Günün Tarihi / 20 Temmuz
20 Temmuz’un tuhaf günleri: Ay, satranç, arkadaşlık, zıplama, lolipop ve çirkin kamyonlar
20 Temmuz’da dünyada kutlanan özel günler, insanlığın en büyük başarılarıyla en anlamsız eğlencelerini aynı takvim yaprağında buluşturuyor. Birleşmiş Milletler Ay’a ilk insanlı inişi ve satrancın evrensel dilini kutlarken Güney Amerika’da arkadaşlar masalarda buluşuyor. Kuzey Kıbrıs’ta resmî törenler düzenleniyor; internetin tuhaf köşelerinde ise insanlardan aynı anda zıplayarak Dünya’nın yörüngesini değiştirmeleri bekleniyor. ABD’de günün menüsünde lolipop ve fal kurabiyesi bulunurken eski, paslı ve biçimsiz kamyonlar da güzellikleriyle değil, çirkinlikleriyle yarışıyor.
Günün en büyük gökyüzü kutlaması Uluslararası Ay Günü. Birleşmiş Milletler, Apollo 11 astronotları Neil Armstrong ile Buzz Aldrin’in 20 Temmuz 1969’da Ay’a inişinin yıldönümünü 2021’de uluslararası gün ilan etti. Amaç yalnızca geçmişteki büyük başarıyı anmak değil; Ay’ın bilimsel araştırmalar, gelecekteki uzay yolculukları ve ülkeler arasındaki barışçı iş birliği açısından önemini hatırlatmak. Ay’a ayak basılması daha önce bir devletin teknoloji gösterisi sayılırken artık bütün insanlığın ortak miraslarından biri olarak ele alınıyor.
20 Temmuz aynı zamanda Dünya Satranç Günü. Tarih, Uluslararası Satranç Federasyonunun, kısa adıyla FIDE’nin 20 Temmuz 1924’te Paris’te kurulmasından geliyor. Satranççılar günü 1966’dan beri kutluyordu; Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ise 2019’da 20 Temmuz’u resmen Dünya Satranç Günü ilan etti. Satranç için özel bir gün ayrılmasının nedeni yalnızca oyunun yüz milyonlarca insan tarafından oynanması değil; farklı dillerden, yaşlardan ve toplumsal çevrelerden insanları aynı 64 kare üzerinde buluşturabilmesi. Turnuvalar, açık hava karşılaşmaları ve çocuklara yönelik satranç etkinlikleri günün başlıca kutlama biçimlerini oluşturuyor.
Ay’a iniş, Arjantin’de bambaşka bir geleneğe de ilham verdi. Ülkede, Brezilya ve Uruguay’ın bazı bölgelerinde 20 Temmuz Arkadaşlar Günü olarak kutlanıyor. Arjantinli diş hekimi Enrique Ernesto Febbraro, Apollo 11’in Ay’a ulaşmasını insanlığın birlikte başarabileceklerinin simgesi olarak gördü. Dünyanın farklı yerlerine yaklaşık bin mektup göndererek 20 Temmuz’un arkadaşlığa ayrılmasını önerdi ve yüzlerce olumlu yanıt aldı. Gün zamanla Arjantin’de Sevgililer Günü kadar yaygın bir toplumsal kutlamaya dönüştü; arkadaş grupları yemeklerde buluşuyor, bar ve restoranlarda günler öncesinden yer ayırtılıyor. Ay’a yapılan 384 bin kilometrelik yolculuk böylece insanların eski arkadaşlarına telefon etmesi için de bir gerekçeye dönüştü.
Türkiye ve Türk dünyası açısından günün en belirgin anması, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın başladığı 20 Temmuz 1974’ün yıldönümü, KKTC’de resmî tatil olarak kabul ediliyor. Kutlamalar genellikle 21 pare top atışıyla başlıyor; şehitliklerde ve Atatürk anıtlarında törenler, Lefkoşa’da resmî geçitler düzenleniyor. Evler, iş yerleri ve caddeler Türk ve KKTC bayraklarıyla donatılıyor. Bu nedenle dünyanın bazı yerlerinde arkadaşlık ve oyun günü olan 20 Temmuz, Kıbrıs Türkleri için güvenlik, varoluş ve siyasi tarih anlamı taşıyan millî bir bayram niteliğinde.
Günün en tuhaf girişimi ise Dünya Zıplama Günü. Alman asıllı sanatçı Torsten Lauschmann, 2006’da açtığı internet sitesinde Batı Yarımküre’de yaşayan 600 milyon kişinin aynı anda zıplaması hâlinde Dünya’nın yörüngesinin değişeceğini öne sürdü. Böylece iklimin düzeleceği, gündüz saatlerinin uzayacağı ve küresel ısınmanın azalacağı iddia ediliyordu. İlk toplu zıplama için 20 Temmuz 2006’da saat 11.39’u gösteren bir geri sayım bile hazırlandı. Elbette insanların zıplaması Dünya’nın yörüngesini değiştiremez; üstelik zıplayan kişiler yere döndüğünde oluşturdukları küçücük etki de ortadan kalkar. Dünya Zıplama Günü, bilimsel bir proje değil, milyonlarca kişinin katılıyormuş gibi gösterildiği eğlenceli bir internet performansı ve şakasıydı. Buna rağmen her 20 Temmuz’da sosyal medyada yeniden hatırlanıyor.
2026 yılında 20 Temmuz’a denk gelen bir başka kutlama da Çocuğuna Sarıl Günü. Her yıl temmuz ayının üçüncü pazartesi günü düzenlenen gün, sekiz yaşındaki oğlunu beyin kanseri nedeniyle kaybeden Amerikalı yazar Michelle Nichols tarafından 2008’de başlatıldı. Amaç, anne ve babalara çocuklarıyla geçirdikleri zamanın değerini hatırlatmak ve sevgilerini yalnızca düşündükleri değil, açıkça gösterdikleri bir gün yaratmak. Günün kutlanması için büyük törenlere ihtiyaç yok; çocuklara sarılmak, birlikte vakit geçirmek ve günlük telaş içinde ertelenen sevgi sözcüklerini söylemek yeterli kabul ediliyor.
ABD’de 20 Temmuz, yiyecek takvimlerinin de kalabalık günlerinden biri. Ulusal Lolipop Günü, çubuk üzerindeki sert şekerleri kutluyor. Modern lolipopun George Smith adlı şeker üreticisi tarafından 1908’de geliştirildiği; “Lolly Pop” adının da sevdiği bir yarış atından geldiği anlatılıyor. Smith bu adı 1931’de tescil ettirdi. Fal Kurabiyesi Günü ise Çin restoranlarında yemeğin sonunda kırılıp içindeki küçük kâğıdın okunduğu kurabiyeye ayrılmış durumda. İlginç olan, fal kurabiyesinin Çin kökenli olmaması. Benzer kurabiyeler Japonya’da yapılmış, bugün bilinen tatlı ve katlanmış biçimi ise Japon göçmenlerin etkisiyle Kaliforniya’da gelişmişti. Daha sonra Çin-Amerikan restoranlarıyla özdeşleşti ve Çin’e götürüldüğünde fazla Amerikan bir gelenek bulunarak pek sevilmedi.
Günün belki de en alçak gönüllü kutlaması Çirkin Kamyon Günü. Bugünde parlatılmış, son model araçlar değil; boyası dökülmüş, kaportası ezilmiş, paslanmış ama hâlâ çalışan kamyonetler öne çıkarılıyor. Bazı yerlerde en çirkin kamyon yarışmaları düzenleniyor ve aracın biçimsizliği kadar yıllardır sahibini yolda bırakmaması da değerlendiriliyor. Böylece 20 Temmuz’da insanlar bir yandan Ay’a gidişi ve satrancın zekâsını kutlarken diğer yandan Dünya’yı zıplayarak yerinden oynatmaya çalışıyor, fal kurabiyesi kırıyor, lolipop yiyor ve en çirkin kamyonun hangisi olduğuna karar veriyor.
MÖ 356 – Antik dünyanın sınırlarını değiştirecek Büyük İskender doğdu
Makedonya Kralı II. Filip ile Epeiros Prensesi Olympias’ın oğlu İskender, Makedonya Krallığı’nın başkenti Pella’da dünyaya geldi. Antik kaynaklar doğumunu Hekatombaion ayının altıncı gününe tarihlendiriyor; bunun günümüz takvimindeki karşılığı kesin olmamakla birlikte genellikle 20 veya 21 Temmuz MÖ 356 kabul ediliyor. Gençliğinde filozof Aristoteles’ten eğitim alan İskender, babasının öldürülmesinin ardından henüz 20 yaşındayken tahta çıktı.
İskender, MÖ 334’te ordusuyla Çanakkale Boğazı’nı geçerek Pers İmparatorluğu’na karşı sefere başladı. Anadolu, Suriye, Mısır, Mezopotamya ve İran’ı ele geçirdi; ordusunu Orta Asya üzerinden Hindistan’daki İndus Vadisi’ne kadar götürdü. Yaklaşık 11 yıllık seferlerin sonunda Yunanistan’dan Hindistan’a uzanan dev bir hâkimiyet alanı kurdu. Savaş meydanındaki başarılarının yanında kurduğu şehirler ve açtığı ticaret yollarıyla farklı kültürler arasındaki etkileşimi hızlandırdı.
İskender’in fetihleri yalnızca büyük bir imparatorluk doğurmadı; Yunan dili ve kültürünün Mısır’dan Orta Asya’ya kadar yayıldığı Helenistik Çağ’ın da yolunu açtı. Ancak bu yayılma, şehirlerin yıkılması, toplu öldürmeler ve ağır savaşlar pahasına gerçekleşti. İskender MÖ 323’te, henüz 32 yaşındayken Babil’de öldü. Açık bir varis bırakmadığı için imparatorluğu komutanları arasında parçalandı; buna rağmen kurduğu kültürel dünya yüzyıllar boyunca yaşamayı sürdürdü.
