanatçı adliyeye sevk edildi ve nöbetçi sulh ceza hâkimliğince tutuklandı. Olay, ifade özgürlüğü, sanatçıların sahnedeki sözleri ve ceza hukukunun sınırları üzerine günlerce süren büyük bir siyasi ve toplumsal tartışmaya dönüştü.
2023 – Syedra’da 1800 yıllık Zafer Tanrıçası gün yüzüne çıktı
Antalya’nın Alanya ilçesindeki Syedra Antik Kenti’nde yürütülen kazılarda yaklaşık 1800 yıllık bir Nike, yani Zafer Tanrıçası heykelinin bulunduğu 25 Ağustos’ta açıklandı. MS 2. yüzyıla tarihlenen yaklaşık 75 santimetrelik heykel, yaklaşık üç metre derinlikte ortaya çıkarıldı ve baş kısmı eksik olmasına rağmen gövdesinin büyük bölümü oldukça iyi korunmuştu. Sütunlu caddesi, hamamı ve Herakles’in On İki İşi mozaiğiyle dikkat çeken Syedra’daki buluntu, kentin Roma dönemindeki sanat ve din yaşamına ilişkin en dikkat çekici eserlerden biri oldu.
2024 – Malazgirt Savaşı’nın izlerini taşıyan ok uçları bulundu
1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’nin geçtiği coğrafyada sürdürülen arkeolojik araştırmalarda savaşla ilişkilendirilen çok sayıda ok ucunun bulunduğu 25 Ağustos’ta duyuruldu. Ahlat Müze Müdürlüğü başkanlığındaki çalışmalarda Malazgirt Tarihî Müslüman Mezarlığı’nın yanı sıra çevredeki başka noktalarda 11. yüzyıla tarihlenen mezarlar, sikkeler ve metal buluntular ortaya çıkarıldı; Patnos yakınlarındaki araştırmalarda Bizans İmparatoru IV. Romanos Diogenes’e ait baskı mühürleriyle de karşılaşıldı. Bulgular, tarih kaynaklarından bildiğimiz Malazgirt Savaşı’nın yaşandığı alanları arkeolojik verilerle belirlemeye yönelik uzun soluklu projenin en önemli sonuçlarından biri olarak değerlendirildi.
KOCAELİ TARİHİNDE 25 AĞUSTOS
1921 – Kandıra’da 10 bin kişi Sakarya’daki orduya destek için meydanda toplandı
Sakarya Meydan Muharebesi bütün şiddetiyle sürerken Kandıra halkı, 25 Ağustos’ta Türk ordusuna destek için büyük bir miting düzenledi. Kocaeli Ansiklopedisi’nin Hâkimiyet-i Milliye gazetesi ve akademik çalışmalara dayandırdığı kayda göre Kandıra Belediyesi ve Müdafaa-i Hukuk Reisi Ahmed Bey, Müftü Ali Rıza Efendi, bölgenin ileri gelenleri ve Millî Mücadele’de önemli rol oynayan Halit Pehlivan’ın da aralarında bulunduğu isimlerin öncülüğündeki mitinge yaklaşık 10 bin kişi katıldı.
Mitingin ardından TBMM Başkanlığına gönderilen telgrafta Kandıralılar, ordunun başarısı için her türlü fedakârlığa hazır olduklarını ve Millî Mücadele zafere ulaşıncaya kadar “son damla kanlarına kadar” mücadele edeceklerini bildirdi. Dönemin nüfusu ve ulaşım şartları düşünüldüğünde 10 bin kişinin bir araya gelmesi, Kocaeli halkının Sakarya Savaşı günlerinde Millî Mücadele’ye verdiği kitlesel desteğin en çarpıcı yerel belgelerinden biri.
1922 – Büyük Taarruz’un gizli emri Kocaeli Grubu’na şifreyle gönderildi
Büyük Taarruz’un başlamasına yalnızca saatler kalmışken Batı Cephesi Komutanlığı, 25 Ağustos saat 12.30’da 93 numaralı taarruz emrini yayımladı. Ertesi sabah başlayacak genel saldırının ayrıntılarını belirleyen emrin beşinci maddesi doğrudan Kocaeli Grubu’na ayrılmıştı. Albay Halit Bey komutasındaki grup, karşısındaki Yunan kuvvetlerini bulundukları bölgede tutacak ve özellikle Göksu ile Karasu vadileri arasında taarruzî faaliyet gösterecekti. Emir Kocaeli Grubu’na şifreyle ulaştırıldı.
Kocaeli Grubu’nun görevi Afyon’daki ana cepheyi yarmak değildi. Kuzeydeki Yunan birliklerinin ana savaş bölgesine kaydırılmasını engellemekti. Grup, Büyük Taarruz başladıktan sonra da Yunan kuvvetlerinin Marmara kıyılarına doğru çekilişini önlemeye yönelik harekâtta önemli rol oynadı. Buradaki “Kocaeli Grubu” bugünkü il sınırlarıyla sınırlı bir birlik değil; Bilecik-Geyve ve çevresini de içine alan bölgesel askerî teşkilattı.
