Günün Tarihi / 19 Temmuz
19 Temmuz’un tuhaf günleri: Saraylar, dondurma, daiquiri, kelime oyunları ve dışarı çıkan diller
19 Temmuz’da dünyanın farklı yerlerinde kutlanan özel günler, birbirinden oldukça uzak dünyaları bir araya getiriyor. Bir yanda bağımsızlık mücadelelerinde öldürülen siyasetçiler anılıyor, diğer yanda saray müzeleri ipekli kumaşlarını sergiliyor. ABD’de insanlar dondurma ve Küba kökenli bir kokteyl için özel gün ilan ederken bir mobil oyun şirketi de oyuncularına kelime yarıştırıyor. Üstelik bütün bunların yanında, yalnızca insanlara dil çıkarmak için oluşturulmuş resmî olmayan bir gün bile bulunuyor.
Günün en gösterişli etkinliği Saraylar Günü. Palace Day adıyla düzenlenen uluslararası buluşmada Avrupa başta olmak üzere farklı ülkelerdeki saraylar, şatolar ve tarihî konutlar sosyal medya üzerinden kapılarını dünyaya açıyor. Ziyaretçilerin normalde göremediği odalar, sanat eserleri, gizli geçitler, mutfaklar, bahçeler ve restorasyon çalışmaları fotoğraf ve videolarla tanıtılıyor. 2026’da 11’inci kez düzenlenen günün teması ise “Tekstil ve İpek” olarak belirlendi. Saraylar bu kez hükümdarların giysilerini, duvar halılarını, işlemeleri ve gösterişli salonları süsleyen kumaşları öne çıkarıyor.
19 Temmuz’un daha ciddi yüzlerinden biri, Myanmar’da kutlanan Şehitler Günü. Ülkenin bağımsızlık lideri Aung San ile hükûmette görev yapan sekiz kişi, 19 Temmuz 1947’de bir toplantı sırasında silahlı saldırıyla öldürülmüştü. Myanmar’ın bağımsızlığını kazanmasına yalnızca birkaç ay kala gerçekleşen suikast, ülkenin siyasi tarihini değiştirdi. Her yıl bayraklar yarıya indiriliyor; saldırının gerçekleştiği saat 10.37’de sirenler ve araç kornaları çalınarak hayatını kaybedenler anılıyor.
Nikaragua’da ise 19 Temmuz, Sandinista Devrimi Günü ya da Kurtuluş Günü olarak kutlanıyor. Sandinista güçlerinin, ülkeyi uzun yıllar yöneten Somoza ailesinin diktatörlüğünü 1979’da devirmesi anılıyor. Başkent Managua başta olmak üzere kentlerde yürüyüşler, konserler, siyasi konuşmalar ve dans gösterileri düzenleniyor. Ancak gün, zaman içinde tarihî bir devrimin anılması olmaktan çıkarak iktidardaki Sandinista yönetimin büyük siyasi gövde gösterilerinden birine de dönüştü.
ABD’de 19 Temmuz’un en serin kutlaması, 2026’ya özel olarak Ulusal Dondurma Günü. Gün aslında her yıl temmuz ayının üçüncü pazarında kutlanıyor; bu tarih 2026’da 19 Temmuz’a denk geliyor. Dondurma Günü’nün resmî geçmişi 1984’e uzanıyor. Başkan Ronald Reagan, temmuz ayını “Ulusal Dondurma Ayı”, ayın üçüncü pazarını da dondurmaya ayrılmış özel gün ilan etti. Dondurmacılar bugün ücretsiz külahlar, indirimler ve alışılmadık tatlarla müşterileri çekmeye çalışıyor.
Aynı gün ABD’de Ulusal Daiquiri Günü de kutlanıyor. Beyaz rom, misket limonu suyu ve şekerle hazırlanan klasik daiquiri, adını Küba’nın doğusundaki Daiquirí kasabası ile yakınındaki demir madeninden aldı. Kokteylin 19. yüzyılın sonunda bölgede çalışan Amerikalı maden mühendisi Jennings Cox tarafından hazırlandığı anlatılıyor. Günün kim tarafından başlatıldığı kesin olarak bilinmese de barlar ve kokteyl markaları 19 Temmuz’u klasik daiquiri ile meyveli ve buzlu çeşitlerini tanıtmak için kullanıyor.
Teknoloji dünyasının kutlaması ise Words With Friends Günü. Harf taşlarıyla kelime kurulan ve Scrabble’ı hatırlatan mobil oyunun sahibi Zynga, bu özel günü 2021’de başlattı. Oyuncular aynı anda dünyanın farklı yerlerindeki arkadaşlarıyla uzun süre devam eden karşılaşmalar yapabiliyor. Şirket 19 Temmuz’da oyun içi turnuvalar, hediyeler ve kelime yarışmaları düzenleyerek aslında kendi ürününün doğum gününü kutluyor. Yani özel gün takvimine girmek için artık devlet, uluslararası kuruluş ya da yüzyıllık gelenek gerekmiyor; popüler bir telefon uygulaması da kendisine gün ilan edebiliyor.
Günün en anlamsız görünen ama belki de en eğlenceli kutlaması ise Dil Çıkarma Günü. Bugünü kimin ve neden başlattığı bilinmiyor. İnsanlardan çocukluklarına dönerek komik yüzler yapmaları, arkadaşlarına dil çıkarmaları ve fazla ciddi olmamaları isteniyor. Bazı özel günlerin sağlık, tarih ya da toplumsal farkındalık gibi büyük amaçları bulunurken Dil Çıkarma Günü’nün hedefi yalnızca birkaç dakikalığına saçmalamak.
1843 – Dünyanın en büyük gemisi denize indirildi; okyanus yolculuklarında yeni çağ başladı
İngiliz mühendis Isambard Kingdom Brunel’in tasarladığı SS Great Britain, İngiltere’nin Bristol kentinde büyük bir törenle denize indirildi. Töreni limanda toplanan kalabalığın yanı sıra Kraliçe Victoria’nın eşi Prens Albert de izledi. Gemi, yapıldığı dönemde dünyanın en büyük deniz aracıydı.
SS Great Britain’ın asıl önemi yalnızca büyüklüğünden kaynaklanmıyordu. Okyanus aşan büyük bir gemide ilk kez ahşap yerine demir gövde kullanılmış, geleneksel çarkların yerini suyun altında dönen bir pervane almıştı. Buhar gücüyle çalışan gemi, bu yenilikleri bir araya getirerek daha hızlı, sağlam ve verimli okyanus yolculuklarının önünü açtı. Sonraki büyük yolcu gemilerinin teknik atalarından biri sayılan SS Great Britain, yıllar sonra Avustralya’ya binlerce göçmen de taşıdı.
1848 – Kadınlar eşit haklar için ilk büyük toplantıyı yaptı; oy hakkı talebi açıkça dile getirildi
ABD’nin New York eyaletindeki küçük Seneca Falls kasabasında, kadın haklarına adanan ülkenin ilk büyük kongresi başladı. Elizabeth Cady Stanton ve Lucretia Mott’un öncülüğünde düzenlenen iki günlük toplantıya kadınların yanı sıra mücadeleyi destekleyen erkekler de katıldı.
Yaklaşık 300 kişinin izlediği kongrede kabul edilen Duygular Bildirgesi, kadınların eğitim, çalışma, mülkiyet edinme, gelirlerini yönetme ve siyasi hayata katılma bakımından erkeklerle eşit olması gerektiğini savundu. En tartışmalı talep ise kadınlara oy hakkı verilmesiydi. Bildirgeyi 68 kadın ve 32 erkek imzaladı. Seneca Falls Kongresi, bütün eşitsizlikleri bir anda ortadan kaldırmadı; ancak kadınların da yurttaşlık haklarına sahip olması gerektiğini örgütlü ve açık bir siyasi talebe dönüştürerek sonraki kuşaklara yol açtı.
1870 – Fransa Alman devletlerinin en güçlüsü Prusya’ya savaş açtı; birleşik Almanya’nın yolu açıldı
Fransa, başkenti Berlin olan ve bugünkü Almanya’nın kuruluşuna öncülük eden güçlü Prusya Krallığı’na savaş ilan etti. O dönemde Almanya henüz tek bir devlet değildi; Prusya, kuzeydeki Alman devletlerini çevresinde toplamış ve güneydekileri de kendi liderliğinde birleştirmeye hazırlanmıştı.