Antik tarihçi Plutarkhos’a göre İskender’in doğduğu gün, dünyanın yedi harikasından biri sayılan Efes’teki Artemis Tapınağı da yanmıştı. Sonraki kuşaklar bu rastlantıyı efsaneleştirerek tanrıça Artemis’in İskender’in doğumuyla ilgilendiği için kendi tapınağını koruyamadığını anlattı. Ancak bu, tarihsel bir açıklamadan çok İskender’in doğumuna olağanüstü anlam yükleyen eski bir söylencedir.
1402 – Yıldırım Bayezid Timur’a yenildi; Osmanlı’da 11 yıllık taht kavgası başladı
Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid ile Orta Asya’dan İran, Irak ve Anadolu’ya kadar uzanan büyük bir imparatorluk kuran Emir Timur’un orduları, Ankara yakınlarındaki Çubuk Ovası’nda karşı karşıya geldi. Savaşın tarihi kaynaklarda tartışmalıdır: Bazı Osmanlı kronikleri 20 Temmuz 1402’yi verirken birçok modern çalışma 28 Temmuz tarihini kabul ediyor. Ancak savaşın yeri, sonucu ve Osmanlı tarihindeki büyük kırılmaya yol açtığı konusunda kuşku bulunmuyor.
İki hükümdar da Anadolu üzerinde üstünlük kurmak istiyordu. Bayezid’in ortadan kaldırdığı Anadolu beyliklerinin yöneticileri Timur’a sığınmış, Timur’un düşmanları Kara Yusuf ile Ahmed Celâyir ise Bayezid tarafından korunmuştu. Karşılıklı sert mektupların ardından başlayan savaşta Timur’un kalabalık ve hareketli süvarileriyle savaş filleri önemli rol oynadı. Osmanlı ordusundaki bazı Anadolu beyliği birlikleri ile Kara Tatarların Timur tarafına geçmesi de Bayezid’in kuvvetlerini zayıflattı. Uzun yürüyüşlerden ve susuzluktan yıpranan Osmanlı ordusu dağıldı; Yıldırım Bayezid savaş alanından ayrılamadan esir düştü.
Timur, Osmanlıların ortadan kaldırdığı Anadolu beyliklerini yeniden kurdu; Bayezid’in oğulları ise iktidarı ele geçirmek için birbirleriyle savaşmaya başladı. Fetret Devri adı verilen bu taht mücadelesi 11 yıl sürdü ve Osmanlı Devleti dağılmanın eşiğine geldi. Birlik ancak 1413’te Çelebi Mehmed’in kardeşlerini yenerek tek hükümdar olmasıyla yeniden sağlandı. Bayezid’in demir bir kafeste dolaştırıldığına ilişkin ünlü anlatı ise kesin bir tarihsel gerçek değil, sonraki yüzyıllarda büyüyen bir söylencedir. Ankara Savaşı, Osmanlı ilerleyişini yıllarca durduran ve İstanbul’un fethini yaklaşık yarım yüzyıl geciktiren en ağır yenilgilerden biri oldu.
1822 – Kalıtımın yasalarını bezelyelerle çözecek Gregor Mendel doğdu
Modern genetik biliminin kurucusu kabul edilen Gregor Mendel, bugün Çekya sınırları içinde bulunan Heinzendorf kasabasında doğdu. Bir manastırda rahip olarak yaşayan Mendel, 1850’li ve 1860’lı yıllarda farklı özelliklere sahip bezelyeleri çaprazlayarak bitkilerin renk, boy ve biçim gibi özelliklerinin sonraki kuşaklara nasıl aktarıldığını araştırdı.
Mendel’in baskın ve çekinik özellikleri ortaya koyan deneyleri, yaşadığı dönemde yeterince ilgi görmedi. Çalışmalarının değeri ancak ölümünden yıllar sonra anlaşıldı. Bugün kalıtsal hastalıkların araştırılmasından tarım ve biyoteknolojiye kadar uzanan geniş bir bilim alanı, onun bezelyelerle yaptığı deneylerin açtığı yolda ilerliyor.
1846 – İzmit’te Protestan Ermeni Kilisesi ibadete açıldı
İzmit’teki Protestan Ermeni Kilisesi, 20 Temmuz 1846’da ibadete açıldı. Kilisenin kuruluşu, Osmanlı İmparatorluğu’nda Protestanlığın Ermeni toplulukları arasında yayılmaya başladığı ve farklı mezhepler arasında yeni cemaat örgütlenmelerinin ortaya çıktığı bir döneme rastladı.
Yapı yalnızca ibadet edilen bir mekân olarak kalmadı. Sonraki yıllarda erkek ve kız okullarının da açılmasıyla çevresinde eğitim ve dayanışma faaliyetlerinin yürütüldüğü bir cemaat merkezi oluştu. Kilisenin tarihi, 19. yüzyıl İzmit’inin Müslüman, Ermeni, Rum ve Yahudi topluluklarının birlikte yaşadığı çok dinli ve çok kültürlü kent yapısını göstermesi bakımından önem taşıyor.
1881 – Açlık direnişi kırdı; Lakota lideri Oturan Boğa ABD ordusuna teslim oldu
Hunkpapa Lakotalarının dinî ve siyasi lideri Oturan Boğa, bugünkü Kuzey Dakota’da bulunan Fort Buford askerî karakolunda ABD ordusuna teslim oldu. Bir gün önce 43 aileyle birlikte karakola ulaşmış, 20 Temmuz’da tüfeğini küçük oğlu Crow Foot aracılığıyla komutana vermişti. Silahını teslim eden kabilesinin son erkeği olarak hatırlanmak istediğini söyledi.
Oturan Boğa, ABD yönetiminin Lakotaları topraklarından çıkararak rezervasyonlara yerleştirmesine karşı direnen en önemli isimdi. 1876’daki Little Bighorn Muharebesi öncesinde düzenlediği dinî törende Amerikan askerlerinin yenileceğini gördüğünü söylemişti. Lakota ve Kuzey Şayen savaşçıları, Yarbay George Armstrong Custer’ın birliğini yok etti; ancak bu zaferin ardından ABD ordusunun geniş çaplı takibi başladı. Oturan Boğa ve beraberindekiler 1877’de Kanada’ya geçti.
Kanada’da geçen dört yıl boyunca bizon sürülerinin azalması, yiyecek sıkıntısı ve kabilesindeki ailelerin birer birer ABD’ye dönmesi direnişi sürdürülemez hâle getirdi. Teslimiyetinden sonra savaş esiri gibi tutuldu; ardından Standing Rock rezervasyonuna gönderildi. Bir dönem Buffalo Bill’in Vahşi Batı gösterilerinde sahneye çıksa da halkının toprak ve özgürlük taleplerini savunmayı sürdürdü. 1890’da, Hayalet Dansı hareketine katılacağından korkan yetkililerin gönderdiği Yerli polisler tarafından gözaltına alınmak istenirken öldürüldü.
1885 – Futbolculara para ödenmesi serbest bırakıldı; profesyonel futbolun yolu açıldı
İngiltere Futbol Federasyonu, kulüplerin futbolcularına para ödemesine izin vererek profesyonel futbolculuğu resmen kabul etti. Karar alınmadan önce özellikle sanayi kentlerindeki kulüplerin oyunculara gizlice ücret ödediği biliniyor, ancak futbolun yalnızca amatörler tarafından oynanması gerektiğini savunan çevreler profesyonelliğe karşı çıkıyordu.
Yeni düzenleme, futbolu boş zamanlarda oynanan bir oyundan düzenli gelir sağlayan bir mesleğe dönüştürdü. Üç yıl sonra İngiltere’de dünyanın ilk düzenli futbol ligi kuruldu; kulüpler bilet geliri elde eden, oyuncu transfer eden ve taraftar kitlesi oluşturan büyük kuruluşlara dönüşmeye başladı. Bugünkü milyarlarca dolarlık futbol endüstrisinin temellerinden biri böylece atıldı.
1906 – Finlandiya kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyarak Avrupa’da bir ilke imza attı
Finlandiya’da kabul edilen yeni seçim düzenlemesiyle kadınlar yalnızca oy kullanma değil, milletvekili adayı olma ve parlamentoya seçilme hakkını da kazandı. Finlandiya böylece Avrupa’da kadınlara tam siyasi haklar tanıyan ilk ülke oldu.
Yeni sistemle yapılan 1907 seçimleri sonucunda parlamentoya 19 kadın milletvekili girdi. Bu gelişme, kadınların ulusal bir parlamentoda ilk kez milletvekili olarak görev yapması anlamına geliyordu. Finlandiya’nın attığı adım, Avrupa’daki kadın hareketlerine cesaret verdi ve diğer ülkelerde yürütülen seçme ve seçilme hakkı mücadelelerine güçlü bir örnek oluşturdu.
1916 – Gümüşhane Rus işgaline girdi; Doğu Karadeniz’in iç yolu açıldı
Birinci Dünya Savaşı’nın Kafkas Cephesi’nde ilerleyen Rus ordusu, Bayburt’u ele geçirdikten sonra Gümüşhane’ye yöneldi. Şehrin işgal tarihi resmî ve akademik kaynaklarda bir günlük farkla veriliyor: Bazı kaynaklar 19 Temmuz’u, bazıları ise 20 Temmuz 1916’yı kabul ediyor. Rus birlikleri Gümüşhane’nin ardından Torul’a da girdi; böylece iç kesimlerden Trabzon yönüne uzanan önemli geçiş yolları Rusların denetimine geçti.
Gümüşhane halkı daha işgal başlamadan önce savaşın ağır sonuçlarıyla karşı karşıyaydı. Erkeklerin büyük bölümü askere alınmış, üretim azalmış, yiyecek sıkıntısı başlamıştı. İşgalin ardından çok sayıda aile evini ve köyünü terk ederek güvenli bölgelere göç etti; açlık, yoksulluk ve salgın hastalıklar bölgede derin izler bıraktı. Evler, tarlalar ve tarihî yapılar zarar gördü; savaşın yarattığı ayrılıklar daha sonra yöredeki türkülere ve halk anlatılarına da yansıdı.