1933 – Gazeteler yazdı: İzmit “sıtmalı şehir” damgasından kurtuluyordu
25 Ağustos 1933 tarihli Vakit gazetesi İzmit’ten dikkat çekici bir haber yayımladı: “İzmit sıtmalı şehir şöhretinden kurtuluyor.” Körfezin çevresindeki bataklıklar ve pirinç tarlaları uzun yıllar sıtmanın yayılmasına uygun ortam yaratmıştı. Cumhuriyet döneminde belediye ve sıtmayla mücadele teşkilatı bu alanları kurutmak için geniş çaplı çalışmalar başlattı. Gazete, daha önce Altıncıoğlu Bataklığı’nın kurutulduğunu, yaklaşık 2 bin dönümlük Dipsiz ve Bakırlı bataklıklarındaki çalışmaların da bitmek üzere olduğunu yazıyordu.
Bataklıkların suyunu Kilez Deresi üzerinden denize ulaştırmak amacıyla yaklaşık 3,5 kilometrelik kanal açılmıştı. Habere göre çalışmaların etkisi görülmeye başlamış, önceki yıllara kıyasla İzmit’te sıtma vakalarında belirgin azalma yaşanmıştı. 25 Ağustos kaydı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında İzmit’in yalnız fabrikalar ve yollarla değil, halk sağlığı ve şehircilik çalışmalarıyla da değiştiğini gösteren önemli bir kent hafızası belgesi.
1941 – İzmit-Yalova yolu tamamlandı: Kocaeli karayoluyla Bursa’ya bağlandı
25 Ağustos 1941 tarihli gazeteler, İzmit ile Yalova arasındaki şose yolunun tamamlandığını duyurdu. Vakit gazetesi gelişmeyi, “Bu şose ile Kocaeli vilâyeti Bursa’ya bağlanmıştır” sözleriyle aktarıyor; yeni yol sayesinde İzmit-Yalova-Bursa arasında her gün ulaşım araçlarının çalışacağını bildiriyordu.
Aynı dönemde Kocaeli genelinde Ağva-Adapazarı ve başka güzergâhlarda da yeni yol ve onarım çalışmaları yürütülüyordu. İzmit-Yalova bağlantısının tamamlanması, otomobil ve otobüs ulaşımının giderek yaygınlaştığı yıllarda Kocaeli’nin Bursa ve Güney Marmara ile kara ulaşımını güçlendiren önemli adımlardan biri oldu.
1941 – İzmit’te “Kılıbıklar Cemiyeti” kuruldu; “Kazaklar” başkan bulmakta zorlandı
25 Ağustos 1941 tarihli Vakit gazetesinin İzmit haberlerinden biri, savaş yıllarının ağır gündemi arasında oldukça sıra dışıydı. Gazeteye göre kentte bazı kişiler “sırf bir şaka ve latife olsun diye” gayriresmî bir “Kılıbıklar Cemiyeti” kurmuş, hatta çevrelerinde “kılıbık” sayılan arkadaşlarına diploma vermeye başlamıştı. Şaka kısa sürede İzmit’te büyük ilgi gördü; gazete kadınların da cemiyetin kurulmasından memnun olduğunu alaycı bir dille yazıyordu.
Hikâyenin daha eğlenceli kısmı ise karşı cepheden geldi. Kendilerini “kazak” olarak gören bazı erkekler buna cevap olarak bir “Kazaklar Cemiyeti” kurmaya girişti. Ancak gazetenin anlatımına göre başkanlığa aday olan bazı “kazakların” aslında “halis kılıbık” olduklarının ileri sürülmesi üzerine uygun bir başkan bulmakta güçlük çekildi. Vakit de dünya savaşı haberlerinden bunalan okura böyle mizahi İzmit haberleri vermenin iyi geleceğini belirtiyordu. Söz konusu oluşumlar elbette resmî dernekler değil, dönemin kent hayatında ortaya çıkan bir şaka ve mizah hareketiydi.
1965 – Mehmet Ali Kâğıtçı, SEKA’nın altından çıkan Nikomedia eserlerinin peşini bırakmadı
SEKA ve çevresindeki sanayi tesislerinin temel kazıları yapılırken antik Nikomedia’ya ait bronz paralar, heykeller, sütun başlıkları, el terazisi, spatüller ve üzerinde şarap ölçüleri bulunan mermer bir masa dahil çok sayıda arkeolojik eser ortaya çıkarılmıştı. Türkiye’de kâğıt sanayisinin kurucusu Mehmet Ali Kâğıtçı, henüz fabrika müdürüyken bu eserleri korumaya aldırmış ve uzmanların incelemesini sağlamıştı.
Kâğıtçı fabrikadan ayrıldıktan yıllar sonra bile eserlerin akıbetini takip etti. 25 Ağustos 1965’te SEKA Genel Müdürü Cemal Köstem’e yazdığı mektupta, temel kazılarında bulunan eserlerin fabrika sahasında korunup sergilenmesi için Müzeler Genel Müdürlüğünün gerekli izinleri verdiğini hatırlattı ve konunun takipçisi olduğunu gösterdi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin yayımladığı tarih çalışmasına göre SEKA sahasında bulunan arkeolojik eserlerin korunması, uzmanlarca değerlendirilmesi ve sergilenmesi yönündeki ilk sistemli girişimlerin öncülerinden biri Mehmet Ali Kâğıtçı’ydı.
