10 Mart, bir yandan iletişim çağını başlatan bir laboratuvar cümlesini, bir yandan modern siyasetin sert kırılmalarını, bir yandan da insanlığın kendi gezegeni dışındaki dünyalara bakışını değiştiren eşikleri aynı takvime topluyor.
1820 | Washington – Missouri Uzlaşması kabul edildi; ABD, kölelik krizini harita üzerinde çizilmiş geçici bir sınırla bir süreliğine erteledi.
1800’lü yılların başında ABD’de asıl kavga, köleliğin var olup olmamasından çok, yeni eyaletlere ve topraklara yayılıp yayılmayacağı üzerinden yürüyordu. Missouri köleliğin yasal olduğu bir eyalet olarak Birliğe katılmak isteyince kriz büyüdü; çünkü bu, Senato’daki özgür eyalet-köle eyalet dengesini bozuyordu. Çözüm olarak Missouri’nin köle eyalet, Maine’in özgür eyalet olarak kabul edilmesi ve 36°30′ enleminin kuzeyindeki Louisiana Satınalması topraklarında köleliğin yasaklanması kararlaştırıldı. Bu düzenleme kısa vadede krizi durdurdu ama aslında sorunu çözmedi, sadece harita üzerinde erteledi. Kölelik meselesi ilk kez bu kadar açık biçimde Kuzey-Güney gerilimine dönüştü ve ABD’nin geleceğini belirleyecek büyük çatışmanın zeminini oluşturdu.
1857 | Washington – Dred Scott kararı verildi; kölelik krizini mahkeme eliyle daha da büyüten hüküm çıktı.
Dred Scott, efendisiyle birlikte bir dönem köleliğin yasak olduğu topraklarda yaşamış siyah bir köleydi; bu yüzden mahkemeye başvurup özgür sayılması gerektiğini savundu. Dosya ABD Yüksek Mahkemesi’ne kadar gitti ve mahkeme, sadece Scott aleyhine karar vermekle kalmadı; çok daha büyük bir hüküm kurdu: Afrika kökenli insanların ABD vatandaşı sayılamayacağını ve Kongre’nin federal topraklarda köleliği yasaklayamayacağını söyledi. Bu karar, Missouri Uzlaşması’nın dayandığı hukuki zemini de fiilen yıktı; yani 1820’de kurulan denge, 1857’de mahkeme eliyle parçalandı. Sonuçta mahkeme bir davayı çözmekten çok, Kuzey ile Güney arasındaki öfkeyi büyüttü ve ABD’yi iç savaşa daha da yaklaştırdı.
1876 | Boston – Graham Bell ile Thomas Watson ilk anlaşılır telefon görüşmesini yaptı.
7 Mart’ta patent alınmıştı; 10 Mart’ta ise cihaz gerçekten çalıştı. Bell’in laboratuvarda yardımcısı Thomas Watson’a söylediği “Mr. Watson, come here, I want to see you” cümlesi, teknolojik bir denemenin başarıya ulaştığı an olmanın ötesinde, insan sesinin elektrik üzerinden taşınabildiği yeni bir çağın başlangıcı oldu. Öncesinde iletişim telgrafın kısa ve kodlu dünyasına sıkışmıştı; sonrasında ise telefon, iş yapma biçimlerini, aile ilişkilerini, ticareti, gazeteciliği ve devlet idaresini değiştiren temel altyapılardan birine dönüştü.
1910 | Hollywood’da çekilen ilk film In Old California gösterime girdi.
10 Mart 1910’da gösterime giren In Old California, Meksika dönemi Kaliforniyası’nda geçen bir melodramdı; merkezinde yanlış evlilik, yoksullaşma ve bir annenin oğlunu kurtarma çabası vardı. Asıl önemi ise hikâyesinden çok çekildiği yerdeydi: Bu yapım, Hollywood’da çekilen ilk film olarak tarihe geçti. O gün tek başına küçük ve önemsiz bir gösterim gibi duruyordu ama birkaç yıl içinde stüdyo sistemi büyüdü, yapım şirketleri Los Angeles çevresine yerleşti ve Hollywood dünyanın en büyük görüntü endüstrisinin merkezine dönüştü.
1919 | İstanbul – Tevfik Paşa hükümeti düştü, yerine Damat Ferit Paşa hükümeti kuruldu.