Rusya’daki Bolşevik Devrimi’nin ardından Rus ordusu cepheden çekilmeye başladı ve 18 Aralık 1917’de Erzincan Mütarekesi imzalandı. Osmanlı birlikleri Torul’u 14 Şubat, Gümüşhane’yi 15 Şubat, Kelkit’i ise 17 Şubat 1918’de geri aldı. Yaklaşık 19 ay süren işgal sona erdiğinde şehir ve çevresindeki çok sayıda yerleşim harap durumdaydı; geri dönen muhacirler uzun süre açlık ve barınma sorunlarıyla mücadele etti.
1920 – Karamürsel’in öncü tekstil fabrikası bombardımanda yandı
Karamürsel’e yönelik deniz bombardımanı sırasında ilçenin en önemli sanayi kuruluşlarından Karamürsel Mensucat Fabrikası da topçu ateşine hedef oldu. 20 Temmuz 1920’de vurularak yanan fabrika, Osmanlı döneminin önde gelen özel tekstil işletmeleri arasında yer alıyordu.
1890’da kurulan tesiste asker, polis ve çeşitli devlet görevlileri için kumaş üretiliyor; fabrika Karamürsel’in ekonomik hayatında önemli bir yer tutuyordu. Sonraki saldırılarda daha da ağır hasar gören işletmeden günümüze yalnızca fabrika bacası kaldı. Bu nedenle olay, yalnızca işgal yıllarının değil, Kocaeli’nin kaybolan sanayi mirasının da önemli parçalarından biri.
1923 – Meksika Devrimi’nin efsane komutanı Pancho Villa pusuda öldürüldü
Asıl adı José Doroteo Arango olan Pancho Villa, Meksika’nın Chihuahua eyaletindeki Hidalgo del Parral kentinde otomobiliyle ilerlerken silahlı kişilerin kurduğu pusuda öldürüldü. Bir evde bekleyen saldırganlar araca çapraz ateş açtı; Villa ile yanındaki koruma ve çalışma arkadaşlarının çoğu olay yerinde yaşamını yitirdi. Suikast, 20 Temmuz 1923 sabahı gerçekleşti.
Yoksul bir köylü ailesinden gelen Villa, gençliğinde kanun kaçağı olarak yaşamış; 1910’da başlayan Meksika Devrimi’ne katıldıktan sonra kuzeyde kurduğu División del Norte, yani Kuzey Tümeni ile ülkenin en güçlü devrimci komutanlarından birine dönüşmüştü. Önce uzun yıllar Meksika’yı yöneten Porfirio Díaz’a, daha sonra darbeyle iktidara gelen Victoriano Huerta’ya karşı savaştı. Cesareti, hareketli süvari birlikleri ve yoksullara toprak dağıttığına ilişkin anlatılar ona “Kuzeyin Atlısı” ve “Meksika’nın Robin Hood’u” gibi ünler kazandırdı. Ancak savaş sırasında sivillere yönelik şiddet eylemleri nedeniyle mirası kahramanlık ile acımasızlık arasında tartışmalı kaldı.
Villa, 1920’de hükûmetle anlaşarak silahlı mücadeleyi bırakmış ve kendisine verilen Canutillo çiftliğine çekilmişti. Ancak yeniden siyasete dönebileceğine dair açıklamaları, yaklaşan devlet başkanlığı seçimi öncesinde eski düşmanlarını kaygılandırdı. Suikastın düzenleyicisi olarak milletvekili Jesús Salas Barraza gösterilse de planın arkasında yerel ve federal yetkililerin bulunduğu, dönemin Devlet Başkanı Álvaro Obregón’un da saldırıdan haberdar olduğu yönündeki iddialar hiçbir zaman bütünüyle kapanmadı. Pancho Villa böylece devrim meydanlarından sağ çıkmasına rağmen, silah bıraktıktan üç yıl sonra siyasi bir hesaplaşmanın kurbanı oldu.
1936 – Türkiye Boğazlardaki egemenliğini geri aldı; Montrö Sözleşmesi imzalandı
İstanbul ve Çanakkale boğazlarının geçiş düzenini belirleyen Montrö Boğazlar Sözleşmesi, İsviçre’nin Montrö kentinde imzalandı. Sözleşmeyle Türkiye, Lozan’dan sonra askerden arındırılan Boğazları yeniden silahlandırma ve geçişleri kendi kurumlarıyla denetleme hakkını kazandı. Boğazların yönetiminde söz sahibi olan uluslararası komisyon da kaldırıldı. Böylece Cumhuriyet’in kuruluşunda tam olarak çözülemeyen önemli bir egemenlik meselesi, savaş çıkmadan ve diplomasi yoluyla Türkiye lehine sonuçlandırıldı.
Montrö, barış zamanında ticaret gemilerinin Boğazlardan serbestçe geçmesi ilkesini korudu. Savaş gemileri için ise gemilerin türüne, toplam ağırlığına, Karadeniz’de kalacağı süreye ve geçişten önce Türkiye’ye haber verilmesine ilişkin sınırlamalar getirdi. Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin gönderebileceği savaş gemilerinin sayısı ve tonajı sınırlandırılırken kıyıdaş devletlere daha geniş haklar tanındı. Türkiye savaşa girerse veya yakın bir savaş tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu düşünürse savaş gemilerinin geçişini sınırlandırabilecek ya da durdurabilecekti.
Sözleşme 15 Ağustos 1936’da geçici, 9 Kasım’da kesin olarak yürürlüğe girdi. İmzalanmasının üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen geçerliliğini koruması, Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçlarıyla Karadeniz ülkeleri ve diğer devletlerin çıkarları arasında uygulanabilir bir denge kurmasından kaynaklanıyor. Montrö, bugün de Karadeniz’e hangi savaş gemilerinin girebileceğini belirleyen ve Türkiye’yi bölgesel güvenliğin merkezine yerleştiren temel uluslararası anlaşmalardan biri olmayı sürdürüyor.
1937 – Dünyayı kablosuz haberleşmeyle birbirine bağlayan Marconi öldü
Kablosuz telgrafın kullanılabilir ve uzun mesafeli bir iletişim sistemine dönüşmesinde başlıca rolü oynayan İtalyan mucit Guglielmo Marconi, Roma’da geçirdiği kalp krizi sonucu 63 yaşında öldü. Cenazesinin düzenlendiği ertesi gün, dünyanın farklı bölgelerindeki radyo vericileri onun anısına iki dakika boyunca sustu.
Marconi radyo dalgalarını keşfeden kişi değildi; kendisinden önce Heinrich Hertz ve başka bilim insanları elektromanyetik dalgalar üzerine önemli çalışmalar yapmıştı. Onun büyük başarısı, bu birikimi antenler, vericiler ve alıcılarla çalışan pratik bir haberleşme sistemine dönüştürmesiydi. 1896’da kablosuz telgraf sistemi için patent aldı; 1901’de İngiltere’den gönderilen bir Morse sinyalini Atlas Okyanusu’nun öte yakasında aldığını duyurarak kıtalar arası kablosuz iletişimin mümkün olduğunu gösterdi.
Marconi, kablosuz telgrafın geliştirilmesine katkıları nedeniyle Alman fizikçi Karl Ferdinand Braun ile birlikte 1909 Nobel Fizik Ödülü’nü kazandı. Çalışmaları denizcilik haberleşmesini ve acil yardım çağrılarını değiştirdi; sonraki yıllarda radyo yayıncılığı, radar, uydu iletişimi ve cep telefonlarına kadar uzanan kablosuz dünyanın teknolojik temelini oluşturdu.
Bilimsel mirasının yanında siyasi hayatı tartışmalıdır. Marconi 1923’te Benito Mussolini’nin Faşist Partisine katıldı; İtalya Ulusal Araştırma Konseyi ve Kraliyet Akademisi gibi önemli kurumların başkanlığına getirildi ve faşist rejime açık destek verdi. Bu nedenle Marconi, iletişim tarihinde çığır açan bir bilim ve teknoloji öncüsü olmakla birlikte döneminin otoriter yönetimiyle yakın ilişkileri de unutulmaması gereken bir isimdir.
1938 – ABD hükümeti Hollywood’un büyük stüdyolarına dava açtı; eski stüdyo düzeninin sonu başladı
ABD Adalet Bakanlığı; Paramount, MGM, Warner Bros., 20th Century Fox ve RKO gibi büyük Hollywood şirketlerinin sinema sektöründe tekel oluşturduğu gerekçesiyle dava açtı. Bu şirketler filmleri üretiyor, dağıtıyor ve aynı zamanda ülke genelindeki çok sayıda sinema salonunu kontrol ediyordu.
Stüdyolar, kendi filmlerini gösterebilmek isteyen bağımsız sinemalara istemedikleri filmleri de paket hâlinde satın alma zorunluluğu getirebiliyordu. Yaklaşık on yıl süren hukuk mücadelesi sonunda verilen kararlarla büyük şirketler sinema salonlarını elden çıkarmak zorunda kaldı. Böylece klasik Hollywood stüdyo sistemi zayıflarken bağımsız yapımcıların, yönetmenlerin ve sinema işletmecilerinin hareket alanı genişledi.
1944 – Hitler bombalı suikasttan kurtuldu; Almanya’daki darbe girişimi saatler içinde çöktü
Nazi yönetimine karşı çıkan bir grup Alman subayı ve sivil yönetici, Adolf Hitler’i öldürerek rejimi devirmek amacıyla harekete geçti. Planın merkezindeki Albay Claus von Stauffenberg, Hitler’in Doğu Prusya’daki Wolfsschanze, yani “Kurt İni” adlı karargâhında düzenlenen askerî toplantıya patlayıcı yerleştirilmiş bir evrak çantasıyla katıldı. Çantayı Hitler’in bulunduğu masanın altına bıraktıktan sonra telefon görüşmesi bahanesiyle odadan çıktı.
Stauffenberg zaman darlığı nedeniyle yanında bulunan iki bombadan yalnızca birini hazırlayabilmişti. Üstelik toplantı yer altında kapalı bir sığınak yerine pencereleri açık ahşap bir barakada yapılıyor, evrak çantası da toplantı sırasında Hitler’den uzağa, kalın masa ayağının arkasına taşınıyordu. Patlama dört kişinin ölümüne yol açtı; ancak masa ayağının koruduğu Hitler hafif yaralarla kurtuldu. Stauffenberg ise patlamayı uzaktan gördüğü için Hitler’in öldüğünü düşünerek Berlin’e döndü.