1988 – SEKA işçileri “greve hazırız” dedi: İzmit’te destek turuna çıktılar
SEKA İzmit Fabrikasında toplu iş sözleşmesi görüşmeleri çıkmaza girerken işçiler, 25 Ağustos’ta greve hazır olduklarını kamuoyuna açıkladı. Cumhuriyet gazetesi gelişmeyi birinci sayfasından “SEKA greve hazır” başlığıyla duyurdu. Yaklaşık 100 SEKA işçisi, İzmit’teki siyasi partileri ziyaret ederek yaklaşan grev için destek istedi.
Aynı gün Kamu İşverenleri Sendikasının yaptığı yeni ücret teklifi de işçiler tarafından yeterli bulunmadı. Ancak büyük SEKA grevi henüz başlamamıştı; işçiler 6 Eylül 1988’de greve çıkacaktı. Bu nedenle 25 Ağustos, Türkiye işçi hareketinin önemli eylemlerinden birine dönüşecek sürecin Kocaeli sokaklarında açıkça görünür hale geldiği günlerden biri olarak kayda geçti.
1999 – Depremin sekizinci günü: Gölcük yas içindeydi, Kocaeli hayata tutunmaya çalışıyordu
17 Ağustos Marmara Depremi’nin üzerinden sekiz gün geçmişti ancak Kocaeli’de hayat hâlâ enkazın çevresinde sürüyordu. 25 Ağustos tarihli Cumhuriyet’in Gölcük’ten aktardığı tabloda, felaketten sağ çıkanların geciken yardımlar nedeniyle büyük kırgınlık yaşadığı, yakınlarını kaybeden insanların artık ilk günlerdeki kurtarma umudunun yerini derin bir yas ve çaresizliğin aldığı görülüyordu. Aynı gün İzmit, Adapazarı, Bolu ve Yalova’da yağma ve fırsatçılıkla mücadele de sürüyordu.
Sağlık çalışmalarında ise acil müdahale döneminden, çadırkentler ve toplu yaşam alanlarındaki halk sağlığı sorunlarına geçilmeye başlanmıştı. Türk Tabipleri Birliğinin 25 Ağustos tarihli saha günlüğünde bölgenin ilaç ve insan gücü ihtiyacının yeniden değerlendirildiği, sağlık ekiplerinin özellikle toplu yaşam alanlarına yöneldiği kaydediliyor. Deprem çevre sağlığını da tehdit ediyordu; Kocaeli Üniversitesi, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü ve İTÜ uzmanlarının hazırladığı acil durum raporunda tıbbi ve tehlikeli atıkların bertaraf edilmesi için önlem alınması isteniyordu.
25 AĞUSTOS’TA DOĞANLAR
1530 – Rusya’nın ilk çarı “Korkunç İvan” doğdu
- İvan, daha çok bilinen adıyla Korkunç İvan, 1547’de “Bütün Rusların Çarı” unvanıyla taç giyerek bu unvanı resmen kullanan ilk Rus hükümdarı oldu. Merkezi yönetimi güçlendirdi, Kazan ve Astrahan hanlıklarını ele geçirerek Rusya’nın topraklarını büyük ölçüde genişletti; ancak hükümdarlığının ikinci yarısı muhaliflere yönelik infazlar, sürgünler ve opriçnina adı verilen terör düzeniyle anıldı. Rus devletinin büyümesinde belirleyici rol oynayan İvan, aynı zamanda ülke tarihinin en korkulan hükümdarlarından biri olarak kaldı.
1819 – Özel dedektifliğin simgesi Allan Pinkerton doğdu
İskoçya’dan ABD’ye göç eden Allan Pinkerton, 1850’de kurduğu Pinkerton Ulusal Dedektiflik Ajansıyla modern özel dedektiflik tarihinin en tanınmış isimlerinden biri oldu. Ajansı suçluların fotoğraf ve dosyalarının sistematik biçimde arşivlenmesi gibi daha sonra polis teşkilatlarının da kullanacağı yöntemler geliştirdi; Pinkerton ayrıca 1861’de başkan seçilen Abraham Lincoln’e yönelik olduğu düşünülen Baltimore suikast planının ortaya çıkarılmasında rol oynadı ve Amerikan İç Savaşı sırasında Kuzey için istihbarat çalışmaları yürüttü.
1841 – Tiroid ameliyatlarını değiştiren Nobel ödüllü Theodor Kocher doğdu
İsviçreli cerrah Emil Theodor Kocher, tiroid hastalıkları ve cerrahisi üzerine yaptığı çalışmalarla ameliyatların çok daha güvenli hale gelmesinde öncü rol oynadı. Tiroid bezinin tamamen çıkarılmasının insan vücudunda ağır sonuçlara yol açtığını göstererek cerrahi yaklaşımın değişmesini sağlayan Kocher, çalışmalarından dolayı 1909 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü kazandı ve bu ödülü alan ilk cerrah oldu.
1845 – Neuschwanstein’ın “Masal Kralı” II. Ludwig doğdu
Bavyera Kralı II. Ludwig, bugün Almanya’nın en çok ziyaret edilen yapılarından Neuschwanstein başta olmak üzere yaptırdığı görkemli şatolar ve besteci Richard Wagner’e verdiği büyük destek nedeniyle “Masal Kralı” olarak tanındı. Siyasetten giderek uzaklaşıp servetini hayalindeki mimari dünyaya harcayan Ludwig, 1886’da akıl sağlığının yerinde olmadığı gerekçesiyle tahttan indirildi ve birkaç gün sonra Starnberg Gölü’nde doktoruyla birlikte ölü bulundu; ölümünün koşulları bugün bile tartışılıyor.