Mondros sonrasının işgal ve belirsizlik ortamında Ahmet Tevfik Paşa’nın görevi bırakması ve Damat Ferit Paşa’nın sadrazamlığa gelmesi, Osmanlı yönetiminin İtilaf Devletleriyle daha uyumlu, daha teslimiyetçi bir hatta kaydığını gösterdi. Bu değişiklik, Millî Mücadele’ye mesafeli, İngiliz desteğiyle ayakta kalmaya çalışan bir siyasal çizginin İstanbul’da güç kazanmasına yol açtı; birkaç ay sonra Anadolu ile İstanbul arasındaki kopuşun derinleşmesinde bu tercihin büyük payı oldu.
1919 | İstanbul – Ali Fethi Okyar tutuklandı.
10 Mart 1919’da Ali Fethi Okyar’ın tutuklanıp Bekirağa Bölüğü’ne kapatılması, Mondros sonrasında İstanbul’da Millî Mücadele’ye yakın görülen ve eski İttihatçı kadrolara yönelen daha geniş bir tasfiye dalgasının parçasıydı. Okyar, Ahmet İzzet Paşa hükümetinde dahiliye nazırlığı yapmış, ardından Minber gazetesi ve yeni siyasi arayışlarla işgal İstanbul’unda etkili bir figür olarak öne çıkmıştı; bu yüzden tutuklanması, sıradan bir adli işlem değil, yeni siyasi denklemi şekillendirmeye dönük bir güç gösterisi olarak görüldü. Ali Fethi Okyar 10 Mart 1919’da tutuklandı ve Bekirağa Bölüğü’ne hapsedildi; daha sonra bu süreç Malta’ya sürgüne gönderilmesine kadar uzandı.
Bu olayın önemi, sonrasında neye dönüştüğünde daha iyi görülür: Bekirağa’daki tutuklamalar birkaç isimle sınırlı kalmadı, İngilizlerin ve Damat Ferit hükümetinin baskısıyla genişledi; bir bölüm tutuklu 28 Mayıs 1919’dan itibaren Malta’ya sevk edildi. Okyar da bu sürgün zincirinin parçası oldu ve ancak 1921’de Ankara hükümetinin girişimleriyle serbest kalabildi. Bu nedenle 10 Mart 1919, sadece Ali Fethi Okyar’ın tutuklandığı gün değil; İstanbul’da işgal yönetiminin, ileride Ankara’da şekillenecek milli siyasetin kadrolarını daha baştan etkisizleştirmeye çalıştığı dönemin başlangıç noktalarından biridir.
1920 | Londra Konferansı – İstanbul’un resmen işgal edilmesi kararı olgunlaştı.
10 Mart 1920, İtilaf Devletlerinin İstanbul’daki fiilî denetimi de jure, yani resmî ve açık işgale dönüştürme kararını netleştirdiği gündür. Bu kararın arkasında, Anadolu’daki Kuvâ-yi Milliye hareketinin güçlenmesi, İstanbul hükümetinin denetimden çıkması ve Sevr’e giden yolu daha sert araçlarla açma isteği vardı. Birkaç gün sonra, 16 Mart 1920’de İstanbul resmen işgal edildi ve milli hareketle bağlantılı isimler tutuklanmaya başladı.
1933 | Dachau – Nazi Almanyası’nın ilk toplama kampı açıldı.
Hitler’in iktidara gelişinden çok kısa süre sonra açılan Dachau, başlangıçta siyasi tutuklular için düşünülse de kısa sürede Nazi baskı düzeninin kurumsal modeline dönüştü. Burada geliştirilen idari yöntemler, disiplin biçimleri ve insanlık dışı ceza rejimi daha sonra geniş toplama kampı sistemine örnek oldu. Dachau bu yüzden sadece bir kamp değil, totaliter devlet şiddetinin bürokratikleştiği yerlerden biri olarak görülür.
1945 | Tokyo – ABD’nin büyük yangın bombası saldırısı başladı.
9 Mart’ı 10 Mart’a bağlayan gece gerçekleştirilen Tokyo bombardımanı, II. Dünya Savaşı’nın en yıkıcı hava saldırılarından biri oldu. Ahşap yapıların yoğun olduğu mahallelerde çıkan yangın fırtınası yaklaşık yüz bin insanın ölümüne, kentin büyük bölümünün yok olmasına ve bir milyona yakın insanın evsiz kalmasına yol açtı. Hiroşima ve Nagazaki kadar sık anılmasa da Tokyo yangın bombardımanı modern savaşta sivillerin doğrudan hedef haline gelmesinin en ağır örneklerinden biri olarak tarihe geçti.