Suikast, yalnızca Hitler’i öldürme planı değildi. Komplocular, iç karışıklık hâlinde kullanılmak üzere hazırlanan Valkür Harekâtı planını değiştirerek Yedek Orduyu harekete geçirmeyi; Berlin’deki hükûmet binalarını ele geçirmeyi, SS birliklerini silahsızlandırmayı ve Nazi yöneticilerini tutuklamayı amaçlıyordu. Ancak Hitler’in yaşadığı anlaşılınca emirler uygulanmadı, darbecilerin denetimi kısa sürede dağıldı. Stauffenberg ile Friedrich Olbricht, Werner von Haeften ve Albrecht Mertz von Quirnheim aynı gece Berlin’de kurşuna dizildi. Ardından geniş çaplı tutuklamalar, göstermelik yargılamalar ve idamlar başladı.
20 Temmuz girişimi, Nazi Almanyası içindeki en büyük darbe teşebbüsü olarak tarihe geçti. Ancak komplocular tek tip bir demokrat grubun üyeleri değildi; aralarında Hitler’in savaş politikalarına, yaklaşan yenilgiye veya Nazi suçlarına farklı nedenlerle karşı çıkan muhafazakâr milliyetçiler ve askerler bulunuyordu. Girişim başarılı olsa bile Avrupa Yahudilerinin büyük bölümü o tarihe kadar öldürülmüştü. Buna rağmen Stauffenberg ve arkadaşlarının eylemi, Almanya’da Nazi yönetimine karşı içeriden de direnildiğinin en güçlü simgelerinden biri oldu.
1948 – Fevzi Çakmak ve Osman Bölükbaşı öncülüğünde Millet Partisi kuruldu
Demokrat Partiden ayrılan ya da partinin siyasal çizgisini yeterince güçlü bulmayan isimler, Mareşal Fevzi Çakmak’ın fahri başkanlığında Millet Partisini kurdu. Partinin öne çıkan isimleri arasında Osman Bölükbaşı, Hikmet Bayur, Kenan Öner ve Sadık Aldoğan bulunuyordu.
Millet Partisi, Türkiye’nin çok partili hayata geçiş yıllarında Cumhuriyet Halk Partisi ile Demokrat Parti dışında üçüncü bir siyasi seçenek oluşturmaya çalıştı. Parti 1954’te mahkeme kararıyla kapatıldı; ancak Osman Bölükbaşı ve arkadaşları siyasal mücadelelerini Cumhuriyetçi Millet Partisi ve daha sonra Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi çatısı altında sürdürdü.
1949 – İsrail ile Suriye ateşkes imzaladı; ilk Arap-İsrail savaşı resmen sona erdi
İsrail ile Suriye, Birleşmiş Milletlerin arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerin ardından Genel Ateşkes Anlaşması imzaladı. Suriye sınırı yakınındaki 232 rakımlı tepede imzalanan belge, İsrail’in Mısır, Lübnan ve Ürdün’le yaptığı anlaşmalardan sonra 1949 ateşkeslerinin sonuncusuydu. Böylece İsrail’in Mayıs 1948’de kurulmasının ardından başlayan ilk Arap-İsrail savaşındaki devletler arası çatışmalar resmen sona erdi.
Anlaşma uyarınca İsrail ve Suriye kuvvetleri arasında bir ateşkes hattı belirlendi; sınır çevresindeki bazı tartışmalı bölgeler askerden arındırıldı. Bu alanların Birleşmiş Milletlerin gözetiminde olması ve iki tarafın askerlerinin bölgeye girmemesi amaçlanıyordu. Ancak çizilen hat kesin bir uluslararası sınır sayılmadı; anlaşmada düzenlemelerin gelecekte yapılabilecek kalıcı barış görüşmelerine zarar vermeyeceği özellikle belirtildi.
Ateşkes çatışmaları durdurdu ancak İsrail ile Suriye arasında barış sağlamadı. Askerden arındırılmış bölgelerin kullanımı, su kaynakları ve sınır ihlalleri sonraki yıllarda sık sık gerginliğe yol açtı. İki ülke 1967’deki Altı Gün Savaşı’nda yeniden karşı karşıya geldi; İsrail bu savaşta Suriye’ye ait Golan Tepelerini ele geçirdi. Bu nedenle 20 Temmuz 1949 anlaşması bir barış başlangıcından çok, uzun süreli çatışmanın ilk büyük ateşkeslerinden biri olarak tarihe geçti.
1951 – Ürdün’ün kurucu kralı Mescid-i Aksa’da öldürüldü; torunu Hüseyin saldırıdan kurtuldu
Ürdün’ün kurucusu Kral I. Abdullah, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya cuma namazı için girdiği sırada yakın mesafeden açılan ateşle öldürüldü. Saldırıyı gerçekleştiren 21 yaşındaki Filistinli milliyetçi Mustafa Şükrü Aşu, kralın korumaları tarafından olay yerinde vuruldu. Abdullah’ın yanında bulunan 15 yaşındaki torunu Prens Hüseyin de hedef alındı; ancak kurşun, üniformasındaki madalyaya çarparak yön değiştirdi. Hüseyin ertesi yıl Ürdün tahtına çıkacak ve ülkeyi yaklaşık 47 yıl yönetecekti.
Suikastın arkasında, 1948 Arap-İsrail Savaşı sonrasında büyüyen Filistin-Ürdün gerilimi vardı. Abdullah, savaş sırasında Ürdün ordusunun ele geçirdiği Batı Şeria ile Doğu Kudüs’ü ülkesine katmıştı. Bağımsız bir Filistin devleti isteyen çevreler bu kararı kabul etmiyor; kralın İsrailli yöneticilerle gizli görüşmeler yürütmesini de Filistin davasına ihanet olarak görüyordu. Cinayetin ardından geniş bir soruşturma başlatıldı ve suikast planına katılmakla suçlanan bazı kişiler idama mahkûm edildi.
- Abdullah’ın ölümü Ürdün’de kısa süreli bir taht krizine yol açtı. Yerine geçen oğluTalalsağlık sorunları nedeniyle yaklaşık bir yıl sonra tahttan ayrılınca yönetim genç Hüseyin’e geçti. Mescid-i Aksa’nın girişindeki suikast, İsrail’le uzlaşmaya çalışan bir Arap hükümdarının kendi halkından gelen sert muhalefetle karşılaşmasının ve Filistin sorununun bölge siyasetini daha ilk yıllardan nasıl parçalı hâle getirdiğinin en çarpıcı örneklerinden biri oldu.
1957 – SEKA işçilerinin “Hawaii’si” olarak anılan yaz kampı açıldı
SEKA çalışanları ve aileleri için Sapanca Gölü kıyısındaki Kazakburun mevkisinde kurulan yaz kampı, 20 Temmuz 1957’de resmen açıldı. İlk yılında 12 barakayla hizmet veren kampta çocuk oyun alanları, spor sahaları, su sporları, açık hava eğlenceleri, film gösterimleri ve çevre gezileri düzenleniyordu.
Kamp, SEKA’nın çalışanlarına yalnızca iş değil, sosyal yaşam da sunan güçlü kurum kültürünün önemli parçalarından biri oldu. İşçilerin ve ailelerinin yıllarca birlikte tatil yaptığı tesis, anılarda “SEKA’lının Hawaii’si” adıyla yer etti.
SEKA’nın kapanmasının ardından çalışanlara özel kamp düzeni de sona erdi. Yaklaşık 40 bin metrekarelik alan, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından yeniden düzenlenerek 2008’de halkın kullanımına açıldı. Bugün “SEKA Kamp Alanı” adıyla piknik, spor ve çadır kampı için kullanılmayı sürdürüyor; ancak eski barakaları, etkinlikleri ve ortak tatil kültürüyle hatırlanan işçi kampından geriye daha çok adı ve SEKA çalışanlarının anıları kaldı.
1959 – Eski İstanbul’u tiyatro sahnesine taşıyan Musahipzade Celal öldü
Geleneksel Türk tiyatrosunu modern sahne anlayışıyla buluşturan oyun yazarı Musahipzade Celal, İstanbul’da hayatını kaybetti. Asıl adı Mahmud Celâleddin olan yazar, gençliğinde arkadaşlarıyla orta oyunu gösterileri düzenlemiş, zenne rollerine çıkmış ve Molière uyarlamalarıyla Osmanlı tiyatro topluluklarını izleyerek oyun yazarlığını geliştirmişti. 1908’den sonra ağırlığını tiyatroya verdi; 1927’de Darülbedayi’de, bugünkü İstanbul Şehir Tiyatrolarında çalışmaya başladı.
Musahipzade Celal, tarihî kişileri yüceltmekten çok eski İstanbul’un gündelik hayatını, yöneticilerini, memurlarını, hurafelerini ve yozlaşmış kurumlarını mizahla sahneye taşıdı. İstanbul Efendisi, Fermanlı Deli Hazretleri, Aynaroz Kadısı ve Bir Kavuk Devrildi gibi oyunlarında Karagöz ve orta oyunundan gelen tipleri Batılı tiyatronun sahne düzeniyle bir araya getirdi. Eserleri özellikle 1927-1936 yılları arasında büyük ilgi gördü; Aynaroz Kadısı ile Bir Kavuk Devrildi, Muhsin Ertuğrul tarafından sinemaya da uyarlandı.
Son yıllarında görme yetisini büyük ölçüde kaybetmesine rağmen çalışmalarını yakınlarına yazdırarak sürdürdü. 20 Temmuz 1959’da ölen Musahipzade Celal, Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi. İstanbul Şehir Tiyatrolarının Üsküdar’daki sahnesine adının verilmesi, Türk tiyatrosundaki kalıcı yerinin simgelerinden biri oldu.
1963 – Gebze’nin İstanbul bağlantısı güçlendi; Tuzla–Gebze demiryolu çift hatta çıktı
Haydarpaşa’dan Gebze’ye uzanan banliyö demiryolunun Tuzla–Gebze bölümü, 20 Temmuz 1963’te çift hatlı işletmeye açıldı. Daha önce tek hat üzerinden yürütülen ulaşımın çift hatta çıkarılmasıyla trenlerin karşılıklı ve daha düzenli sefer yapabilmesinin önü açıldı.