1900 – Hücrelerin enerji üretimine adını veren Hans Krebs doğdu
Alman asıllı İngiliz biyokimyacı Hans Adolf Krebs, hücrelerin besinlerden nasıl enerji elde ettiğini açıklayan temel mekanizmalardan sitrik asit döngüsünü 1937’de ortaya koydu; süreç bugün doğrudan “Krebs döngüsü” adıyla biliniyor. Yahudi kökeni nedeniyle Nazi Almanyası’ndan ayrılarak İngiltere’ye yerleşen Krebs, hücresel metabolizma üzerine çalışmalarıyla 1953 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü kazandı.
1908 – Gebze’de doğan Selahattin Tansel, Osmanlı ve Millî Mücadele tarihinin önemli araştırmacılarından oldu
25 Ağustos 1908’de Gebze’nin Mudarlı köyünde doğan tarihçi Selahattin Tansel, öğretmenlik ve eğitim yöneticiliğinin yanı sıra özellikle Osmanlı ve Millî Mücadele tarihi üzerine verdiği eserlerle tanındı. Fatih Sultan Mehmed, II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim üzerine çalışmalarının yanı sıra dört ciltlik Mondros’tan Mudanya’ya Kadar adlı eseriyle Cumhuriyet dönemi tarihçiliğinin önemli araştırmacıları arasına girdi.
1911 – Fransız sömürge ordusunu Dien Bien Phu’da yenen Võ Nguyên Giáp doğdu
Vietnamlı komutan Võ Nguyên Giáp, askerî akademi eğitimi almamasına rağmen Ho Chi Minh’in en yakın çalışma arkadaşlarından ve Vietnam Halk Ordusunun kurucularından biri oldu. 1954’te Dien Bien Phu’da Fransız kuvvetlerini yenilgiye uğratan ordunun başındaki isim olarak Fransa’nın Çinhindi’ndeki sömürge egemenliğinin sona ermesini hızlandırdı; daha sonra ABD ve Güney Vietnam’a karşı yürütülen savaşın da en önemli askerî ve siyasi figürlerinden biri haline geldi.
1918 – “West Side Story”nin bestecisi Leonard Bernstein doğdu
Amerikalı besteci, orkestra şefi ve piyanist Leonard Bernstein; West Side Story, Candide ve On the Town gibi eserlerle klasik müzik ile Broadway arasındaki sınırları aşan 20. yüzyılın en etkili müzisyenlerinden biri oldu. New York Filarmoni’nin müzik direktörlüğünü yapan Bernstein, televizyon için hazırladığı Young People’s Concerts programlarıyla da klasik müziği milyonlarca genç izleyiciye anlatmayı başardı.
1921 – Bir televizyon sunucusu matematiğin en ünlü problemlerinden birine adını verdi: Monty Hall doğdu
Kanada doğumlu Monty Hall, 1963’te başlayan Let’s Make a Deal yarışmasının sunucusu ve yaratıcılarından biri olarak Amerikan televizyon tarihine geçti. Ancak adı matematik kitaplarına da girdi: Yarışmadaki kapı seçme oyunlarından esinlenen ünlü Monty Hall Problemi, üç kapıdan biri seçildikten sonra sunucunun boş kapılardan birini açması halinde seçimi değiştirmenin kazanma olasılığını 1/3’ten 2/3’e çıkarmasıyla, sezgilere en çok meydan okuyan olasılık problemlerinden biri oldu.
1928 – Modern elektronik ve iletişim teknolojisinin öncülerinden Herbert Kroemer doğdu
Alman-Amerikalı fizikçi Herbert Kroemer, farklı yarı iletken maddelerin çok ince tabakalar halinde bir araya getirilmesine dayanan heteroyapılar üzerine yaptığı öncü çalışmalarla yüksek hızlı elektronik ve optoelektronik teknolojisinin gelişmesinde önemli rol oynadı. Modern telekomünikasyon, lazer diyotları ve fiber optik sistemlere uzanan bu çalışmalar Kroemer’e Zhores Alferov ile birlikte 2000 Nobel Fizik Ödülü’nün yarısını kazandırdı.
1930 – Sinemanın ilk James Bond’u Sean Connery doğdu
İskoç oyuncu Sean Connery, Ian Fleming’in ünlü ajanı James Bond’u dünya çapında bir sinema fenomenine dönüştüren ilk oyuncu oldu. 1962 yapımı Dr. No ile başlayan seride yedi kez Bond’u canlandıran Connery, daha sonra The Untouchables ile En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar’ını kazandı; Indiana Jones and the Last Crusade, The Hunt for Red October ve The Name of the Rose gibi filmlerle Bond karakterinin çok ötesine geçen bir kariyer kurdu.
1938 – “Çakalın Günü” ile modern siyasi gerilimin ustalarından Frederick Forsyth doğdu
İngiliz gazeteci ve yazar Frederick Forsyth, Reuters ve BBC muhabirliğinde edindiği araştırmacı gazetecilik deneyimini romanlarına taşıdı. İlk romanı The Day of the Jackal – Çakalın Günü, Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’e yönelik hayalî bir suikast planını neredeyse belgesel ayrıntısıyla anlatarak modern siyasi gerilim romanının klasiklerinden biri haline geldi; Forsyth daha sonra Odessa Dosyası, Savaş Köpekleri ve Dördüncü Protokol gibi çok satan eserler yazdı.