Fransa İmparatoru III. Napolyon, kısa sürecek bir savaş kazanarak ülkesindeki siyasi gücünü sağlamlaştıracağını düşünüyordu. Ancak Prusya ordusu daha iyi örgütlenmişti; güneydeki Alman devletleri de Fransa’ya karşı onun yanında savaşa girdi. Fransa ağır bir yenilgi aldı, III. Napolyon devrildi ve Paris kuşatıldı. Savaşın ardından 1871’de Alman İmparatorluğu kuruldu. Fransa’nın Alsace-Lorraine bölgesini kaybetmesi ise iki ülke arasında onlarca yıl sürecek düşmanlığı besledi ve Avrupa’nın güç dengesini bütünüyle değiştirdi.
1877 – Gazi Osman Paşa Rus ilerleyişini Plevne’de durdurdu: 145 günlük savunma başladı
Gazi Osman Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri ile Rus ordusu arasındaki ilk çarpışmalar, 19 Temmuz 1877’de Bulgaristan’daki Plevne çevresinde başladı. Vidin’den yaklaşık bir haftada bölgeye ulaşan Osman Paşa, Rusların Balkan geçitlerine ve İstanbul yönüne ilerleyişini durdurabilecek stratejik konumdaki kasabayı hızla tahkim etti. Büyük Rus saldırısı ertesi gün gerçekleştirildi ve ağır kayıplarla püskürtüldü.
Osmanlı askerleri kısa sürede toprak tabyalar, siperler ve topçu mevzileri kurdu. Rus ordusu 30 Temmuz’da ve eylül ayında çok daha büyük kuvvetlerle yeniden saldırdı; ancak sayıca üstün olmasına rağmen Plevne’yi ele geçiremedi. Özellikle üçüncü büyük saldırının başarısızlığa uğraması Rus komuta heyetinde geri çekilmenin bile tartışılmasına yol açtı.
Doğrudan hücumlarla sonuç alamayan Rus ve Rumen kuvvetleri, Plevne’nin ikmal yollarını keserek şehri bütünüyle kuşattı. Yiyecek ve cephanesi tükenen Osman Paşa, 10 Aralık’ta kuşmayı yararak çıkmaya çalıştı; çatışmada yaralanınca teslim olmak zorunda kaldı. Böylece 145 gün süren savunma sona erdi.
Plevne sonunda düşse de savunma, Rus ordusunun ilerleyişini aylarca geciktirdi ve Avrupa kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Sultan II. Abdülhamid, Osman Paşa’ya başarısı nedeniyle “Gazi” unvanı verdi. “Plevne Marşı”yla halk hafızasında yaşayan mücadele, askerî tarihin yenilgiyle sonuçlanmasına rağmen kahramanlık simgesine dönüşen en ünlü savunmalarından biri oldu.
1900 – Paris ilk metrosuna kavuştu; sekiz istasyonla başlayan hat kenti değiştirdi
Paris Metrosu’nun ilk hattı, Porte Maillot ile Porte de Vincennes arasında hizmete girdi. Bugünkü 1 numaralı hattın başlangıcını oluşturan güzergâhta ilk gün yalnızca sekiz istasyon açıktı; diğer duraklar sonraki haftalarda birer birer kullanıma alındı.
Metro, milyonlarca ziyaretçiyi Paris’e çeken Dünya Fuarı ve aynı yıl düzenlenen olimpiyat oyunları sırasında kentin ulaşım yükünü hafifletmek amacıyla hızla tamamlanmıştı. Yer altından ilerleyen trenler, Parislilerin işlerine ve eğlence merkezlerine ulaşma biçimini değiştirdi; şehrin merkezden dışarıya doğru büyümesini kolaylaştırdı. Hector Guimard’ın bitki biçimlerini andıran kıvrımlı girişleri de metronun Paris’in görsel simgelerinden biri olmasını sağladı.
1903 – İlk Fransa Bisiklet Turu tamamlandı; Maurice Garin üç saate yakın farkla şampiyon oldu
Bugün dünyanın en ünlü bisiklet yarışı olan Fransa Bisiklet Turu’nun ilk organizasyonu Paris’te sona erdi. Altı uzun etaptan ve yaklaşık 2 bin 428 kilometreden oluşan yarışı, İtalya doğumlu Fransız bisikletçi Maurice Garin kazandı. Garin, en yakın rakibinin yaklaşık üç saat önünde finişe ulaştı.
Yarış, düşen satışlarını artırmak isteyen L’Auto gazetesinin sıra dışı bir tanıtım fikri olarak başlatılmıştı. Bisikletçiler gece boyunca pedal çeviriyor, bozuk yollarda kendi tamirlerini yapmak zorunda kalıyor ve günümüz yarışlarından çok daha uzun etapları tamamlıyordu. İlk yarışa başlayan 60 bisikletçiden yalnızca 21’i genel sıralamayı bitirebildi. Organizasyon gazeteye büyük bir satış artışı sağladı ve ertesi yıl yeniden düzenlendi. Daha sonra dünya spor tarihinin en büyük yıllık organizasyonlarından birine dönüştü.
1909 – Halk savaş gemisi almak için para toplamaya başladı; Osmanlı Donanma Cemiyeti kuruldu
Osmanlı donanmasını güçlendirmek amacıyla İstanbul’da Donanma-yı Osmanî Muavenet-i Milliye Cemiyeti kuruldu. Devlet bütçesinin çağdaş savaş gemileri almaya yetmediği bir dönemde ortaya çıkan cemiyet, ihtiyaç duyulan paranın halkın bağışlarıyla toplanmasını hedefliyordu.
Kampanyalara tüccarlar ve memurların yanı sıra kadınlar, öğrenciler, köylüler ve esnaf da katıldı. Bağış toplamak için rozetler, kartpostallar ve madalyalar satıldı; konserler, müzayedeler ve yardım etkinlikleri düzenlendi. Toplanan paralar, Barbaros Hayreddin ve Turgut Reis gibi savaş gemilerinin satın alınmasına katkı sağladı.
Cemiyet kısa sürede Kocaeli ve çevresine de yayıldı. İzmit Müstakil Livası Şubesi 31 Aralık 1909’da açılırken Karamürsel, Kandıra, Yalova, Sapanca ve Adapazarı gibi merkezlerde de teşkilatlar kuruldu. İzmit şubesi, topladığı yardımlarla ülke çapında öne çıkan şubelerden biri oldu. Polislerden gümrük hamallarına, fabrika işçilerinden tüccarlara, din adamlarından farklı inançlara mensup yurttaşlara kadar toplumun hemen her kesimi kampanyaya katıldı. Bazı vatandaşlar paralarının yanı sıra saatlerini ve hayvanlarını bile bağışladı. Böylece donanmanın güçlendirilmesi, Kocaeli’de de geniş katılımlı bir toplumsal seferberliğe dönüştü.
1909 – 31 Mart Vakası’nın tartışmalı ismi Derviş Vahdetî idam edildi
- Meşrutiyet döneminde yayımladığı Volkan gazetesiyle İttihat veTerakkî’yekarşı sert bir muhalefet yürüten Derviş Vahdetî, İstanbul’da idam edildi. İttihâd-ı Muhammedî Cemiyetinin kurucuları arasında yer alan Vahdetî, dinî söylemi siyasetin merkezine taşıyarak ulema, medrese öğrencileri ve İttihatçı yönetimden hoşnutsuz çevreler üzerinde etkili olmuştu. Gazetesi de kısa sürede cemiyetin yayın organına dönüşmüştü.
13 Nisan 1909’da başlayan ve tarihe 31 Mart Vakası olarak geçen askerî ayaklanma sırasında Vahdetî ile cemiyet üyeleri isyancıların yanında yer aldı. Volkan’da yayımlanan bazı yazılar ve Vahdetî’nin II. Abdülhamid’e hitaben kaleme aldığı açık mektup, halkı ve askerleri kışkırtıcı bulundu. Hareket Ordusu’nun İstanbul’a ilerlemesi üzerine kaçan Vahdetî; Beykoz’un ardından Gebze, Hereke ve Sapanca’da gizlendi, daha sonra gittiği İzmir’de ihbar edilerek yakalandı. Divan-ı Harpte 31 Mart Vakası’nın sorumlularından biri sayılarak idama mahkûm edildi ve cezası 19 Temmuz 1909’da infaz edildi.
Derviş Vahdetî’nin olaylardaki gerçek rolü, Osmanlı tarihinin tartışmalı konularından biri olarak kaldı. Bazı araştırmacılar onu ayaklanmanın başlıca kışkırtıcılarından biri, bazıları ise İttihat ve Terakkî’nin iktidar mücadelesinde büyüttüğü bir figür olarak değerlendirir. İngiliz yanlısı Kâmil Paşa çevresiyle yakınlığı nedeniyle “İngiliz ajanı” olmakla suçlanmışsa da bu iddia kesin biçimde kanıtlanmış bir tarihsel gerçek değildir.