Bu yatırım, hızla sanayileşen Gebze’nin İstanbul’la ulaşımını kolaylaştırdı; işçilerin, öğrencilerin ve bölge halkının günlük hareketliliğini artırdı. Hattın 1969’da elektrikli işletmeye geçmesiyle Gebze, İstanbul banliyö sisteminin kalıcı bir parçasına dönüşmeye başladı. Bugünkü Marmaray bağlantısına kadar uzanan ulaşım çizgisinin önemli aşamalarından biri böylece tamamlandı.
1964 – Vietkong Mekong Deltası’ndaki Cái Bè’ye saldırdı; kurbanların çoğu kadın ve çocuktu
Güney Vietnam’daki komünist gerilla gücü Vietkong’a bağlı üç birlik, Mekong Deltası’nın Cái Bè bölgesine gece saldırısı düzenledi. Askerî mevzileri hedef alan saldırı kısa sürede yerleşim alanlarına yayıldı. Kaynaklardaki asker kaybı 11 ile 12 arasında değişirken 10 kadın ile 30 çocuğun da aralarında bulunduğu 40 sivilin öldürüldüğü bildirildi.
Güney Vietnam yönetimi bölgeyi geri almak için beş tabur gönderdi. Çıkan yoğun çatışmalarda paraşüt birlikleri de ağır kayıplar verdi; 13 asker öldü, 52 asker yaralandı. Güney Vietnam kayıtlarına göre 46 Vietkong savaşçısı öldürüldü, 12’si esir alındı. Ancak savaş boyunca tarafların açıkladığı kayıp rakamlarının propaganda amacıyla kullanılabildiği de göz önünde bulundurulmalı.
Cái Bè saldırısı, Vietnam Savaşı’nın yalnızca cephedeki askerler arasında yaşanmadığını gösteren kanlı örneklerden biri oldu. Mekong Deltası’nın köyleri ve kasabaları, Güney Vietnam yönetimiyle Vietkong arasındaki hâkimiyet mücadelesinin merkezindeydi. Saldırı gerçekleştiğinde ABD henüz büyük kara birliklerini Vietnam’a göndermemişti; ancak Güney Vietnam ordusuna silah, para ve askerî danışman desteği sağlıyordu. Çatışmaların giderek büyümesi, ABD’nin ertesi yıl savaşa doğrudan ve geniş çaplı biçimde katılmasına giden sürecin parçalarından biriydi.
1967 – Paris’in sokaklarını renklerle anlatan Fikret Muallâ öldü
Türk resminin en özgün isimlerinden Fikret Muallâ Saygı, yaşamının büyük bölümünü geçirdiği Fransa’da hayatını kaybetti. Mühendislik öğrenimi için gönderildiği Avrupa’da resme yönelen sanatçı; Almanya’daki eğitiminin ve İstanbul’daki kısa çalışma döneminin ardından 1939’da Paris’e yerleşti.
Fikret Muallâ, Paris’in sokaklarını, kahvelerini, meyhanelerini, pazarlarını, müzisyenlerini ve sirklerini canlı renklerle resmetti. Dışavurumculuk ve fovizmden izler taşıyan eserlerinde akademik kusursuzluk yerine hızlı çizgiyi, güçlü rengi ve o anın duygusunu öne çıkardı. Kalabalıkları anlatmasına rağmen resimlerindeki insanlar çoğu zaman yalnız ve hüzünlü görünüyordu.
Hayatı geçim sıkıntıları, alkol bağımlılığı ve ruhsal sorunlarla mücadele içinde geçti; zaman zaman resimlerini çok düşük fiyatlarla satmak zorunda kaldı. Yaşarken Türkiye’de yeterince tanınmayan Fikret Muallâ’nın değeri ölümünün ardından daha iyi anlaşıldı. Paris’te açık artırmaya çıkarılan eserlerinin bir bölümü devlet tarafından satın alındı ve Ankara Resim ve Heykel Müzesinde onun adına özel bir salon oluşturuldu.
1968 – İlk Özel Olimpiyatlar düzenlendi; engeller yerine yetenekler yarıştı
İlk Uluslararası Özel Olimpiyatlar Yaz Oyunları, ABD’nin Chicago kentindeki Soldier Field Stadyumu’nda düzenlendi. Kanada ve ABD’den gelen zihinsel engelli yaklaşık bin sporcu atletizm, yüzme ve takım sporları gibi farklı dallarda yarıştı.
Organizasyon, zihinsel engelli bireylerin çoğu zaman toplumdan uzak tutulduğu ve yapabileceklerinden çok yapamadıklarıyla değerlendirildiği bir dönemde gerçekleştirildi. Özel Olimpiyatlar hareketi, sporcuların yeteneklerini görünür kılarak engelliliğe yönelik bakışın değişmesine katkıda bulundu. Daha sonra dünyanın dört bir yanında milyonlarca sporcuyu bir araya getiren büyük bir uluslararası harekete dönüştü.
1968 – Trabzonspor tarihinin en golcü futbolcusu Hami Mandıralı doğdu
Sert şutları, uzak mesafeden attığı goller ve etkili frikikleriyle Türk futbolunun unutulmaz isimlerinden biri olacak Hami Mandıralı, Trabzon’un Arsin ilçesinde doğdu. On yaşında Trabzonspor altyapısına katıldı ve henüz 17 yaşındayken A takımda oynamaya başladı. Kısa sürede bordo-mavili takımın en önemli gol silahlarından birine dönüştü.
Kariyerinin büyük bölümünü Trabzonspor’da geçiren Mandıralı, kulübün resmî organizasyonlarında toplam 273 gol atarak Trabzonspor tarihinin en golcü futbolcusu oldu. Güçlü vuruşları nedeniyle “Bombacı Hami” adıyla anıldı; özellikle ceza sahası dışından attığı goller ve barajları aşan frikikleriyle rakip kalecilerin korkulu rüyası hâline geldi. 1998’de Almanya’nın Schalke 04 takımına transfer oldu, bir sezon sonra Trabzonspor’a döndü.
A Millî Takım formasını 49 kez giyen Hami Mandıralı, Türkiye’nin tarihinde ilk kez katıldığı 1996 Avrupa Futbol Şampiyonası kadrosunda da yer aldı. Futbolculuğunun ardından teknik direktörlüğe geçti; genç millî takımlarda görev yaptı ve Trabzonspor’u iki farklı dönemde çalıştırdı. Mandıralı, şampiyonluk yaşayamamasına rağmen Trabzonspor taraftarının hafızasında kulübe bağlılığı ve attığı sıra dışı gollerle yer edindi.
1969 – İnsanlık Ay’a ilk kez ayak bastı; Apollo 11 tarihin en büyük uzay başarısına imza attı
Neil Armstrong ve Buzz Aldrin’i taşıyan Eagle adlı Ay modülü, Apollo 11 uzay aracından ayrılarak Ay’ın Sessizlik Denizi olarak bilinen bölgesine indi. Armstrong’un “Houston, burası Sessizlik Üssü; Kartal indi” sözleri, insanlığın başka bir gök cismine gerçekleştirdiği ilk inişi dünyaya duyurdu. Üçüncü astronot Michael Collins ise Columbia adlı komuta modülüyle Ay’ın çevresinde dönerek arkadaşlarının dönüşünü bekledi.
Armstrong birkaç saat sonra merdivenden inerek Ay yüzeyine adım atan ilk insan oldu ve bu anı, “Bir insan için küçük, insanlık için dev bir adım” sözleriyle tarihe geçirdi. Ardından Buzz Aldrin de yüzeye indi. İki astronot Ay’da bilimsel deneyler gerçekleştirdi, fotoğraflar çekti ve Dünya’ya getirilmek üzere kaya ile toprak örnekleri topladı.
Tarih konusunda küçük fakat önemli bir saat farkı bulunuyor. Eagle’ın Ay’a inişi 20 Temmuz 1969’da gerçekleşti. Armstrong’un ilk adımı ise evrensel saate ve Türkiye saatine göre 21 Temmuz’a denk geliyordu; ancak olay ABD’de hâlâ 20 Temmuz olduğu için Ay’a ilk ayak basış çoğunlukla bu tarihle anılıyor. Birleşmiş Milletler de 2021’de 20 Temmuz’u Uluslararası Ay Günü ilan etti.
Apollo 11, yalnızca ABD’nin Sovyetler Birliği’ne karşı yürüttüğü uzay yarışının zaferi değildi. Yüz binlerce insanın emeğiyle hazırlanan görev; bilgisayar, haberleşme, malzeme bilimi ve uzaktan izleme teknolojilerinin gelişimini hızlandırdı. Ay’dan gelen görüntüler milyonlarca kişi tarafından canlı izlendi ve Dünya’nın dışından bakıldığında bütün insanlığın aynı gezegeni paylaştığı düşüncesinin en güçlü simgelerinden birine dönüştü.
1971 – Türkiye İşçi Partisi kapatıldı; Kocaeli Senatörü Fatma Hikmet İşmen bağımsız kaldı
Anayasa Mahkemesi, Türkiye İşçi Partisinin faaliyetlerini Anayasa’ya aykırı bularak partinin kapatılmasına karar verdi. 1961’de kurulan TİP, 1965 genel seçimlerinde 15 milletvekili çıkararak sosyalist düşüncenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde örgütlü biçimde temsil edilmesini sağlamıştı.
Partinin kapatılmasıyla TİP’in Kocaeli senatörü Fatma Hikmet İşmen de partisiz kaldı. Türkiye’nin ilk kadın senatörlerinden biri olan İşmen, görev süresinin sona erdiği 1975 yılına kadar çalışmalarını bağımsız senatör olarak sürdürdü. Bu nedenle karar hem Türkiye’nin siyasal tarihi hem de Kocaeli’nin parlamentodaki temsili açısından önem taşıyor.
