İran Dışişleri Bakanı Arakçi: İsrail’e Tanınan Dokunulmazlık, Uluslararası Hukuku Ciddi Biçimde Zayıflattı

9 Dakika Okuma
İran Dışişleri Bakanı Arakçi: İsrail’e Tanınan Dokunulmazlık, Uluslararası Hukuku Ciddi Biçimde Zayıflattı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Doha’da düzenlenen El Cezire Forumu’nda, “İsrail’in Filistin’deki tutumu ve kendisine tanınan dokunulmazlık, uluslararası hukuk düzenini ciddi biçimde zayıflattı. Dünya, uluslararası hukukun artık saygı görmediği bir noktaya doğru ilerliyor” dedi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Umman’da ABD ile yürütülen dolaylı müzakerelerin ardından Katar’a geçerek başkent Doha’da düzenlenen El Cezire Forumu’na katıldı. Arakçi forumda yaptığı konuşmada, Filistin meselesinin “Orta Doğu’da adaletin belirleyici konusu” olduğunu ifade etti. Arakçi, “Filistin, birçok mesele arasında sadece biri değildir. Filistin, bölgemizin stratejik ve ahlaki pusulasıdır” dedi.

Gazze’de yaşananların yalnızca bir insani kriz olmadığını söyleyen Arakçi, “Filistin, uluslararası hukukun gerçekten geçerli olup olmadığını, insan haklarının evrensel bir değer taşıyıp taşımadığını ve küresel kurumların zayıfları korumak için mi var olduğunu, yoksa güçlüleri meşrulaştırmak için mi işlediğini gösteren bir sınavdır. Filistin ve Gazze, ‘güvenlik’ adı altında yürütülen daha büyük ve daha tehlikeli bir yayılmacı projenin zeminine dönüşmüştür” ifadelerini kullandı.

“Filistin bugün yalnızca bir trajedi değil, dünyaya tutulmuş bir aynadır”

Arakçi, Filistin krizinin yıllar boyunca yasa dışı işgal ve Filistin halkının kendi geleceğini tayin hakkının inkarı çerçevesinde ele alındığını belirterek bugün gelinen noktada krizin bu çerçevenin çok ötesine geçtiğini söyledi. Arakçi, “Bugün Gazze’de tanık olduğumuz şey, yalnızca bir savaş, eşit taraflar arasındaki bir çatışma ve güvenlik tedbirlerinin istenmeyen bir sonucu değildir. Bu, sivillerin yaşamının kasıtlı ve geniş çaplı biçimde yok edilmesidir. Bu bir soykırımdır. Bu durum, bir çocuğun canının pazarlık konusu olamayacağına, açlığın silah olmadığına, hastanelerin savaş alanı olmadığına ve ailelerin katledilmesinin meşru müdafaa sayılamayacağına inananların vicdanında derin bir yara açmıştır. Filistin bugün yalnızca bir trajedi değil, hem Filistinlilerin acısını hem de bu felaketi durdurma gücü varken onu normalleştirenlerin ahlaki çöküşünü gösteren bir aynadır” şeklinde konuştu.

“Bu sadece Filistin’in değil, tüm dünyanın sorunudur”

Arakçi, İsrail’in güvenlik adı altında yürüttüğünü savunduğu yayılmacı projenin küresel, bölgesel ve yapısal sonuçlar doğurduğunu vurguladı. Arakçi, “İsrail’in Filistin’deki tutumu ve kendisine tanınan dokunulmazlık, uluslararası hukuk düzenini ciddi biçimde zayıflattı. Dünya, uluslararası hukukun artık saygı görmediği bir noktaya doğru ilerliyor. En tehlikelisi ise oluşan emsaldir. Yeterli siyasi destek gören bir devlet, sivilleri bombalayabilir, nüfusları kuşatabilir, altyapıyı hedef alabilir, sınırların ötesinde suikast düzenleyebilir ve yine de bunun yasal sayılmasını isteyebilir. Bu sadece Filistin’in değil, tüm dünyanın sorunudur. Çünkü hukukun yerini zor almaya başlamıştır” dedi.