1921 – O dönemde İzmit’e bağlı olan Yalova işgalden kurtuldu
Bugün ayrı bir il olan Yalova, Kurtuluş Savaşı sırasında İzmit Mutasarrıflığına bağlı bir kazaydı. Eylül 1920’den beri devam eden son Yunan işgali, 19 Temmuz 1921’de sona erdi ve kasaba yeniden Türk kuvvetlerinin denetimine geçti.
Yalova ve çevresi işgal döneminde ağır bir sivil yıkım yaşamıştı. Yunan birlikleriyle birlikte hareket eden silahlı Rum ve Ermeni grupların saldırıları sırasında çok sayıda Müslüman köyü yakıldı; siviller öldürüldü, binlerce kişi evlerini terk ederek İstanbul ve çevresine sığınmak zorunda kaldı. Bölgede yaşananlar, yabancı gözlemcilerin de yer aldığı uluslararası inceleme heyetlerinin raporlarına yansıdı.
Yalovalılar işgale karşı Kuvâ-yi Milliye’ye katılırken Yalova Müstakil Bölüğü, daha sonra düzenli ordunun emrinde Batı Anadolu’daki mücadeleye de destek verdi. Yalova’nın kurtuluşu bugün ayrı bir ilin yerel tarihi gibi görünse de olayın yaşandığı dönemde bölge idarî olarak İzmit’e bağlıydı. Bu nedenle 19 Temmuz 1921, Kocaeli ve çevresindeki Millî Mücadele tarihinin de önemli günlerinden biridir.
1921 – Kandaki hormonları ölçmeyi mümkün kılan Rosalyn Yalow doğdu
Tıp dünyasının en önemli ölçüm yöntemlerinden birini geliştirecek olan Amerikalı nükleer fizikçi Rosalyn Sussman Yalow, New York’ta doğdu. Bilim dünyasında kadınlara çok az yer verildiği bir dönemde fizik eğitimi alan Yalow, doktor Solomon Berson ile birlikte radyoimmünoassay adı verilen yöntemi geliştirdi.
Kısaca RIA olarak bilinen yöntem, kandaki insülin ve diğer hormonlar gibi son derece küçük miktardaki maddelerin radyoaktif işaretleyiciler yardımıyla ölçülmesini sağladı. Böylece şeker hastalığından tiroit bozukluklarına kadar çok sayıda hastalığın araştırılması ve teşhis edilmesi kolaylaştı. Yöntem daha sonra vitaminlerin, enzimlerin, ilaçların ve virüslerin ölçümünde de kullanıldı.
Yalow, bu çalışması nedeniyle 1977 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü kazandı. RIA yöntemi günümüzde başka tekniklerle büyük ölçüde geliştirilmiş olsa da modern laboratuvar tıbbının temelini atan buluşlardan biri olarak kabul ediliyor.
1929 – İstanbul’u tuvale taşıyan saray ressamı Fausto Zonaro öldü
Osmanlı’nın son saray ressamı olarak anılan İtalyan sanatçı Fausto Zonaro, 19 Temmuz 1929’da Sanremo’da hayatını kaybetti. Edmondo de Amicis’in İstanbul’u anlattığı eserinden etkilenerek 1891’de kente gelen Zonaro, kısa sürede diplomatik ve saray çevrelerinde tanındı. Ertuğrul Süvari Alayı’nın Galata Köprüsü’nden Geçişi adlı tablosunun II. Abdülhamid’in dikkatini çekmesinin ardından 1896’da saray ressamlığına getirildi.
Zonaro yalnızca padişahı, şehzadeleri ve Osmanlı zaferlerini resmetmedi; İstanbul’un gündelik hayatını da ayrıntılarıyla tuvale aktardı. Dervişleri, balıkçıları, sokak berberlerini, tulumbacıları, bayramları, Boğaziçi’ni ve kentin farklı semtlerini konu alan yaklaşık 1300 eser üretti. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethine ilişkin sahneleri ile Hücum adlı tablosu, en tanınmış çalışmalarından oldu.
- Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra saraydaki konumunu kaybedenZonaro, 1910’da İstanbul’dan ayrılarak İtalya’ya döndü. Arkasında yalnızca tarihî tablolar değil, Osmanlı başkentinin son dönemini renkleri, insanları ve gündelik hayatıyla belgeleyen geniş bir görsel hafıza bıraktı. Eserlerinin önemli bir bölümü bugün İstanbul’daki saray ve müzelerde bulunuyor.
1933 – Denizli’nin Çivril ilçesi şiddetli depremle sarsıldı; 20 kişi öldü
Denizli’nin Çivril ilçesinde gece saatlerinde meydana gelen 5,7 büyüklüğündeki deprem, ilçede ve çevre köylerde ağır hasara yol açtı. Kandilli Rasathanesi kayıtlarına göre yıkıcı şiddetteki depremde 20 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 200 yapı hasar gördü.
Depremin büyüklüğü, çok daha sonraki depremlerle karşılaştırıldığında olağanüstü yüksek görünmeyebilir. Ancak dönemin taş, kerpiç ve ahşap karışımı dayanıksız yapıları sarsıntıya karşı büyük ölçüde savunmasızdı. Ulaşım ve haberleşme imkânlarının sınırlı olması da yardım çalışmalarını güçleştirdi. Çivril depremi, Batı Anadolu’daki orta büyüklükte bir depremin bile uygun olmayan yapılaşma nedeniyle ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteren erken Cumhuriyet dönemi felaketlerinden biri oldu.
1935 – Aydın Cephesi’nin Kuvâ-yi Milliye komutanı Şükrü Aydındağ öldü
Millî Mücadele’nin asker ve siyasetçilerinden Hacı Şükrü Aydındağ, tuğgeneral rütbesiyle görevini sürdürürken İstanbul’da hayatını kaybetti. Harbiye Mektebinden mezun olduktan sonra Osmanlı ordusuna katılan Aydındağ; Balkan Savaşları ile Birinci Dünya Savaşı’nın çeşitli cephelerinde görev yaptı. Mondros Ateşkes Antlaşması’nın ardından Anadolu’ya geçerek Aydın Cephesi’nde Yunan işgaline karşı savaşan Kuvâ-yi Milliye birliklerinin genel komutanlığını üstlendi.
1920’de Diyarbakır milletvekili seçilen Aydındağ, 23 Nisan’da açılan Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisinde yer aldı. Millî Savunma, Anayasa, Bütçe ve Dışişleri komisyonlarında çalıştı; Meclisin ilk döneminin büyük bölümünde Millî Savunma Komisyonu Başkanlığını yürüttü. Hem milletvekilliği yapması hem de cephede savaşması nedeniyle, iki hizmeti simgeleyen kırmızı-yeşil şeritli İstiklâl Madalyası’yla ödüllendirildi.
Milletvekilliğinin ardından yeniden orduya dönen Şükrü Aydındağ, 1933’te tuğgeneralliğe yükseldi ve 17. Tümen Piyade Tugay Komutanlığına getirildi. 19 Temmuz 1935’te görev başındayken öldü. Aydındağ, Osmanlı’nın son savaşlarından Cumhuriyet’in kuruluşuna uzanan dönemde hem cephede hem de ilk Mecliste sorumluluk üstlenen isimlerden biri olarak tarihe geçti.
1936 – Gölcük’ün ilçe düzeni tamamlandı; İhsaniye nahiyesi kaldırıldı
Gölcük, 9 Haziran 1936’da kabul edilen kanunla Kocaeli’nin yeni ilçelerinden biri olmuştu. 19 Temmuz’da yapılan idarî düzenlemeyle İhsaniye nahiyesi kaldırıldı ve çevredeki köylerin Gölcük ilçesine nasıl bağlanacağı kesinleştirildi.
İhsaniye nahiyesine bağlı 19 köyün yanı sıra Karamürsel’e bağlı Ulaşlı ve Halıdere ile Bahçecik nahiyesine bağlı Nüzhetiye ve Ferhadiye köyleri de Gölcük’e bağlandı. Böylece İzmit Körfezi’nin güney kıyısındaki yeni ilçenin sınırları ve idarî yapısı büyük ölçüde biçimlendi.
Gölcük’ün büyümesinde, 1920’li yıllarda Yavuz zırhlısının onarılması için kurulan tesisler ve ardından gelişen donanma tersanesi belirleyici oldu. İstanbul tersanelerinden gelen işçiler ile ailelerinin yerleşmesi, küçük kıyı yerleşimini kısa sürede bir donanma ve sanayi kentine dönüştürdü. Yeni ilçede devlet dairelerine uygun bina bulunmadığından kaymakamlık ve bazı resmî kurumlar ilk yıllarda geçici olarak Değirmendere’deki kiralık yapılarda çalıştı.