1973 – Dövüş sanatlarını dünyaya sevdiren Bruce Lee 32 yaşında öldü
Dövüş sanatları ustası, oyuncu ve yönetmen Bruce Lee, Hong Kong’da 32 yaşında hayatını kaybetti. Baş ağrısı üzerine aldığı Equagesic adlı ağrı kesicinin ardından dinlenmek için uzanan Lee bir daha uyanamadı. Resmî soruşturmada ölüm nedeni, ilaca karşı aşırı duyarlılığın yol açtığı beyin ödemi olarak açıklandı. Sonraki yıllarda farklı tıbbi görüşler ve çok sayıda komplo teorisi ortaya atılsa da kesinleşen resmî bulgu değişmedi.
San Francisco’da doğup Hong Kong’da büyüyen Bruce Lee, geleneksel dövüş sanatlarının katı kalıplarını sorguladı ve farklı tekniklerden işe yarayanları bir araya getiren Jeet Kune Do anlayışını geliştirdi. Hız, sadelik ve değişen koşullara uyum üzerine kurduğu bu yaklaşım, sonraki kuşak dövüşçüleri ve modern karma dövüş sanatları üzerinde güçlü bir etki bıraktı.
Büyük Patron (The Big Boss) ve diğer Hong Kong filmleriyle Asya’da yıldızlaşan Lee, Hollywood ortak yapımı Ejder Kalesi (Enter the Dragon) ile dünya çapında tanınmaya hazırlanıyordu. Ancak tamamladığı son filmin gösterime girdiğini göremedi; yapım, ölümünden yaklaşık bir ay sonra sinemalarda gösterildi. Bruce Lee, Asyalı oyuncuların Batı sinemasındaki basmakalıp temsillerini kıran, dövüş filmlerini küresel popüler kültürün merkezine taşıyan bir simgeye dönüştü.
1973 – Kaçırılan Japon yolcu uçağı üç gün dolaştırıldı; rehineler kurtuldu, uçak havaya uçuruldu
Amsterdam’dan Tokyo’ya giden Japon Hava Yollarının 404 sefer sayılı Boeing 747 uçağı, havalandıktan kısa süre sonra Japon Kızıl Ordusu üyesi Osamu Maruoka ile dört Filistinli militan tarafından kaçırıldı. Eylemcilerden bir kadın, taşıdığı el bombasının yanlışlıkla patlaması sonucu öldü; kabin görevlilerinden biri ağır yaralandı. Uçak, bazı ülkelerin iniş izni vermemesinin ardından Dubai’ye indirildi.
Eylemciler, bir yıl önce İsrail’deki Lod Havalimanı saldırısından sağ kurtulan Japon Kızıl Ordusu üyesi Kōzō Okamoto’nun serbest bırakılmasını istedi. İsrail bu talebi reddedince uçak Dubai’den ayrılarak önce Şam’a, ardından Libya’nın Bingazi kentine götürüldü. Kaçırılma eylemi yaklaşık 89 saat sürdü.
Yolcular ve mürettebat Bingazi’de serbest bırakıldı; saldırganlar daha sonra uçağı patlayıcılarla havaya uçurdu. Rehineler arasında ölüm yaşanmaması olayın en büyük tesellisi olsa da kaçırma, 1970’lerde uluslararası hava ulaşımının siyasi şiddetin başlıca hedeflerinden birine dönüştüğünü gösteren en çarpıcı eylemlerden biri oldu.
1974 – Kıbrıs Harekâtı başladı; Türk birlikleri Girne kıyılarına çıktı
Yunanistan’daki askerî cuntanın desteklediği darbe, 15 Temmuz 1974’te Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’u devirmiş ve adanın Yunanistan’a bağlanmasını savunan Nikos Sampson’u yönetime getirmişti. Türkiye, ortak müdahale için diğer garantör ülke İngiltere’yle yaptığı görüşmelerden sonuç alamayınca Garanti Antlaşması’nın IV. maddesine dayanarak 20 Temmuz sabahı askerî harekâtı başlattı. Antlaşmanın söz konusu maddesi, ortak hareket mümkün olmazsa garantör devletlerden her birine, antlaşmayla kurulan düzeni yeniden sağlamak amacıyla harekete geçme hakkı tanıyordu.
Türk savaş uçakları adadaki askerî hedefleri vururken paraşüt birlikleri Lefkoşa çevresine indirildi; denizden gelen birlikler ise Girne yakınlarındaki kıyılara çıktı. Türk askerleriyle Kıbrıs Türk kuvvetleri arasında bağlantı kurulmaya çalışılırken çatışmalar adanın farklı bölgelerine yayıldı. Birleşmiş Milletler Barış Gücü, Rum Millî Muhafızlarının çok sayıda Türk mahallesine ve köyüne saldırdığını bildirdi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi aynı gün aldığı 353 sayılı kararla ateşkes ilan edilmesini, yabancı askerî müdahalelerin durdurulmasını ve görüşmelere başlanmasını istedi.
Harekâtın ilk aşaması 22 Temmuz’daki ateşkesle durdu. Cenevre’de yürütülen görüşmeler sonuçsuz kalınca Türk Silahlı Kuvvetleri 14 Ağustos’ta ikinci harekâtı başlattı ve adanın kuzeyinde geniş bir bölgeyi denetim altına aldı. 1974 olayları Yunanistan’daki askerî yönetimin ve Kıbrıs’taki Sampson hükûmetinin çöküşünü hızlandırdı; ancak adanın Türk ve Rum bölgeleri olarak fiilen bölünmesine, iki toplumdan on binlerce insanın evlerinden ayrılmasına ve günümüze kadar çözülemeyen Kıbrıs sorununun bugünkü biçimini almasına yol açtı. Türkiye ve Kıbrıs Türkleri 20 Temmuz’u Kıbrıs Barış Harekâtı ve kurtuluş günü olarak anarken Rum tarafı aynı tarihi işgalin başlangıcı olarak kabul ediyor.
Harekâtın somut izlerinin bir bölümü bugün Kocaeli’de yaşatılıyor. Kıbrıs Rum kuvvetlerinden ele geçirilen iki hücumbot Gölcük Deniz Müzesi’nde; harekâtta kullanılan AB-204 helikopteri ile S-2E deniz karakol uçağı ise Kartepe’deki Deniz Hava Komutanlığında korunuyor. Böylece Kocaeli, Türk deniz ve hava gücünün Kıbrıs Harekâtı’ndaki rolünü günümüze taşıyan önemli askerî miras merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor.
1975 – Kıbrıs’tan bir yıl sonra Ege Ordusu kuruldu; ilk komutan Turgut Sunalp oldu
Türk Silahlı Kuvvetlerinin dördüncü kara ordusu olan Ege Ordusu, Kıbrıs Harekâtı’nın birinci yıldönümünde İzmir’de kuruldu. Batı Anadolu kıyılarının savunulması, bölgede görev yapacak birliklerin eğitilmesi ve Ege’de çıkabilecek bir krize karşı hazırlıklı olunması amacıyla oluşturulan ordunun ilk komutanlığına Orgeneral Turgut Sunalp getirildi. Sunalp, 30 Ağustos 1976’ya kadar sürdürdüğü görevi daha sonra Kenan Evren’e devretti.
Kuruluş kararının arkasında, 1974 Kıbrıs Harekâtı’nın ardından hızla bozulan Türk-Yunan ilişkileri bulunuyordu. Ege adalarının silahlandırılması, kıta sahanlığı, karasuları ve hava sahası konularındaki anlaşmazlıklar iki NATO ülkesini yeni bir askerî gerilimin eşiğine getirmişti. Ege Ordusu, NATO’nun ortak komuta yapısına tahsis edilmeyen ve doğrudan Türkiye’nin millî komutası altında bulunan bir kuvvet olarak düzenlendi.
Ege Ordusunun kurulması Türkiye açısından Batı Anadolu’nun savunmasını güçlendiren bir önlem, Yunanistan açısından ise adalara yönelik olası bir harekâtın hazırlığı olarak değerlendirildi. Böylece 20 Temmuz 1975’te atılan bu adım, yalnızca Türk ordusunun teşkilat yapısını değiştirmedi; Ege’de günümüze kadar süren güvenlik tartışmalarının da temel başlıklarından birine dönüştü.
1976 – Viking 1 Mars’a başarıyla indi; Kızıl Gezegen’in yüzeyinden ilk ayrıntılı görüntüler geldi
NASA’nın Viking 1 uzay aracı, yaklaşık 11 aylık yolculuğun ardından Mars’taki Chryse Planitia, yani “Altın Ova” bölgesine başarıyla indi. Araç aslında 19 Haziran’da Mars yörüngesine ulaşmış, uygun iniş yerinin belirlenebilmesi için yaklaşık bir ay boyunca gezegenin çevresinde dolaşmıştı. 20 Temmuz’daki iniş, Apollo 11’in Ay’a ulaşmasının yedinci yıldönümüne denk geldi.
Viking 1, Sovyetler Birliği’nin Mars 3 aracından sonra yüzeye yumuşak iniş yapan ikinci araçtı. Ancak Mars 3 yaklaşık 20 saniye yayın yapabilmişti. Viking 1 ise Mars’a gerçekleştirilen ilk tam anlamıyla başarılı iniş oldu; yere konduktan birkaç dakika sonra kayalık ve tozlu yüzeyin ilk net fotoğraflarını Dünya’ya gönderdi. Ertesi gün aktarılan renkli görüntüler, Mars’ın kızıl toprağını ve pembe tonlu gökyüzünü insanlara ilk kez yakından gösterdi.
Görevin temel amaçlarından biri Mars toprağında yaşam belirtisi aramaktı. Viking 1, yüzey ve atmosfer ölçümleri yaptı, toprak örneklerini inceledi ve yıllarca meteoroloji verileri gönderdi. Biyoloji deneyleri şaşırtıcı kimyasal tepkiler ortaya çıkarsa da canlı mikroorganizmalara ilişkin kesin kanıt bulunamadı. Yalnızca 90 gün çalışması planlanan araç, altı yıldan fazla süre görev yaparak 13 Kasım 1982’ye kadar Dünya’ya veri aktardı ve sonraki Mars görevlerinin yolunu açtı.
1982 – Kocaeli’nin mühendislik akademisi fakülteye dönüştü; Kocaeli Üniversitesine giden yol açıldı
Kocaeli Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi, yükseköğretim sisteminde yapılan düzenlemelerin ardından Kocaeli Mühendislik Fakültesi adını aldı ve Yıldız Üniversitesine bağlandı. Böylece kentte 1970’li yıllarda başlayan mühendislik eğitimi, üniversite çatısı altında yeni bir kurumsal yapıya kavuştu.