“İsrail rejimi artık açıkça sınırları ihlal ediyor”

İsrail’in yayılmacı projesinin bölgedeki tüm ülkelerin güvenliği üzerinde doğrudan ve istikrarsızlaştırıcı bir etki oluşturduğunu söyleyen Arakçi, “İsrail rejimi artık açıkça sınırları ihlal ediyor. Egemenlikleri çiğniyor, resmi yetkililere suikast düzenliyor, terör operasyonları gerçekleştiriyor ve nüfuz alanını farklı sahalarda genişletiyor. Bunu da gizlice değil, haklılık duygusuyla yapıyor çünkü uluslararası hesap verebilirliğin olmayacağını öğrenmiş durumda. Bu, uzun zamandır Büyük İsrail projesi olarak adlandırılan yaklaşımın özüdür. Dolayısıyla mesele yalnızca Filistinliler değil bölgenin sınırların geçici sayıldığı, egemenliğin koşullu olduğu ve güvenliğin hukuk yerine militarize bir işgalcinin hırslarıyla tanımlandığı bir geleceği kabul edip etmeyeceğidir” diye konuştu.

“Bu bir tahakküm doktrinidir”

Arakçi, “İsrail’in yayılmacı projesi, komşu ülkelerin askeri, teknolojik, ekonomik ve toplumsal açıdan zayıflatılmasını hedefliyor ve böylece İsrail kalıcı olarak üstün konumda kalıyor. Bu proje kapsamında İsrail, denetim dışı kitle imha silahları dahil, hiçbir sınırlama olmaksızın askeri cephaneliğini genişletmekte serbesttir. Buna karşılık diğer ülkelerden silahsızlanmaları isteniyor, savunma kapasitelerini azaltmaları için baskı yapılıyor ve bazı ülkeler bilimsel ilerleme ya da dayanıklılık gerekçesiyle cezalandırılıyor. Bu, kalıcı bir eşitsizliğin dayatılması ve bir tahakküm doktrinidir” ifadelerini kullandı.

“Endişe dile getirmek yeterli değil”

Filistin meselesinin yalnızca insani bir konu olmadığını, aynı zamanda bölgenin geleceğini ve dünyadaki düzeni belirleyen stratejik bir mesele olduğunu söyleyen Arakçi, “Endişe dile getirmek, bildiri yayımlamak ve yas tutmak yeterli değildir. Uluslararası hukukun ilkelerine ve ortak sorumluluğa dayanan, hukuki, diplomatik, ekonomik ve güvenlik boyutlarını içeren koordineli bir eylem stratejisine ihtiyaç vardır. Öncelikle uluslararası toplum hiçbir tereddüt göstermeden hukuki mekanizmaları desteklemeli ve ihlaller mutlaka bir karşılık bulmalıdır” şeklinde konuştu.

“İsrail’e karşı kapsamlı ve hedefli yaptırımlar uygulanmasını talep ediyoruz”

İsrail’e karşı yaptırım çağrısında bulunan Arakçi, “Acil bir şekilde silah ambargosu, askeri ve istihbarat iş birliğinin askıya alınması, yetkililere yönelik kısıtlamalar ve ticaret yasağı da dahil kapsamlı ve hedefli yaptırımlar uygulanmasını talep ediyoruz. Çözüm için işgalin sona ermesi, uluslararası hukuka uygun şekilde geri dönüş, tazminat hakkının tanınması ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulması gerekir. Ayrıca insani kriz acil ve uluslararası bir sorumluluk olarak ele alınmalı, toplu cezalandırma asla normalleştirilmemeli ve bölge ülkeleri egemenliklerini korumak ile saldırganlığa karşı caydırıcılığı sağlamak için koordineli hareket etmelidir. Çünkü güvenlik, başkalarının güvensizliği üzerine inşa edilemez. Bu bir karşı karşıya geliş çağrısı değil, bölgenin zorla yeniden tasarlanmasının önüne geçme çağrısıdır” dedi.

“Dokunulmazlık doktrini barış getirmez”

Arakçi, “Bir aktörün hukukun üstünde hareket etmesine izin veren hiçbir bölge istikrarlı kalamaz. Dokunulmazlık doktrini barış getirmez aksine daha geniş bir çatışmaya yol açar. Dünya barış istiyorsa saldırganlığı ödüllendirmeyi bırakmalı, istikrar istiyorsa yayılmacılığa verilen desteği kesmelidir. Eğer dünya uluslararası hukuka inanıyorsa, onu herkes için eşit biçimde ve çifte standart olmadan uygulamalıdır. Eğer bu bölgenin halkları bitmeyen savaşlardan uzak bir gelecek istiyorsa, Filistin’in yalnızca bir dayanışma sembolü değil, bölgesel güvenliğin vazgeçilmez temel taşı olduğu gerçeğini kabul etmelidir” ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakanı Arakçi: “ABD bize saldırırsa bölgede bulunan üslerini hedef alacağız”