1939 – Türk sinemasında sansür sistemi sertleştirildi: Senaryo ve filmler iki kez denetlenmeye başladı
“Filmlerin ve Film Senaryolarının Kontrolüne Dair Nizamname”, Bakanlar Kurulunun 19 Temmuz 1939 tarihli kararıyla kabul edildi. Düzenleme 31 Temmuz’da Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Türkiye’de film denetimi daha önce de uygulanıyordu; ancak bu nizamname, sansürün uzun yıllar boyunca işleyecek temel kurallarını belirledi.
Yerli filmler önce senaryo hâlindeyken, ardından çekimleri tamamlandıktan sonra yeniden kontrol ediliyordu. Komisyon; İçişleri Bakanlığı, Emniyet, Genelkurmay ve eğitimle ilgili devlet kurumlarının temsilcilerinden oluşuyordu. Bir film ancak kuruldan izin aldıktan sonra gösterilebiliyor; bazı sahnelerin çıkarılması, değiştirilmesi veya filme yeni bölümler eklenmesi istenebiliyordu.
Nizamname; “millî rejime aykırı ideoloji”, din veya yabancı devlet propagandası, genel ahlaka aykırılık, askerlik itibarını zedelemek, suç işlemeye yöneltmek ve Türkiye hakkında olumsuz görüntü yaratmak gibi oldukça geniş yasaklar getiriyordu. Bu ifadelerin sınırlarının belirsizliği, komisyonlara siyasi eleştiriden yoksulluk görüntülerine kadar pek çok konuya müdahale etme olanağı sağladı.
Düzenleme küçük değişikliklerle 1977’ye kadar Türk sinemasındaki sansürün başlıca hukuki dayanağı olarak kaldı. Senaryonun daha film çekilmeden denetlenmesi ise ancak 1986 tarihli Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu’yla sona erdi. Bu nedenle 1939 Nizamnamesi, Yeşilçam’ın hikâyelerini, karakterlerini ve anlatamayacağı konuları onlarca yıl biçimlendiren düzenlemelerden biri oldu.
1943 – Müttefik uçakları Roma’yı ilk kez bombaladı; işçi mahallesi San Lorenzo yıkıma uğradı
İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan öncülüğündeki Müttefik hava kuvvetleri, İtalya’nın başkenti Roma’ya ilk büyük bombardımanını düzenledi. Saldırının temel hedefleri demiryolu yük istasyonları, havaalanları ve askerî üretim tesisleriydi. Ancak bombaların önemli bir bölümü çevredeki yerleşim alanlarına düştü.
En ağır yıkım, demiryolu işçilerinin ve dar gelirli ailelerin yaşadığı San Lorenzo mahallesinde meydana geldi. Evler, okullar, hastaneler ve tarihî San Lorenzo Bazilikası zarar gördü. Can kaybına ilişkin tahminler 1600 ile 3200 arasında değişiyor; bu nedenle kesin bir sayı vermek mümkün değil.
Papa XII. Pius, saldırıdan sonra San Lorenzo’ya giderek enkaz arasındaki halkla görüştü. Bombardıman, savaşın Roma’ya doğrudan ulaşmasının ve Mussolini yönetiminin ülkedeki desteğini hızla kaybetmesinin simgelerinden biri oldu. Mussolini, saldırıdan yalnızca altı gün sonra iktidardan uzaklaştırıldı.
1947 – Burma’nın bağımsızlık lideri Aung San hükümet toplantısında öldürüldü
Bugünkü adı Myanmar olan Burma’nın bağımsızlık mücadelesinin lideri Aung San, başkent Rangoon’daki hükümet binasında düzenlenen silahlı saldırıda öldürüldü. Askerî üniforma giyen saldırganlar, Bakanlar Kurulu toplantısını basarak Aung San ile birlikte altı bakanı ve iki kişiyi daha öldürdü.
Aung San, önce Japonların desteğiyle İngiliz sömürge yönetimine karşı mücadele etmiş, Japon işgalinin gerçek yüzünü gördükten sonra taraf değiştirerek ülkesini yeniden İngilizlerden kurtarmaya yönelmişti. Ölümünden birkaç ay önce İngiltere ile Burma’nın bağımsızlığının yolunu açan anlaşmayı imzalamıştı. Ülke, onun öldürülmesinden yaklaşık altı ay sonra bağımsızlığını kazandı.
Suikasttan eski başbakan ve siyasi rakip U Saw sorumlu tutuldu; yargılandıktan sonra idam edildi. Aung San’ın öldürülmesi, bağımsız Burma’yı yönetecek deneyimli siyasi kadronun büyük bölümünü ortadan kaldırdı. Aung San aynı zamanda ülkenin daha sonra dünya çapında tanınan siyasetçisi Aung San Suu Kyi’nin babasıydı.
1952 – Beyaz Saray’ın üzerinde UFO alarmı verildi; savaş uçakları havalandı
ABD’nin başkenti Washington’da 19 Temmuz’u 20 Temmuz’a bağlayan gece, hava trafik kontrolörleri radar ekranlarında normal uçuş güzergâhlarına uymayan yedi cisim fark etti. Washington Ulusal Havalimanı ile Andrews Hava Üssündeki radarların da izlediği açıklanamayan işaretlerden bazıları, Beyaz Saray ve Kongre binasının bulunduğu bölgenin üzerinde görünüyordu. Pilotlar ve kule görevlileri de gökyüzünde hızla hareket eden parlak ışıklar gördüklerini bildirdi.
Delaware’deki New Castle Hava Üssünden iki F-94 savaş uçağı Washington’a gönderildi. Ancak uçaklar bölgeye yaklaşmadan önce cisimler radar ekranlarından kayboldu; savaş uçakları yakıtları azaldığı için ayrılınca işaretlerin yeniden belirdiği bildirildi. Bir hafta sonra benzer olayların tekrarlanması, gazetelerde “başkenti uçan daireler sardı” biçiminde manşetlere dönüştü ve Başkan Harry Truman’ın da açıklama istemesine yol açtı.
ABD Hava Kuvvetleri daha sonra radar görüntülerini, sıcak ve soğuk hava katmanlarının radar dalgalarını yanıltmasıyla oluşan “sıcaklık terselmesi”; görülen ışıkları ise yıldız, meteor ve kent ışıklarıyla açıkladı. Bazı radar görevlileri bu açıklamaya karşı çıktı, ancak cisimlerin uzay araçları olduğuna ilişkin hiçbir kanıt bulunamadı. Olay yine de UFO tarihinin en çok konuşulan vakalarından biri oldu.
1954 – Elvis Presley ilk plağını çıkardı; rock and roll’un yükselişi başladı
Henüz 19 yaşında ve neredeyse hiç tanınmayan Elvis Presley’nin ilk ticari plağı That’s All Right, Memphis’teki Sun Records tarafından yayınlandı. Elvis, blues sanatçısı Arthur “Big Boy” Crudup’ın şarkısını gitarist Scotty Moore ve kontrbasçı Bill Black’le birlikte, blues ile country müziğini buluşturan hareketli bir yorumla kaydetmişti. Yapımcı Sam Phillips’in aradığı yeni ses, planlı bir çalışma sırasında değil, müzisyenlerin stüdyoda şarkıyla eğlenmeye başlaması üzerine ortaya çıktı.
Plağın diğer yüzünde Bill Monroe’nun Blue Moon of Kentucky adlı country klasiği yer alıyordu. Böylece siyahların blues geleneğiyle beyazların country müziği aynı plakta ve Elvis’in kendine özgü yorumunda birleşti. Başlangıçta Memphis ve çevresinde ilgi gören çalışma, Elvis’in kısa sürede ülke çapında tanınmasının önünü açtı. That’s All Right, bugün rock and roll’un doğuşunu simgeleyen kayıtlardan ve popüler müzik tarihinin önemli dönüm noktalarından biri kabul ediliyor.
1961 – Uçakta film izleme dönemi başladı; ilk düzenli gösterim yalnızca birinci sınıfa sunuldu
Amerikan hava yolu şirketi TWA, New York’tan Los Angeles’a giden bir Boeing 707’de düzenli uçak içi film hizmetini başlattı. Daha önce uçaklarda çeşitli deneme gösterimleri yapılmıştı; ancak bu sefer, tarifeli yolculara sürekli sunulan ilk ticari film hizmeti olarak tarihe geçti.
Birinci sınıf yolcular için gösterilen ilk film, Lana Turner’ın başrolünde oynadığı By Love Possessed oldu. Uçak yolculuğu sırasında kullanılacak projektörün hafif olması, türbülansa dayanması ve uzun bir filmi makaralar değiştirilmeden gösterebilmesi gerekiyordu. Bu sorunları çözmek için özel bir 16 milimetrelik sistem geliştirildi.