Fakülte, sanayi kuruluşlarının yoğunlaştığı Kocaeli’de mühendis ve teknik eleman yetiştirilmesinde önemli rol oynadı. Yaklaşık on yıl sonra, 1992’de kurulan Kocaeli Üniversitesinin temelini de bu kurum oluşturdu. Bugün on binlerce öğrencinin eğitim gördüğü üniversitenin geçmişi, Kocaeli’nin sanayi kenti kimliğiyle yükseköğretim ihtiyacının birleştiği bu sürece dayanıyor.
1985 – On altı yıl denizin dibinde servet aradı; yüz milyonlarca dolarlık Atocha hazinesini buldu
Amerikalı hazine avcısı Mel Fisher’ın ekibi, Florida açıklarında 1622’de batan İspanyol kalyonu Nuestra Señora de Atocha’nın ana hazine bölümüne ulaştı. Fisher, geminin izini 1969’dan beri sürüyor; ekibine her sabah, “Bugün o gün” diyerek aramaya devam etmeleri için moral veriyordu. Beklenen haber 20 Temmuz 1985’te oğlu Kane Fisher’dan geldi: “Haritaları kaldırın, ana yığını bulduk.”
Denizin dibinde gümüş külçelerden oluşan bir resifle karşılaşan dalgıçlar; sandıklar dolusu gümüş sikke, altın külçeler, mücevherler, zümrütler ve tarihî eşyalar çıkardı. Günümüz değeriyle yüz milyonlarca dolar ettiği tahmin edilen hazine, Fisher ve yatırımcılarını zengin etti. Ancak bu servetin bedeli de ağırdı: Fisher’ın diğer oğlu Dirk, gelini Angel ve bir dalgıç, arama çalışmaları sırasında teknelerinin batması sonucu hayatını kaybetmişti. Atocha’nın bulunması, bu nedenle hırsın, kaybın ve 16 yıl süren olağanüstü bir inadın hikâyesi olarak da tarihe geçti.
2001 – Millî Görüş yoluna Saadet Partisiyle devam etti; kurucu genel başkan Recai Kutan oldu
Anayasa Mahkemesinin Fazilet Partisini 22 Haziran 2001’de kapatmasının ardından, partinin “gelenekçi” olarak adlandırılan kanadı Saadet Partisini kurdu. Kuruluş dilekçesi 20 Temmuz’da İçişleri Bakanlığına verildi ve partinin kurucu genel başkanlığına Recai Kutan getirildi. Böylece Saadet Partisi; Millî Nizam, Millî Selamet, Refah ve Fazilet partilerinin ardından Millî Görüş hareketinin beşinci siyasi partisi oldu.
Partinin kuruluşuna Necmettin Erbakan öncülük etti; ancak Refah Partisinin kapatılmasıyla getirilen beş yıllık siyasi yasak nedeniyle resmî olarak genel başkan olamadı. Erbakan’ın çizgisini sürdüren Recai Kutan ilk genel başkanlığı üstlendi. Siyasi yasağının sona ermesinin ardından Erbakan, Mayıs 2003’te Saadet Partisi Genel Başkanlığına seçildi.
Fazilet Partisindeki ayrışma, Türkiye siyasetinin sonraki dönemini de belirledi. Erbakan’a bağlı gelenekçi kadrolar Saadet Partisinde toplanırken Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının oluşturduğu yenilikçi kanat kısa süre sonra Adalet ve Kalkınma Partisini kurdu. AK Parti 2002 seçimlerinde tek başına iktidara gelirken Saadet Partisi seçim barajını aşamadı ve Millî Görüş’ün daha küçük fakat bağımsız siyasi temsilcisi olarak yoluna devam etti.
2001 – Ruhların Kaçışı gösterime girdi; Japon animasyonu bütün dünyayı büyüledi
Hayao Miyazaki’nin yazıp yönettiği Sen to Chihiro no Kamikakushi, Türkiye’de bilinen adıyla Ruhların Kaçışı, Japonya’da gösterime girdi. Film, ailesiyle çıktığı yolculukta kendisini tanrılar, cadılar ve tuhaf yaratıklarla dolu bir ruhlar dünyasında bulan 10 yaşındaki Chihiro’nun, anne ve babasını kurtarmak için verdiği mücadeleyi anlatıyordu.
Japon kültürüne özgü imgelerle büyüme, kimlik, açgözlülük, emek ve doğayla kurulan ilişkiyi bir araya getiren film, yalnızca çocuklara seslenen bir masalın çok ötesine geçti. Uzun yıllar Japonya’nın en çok izlenen filmi olarak kalan Ruhların Kaçışı, 2003’te En İyi Animasyon Filmi Oscar’ını kazanarak Japon animasyonunun dünya sinemasındaki yerini değiştirdi. Chihiro’nun ruhlar âlemindeki yolculuğu, bugün de sinema tarihinin en özgün ve sevilen büyüme hikâyelerinden biri kabul ediliyor.
2007 – İsrail 255 Filistinli tutukluyu serbest bıraktı; amaç Abbas’ı Hamas karşısında güçlendirmekti
İsrail, cezaevlerinde bulunan 255 Filistinliyi serbest bırakarak Batı Şeria’ya gönderdi. Serbest bırakılanların büyük çoğunluğu Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın liderliğindeki El Fetih hareketine mensuptu. Grupta, Filistin Halk Kurtuluş Cephesinin üst düzey yöneticilerinden Abdurrahim Malluh da bulunuyordu. İsrail başlangıçta 256 kişiyi bırakmayı planlamış, ancak bir tutuklunun serbest bırakılmasını son güvenlik incelemesi nedeniyle ertelemişti.
Karar, Hamas’ın Haziran 2007’de Gazze Şeridi’nin denetimini silah zoruyla ele geçirmesinden sonra alındı. İsrail Başbakanı Ehud Olmert, Batı Şeria’yı yöneten Abbas’ı ve El Fetih’i Hamas karşısında güçlendirmek amacıyla tutukluların bırakılmasını bir “iyi niyet adımı” olarak sundu. İsrailli yetkililer, serbest bırakılanların İsraillilerin öldürüldüğü saldırılara doğrudan karışmamış kişiler arasından seçildiğini açıkladı.
Otobüslerle Ramallah’a getirilen Filistinliler, Mahmud Abbas ve kalabalık bir topluluk tarafından karşılandı; ardından Yaser Arafat’ın mezarını ziyaret ettiler. Ancak 255 kişinin serbest bırakılması, o sırada İsrail cezaevlerinde bulunan yaklaşık 10 bin Filistinlinin küçük bir bölümünü oluşturuyordu. Bu nedenle adım Abbas açısından siyasi bir kazanım sayılsa da Filistinli tutuklular meselesinde köklü bir değişiklik yaratmadı.
2009 – Beşiktaş’ın “Büyük Kaptanı” Vedat Okyar hayatını kaybetti
Türk futbolunun unutulmaz isimlerinden Vedat Okyar, bir süredir mücadele ettiği akciğer kanseri nedeniyle İstanbul’da 63 yaşında hayatını kaybetti. Beşiktaş taraftarının “Büyük Kaptan” adıyla benimsediği Okyar, teknik yeteneği, oyun kuruculuğu ve saha içindeki liderliğiyle 1970’li yılların öne çıkan futbolcuları arasında yer aldı.
Futbola Bursa’da başlayan Okyar, Bursaspor’daki başarılı yıllarının ardından 1968’de çocukluğundan beri gönül verdiği Beşiktaş’a transfer oldu. Siyah-beyazlı formayla 1976’ya kadar 253 karşılaşmaya çıktı ve 21 gol attı. Kullandığı 43 penaltının 42’sini gole çevirmesiyle Türk futbolunun en güvenilir penaltıcılarından biri olarak tanındı. A Millî Takım formasını da üç kez giydi.
Futbolculuğunun ardından spor basınına geçen Vedat Okyar; Sabah, Fotomaç, Hürriyet ve Vatan gazetelerinde yazdı, televizyonlarda futbol yorumculuğu yaptı. Saha deneyimini sade ve doğrudan anlatımıyla okura taşıyan Okyar, yalnız Beşiktaş’ın değil, Türk spor basınının da sevilen isimlerinden biri oldu. Ölümünden kısa süre önce Beşiktaş’ın 2008-2009 sezonundaki şampiyonluğunu görmüş olması, siyah-beyazlı taraftarların hafızasında özel bir yer tuttu.
2009 – İkinci Ergenekon davası başladı; kayıp yakınları 1990’ların faili meçhullerini sordu
Emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’un da aralarında bulunduğu 56 sanıklı ikinci Ergenekon davasının ilk duruşması, Silivri Ceza İnfaz Kurumları yerleşkesinde yapıldı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada sanıklar; hükümeti devirmeye teşebbüs etmek, silahlı örgüt kurmak veya yönetmek ve askerî darbe hazırlığı yapmakla suçlanıyordu. Suçlamalar arasında 2003-2004 yıllarında hazırlandığı öne sürülen “Ayışığı” ve “Yakamoz” adlı darbe planları da bulunuyordu.
Duruşmanın başlamasıyla birlikte kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği üyeleri, dosyada adı geçen bazı askerlerin 1990’lı yıllarda Güneydoğu’da yaşanan gözaltında kayıplar ve faili meçhul cinayetlerle ilgili olarak da yargılanmasını istedi. Levent Ersöz, Arif Doğan, Levent Göktaş ve Atilla Uğur gibi isimlerin geçmişte görev yaptıkları bölgelerdeki olayların araştırılması; dönemin siyasi ve askerî sorumlularının da hesap vermesi talep edildi.
Ergenekon yargılamalarının hukuki seyri sonraki yıllarda bütünüyle değişti. Yargıtay, 2016’da örgütün yapısının, liderinin ve suçlarının somut biçimde ortaya konulamadığına, yargılama sürecinde de adil yargılanma ilkelerine aykırılıklar bulunduğuna hükmederek mahkûmiyet kararlarını bozdu. Yeniden görülen davada 2019’da bütün sanıklar “Ergenekon silahlı örgütünü kurma, yönetme veya örgüte üye olma” suçlamalarından beraat etti; yalnızca dosyadaki bazı ayrı suçlar hakkında farklı kararlar verildi.