1972 | Ankara – TBMM, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkındaki idam kararlarını onayladı.
Askerî mahkemede verilen ölüm cezaları, 10 Mart 1972’de Meclis’te 238 kabul oyuyla onaylandı. Bu karar, yalnız üç isim hakkında verilmiş bir hüküm değildi; 12 Mart dönemi Türkiye’sinde devletin gençlik hareketine, sol siyasete ve silahlı eylemlere nasıl bir sertlik çizgisiyle cevap verdiğinin de sembolü haline geldi. İnfazların gerçekleştirilmesinden sonra da Türkiye’nin siyasi hafızasında uzun süre tartışılacak bir yara bıraktı; bugün bile bu dosya konuşulurken mesele sadece hukuk değil, siyaset, intikam ve devlet şiddeti sınırları üzerinden tartışılıyor.
1982 | Dünya – Gezegenlerin hizalanması kıyamet korkusu doğurdu, ama hiçbir şey olmadı.
10 Mart 1982’de gezegenlerin Güneş’in aynı tarafında toplandığı gökyüzü olayı, bilimsel olmaktan çok popüler bir panik hikâyesine dönüştü. 1974’te yayımlanan The Jupiter Effect adlı kitap, bu hizalanmanın Dünya’da büyük depremler, fırtınalar ve yıkımlar yaratacağını öne sürmüş; bu iddia o tarihe gelinirken ciddi bir kıyamet beklentisi üretmişti. Ancak 10 Mart geldiğinde beklenen felaketler yaşanmadı. Olay, sonradan hem bilim iletişimi hem de sahte bilim tartışmalarında sık verilen örneklerden biri oldu; çünkü gökyüzündeki gerçek bir astronomi olayı, yanlış yorumlandığında kitlelerin paniğe kapılmasına yol açabiliyordu.
1998 | Türkiye Gazeteciler Federasyonu kuruldu.
10 Mart 1998’de kurulan Türkiye Gazeteciler Federasyonu, Türkiye’de gazeteci meslek örgütlerini daha ortak bir çatı altında toplama arayışının somut sonucu oldu. Öncesinde yıllarca farklı şehirlerde yapılan toplantılarla olgunlaşan bu fikir, özellikle yerel basının dağınık sesini daha güçlü bir temsile dönüştürme ihtiyacından doğdu. Federasyonun kuruluşu, gazetecilerin mesleki hakları, dayanışması ve ortak taleplerinin daha kurumsal bir zeminde dillendirilmesi açısından önemli bir adım olarak kayda geçti.
2006 | Mars – Mars Reconnaissance Orbiter kızıl gezegenin yörüngesine girdi.
NASA’nın Mars Reconnaissance Orbiter görevi, Mars’ın yüzeyini, iklim geçmişini ve özellikle su izlerini çok daha ayrıntılı biçimde incelemek için tasarlanmıştı. 10 Mart 2006’da yörüngeye başarılı biçimde girmesiyle birlikte, gezegen bilimi yeni bir veri çağının kapısını açtı. Sonraki yıllarda bu görevden gelen yüksek çözünürlüklü görüntüler ve ölçümler, Mars’ta geçmişte sıvı su bulunduğuna dair kanıtları güçlendirdi; insanlığın “Mars’ta hayat olmuş olabilir mi?” sorusu da daha somut bir bilim programına dönüştü.
2009 | Cape Canaveral – Kepler Uzay Teleskobu fırlatıldı.
Kepler’in önemi, gökyüzüne bakıp yeni gezegen bulmaya çalışmasından değil, bunu ilk kez sistemli ve büyük ölçekli bir projeye dönüştürmesinden gelir. Teleskop, yıldızların parlaklığındaki küçük düşüşleri izleyerek binlerce ötegezegen adayını ortaya çıkardı ve Güneş Sistemi dışındaki dünyaların sanılandan çok daha yaygın olduğunu gösterdi. Bu görevden sonra Dünya benzeri gezegen arayışı ölçülebilir bir bilimsel hedef haline geldi.