Başlangıçta yalnızca varlıklı yolculara sunulan uçak içi sinema, zamanla ekonomi sınıfına da yayıldı. Ortak perdelerin yerini koltuk arkası ekranlar, yüzlerce film seçeneği, oyunlar ve internet aldı. Bugün sıradan görünen uçak içi eğlence hizmetinin başlangıcında bu tek film vardı.
1963 – Joe Walker roket uçakla 106 kilometreye çıktı; uçakla uzay sınırı aşıldı
NASA test pilotu Joe Walker, deneysel X-15 roket uçağıyla 106 kilometre yüksekliğe ulaşarak uluslararası olarak kabul gören uzay sınırını geçti. Walker’ın uçuşu yalnızca 11 dakika sürdü; ancak insanlı uzay çalışmaları açısından önemli bilgiler sağladı.
X-15, yerden havalanan sıradan bir uçak değildi. Bir B-52 bombardıman uçağının kanadı altında yüksek irtifaya taşınıyor, bırakıldıktan sonra roket motorunu ateşleyerek atmosferin üst katmanlarına çıkıyordu. Havanın neredeyse kalmadığı yüksekliklerde klasik kanatlar işe yaramadığı için araç küçük roketlerle yönlendiriliyordu.
Walker, böylece 100 kilometrelik Kármán çizgisini geçen ilk X-15 pilotu ve uzaya ulaşan ilk Amerikalı sivil pilot oldu. Bir ay sonra aynı başarıyı tekrarlayarak uzaya iki kez çıkan ilk insan oldu. X-15 programında elde edilen bilgiler, daha sonraki uzay araçlarının ısıya dayanıklılığı, yönlendirilmesi ve atmosfere dönüşü çalışmalarında kullanıldı.
1967 – Büyüyen Kullar köy olmaktan çıktı; kendi belediyesine kavuştu
İzmit Merkez Bucağına bağlı Kullar köyünde belediye kurulmasına ilişkin karar, Resmî Gazete’de yayımlandı. 1965 sayımına göre 2 bin 285 kişinin yaşadığı Kullar, böylece köy yönetiminden çıkarak kendi belediye teşkilatına sahip bir beldeye dönüştü.
Kullar’ın büyümesinde SEKA ve çevrede gelişen sanayi kuruluşları etkili oldu. İş imkânlarının artmasıyla yerleşim göç almaya başladı; özellikle 1960’lı yılların ortalarından itibaren Ordu ve çevresinden gelen aileler Vezirçiftliği başta olmak üzere bölgeye yerleşti. Belediye kurulması, hızla artan nüfusun yol, su, temizlik ve yapılaşma gibi ihtiyaçlarının yerel bir yönetim tarafından karşılanmasının önünü açtı.
Kullar Belediyesi 2008 yılına kadar varlığını sürdürdü. Daha sonra Kullar, Bahçecik, Yuvacık, Yeniköy ve Karşıyaka çevresindeki yerleşimlerin bir araya getirilmesiyle oluşturulan Başiskele ilçesinin parçalarından biri oldu. Bir zamanların küçük köyü, bugün Başiskele’nin en yoğun sanayi ve yerleşim bölgelerinden biri olarak varlığını sürdürüyor.
1969 – Apollo 11 Ay’ın çevresinde dönmeye başladı; tarihî inişe bir gün kaldı
Neil Armstrong, Buzz Aldrin ve Michael Collins’i taşıyan Apollo 11 uzay aracı, Dünya’dan üç gün süren yolculuğun ardından Ay’a ulaştı. Araç, Ay’ın arka tarafına geçtiğinde Dünya ile bağlantısı kesildi ve ana motorunu yaklaşık altı dakika ateşleyerek Ay’ın çekim alanına girdi.
İlk manevranın ardından Apollo 11, Ay çevresinde elips biçiminde bir yörüngeye yerleşti. Daha sonra yapılan ikinci motor ateşlemesiyle yörünge yaklaşık 110 kilometre yüksekliğinde daha düzenli hâle getirildi. Astronotlar, ertesi gün yapılacak iniş için belirlenen bölgeyi yukarıdan gözlemledi ve Ay modülü Eagle’ın sistemlerini son kez kontrol etti.
Ertesi gün Armstrong ve Aldrin Eagle ile Ay yüzeyine inerken Collins, Columbia adlı komuta modülüyle yörüngede kalacaktı. İnsanlığın başka bir gök cisminin yüzeyine ilk kez ayak basmasına artık yalnızca saatler kalmıştı.
1974 – Türkiye Kıbrıs’a müdahale kararı aldı; askerî harekât için son hazırlıklar başladı
Kıbrıs’ta Yunanistan’daki askerî cuntanın desteğiyle Cumhurbaşkanı Makarios’a karşı darbe yapılması ve adanın Yunanistan’a bağlanmasının hedeflenmesi üzerine Türkiye harekete geçti. Başbakan Bülent Ecevit, garantör ülkelerden İngiltere ile ortak müdahale imkânını görüşmek için Londra’ya gitti; ancak İngiliz hükûmetinden olumlu karşılık alamadı.
Ecevit’in 19 Temmuz’un ilk saatlerinde Ankara’ya dönmesinin ardından hükümet, Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanları arasında son değerlendirmeler yapıldı. Türkiye, 1960 Garanti Antlaşması’ndan doğan yetkisine dayanarak tek başına askerî müdahalede bulunma kararı aldı. Çıkarma birlikleri Mersin’de gemilere bindirildi, paraşüt ve hava indirme birlikleri hazırlandı.
Kıbrıs Barış Harekâtı ertesi sabah, 20 Temmuz 1974’te başladı. Bu nedenle harekâtın başlangıç günü 20 Temmuz olsa da askerî ve siyasi kararların kesinleştiği, birliklerin yola çıkarıldığı kritik gün 19 Temmuz’du.
1977 – GPS’in ilk uydu sinyali başarıyla alındı; dünyada yol bulma biçimi değişmeye başladı
ABD’nin Iowa eyaletinde çalışan mühendisler, GPS sisteminin öncüsü olan NTS-2 uydusundan gönderilen deneysel sinyali ilk kez başarıyla aldı ve çözdü. Mühendis David Van Dusseldorp, sinyalin geleceği kısa zaman aralığını yakalayabilmek için bir binanın çatısında anteni beş dakikada bir elle ayarlıyordu.
O dönemde kullanılan alıcı, bugünkü cep telefonlarına hiç benzemiyordu; yaklaşık iki metre yüksekliğinde, iki kişinin oturabildiği büyük bir cihazdı. NTS-2 uydusunda son derece hassas bir sezyum atom saati bulunuyordu. Uydunun konumu ile sinyalin ulaşma süresi karşılaştırılarak yeryüzündeki bir noktanın yeri hesaplanabiliyordu.
Başlangıçta askerî amaçlarla geliştirilen GPS; daha sonra otomobillere, gemilere, uçaklara ve cep telefonlarına girdi. Bugün haritaların yanı sıra bankacılık sistemleri, telefon şebekeleri, elektrik ağları, tarım ve acil yardım hizmetleri de GPS’in sağladığı hassas konum ve zaman bilgisinden yararlanıyor.
1978 – Kocaeli sahnelerinden televizyona uzanan kariyeriyle oyuncu Esra Ronabar doğdu
Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Esra Ronabar, İzmir’in Ödemiş ilçesinde doğdu. Ankara Üniversitesi Kimya Bölümünde başladığı eğitimini yarıda bırakarak oyunculuğa yöneldi; Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümünü bitirdi. Öğrencilik yıllarında Ankara Sanat Tiyatrosunda sahneye çıkan Ronabar, daha sonra tiyatro ile televizyon kariyerini birlikte sürdürdü.
Ronabar’ın meslek yaşamının önemli duraklarından biri Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları oldu. Karar Kimin?, İki Efendinin Uşağı ve Oyun Nasıl Oynanmalı adlı yapımlarda rol aldı. Oyun Nasıl Oynanmalı oyunundaki Sevil karakteriyle 2008’de İsmet Küntay Jüri Özel Ödülü’nü kazandı. Yıllar sonra bu dönemi hatırlayan sanatçı, Kocaeli Şehir Tiyatrolarının mesleğinin ilk yıllarında kendisine ışık olduğunu ve buradaki meslektaşlarından çok şey öğrendiğini söyledi.
Bir İstanbul Masalı dizisindeki Birnur ve Beyaz Gelincik’teki Bahar rolleriyle geniş kitlelerce tanınan Ronabar; tiyatro sahnelerinin yanı sıra çok sayıda televizyon ve sinema yapımında yer aldı.