2012 – Batman filminin gece gösteriminde silahlı saldırı düzenlendi
ABD’nin Colorado eyaletindeki Aurora kentinde, The Dark Knight Rises (Kara Şövalye Yükseliyor) filminin gece yarısı gösterimi sırasında bir saldırgan sinema salonuna ateş açtı. Saldırıda 12 kişi hayatını kaybetti, 70 kişi yaralandı.
Olay, bir eğlence mekânında gerçekleştirilen en kanlı silahlı saldırılardan biri olarak hafızalara kazındı. Sinema salonlarında güvenlik önlemleri artırılırken saldırı, ABD’de silah edinme hakkı, ruh sağlığı hizmetleri ve toplu saldırıların önlenmesi konularındaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.
2014 – Göbeklitepe’nin önemini dünyaya anlatan Klaus Schmidt hayatını kaybetti
Türkiye’deki tarih öncesi kazılara ömrünün büyük bölümünü veren Alman arkeolog Klaus Schmidt, Almanya’da 60 yaşında hayatını kaybetti. Norşuntepe ve Nevalı Çori kazılarında çalışan Schmidt, özellikle Şanlıurfa çevresindeki Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem üzerine uzmanlaştı. 1995’ten ölümüne kadar Göbeklitepe kazılarını yönetti ve bölgenin insanlık tarihindeki öneminin anlaşılmasını sağlayan başlıca isim oldu.
Göbeklitepe aslında İstanbul ve Chicago üniversitelerinin 1963’te gerçekleştirdiği yüzey araştırmasında kayıtlara geçirilmişti; ancak tepedeki taşlar mezar kalıntıları sanılmış ve alanın gerçek önemi fark edilememişti. Schmidt, 1994’te bölgeyi yeniden incelediğinde yüzeydeki taşların Nevalı Çori’de gördüğü insan biçimli T sütunlara benzediğini anladı. Ertesi yıl Şanlıurfa Müzesi ile Alman Arkeoloji Enstitüsünün ortak çalışmasıyla kazılar başladı.
Kazılarda ortaya çıkarılan, bazıları 5 metreyi aşan ve üzerleri hayvan kabartmalarıyla süslü taş sütunlar, yaklaşık 11 bin 500 yıl önce avcı-toplayıcı toplulukların büyük anıtsal yapılar kurabildiğini gösterdi. Bu bulgular; tarım, yerleşik hayat, toplumsal örgütlenme ve inançların hangi sırayla geliştiğine ilişkin yerleşik kabulleri yeniden tartışmaya açtı. Schmidt’in Göbeklitepe’yi bir kutsal merkez olarak yorumlayan görüşü bütün ayrıntılarıyla kabul edilmiş değildir; ancak alanın dünya arkeolojisinde yeni bir dönemin kapısını açtığı tartışmasızdır.
Klaus Schmidt’in çalışmaları, Türkiye arkeolojisinde uzun süre geniş kamuoyunun fazla tanımadığı erken Neolitik dönemi gündeme taşıdı; Şanlıurfa’yı dünya çapında bir arkeoloji merkezine dönüştüren sürecin temelini attı. Ölümünden dört yıl sonra Göbeklitepe, 2018’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Schmidt bu sonucu göremedi; ancak Şanlıurfa Müzesi, Türk arkeologlar, yerel çalışanlar ve uluslararası araştırmacılarla yürüttüğü yaklaşık yirmi yıllık çalışma, Türkiye’nin en önemli arkeolojik keşiflerinden birini insanlığın ortak mirasına dönüştürdü.
2015 – ABD ile Küba 54 yıl sonra diplomatik ilişkilerini yeniden kurdu
Amerika Birleşik Devletleri ile Küba, 1961’de kesilen diplomatik ilişkilerini 54 yıl sonra resmen yeniden kurdu. Washington’daki Küba diplomatik temsilciliği ile Havana’daki Amerikan temsilciliği yeniden büyükelçilik statüsü kazandı; Küba bayrağı Washington’da düzenlenen törenle göndere çekildi.
İlişkilerin yeniden kurulması, Soğuk Savaş döneminden kalan en uzun siyasi kopuşlardan birinin sona ermesi anlamına geliyordu. Ancak diplomatik yakınlaşma bütün sorunları çözmedi. ABD’nin Küba’ya uyguladığı ekonomik ambargo büyük ölçüde devam ederken insan hakları, göç, ticaret ve siyasi özgürlükler gibi konulardaki anlaşmazlıklar sürdü.
2015 – Kobani’ye oyuncak götürecek gençler hedef alındı; Suruç saldırısında 33 kişi öldü
Şanlıurfa’nın Suruç ilçesindeki Amara Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yapan gençlerin arasında canlı bomba kendini patlattı. IŞİD bağlantılı saldırıda 33 kişi hayatını kaybetti, 100’den fazla kişi yaralandı. Bazı kaynaklarda verilen 34 sayısı, saldırganın da ölüler arasına eklenmesinden kaynaklanıyor.
Saldırının hedefinde, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu tarafından düzenlenen çalışma için Türkiye’nin farklı şehirlerinden Suruç’a gelen çoğu üniversite öğrencisi gençler vardı. Grup, IŞİD saldırılarında büyük yıkıma uğrayan Suriye’nin Kobani kentinin yeniden kurulmasına yardım etmek; çocuklara oyuncak, kitap ve yardım malzemesi götürmek üzere sınırı geçmeye hazırlanıyordu. Patlama, basın açıklamasının yapıldığı sırada kalabalığın ortasında meydana geldi.
Saldırıyı gerçekleştiren kişinin IŞİD bağlantılı Şeyh Abdurrahman Alagöz olduğu belirlendi. Suruç, Türkiye’de IŞİD’in sivilleri hedef aldığı en kanlı saldırılardan biri olmasının yanı sıra ülkenin yeniden ağır bir şiddet dönemine girmesindeki önemli kırılma noktalarından biri oldu. Saldırıyı izleyen günlerde PKK ile devlet arasındaki çatışmalar yeniden başladı; Türkiye kısa süre sonra IŞİD ve PKK hedeflerine yönelik askerî operasyonlara yöneldi.
Saldırıyla ilgili davada Yakup Şahin, 2021’de 34 kez ağırlaştırılmış müebbet ve yaralananlar nedeniyle ayrıca uzun süreli hapis cezalarına çarptırıldı. Ancak iki sanık hakkındaki firari yargılaması devam etti; hayatını kaybedenlerin aileleri, saldırının hazırlık sürecinin ve güvenlik ihmallerinin bütünüyle ortaya çıkarılmadığını savundu.
2016 – Darbe girişiminin ardından Türkiye’de OHAL kararı açıklandı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından toplanan Millî Güvenlik Kurulu ve Bakanlar Kurulunun tavsiyesi doğrultusunda Türkiye genelinde üç ay süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verildiğini açıkladı. Karar, 21 Temmuz’da Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayının ardından yürürlüğe girdi.
Başlangıçta üç ay için alınan OHAL kararı yedi kez uzatıldı ve 18 Temmuz 2018’e kadar iki yıl sürdü. Bu süreçte çok sayıda kanun hükmünde kararname çıkarıldı; kamu kurumlarından geniş çaplı ihraçlar yapıldı, dernekler, vakıflar, okullar ve medya kuruluşları kapatıldı. OHAL dönemi, hukuk düzeni ve devlet kurumlarında yarattığı kalıcı değişikliklerle yakın Türkiye tarihinin en tartışmalı süreçlerinden biri oldu.
2017 – “Şoför Nebahat”ın yıldızı Sezer Sezin hayatını kaybetti
Türk sinemasının öncü kadın oyuncularından Sezer Sezin, 87 yaşında İstanbul’da hayatını kaybetti. Gerçek adı Mesrure Sezer olan sanatçı, küçük yaşta tiyatro ve bale eğitimi aldı; 1940’lı yıllarda sinemaya başladı. Ömer Lütfi Akad’ın yönettiği Vurun Kahpeye ile tanındı; Tahir ile Zühre, Arzu ile Kamber ve Üç Tekerlekli Bisiklet gibi filmlerde rol aldı.
Sezin’in adı, Metin Erksan’ın yönettiği 1960 yapımı Şoför Nebahat filmiyle özdeşleşti. Geçimini sağlamak için direksiyon başına geçen ve erkeklerin egemen olduğu bir dünyada ayakta kalmaya çalışan Nebahat, Türk sinemasının unutulmaz kadın karakterlerinden biri oldu; gördüğü ilgi üzerine iki devam filmi çekildi. Oyunculuğun yanı sıra yapımcılık ve tiyatro işletmeciliği de yapan Sezer Sezin, Yeşilçam’da kadınların yalnızca kamera önünde değil, yapım sürecinde de söz sahibi olmasının öncü örneklerinden biriydi.
2021 – Jeff Bezos’un Blue Origin aracı ilk insanlı uçuşunu yaptı
Blue Origin şirketinin geliştirdiği New Shepard uzay aracı, ilk insanlı uçuşunu gerçekleştirdi. Uçuşa şirketin kurucusu Jeff Bezos’un yanı sıra kardeşi Mark Bezos, 82 yaşındaki havacılık öncüsü Wally Funk ve 18 yaşındaki Oliver Daemen katıldı.
Yaklaşık on dakika süren yolculukta araç uzayın sınırı kabul edilen Kármán çizgisinin üzerine çıktı ve yolcular birkaç dakika boyunca ağırlıksızlığı deneyimledi. Uçuş, özellikle Apollo 11’in Ay’a inişinin yıldönümüne denk getirildi. Wally Funk uzaya çıkan en yaşlı, Oliver Daemen ise o tarihe kadar uzaya çıkan en genç insan olarak kayıtlara geçti.
Bu haber Haber Kocaeli özel içeriğidir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Kaynak gösterilerek dahi olsa haberin tamamı veya bir kısmı, yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz, başka mecralarda yayınlanamaz.

