Orta Doğu’da nükleer tesislerin güvenliği konusunda kırmızı alarm verilirken, Buşehr Nükleer Enerji Santrali sahasına isabet eden son füze küresel bir felaket endişesini yeniden tetikledi.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında, Basra Körfezi kıyısında bulunan Buşehr Nükleer Enerji Santrali üçüncü kez hedef alındı. İran Atom Enerjisi Kurumu, santral sahasına cuma günü saat 23.40’ta bir füzenin isabet ettiğini bildirdi. Yetkililer, ilk verilere göre olayda herhangi bir can kaybı, maddi ya da teknik hasar meydana gelmediğini duyurdu. Saldırının ardından yapılan teknik incelemeler, merminin sahaya düşmesine rağmen tesisin kritik bölümlerinde hasar oluşturmadığını gösterdi. Ancak kurum yetkilileri, santralin halihazırda faaliyette olduğunu ve büyük miktarda radyoaktif madde içerdiğini vurguladı. Bu nedenle tesise yönelik her türlü fiziksel zararın, bölgede telafisi mümkün olmayan nükleer kazalara yol açabileceğini savundu. Barışçıl nükleer tesislerin hedef alınması, uluslararası düzenlemelerin açık bir ihlali olarak tanımlandı. Buşehr tesisi, 28 Şubat’tan bu yana 17 ve 24 Mart tarihlerinde de benzer saldırıların hedefi olmuştu.
nükleer tesislerin vurulması ve uluslararası hukuk
Barışçıl amaçlarla işletilen nükleer enerji tesislerinin askeri çatışmaların hedefi olması, Cenevre Sözleşmeleri ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tüzüklerine göre kesinlikle yasaktır. Uzmanlar, Buşehr Nükleer Enerji Santrali gibi aktif tesislerin vurulmasının sadece yerel değil, küresel bir çevre felaketine zemin hazırladığını belirtiyor. Nükleer tesislerin korunmasına ilişkin 1977 tarihli Ek Protokoller, barajlar ve nükleer enerji santrallerini “tehlikeli güçler barındıran yapılar” olarak sınıflandırıyor. Dolayısıyla bu merkezlere yapılan her türlü saldırı, savaş suçu kapsamında değerlendiriliyor. Uluslararası raporlar, bir nükleer kazanın rüzgar ve deniz akıntıları yoluyla binlerce kilometre uzağa radyoaktif serpinti taşıyabileceğini kanıtlıyor.
radyoaktif sızıntı riski ve enerji güvenliği maliyetleri
Askeri ve bilimsel veriler, bir nükleer reaktörün fiziksel bütünlüğünün bozulmasının maliyetini milyarlarca dolarla ölçüyor. Çernobil ve Fukuşima örnekleri, nükleer kazaların sadece insan sağlığını değil, küresel tarım ve ticaret zincirini de felç ettiğini gösteriyor. Verilere göre, Basra Körfezi’nde yaşanabilecek bir sızıntı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı lojistiğini tamamen durdurabilir. Bu durum, küresel Brent petrol fiyatlarında öngörülemez bir şok yaratma potansiyeli taşıyor. Ayrıca, nükleer tesislerin güvenliğini artırmak için yapılan ek yatırımlar, enerji üretim maliyetlerini doğrudan yukarı çekiyor. Sonuç olarak, Buşehr semalarındaki her füze, hem çevre güvenliğini hem de küresel ekonomik istikrarı doğrudan tehdit etmeye devam ediyor.