1980 – Kandıra doğumlu eski Başbakan Nihat Erim suikastla öldürüldü
Türkiye’nin 13. Başbakanı Nihat Erim, İstanbul Dragos’taki Deniz Kulübünün önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Otomobilinden indiği sırada iki saldırganın açtığı ateşte Erim’in koruma polisi Ali Kartal da öldürüldü. Suikastı, olay yerinde bildiri bırakan silahlı sol örgüt Devrimci Sol üstlendi. Erim, Türkiye’de suikastla öldürülen ilk eski başbakan oldu.
1912’de Kocaeli’nin Kandıra ilçesinde doğan Erim, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra Paris’te doktorasını tamamladı ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde profesörlüğe yükseldi. Kocaeli milletvekilliği, Bayındırlık Bakanlığı ve başbakan yardımcılığı yaptı. 12 Mart 1971 askerî muhtırasının ardından CHP’den ayrılarak “partiler üstü” hükümeti kurmakla görevlendirildi; 1971-1972 yıllarında iki ayrı hükümete başkanlık etti.
Başbakanlığı döneminde sıkıyönetim genişletildi, anayasal haklar sınırlandırıldı ve sol örgütlere yönelik ağır operasyonlar yürütüldü. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamları da onun hükümetleri döneminde Meclis gündemine geldi. Bu nedenle Erim, akademik ve siyasi kariyerinin yanı sıra 12 Mart döneminin baskıcı uygulamalarıyla anılan tartışmalı bir isimdi. Suikastı, 12 Eylül 1980 askerî darbesine giden süreçte Türkiye’yi sarsan siyasal cinayetlerin en çarpıcılarından biri oldu.
1980 – Soğuk Savaş olimpiyatlara sıçradı; Moskova 1980 boykot gölgesinde başladı
- Yaz Olimpiyat Oyunları, Sovyetler Birliği’nin başkenti Moskova’da düzenlenen açılış töreniyle başladı. Ancak dünyanın en büyük spor organizasyonu, yarışmalardan çok siyasetin gölgesinde kaldı. Sovyet ordusunun Aralık 1979’da Afganistan’ı işgal etmesinin ardından ABD Başkanı Jimmy Carter, birliklerin geri çekilmemesi hâlinde oyunların boykot edilmesi çağrısında bulunmuştu.
ABD’nin öncülük ettiği boykota Türkiye, Batı Almanya, Japonya, Kanada ve Çin’in de aralarında bulunduğu 60’tan fazla ülke katıldı. Bazı ülkeler ise sporcularına serbestlik tanıdı; yarışmalara giden kimi kafileler ulusal bayrakları yerine Olimpiyat bayrağı altında mücadele etti. Sonuçta Moskova’ya yalnızca 80 ülke sporcu gönderdi ve bu sayı 1956’dan beri görülen en düşük katılım oldu. Türkiye’nin boykot kararı, Millî Olimpiyat Komitesinin dışında hükümet ve spor yönetimi tarafından alınmış; resmî bildirimde katılmama gerekçesi “teknik nedenler” olarak açıklanmıştı. Dört yıl sonra Sovyetler Birliği ve müttefikleri de Los Angeles Olimpiyatları’nı boykot ederek spor dünyasındaki siyasi bölünmeyi daha da derinleştirdi.
1983 – İnsan başının ilk üç boyutlu tomografi görüntüsü oluşturuldu
Radyolog Michael Vannier ile cerrah Jeffrey Marsh ve mühendis Jeffrey Warren’ın hazırladığı, insan başının bilgisayarlı tomografi görüntülerini üç boyutlu hâle getiren çalışma yayımlandı. O tarihe kadar tomografi cihazları vücudu ince dilimler hâlinde gösteriyor, doktorların bu kesitleri zihinlerinde birleştirmesi gerekiyordu.
Araştırmacılar, uçak ve otomobil tasarımında kullanılan bilgisayar destekli çizim yöntemlerini tıbba uyarladı. Farklı tomografi kesitleri bilgisayarda bir araya getirilerek kafatası, yüz kemikleri, kaslar ve deri farklı açılardan görülebilen üç boyutlu görüntülere dönüştürüldü.
Yöntem özellikle doğuştan yüz ve çene bozukluğu bulunan hastaların ameliyatlarının planlanmasını kolaylaştırdı. Daha sonra gelişen üç boyutlu görüntüleme teknolojileri; beyin cerrahisinden ortopediye, kanser tedavisinden adli tıbba kadar pek çok alanda kullanılmaya başladı. Bugün ameliyat öncesinde organların bilgisayarda döndürülerek incelenebilmesinin temelinde bu ilk çalışmalar bulunuyor.
1983 – Millî Görüş siyasete yeniden döndü; Refah Partisi kuruldu
12 Eylül 1980 askerî darbesinin ardından kapatılan Millî Selamet Partisinin siyasal çizgisini sürdürmek amacıyla Refah Partisi kuruldu. Avukat Ali Türkmen’in başkanlığındaki 33 kişilik kurucu kadronun 27 üyesi, Türkmen de dâhil olmak üzere Millî Güvenlik Konseyi tarafından veto edildi. Kadrosunu zamanında tamamlayamayan parti, Kasım 1983 genel seçimlerine katılamadı; genel başkanlığa daha sonra Ahmet Tekdal getirildi.
Siyasi yasakların 1987’de kaldırılmasının ardından Necmettin Erbakan partinin başına geçti. Refah Partisi, özellikle büyük kentlerin yoksul mahallelerinde ve Anadolu’da kurduğu güçlü teşkilatla hızla büyüdü; 1994 yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara dâhil birçok belediyeyi kazandı. 1995 genel seçimlerinde yüzde 21,7 oy ve 158 milletvekiliyle birinci parti oldu. Erbakan, Doğru Yol Partisiyle kurulan Refahyol koalisyonunda 1996’da başbakanlığa yükseldi.
28 Şubat sürecinin ardından hükümetten ayrılan Refah Partisi, “laik Cumhuriyet ilkesine aykırı eylemlerin odağı olduğu” gerekçesiyle 16 Ocak 1998’de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Yaklaşık 15 yıllık ömrüne rağmen parti, yetiştirdiği kadrolar ve değiştirdiği seçmen dengeleriyle Türkiye’nin yakın siyasi tarihine kalıcı biçimde damga vurdu.
1985 – İhmal, iki maden atığı barajını çökertti; Val di Stava’da 268 kişi öldü
İtalya’nın kuzeyindeki Trentino bölgesinde, Tesero yakınlarındaki Stava Vadisi’nde bulunan iki maden atığı barajı art arda çöktü. Önce üst havzanın seti yıkıldı, ardından aşağıdaki ikinci set de oluşan basınca dayanamadı. Yaklaşık 180 bin metreküp su, kum, balçık ve maden atığı, saatte 90 kilometreye yaklaşan hızla vadiye yayıldı.
Birkaç dakika içinde Stava yerleşimi büyük ölçüde yok oldu; 268 kişi hayatını kaybetti. Çamur seli 3 oteli, 53 evi, 6 sanayi yapısını ve 8 köprüyü tamamen yıktı; önüne çıkan ağaçları ve araçları sürükleyerek 4,2 kilometrelik alanı kapladı. Kurbanlar arasında çok sayıda çocuk ve bölgeye tatile gelen turist de bulunuyordu.
Soruşturmalar, facianın yıllarca biriken ihmallerin sonucu olduğunu ortaya çıkardı. Barajların yeterli güvenlik payı bulunmadan yükseltildiği, düzenli olarak denetlenmediği ve daha önce belirlenen kararsızlık belirtilerine rağmen önlem alınmadığı belirlendi. 1992’de işletme yöneticileri ile denetimden sorumlu kamu görevlilerinin de aralarında bulunduğu 10 kişi suçlu bulundu; ancak mahkûm edilenlerin hiçbiri hapis yatmadı. Val di Stava faciası, İtalya tarihinin en ölümcül sanayi felaketlerinden biri olarak kayıtlara geçti.
1987 – Mehmet Terzi San Francisco Maratonu’nu kazandı; Türk atletizmine tarihi bir zafer yaşattı
Millî atlet Mehmet Terzi, ABD’de düzenlenen San Francisco Maratonu’nu 2 saat 14 dakika 7 saniyelik derecesiyle birinci tamamladı. Sisli havada ve dik yokuşlarıyla bilinen zorlu parkurda beş kişilik öncü grupla ilerleyen Terzi, yaklaşık 35’inci kilometrede rakiplerinden koparak finişe tek başına ulaştı. Meksikalı Carlos Rivas Salas’ı bir dakikadan fazla farkla geride bırakırken Kenyalı Sam Ngatia üçüncü oldu.
Bilecik’in Pazaryeri ilçesine bağlı Kurtköy’de doğan Terzi, 1970’te başladığı atletizm yaşamında Türkiye’nin en başarılı uzun mesafe koşucularından biri hâline gelmişti. 1983 Akdeniz Oyunları’nda maraton şampiyonluğuna ulaşmış, 1985’te İstanbul Maratonu’nu kazanmıştı. San Francisco zaferinden yalnızca iki ay önce ise Londra Maratonu’nda 2 saat 10 dakika 25 saniyelik kişisel en iyi derecesini elde etmişti.