1958 – Karanlık masalların yönetmeni Tim Burton doğdu
Amerikalı yönetmen Tim Burton, Beetlejuice, Batman, Edward Scissorhands (Makas Eller), Ed Wood, Sleepy Hollow, Corpse Bride (Ölü Gelin) ve Sweeney Todd gibi filmlerinde gotik korkuyu, masalı, kara mizahı ve toplumun dışına itilmiş karakterleri kendine özgü bir görsel dünyada birleştirdi. Çizimleri, kostümleri, kuklaları ve karanlık ama oyuncu estetiğiyle yalnız sinemada değil çağdaş popüler kültürde de kolayca tanınan bir “Tim Burton dünyası” yarattı.
1972 – “Dadı”dan pop müziğe Gülben Ergen doğdu
Şarkıcı, oyuncu ve sunucu Gülben Ergen, kariyerine mankenlik ve oyunculukla başladı; Marziye ve özellikle Dadı dizileriyle televizyonun en tanınmış yüzlerinden biri haline geldi. Daha sonra müziğe ağırlık vererek çok sayıda albüm ve hit şarkıya imza atan Ergen, oyunculuk, müzik ve televizyon programcılığını bir arada sürdüren kariyeriyle 1990’lardan günümüze Türkiye popüler kültürünün tanınan isimlerinden biri oldu.
1973 – Hamburg’dan Berlin ve Cannes’a uzanan kariyeriyle yönetmen Fatih Akın doğdu
Türk bir göçmen ailenin çocuğu olarak Hamburg’da doğan Fatih Akın, Türkiye ile Almanya arasında yaşayan insanların kimliklerini, ailelerini, aşklarını ve çatışmalarını dünya sinemasına taşıdı. Duvara Karşı ile 2004 Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı’yı, Yaşamın Kıyısında ile Cannes’da En İyi Senaryo ödülünü kazandı; Paramparça – In the Fade ise En İyi Yabancı Film Altın Küre’sine ulaştı.
1979 – “Canım Ailem”den “Şahsiyet”e Şebnem Bozoklu doğdu
Oyuncu Şebnem Bozoklu, geniş kitlelerce özellikle Canım Ailem dizisindeki Meliha karakteriyle tanındı ve bu performansıyla Altın Kelebek ödülü kazandı. Ardından Ulan İstanbul, Şahsiyet ve çok sayıda sinema, televizyon ve dijital yapımda rol alan Bozoklu, komedi ile dram arasında rahatça geçebilen performanslarıyla kendi kuşağının dikkat çeken karakter oyuncularından biri haline geldi.
1990 – “Çukur”dan Atatürk’e Aras Bulut İynemli doğdu
Aras Bulut İynemli, Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisindeki Mete karakteriyle geniş kitlelerce tanındı; ardından Muhteşem Yüzyıl, İçerde ve özellikle Çukur ile Türkiye’nin en tanınan dizi oyuncularından birine dönüştü. 7. Koğuştaki Mucize ile uluslararası izleyiciye ulaşan İynemli, Atatürk 1881-1919 yapımında Mustafa Kemal Atatürk’ü canlandırarak kariyerinin en iddialı rollerinden birini üstlendi.
2006 – Formula 1’in yeni yıldızlarından Kimi Antonelli doğdu
İtalyan Andrea Kimi Antonelli, Mercedes’in genç sürücü programında hızla yükselerek henüz 18 yaşındayken Formula 1’e adım attı. 2026 sezonunda Çin ve Japonya Grand Prix’leri dahil yarışlar kazanarak şampiyonluk mücadelesinin merkezine yerleşen Antonelli, 25 Ağustos 2026’daki 20. yaş gününe 242 puanla Formula 1 Dünya Şampiyonası lideri olarak giriyor; 23 Ağustos’taki Hollanda Grand Prix’sini de ikinci sırada tamamladı.
25 AĞUSTOS’TA HAYATINI KAYBEDENLER
1270 – Haçlı Seferi sırasında ölen Fransa Kralı IX. Louis
Fransa Kralı IX. Louis, Sekizinci Haçlı Seferi sırasında ordusuyla Tunus’a çıktıktan sonra kampta yayılan salgın hastalık nedeniyle 25 Ağustos 1270’te hayatını kaybetti. Dindarlığı, hukuk ve yönetim reformlarıyla Orta Çağ’ın en etkili Fransız hükümdarlarından biri olan Louis, daha önce Yedinci Haçlı Seferi’nde Mısır’da esir düşmüş ve fidyeyle serbest bırakılmıştı. Ölümünden 27 yıl sonra Katolik Kilisesi tarafından aziz ilan edildi; ABD’deki St. Louis şehri dahil dünyanın pek çok yerinde adı yaşamaya devam etti.
1776 – İnsan aklının sınırlarını sorgulayan filozof David Hume öldü
İskoç Aydınlanması’nın en büyük düşünürlerinden David Hume, 25 Ağustos 1776’da Edinburgh’da hayatını kaybetti. İnsan bilgisinin deneyimden geldiğini savunan Hume; nedensellik, benlik, din, ahlak ve insan zihni üzerine geliştirdiği radikal şüphecilikle modern felsefeyi derinden etkiledi. Kant’ın kendisini “dogmatik uykusundan uyandırdığını” söylediği Hume’un fikirleri felsefenin yanı sıra psikoloji, ekonomi ve bilim anlayışının gelişmesinde de önemli rol oynadı.