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD ile yürütülen dolaylı müzakerelerin “iyi bir başlangıç” olduğunu, ancak savaş ihtimalinin her zaman bulunduğunu belirterek, “ABD’nin bize saldırması halinde ABD topraklarını hedef almamız mümkün değil, ancak İran’a yönelik bir saldırı durumunda bölgede bulunan ABD üslerini hedef alacağız. Biz komşu ülkelere saldırmıyoruz. Hedefimiz ABD üsleridir” dedi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 17’ncisi düzenlenen El Cezire Forumu kapsamında bulunduğu Katar’ın başkenti Doha’da El Cezire televizyonuna ABD ile yürütülen müzakerelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Arakçi, Washington ile yapılan görüşmelerin “iyi bir başlangıç” olduğunu, ancak iki taraf arasında güvenin tesis edilmesi için uzun bir yol bulunduğunu söyledi.

“Zenginleştirme bizim kesin hakkımızdır”

Arakçi, söz konusu müzakerelerin dolaylı şekilde gerçekleştirildiğini ve yalnızca nükleer dosyaya odaklandığını belirterek, “sıfır zenginleştirme” konusunun müzakere çerçevesinin dışında olduğunu ve İran’ın bu seçeneği kabul etmeyeceğini vurguladı. Arakçi, “Zenginleştirme bizim kesin hakkımızdır ve devam etmelidir. Onlar bombardımanla bile İran’ın bu konudaki kabiliyetlerini ortadan kaldıramadı” dedi.

“Güvence sağlayacak bir anlaşmaya hazırız”

İran’ın uranyum zenginleştirmeye ilişkin endişeleri giderecek ve gerekli güvenceyi sağlayacak bir anlaşmaya varmaya hazır olduğunu kaydeden Arakçi, İran’ın füze programının ise savunma amaçlı olduğunu ve bu konunun ne şimdi ne de gelecekte müzakere edilemeyeceğini söyledi. Arakçi, müzakere sürecinin her türlü tehdit ve baskıdan uzak olması gerektiğini belirterek İran’ın ABD’nin de bu yaklaşımı benimsemesini umduğunu ifade etti.

“Hedef, adil ve karşılıklı çıkara dayalı sonuç olmalı”

Görüşmelerin sürdürülmesi gerektiğine işaret eden Arakçi, İran’ın nükleer dosyasının yalnızca müzakerelerle çözüme kavuşturulabileceğini vurgulayarak diplomasi dışında bir yolun sonuç vermeyeceğini söyledi. Arakçi, müzakerelerin hedefinin “adil ve karşılıklı çıkarlara dayalı” bir sonuca ulaşmak olması gerektiğini belirtirken, bunun da güven inşası ve taraflar arasında gerçekçi müzakerelerin yürütülmesini gerektirdiğini kaydetti. Diplomasinin önemini vurgulayan Arakçi, İran’ın nükleer dosyasının çözümünde tek yolun müzakere masası olduğunu, zenginleştirme seviyesinin ülke içi ihtiyaçlara göre belirlendiğini ve zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılmasının da gündemde olmadığını söyledi.

“ABD heyeti ile tokalaştık”

Arakçi, bir sonraki görüşme için henüz kesin bir tarih belirlenmediğini, ancak Tahran ve Washington’un bu görüşmenin mümkün olan en kısa sürede yapılması gerektiği konusunda hemfikir olduğunu aktardı. Arakçi ayrıca, dünkü görüşmelerin dolaylı olmasına rağmen kendisi ile ABD heyeti üyeleri arasında karşılaşma ve tokalaşma fırsatının doğduğunu da ifade etti.

“Hedef ABD üsleri, komşular değil”

Savaş ihtimalinin her zaman bulunduğunu ve İran’ın buna hazır olduğunu kaydeden Arakçi, “ABD’nin bize saldırması halinde ABD topraklarını hedef almamız mümkün değil, ancak İran’a yönelik bir saldırı durumunda bölgede bulunan ABD üslerini hedef alacağız. Biz komşu ülkelere saldırmıyoruz. Hedefimiz ABD üsleridir. İkisi arasında çok büyük bir fark var” dedi.

KAYNAKLAR:IHA