1984 Los Angeles ve 1988 Seul Olimpiyatları’nda da Türkiye’yi temsil eden Mehmet Terzi’nin San Francisco’daki birinciliği, Türk maratonculuğunun uluslararası alandaki en dikkat çekici başarılarından biri olarak tarihe geçti.
1988 – Bruce Springsteen Doğu Berlin’de 160 bin kişiye seslendi; özgürlük özlemi sahneye taşındı
Amerikalı rock yıldızı Bruce Springsteen, Berlin Duvarı’nın doğusunda kalan sosyalist Doğu Berlin’de yaklaşık 160 bin kişinin izlediği büyük bir konser verdi. Ülkeyi yöneten Sosyalist Birlik Partisi, Batı müziğine ilgi duyan gençlerin tepkisini azaltmak amacıyla konserin düzenlenmesine izin vermişti.
Springsteen, işçi sınıfından gelen ve Amerikan toplumundaki eşitsizlikleri eleştiren bir sanatçı olduğu için Doğu Alman yöneticiler tarafından diğer Batılı yıldızlara göre daha kabul edilebilir görülüyordu. Ancak konser, yönetimin beklediği gibi gençlerin öfkesini yatıştırmak yerine onlara dışarıdaki dünyayı ve sahip olmadıkları özgürlükleri hatırlattı.
Springsteen Almanca yaptığı kısa konuşmada herhangi bir hükümet için ya da ona karşı gelmediğini, bir gün bütün engellerin ortadan kalkmasını umduğunu söyledi; ardından Bob Dylan’ın Chimes of Freedom şarkısını seslendirdi. Konser Berlin Duvarı’nı tek başına yıkmadı; ancak Duvar’ın yıkılmasından 16 ay önce Doğu Alman gençlerinin değişim arzusunu görünür kılan simgesel olaylardan biri oldu.
1989 – Kumandaları çalışmayan yolcu uçağı yalnızca motor gücüyle indirildi; 185 kişi kurtuldu
United Airlines’ın Denver’dan Chicago’ya giden 232 sefer sayılı DC-10 uçağının kuyruk motoru, uçuş sırasında parçalandı. Kopan metal parçaları uçağın üç hidrolik sistemini birden devre dışı bıraktı. Pilotlar artık kanatları, dümeni ve uçağın burnunu yöneten hiçbir kumandayı kullanamıyordu.
Mürettebat, uçağı sağ ve sol motorların gücünü ayrı ayrı artırıp azaltarak yönlendirmeye çalıştı. Tesadüfen yolcular arasında bulunan ve DC-10 konusunda eğitim veren pilot Dennis Fitch de kokpite çağrıldı. Dört kişilik ekip, neredeyse kontrol edilemez durumdaki uçağı Iowa’daki Sioux City Havalimanı’na kadar ulaştırdı.
Uçak piste temas ederken devrildi, parçalandı ve alev aldı. Uçaktaki 296 kişiden 111’i öldü; buna rağmen 185 kişinin kurtulması havacılık dünyasında olağanüstü bir sonuç kabul edildi. Mürettebatın iş birliği, kriz anında görev paylaşımının önemini göstererek pilot eğitimlerinde kullanılan başlıca örneklerden birine dönüştü.
1992 – Mafyanın peşindeki yargıç Paolo Borsellino bombalı saldırıyla öldürüldü
İtalya’da Sicilya mafyasına karşı yürütülen mücadelenin önde gelen isimlerinden yargıç Paolo Borsellino, Palermo’da düzenlenen bombalı saldırıda öldürüldü. Borsellino, annesini ziyaret etmek üzere Via D’Amelio Sokağı’na geldiğinde park hâlindeki bir otomobile yerleştirilen bomba patlatıldı. Saldırıda onu koruyan beş polis de hayatını kaybetti.
Borsellino’nun yakın arkadaşı ve çalışma arkadaşı Giovanni Falcone de yalnızca 57 gün önce mafyanın düzenlediği başka bir bombalı saldırıda öldürülmüştü. İki yargıç, mafya mensuplarının birbirleriyle bağlantısını ortaya çıkaran soruşturma yöntemleri geliştirmiş ve yüzlerce sanığın yargılandığı büyük mafya davasının hazırlanmasında görev almıştı.
Arka arkaya gelen suikastlar İtalya’da büyük öfke yarattı. Devlet mafyaya karşı operasyonları sertleştirdi, çok sayıda örgüt yöneticisi yakalandı ve mafyayla mücadele geniş bir toplumsal harekete dönüştü. Falcone ile Borsellino, İtalya’da hukukun suç örgütlerine karşı direnişinin simgeleri olarak yaşamaya devam etti.
1996 – Olimpiyat ateşi Atlanta’da yandı; Türkiye dört altın madalyayla 19’uncu oldu
Modern Olimpiyat Oyunları’nın 100. yılı dolayısıyla “Yüzüncü Yıl Olimpiyatları” olarak anılan 26. Yaz Olimpiyat Oyunları, ABD’nin Georgia eyaletindeki Atlanta kentinde başladı. 197 ülkeden 10 bini aşkın sporcunun katıldığı açılış töreninin en unutulmaz anı, Parkinson hastalığıyla mücadele eden efsane boksör Muhammed Ali’nin titreyen elleriyle olimpiyat meşalesini yakması oldu. Oyunlar, 27 Temmuz’da Olimpiyat Parkı’na düzenlenen ve iki kişinin ölümüne, 100’den fazla kişinin yaralanmasına yol açan bombalı saldırıyla da sarsıldı.
Türkiye, Atlanta’ya 9’u kadın 53 sporcuyla katıldı ve oyunları 4 altın, 1 gümüş, 1 bronz olmak üzere 6 madalyayla tamamladı. Halterde Halil Mutlu ile Naim Süleymanoğlu; güreşte Hamza Yerlikaya ile Mahmut Demir altın madalya kazandı. Boksta Malik Beyleroğlu gümüşe, grekoromen güreşte Mehmet Akif Pirim bronza ulaştı. Türkiye, madalya sıralamasında 19’uncu sırada yer aldı.
Oyunların Türkiye açısından en büyük hikâyesini Naim Süleymanoğlu yazdı. Yunan rakibi Valerios Leonidis’le dünya rekorlarının art arda kırıldığı unutulmaz mücadeleyi kazanan “Cep Herkülü”, üst üste üç olimpiyatta altın madalya alan tarihteki ilk halterci oldu. Atlanta aynı zamanda Halil Mutlu ve Hamza Yerlikaya’nın ilerleyen yıllarda sürdürecekleri olimpiyat şampiyonluklarının da başlangıcıydı.
2009 – Lokanta, kahvehane ve barlarda sigara dönemi kapandı; “Dumansız Hava Sahası” genişledi
Türkiye’de kapalı alanlardaki sigara yasağı, lokanta, kahvehane, kafeterya, meyhane, birahane ve bar gibi işletmeleri de kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece müşterilere hizmet veren kapalı bölümlerde sigara, nargile ve diğer tütün ürünlerinin tüketilmesi yasaklandı; işletmelerin içeride ayrı bir “sigara bölümü” oluşturmasına da izin verilmedi.
Düzenlemenin ilk aşaması 19 Mayıs 2008’de kamu binaları, iş yerleri, alışveriş merkezleri ve toplu taşıma araçları gibi alanlarda uygulanmaya başlamıştı. Lokanta ve eğlence sektörüne 18 aylık uyum süresi tanınmasının ardından, 19 Temmuz 2009’da yasağın ikinci ve en görünür aşamasına geçildi. Sağlık Bakanlığı, uygulamayı “Dumansız Hava Sahası” kampanyasıyla destekledi; amaç yalnızca sigara kullanımını sınırlamak değil, çalışanları ve müşterileri pasif içiciliğin zararlarından korumaktı.
Bu adımla Türkiye, lokanta ve barlar dâhil bütün kapalı kamusal alanlarda kapsamlı sigara yasağı uygulayan dünyadaki altıncı, Avrupa’daki üçüncü ülke konumuna geldi. İlk yıllarda işletmecilerin ve sigara içenlerin itirazlarıyla karşılaşsa da yasak kısa sürede gündelik hayatın olağan bir parçasına dönüştü ve Türkiye’nin tütünle mücadele politikasındaki önemli dönüm noktalarından biri oldu.