1819 – Buhar makinesini Sanayi Devrimi’nin motoruna dönüştüren James Watt öldü
İskoç mühendis James Watt, Newcomen buhar makinesindeki büyük enerji kaybını azaltan ayrı kondenser sistemini geliştirerek buhar gücünü çok daha verimli hale getirdi ve fabrikalardan madenlere kadar Sanayi Devrimi’nin yayılmasında temel rol oynadı. Gücün ölçü birimi watt onun adına verildi; “beygir gücü” kavramının yaygınlaşmasında da büyük payı oldu. Bazı eski biyografiler ölüm tarihini 19 Ağustos verse de Science Museum kayıtları ve çağdaş kaynaklar Watt’ın 25 Ağustos 1819’da öldüğünü destekliyor.
1822 – Uranüs’ü keşfederek Güneş Sistemi’ni büyüten William Herschel öldü
Almanya doğumlu İngiliz astronom William Herschel, 1781’de Uranüs’ü keşfederek antik çağlardan beri bilinen gezegenlerin ötesinde yeni bir gezegen bulan ilk insan oldu. Kız kardeşi Caroline Herschel’le birlikte gökyüzünü sistematik biçimde taradı; Uranüs ve Satürn’ün bazı uydularını keşfetti, binlerce yıldız ve bulutsu gözlemledi ve kızılötesi ışınımın varlığını ortaya çıkardı. Modern yıldız astronomisinin kurucularından kabul edilen Herschel, 25 Ağustos 1822’de 83 yaşında hayatını kaybetti.
1867 – Elektriği üreten dünyanın temelini atan Michael Faraday öldü
Yoksul bir demircinin oğlu olarak yalnızca temel eğitim alan Michael Faraday, kitapçı çırağından tarihin en büyük deneysel fizikçilerinden birine dönüştü. 1831’de elektromanyetik indüksiyonu keşfederek elektrik jeneratörlerinin ve modern elektrik üretiminin temelini attı; ilk elektrik motorlarının öncüsü olan elektromanyetik dönme deneylerini yaptı, elektroliz yasalarını geliştirdi ve “elektrot”, “iyon” gibi bugün kullandığımız birçok bilimsel terimin yerleşmesine katkıda bulundu. Faraday, 25 Ağustos 1867’de Hampton Court’taki evinde hayatını kaybetti.
1900 – Felsefenin en sarsıcı isimlerinden Friedrich Nietzsche öldü
Böyle Buyurdu Zerdüşt, İyinin ve Kötünün Ötesinde ve Ahlakın Soykütüğü Üzerine gibi eserlerin yazarı Friedrich Nietzsche; ahlak, din, hakikat, güç ve insanın kendini aşması üzerine fikirleriyle 20. yüzyıl felsefesini, edebiyatını, psikolojisini ve sanatını derinden etkiledi. “Tanrı öldü”, “üstinsan” ve “güç istenci” gibi kavramları sonraki kuşaklarda çok farklı biçimlerde yorumlandı ve zaman zaman çarpıtıldı. 1889’da yaşadığı zihinsel çöküşten sonra üretkenliğini kaybeden Nietzsche, 25 Ağustos 1900’de Weimar’da öldü.
1908 – Radyoaktiviteyi keşfeden Henri Becquerel öldü
Fransız fizikçi Henri Becquerel, 1896’da uranyum tuzlarının herhangi bir dış enerji kaynağı olmadan fotoğraf plaklarını etkileyen görünmez ışınlar yaydığını fark ederek doğal radyoaktiviteyi keşfetti. Bu buluş atomun bölünmez ve değişmez olduğu yönündeki eski anlayışın sarsılmasında temel adımlardan biri oldu. Becquerel, keşfi nedeniyle Pierre ve Marie Curie ile birlikte 1903 Nobel Fizik Ödülü’nü paylaştı; bugün radyoaktivitenin SI ölçü birimi olan becquerel – Bq onun adını taşıyor. 25 Ağustos 1908’de hayatını kaybetti.
1956 – Cinsellik araştırmalarıyla Amerikan toplumunu sarsan Alfred Kinsey öldü
Biyolog Alfred Kinsey, binlerce insanla yaptığı ayrıntılı görüşmelere dayanarak yayımladığı Erkekte Cinsel Davranış ve Kadında Cinsel Davranış araştırmalarıyla 1940’lar ve 1950’lerin Amerika’sında cinsellik hakkındaki yerleşik kabulleri sarstı. Çalışmalarının yöntemleri ve bazı sonuçları daha sonra ciddi biçimde tartışılsa da insan cinselliğinin bilimsel araştırma konusu haline gelmesinde büyük rol oynadı; 1947’de kurduğu araştırma merkezi bugün Indiana Üniversitesindeki Kinsey Institute olarak faaliyetini sürdürüyor. Kinsey, 25 Ağustos 1956’da 62 yaşında öldü.
1963 – Yeşilçam’ın sevilen komedyeni Suphi Kaner 30 yaşında hayatına son verdi
1950’lerin sonu ve 1960’ların başında Küçük Hanımın Şoförü, Zorlu Damat, Üsküdar İskelesi gibi çok sayıda filmde oynayan Suphi Kaner, kısa sürede Yeşilçam’ın en tanınan komedi oyuncularından biri oldu; oyunculuğun yanı sıra senaryo yazdı, film yönetti ve yapımcılık yaptı. Yapımcılarla yaşadığı anlaşmazlıkların ardından Prodüktörler Cemiyetinin kendisine iş verilmemesi yönündeki girişimiyle mesleki ve kişisel krizi ağırlaşan Kaner, 25 Ağustos 1963’te ilaç alarak yaşamına son verdi. Dönemin Cumhuriyet gazetesi ölümünü ertesi gün birinci sayfadan duyurdu.
1965 – Türkiye’ye çayı kazandıran Zihni Derin öldü
Ziraatçı ve eğitimci Zihni Derin, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Rize ve çevresinde çay yetiştiriciliğinin başlatılması ve yaygınlaştırılmasında belirleyici rol oynadı. Batum’dan getirilen çay fidanları üzerinde çalışmalar yaptı, üreticileri çay tarımına yönlendirdi ve devletin bölgedeki çay politikasının şekillenmesine katkıda bulundu. Bugün Türkiye’de çay denildiğinde ilk akla gelen Rize ve Doğu Karadeniz kültürünün oluşmasında büyük pay sahibi olduğu için “Türk çayının babası” olarak anılan Derin, 25 Ağustos 1965’te Ankara’da hayatını kaybetti.
1982 – Mevlânâ’dan Yunus Emre’ye büyük bir kültür mirasını yeniden okuyan Abdülbaki Gölpınarlı öldü
Edebiyat tarihçisi, araştırmacı ve çevirmen Abdülbaki Gölpınarlı; özellikle Mevlânâ, Mevlevîlik, Yunus Emre, tasavvuf tarihi, Bektaşîlik ve divan edebiyatı üzerine yaptığı çalışmalarla Türkiye’nin en önemli kültür araştırmacılarından biri oldu. Mesnevî başta olmak üzere klasik Farsça ve Türkçe metinleri çevirdi, yayıma hazırladı ve yüzlerce yıllık tasavvuf-edebiyat mirasının modern okura ulaşmasında büyük rol oynadı. Çok sayıda ansiklopedi maddesi ve temel başvuru eseri bırakan Gölpınarlı, 25 Ağustos 1982’de İstanbul’da hayatını kaybetti.
1984 – “Soğukkanlılıkla” gerçek suç edebiyatını değiştiren Truman Capote öldü
Amerikalı yazar Truman Capote; Breakfast at Tiffany’s – Tiffany’de Kahvaltı ile edebiyat ve sinema tarihinin unutulmaz karakterlerinden Holly Golightly’yi yarattı, In Cold Blood – Soğukkanlılıkla adlı kitabında ise gerçek bir aile cinayetini roman teknikleriyle anlatarak modern “true crime” edebiyatının en etkili eserlerinden birine imza attı. Gösterişli New York sosyetesinin içinde yaşayan Capote, son yıllarında alkol ve sağlık sorunlarıyla mücadele etti ve 25 Ağustos 1984’te Los Angeles’ta 59 yaşında hayatını kaybetti.
1992 – Türk tiyatrosunun “Tatlı Kaçık”ı Nisa Serezli öldü
Oyuncu, çevirmen ve seslendirme sanatçısı Nisa Serezli, 1950’lerden itibaren tiyatro sahnelerinin en tanınmış kadın oyuncularından biri oldu; Şahane Züğürt ve Tatlı Kaçık gibi oyunlardaki performanslarıyla yılın en başarılı kadın oyuncusu seçildi. Eşi Tolga Aşkıner’le birlikte kurduğu Nisa Serezli-Tolga Aşkıner Tiyatrosu uzun yıllar İstanbul tiyatro hayatının önemli toplulukları arasında yer aldı; çok sayıda yabancı oyunu da Türkçeye kazandırdı. Serezli, 25 Ağustos 1992’de 64 yaşında İstanbul’da hayatını kaybetti.
2001 – R&B yıldızı Aaliyah 22 yaşında uçak kazasında öldü
Henüz 15 yaşındayken dünya listelerine giren Amerikalı şarkıcı ve oyuncu Aaliyah, R&B müziğin 1990’lar sonundaki yeni sesinin öncülerinden biri olmuş; Timbaland ve Missy Elliott gibi isimlerle yaptığı çalışmalar sonraki pop ve R&B kuşaklarını etkilemişti. 25 Ağustos 2001’de Bahamalar’da Rock the Boat klibinin çekimlerini tamamladıktan sonra ekibiyle bindiği küçük uçak kalkıştan hemen sonra düştü; Aaliyah ve uçaktaki diğer sekiz kişi hayatını kaybetti. Uçak daha sonra belirlenen azami kalkış ağırlığının ciddi biçimde üzerinde yüklenmişti.
2001 – İş insanı Üzeyir Garih, Eyüp Mezarlığı’nda öldürüldü
İshak Alaton’la birlikte Alarko’nun kurucularından olan mühendis ve iş insanı Üzeyir Garih, 25 Ağustos 2001’de İstanbul’daki Eyüp Mezarlığı’nda bıçaklanarak öldürüldü. Türkiye iş dünyasının en tanınmış isimlerinden biri olan Garih, sanayiciliğin yanı sıra yönetim, eğitim ve gençlerin yetiştirilmesi üzerine yazıları ve konferanslarıyla da biliniyordu. Cinayet Türkiye’de günlerce manşetlerden inmedi; soruşturma sonunda yakalanan Yener Yermez yargılandı ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edildi.