2013 – Türk edebiyatının asi ve yenilikçi sesi Leyla Erbil öldü
Modern Türk edebiyatının en özgün yazarlarından Leyla Erbil, İstanbul’da 82 yaşında hayatını kaybetti. İlk öyküsü Uğraşsız 1956’da yayımlanan Erbil; öykü, roman ve denemelerinde bireyin iç dünyasını, kadınların toplum ve aile içinde sıkışmışlığını, ikiyüzlü ahlak anlayışını, sınıfsal çatışmaları ve yabancılaşmayı ele aldı. Herhangi bir edebiyat akımına bütünüyle bağlanmadan Marx ve Freud’dan da beslenen kendine özgü bir anlatı kurdu.
Erbil, geleneksel olay örgüsünü ve düzgün cümle yapısını bilinçli olarak bozdu; sözcükleri, noktalama işaretlerini, iç konuşmaları ve çağrışımları alışılmadık biçimlerde kullanarak Türkçenin anlatım sınırlarını genişletti. Hallaç, Gecede, Tuhaf Bir Kadın, Karanlığın Günü, Mektup Aşkları, Cüce ve Kalan, onun edebiyattaki yerini belirleyen başlıca eserleri oldu. Özellikle Tuhaf Bir Kadın, kadın kimliğini, aile baskısını ve siyasal hayatı açık sözlü bir kadın kahramanın gözünden anlatmasıyla Türk romanının öncü yapıtları arasına girdi.
Türkiye Yazarlar Sendikasının kurucuları arasında yer alan Leyla Erbil, edebiyatla siyasal ve toplumsal sorumluluğu birbirinden ayırmadı. PEN Türkiye tarafından 2002 ve 2004 yıllarında Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterildi ve bu ödüle Türkiye’den önerilen ilk kadın yazar olarak anıldı. Eserleri birçok dile çevrilen Erbil, yerleşik anlatım kalıplarına ve toplumsal kabullere boyun eğmeyen diliyle Türk edebiyatında kalıcı bir iz bıraktı.
2017 – “Gir Kanıma” ile 1990’lara damga vuran Harun Kolçak öldü
Türk pop müziğinin sevilen şarkıcı, söz yazarı ve bestecilerinden Harun Kolçak, bir süredir mücadele ettiği kanser nedeniyle İstanbul’da 62 yaşında hayatını kaybetti. Usta sinema oyuncusu Eşref Kolçak’ın oğlu olan sanatçı, müzik yaşamına 1977’de Erkin Koray’ın Tutku albümünde basgitar çalarak başladı. Daha sonra Onno Tunç’un orkestrasında basgitarist, vokalist ve solist olarak çalıştı; Sezen Aksu’nun teşvikiyle şarkıcılığa yöneldi.
Harun Kolçak, 1991’de yayınlanan ilk albümü Beni Affet ve albümdeki Gir Kanıma şarkısıyla büyük bir çıkış yakaladı. Güçlü sesi, romantik şarkıları ve sahne tavrıyla 1990’larda yeniden yükselen Türkçe pop müziğin öne çıkan erkek yorumcularından biri oldu. Yanımda Kal ve Müptelayım Sana gibi şarkıları geniş kitlelere ulaşırken, birçok eserinin söz ve müziğini de kendisi yazdı.
Uzun süren hastalığına rağmen müzikten kopmayan Kolçak, 2016’da kariyerinin 25. yılı için hazırladığı Çeyrek Asır albümünde şarkılarını farklı kuşaklardan sanatçılarla yeniden seslendirdi. Ölümünden kısa süre önce yayınlanan bu çalışma hem sanat yaşamının özeti hem de Türk pop müziğine bıraktığı son armağan oldu.
2017 – Despacito 4,6 milyar kez dinlendi; İspanyolca şarkı dünya rekoru kırdı
Porto Rikolu şarkıcı Luis Fonsi’nin Daddy Yankee ile seslendirdiği Despacito, yayınlanmasından yalnızca altı ay sonra dünya genelinde 4,6 milyar dinlenmeye ulaşarak o tarihe kadarki en çok dinlenen şarkı oldu. Rekor hesaplanırken şarkının özgün hâliyle Justin Bieber’ın da yer aldığı resmî remixinin YouTube ve müzik platformlarındaki toplam dinlenmeleri bir araya getirildi.
Şarkı 35 ülkede listelerin zirvesine çıktı; Spotify’ın küresel sıralamasında birinci olan ilk İspanyolca şarkı unvanını aldı. Justin Bieber’ın bazı bölümleri İngilizce seslendirdiği remix, parçanın İngilizce konuşulan ülkelerde de yayılmasını hızlandırdı. Basit ve akılda kalan nakaratı ile Porto Riko’da çekilen renkli klibi, Despacito’yu 2017 yazının dünya çapındaki müzik olayına dönüştürdü.
Despacito’nun başarısı, İngilizce olmayan bir şarkının dijital platformlar sayesinde dünyanın her köşesine ulaşabileceğini gösterdi. Latin müziğinin küresel pop pazarındaki yükselişini hızlandıran parça, sonraki yıllarda YouTube’da beş milyar izlenmeye ulaşan ilk video dâhil çok sayıda Guinness Dünya Rekoru daha kırdı.
2024 – Hatalı bir yazılım güncellemesi dünyayı durdurdu; milyonlarca Windows bilgisayar çöktü
Siber güvenlik şirketi CrowdStrike’ın Falcon adlı güvenlik yazılımı için yayımladığı hatalı güncelleme, dünya genelindeki milyonlarca Windows bilgisayarın çökmesine ve sürekli yeniden başlamasına yol açtı. Kullanıcıların karşısına Windows’un “mavi ekran” hatası çıkarken havayolları, bankalar, hastaneler, televizyon kanalları, marketler ve kamu kurumlarında hizmetler aksadı. CrowdStrike, olayın bir siber saldırı olmadığını, hatalı güncellemenin kısa sürede geri çekildiğini açıkladı.
Microsoft, sorundan yaklaşık 8,5 milyon Windows cihazının etkilendiğini tahmin etti. Bu sayı dünyadaki Windows bilgisayarların yüzde 1’inden azına karşılık gelse de etkilenen cihazların kritik kurumlarda kullanılması, arızanın küresel ölçekte büyük bir krize dönüşmesine neden oldu. Binlerce uçuş iptal edildi veya gecikti; sağlık ve ödeme sistemlerinde kesintiler yaşandı, bazı televizyon kanalları yayın yapamadı.
Küresel kesinti Türkiye’yi de etkiledi. Türk Hava Yollarının biletleme ve rezervasyon sistemlerinde sorun yaşandı, 84 sefer iptal edildi ve uçuşlarına katılamayan yolculara ücretsiz değişiklik ile iade hakları tanındı. Olay, dünyanın kritik hizmetlerinin az sayıdaki teknoloji şirketine ve birbirine bağlı dijital sistemlere ne kadar bağımlı hâle geldiğini gösteren en büyük bilişim arızalarından biri olarak tarihe geçti.
2025 – Gazetecilikle siyaseti bir ömre sığdıran Altan Öymen öldü
Türk basınının ve Cumhuriyet Halk Partisinin önemli isimlerinden Altan Öymen, İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede 93 yaşında hayatını kaybetti. Bir süre önce akciğer kanseri nedeniyle ameliyat edilen Öymen’in, gelişen akciğer enfeksiyonunun ardından çoklu organ yetmezliği nedeniyle öldüğü açıklandı.
Gazeteciliğe 1950’de, henüz üniversite öğrencisiyken Ulus gazetesinde parlamento muhabiri olarak başlayan Öymen; Akşam, Cumhuriyet, Milliyet ve Radikal gibi gazetelerde muhabirlikten başyazarlığa kadar çeşitli görevler üstlendi. 1972’de bağımsız haberciliğin önemli kuruluşlarından ANKA Haber Ajansını kurdu. Tanıklıklarını ve Türkiye’nin yakın tarihini anlattığı kitaplarıyla gazeteciliğin yanı sıra güçlü bir toplumsal hafıza da bıraktı.
1961’de Kurucu Mecliste görev alan Altan Öymen, daha sonra CHP milletvekilliği, grup başkan vekilliği ve Turizm ve Tanıtma Bakanlığı yaptı. CHP’nin 1999 genel seçimlerinde Meclis dışında kalmasının ardından genel başkanlığa seçildi ve Mayıs 1999’dan Eylül 2000’e kadar partiyi yönetti. Sakin üslubu, parlamenter demokrasiye bağlılığı ve siyasette uzlaşmayı savunan tavrıyla Cumhuriyet tarihinin gazetecilik ile siyaseti buluşturan son büyük kuşak temsilcilerinden biri olarak anıldı.
Bu haber Haber Kocaeli özel içeriğidir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Kaynak gösterilerek dahi olsa haberin tamamı veya bir kısmı, yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz, başka mecralarda yayınlanamaz.