2012 – Ay’a ilk ayak basan insan Neil Armstrong öldü
Apollo 11’in komutanı Neil Armstrong, 20 Temmuz 1969’da Ay yüzeyine adım atan ilk insan olarak tarihin en tanınmış keşif figürlerinden birine dönüştü. Astronot olmadan önce savaş ve test pilotluğu yapan Armstrong, 1966’daki Gemini 8 görevinde de uzayda iki aracın ilk başarılı kenetlenmesini gerçekleştiren ekibin komutanıydı. Dünya çapındaki şöhretine rağmen hayatının geri kalanını büyük ölçüde gözlerden uzak geçiren Armstrong, kalp-damar ameliyatının ardından gelişen komplikasyonlar sonucu 25 Ağustos 2012’de 82 yaşında öldü.
2017 – 12 Eylül bildirisini Türkiye’ye duyuran ses Mesut Mertcan öldü
TRT’nin unutulmaz haber spikerlerinden Mesut Mertcan, yıllarca ana haber bültenlerini sundu ancak Türkiye’nin hafızasına özellikle 12 Eylül 1980 askerî darbesinin sabahında radyodan Millî Güvenlik Konseyinin 1 numaralı bildirisini okuyan spikerlerden biri olarak kazındı. Daha sonra özel televizyonlarda ve farklı yapımlarda çalışan Mertcan, yaşamının son yıllarını Adana’daki huzurevinde geçirdi; ölümünden aylar önce TRT ekranlarına yeniden çıkarak yıllar sonra haber sunmuştu. 25 Ağustos 2017’de 71 yaşında hayatını kaybetti.
2018 – Vietnam esirliğinden ABD başkanlık yarışına John McCain öldü
Amerikalı senatör John McCain, Vietnam Savaşı sırasında savaş uçağı düşürüldükten sonra beş yıldan fazla Kuzey Vietnam’da esir kaldı ve işkence gördü; ülkesine döndükten sonra siyasete girerek yaklaşık 32 yıl Arizona senatörlüğü yaptı. Cumhuriyetçi Parti’nin 2008 başkan adayı olarak Barack Obama’ya karşı yarışan McCain, parti çizgisinden zaman zaman ayrılan tavrı nedeniyle Amerikan siyasetinde “maverick” lakabıyla tanındı. Beyin tümörü tedavisi gören McCain, 25 Ağustos 2018’de 81 yaşında hayatını kaybetti.
2019 – Porsche’den Audi ve Volkswagen’e otomobil dünyasını değiştiren Ferdinand Piëch öldü
Ferdinand Porsche’nin torunu olan mühendis ve yönetici Ferdinand Piëch, Porsche’de 917 yarış otomobilinin geliştirilmesinden Audi’nin quattro teknolojisiyle premium markaya dönüşmesine, Volkswagen Grubu’nun dünya otomotiv devlerinden biri haline gelmesine kadar sektörün birçok kritik döneminde belirleyici rol oynadı. Volkswagen yönetiminde Bentley, Lamborghini ve Bugatti gibi markaların grubun çatısı altına girdiği genişleme dönemini yöneten Piëch, mühendislik takıntısı ve sert yönetim tarzıyla otomotiv tarihinin en etkili yöneticilerinden biri kabul ediliyor. 25 Ağustos 2019’da 82 yaşında öldü.
2021 – “Süper Baba”dan “Adını Feriha Koydum”a Metin Çekmez öldü
Tiyatro, sinema ve televizyon oyuncusu Metin Çekmez, 1960’larda tiyatroyla başladığı sanat hayatında İstanbul Şehir Tiyatrolarında uzun yıllar sahneye çıktı; sinemada Tatlı Dillim, Namuslu, Atla Gel Şaban, televizyonda ise Süper Baba, Binbir Gece ve Adını Feriha Koydum gibi çok izlenen yapımlarda rol aldı. Özellikle Süper Baba’daki Cevdet ve Adını Feriha Koydum’daki Rıza karakterleriyle farklı kuşakların hafızasında yer eden Çekmez, kanser tedavisi gördüğü Aydın’da 25 Ağustos 2021’de 76 yaşında hayatını kaybetti.
2025 – Einstein’ın öngördüğü kütleçekim dalgalarını yakalayan Rainer Weiss öldü
Alman-Amerikalı fizikçi Rainer Weiss, uzay-zamandaki son derece küçük değişimleri lazerlerle ölçme fikrini geliştirerek LIGO kütleçekim dalgası gözlemevinin kurucularından biri oldu. LIGO, 2015’te iki kara deliğin birleşmesinden yayılan kütleçekim dalgalarını ilk kez doğrudan tespit ederek Einstein’ın yaklaşık bir yüzyıl önceki öngörüsünü doğruladı ve evreni gözlemek için yepyeni bir astronomi alanı açtı. Weiss bu çalışmaları nedeniyle Kip Thorne ve Barry Barish’le 2017 Nobel Fizik Ödülü’nü paylaştı; 25 Ağustos 2025’te 92 yaşında hayatını kaybetti.
Bu haber Haber Kocaeli özel içeriğidir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Kaynak gösterilerek dahi olsa haberin tamamı veya bir kısmı, yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz, başka mecralarda yayınlanamaz.


