Günün Tarihi / 23 Temmuz
23 Temmuz’un Tuhaf Günleri: Büyükanneler güzel, hava sıcak, vanilyalı dondurma
Takvimlerin en renkli günlerinden biri olan 23 Temmuz’da büyükannelerin güzelliği kutlanıyor, vanilyalı dondurmalar yeniyor, tatlıların üzerine rengârenk şekerler serpiliyor ve bunaltıcı sıcakta karşılaşılan herkese “Yeterince sıcak mı?” diye soruluyor. Uzun hikâyeleri anlatmaya üşenenler için “yada yada yada”, yani “falan filan” deme günü bile var.
Bu kutlamaların büyük bölümü devletler ya da uluslararası kuruluşlar tarafından tanınmış resmî günler değil. Eğlenceli gün takvimleri, şirketler ve çeşitli topluluklar aracılığıyla yaygınlaşmış kutlamalar. Ancak 23 Temmuz’un ciddi bir sağlık günü de bulunuyor: Dünya Sjögren Günü, az tanınan bir bağışıklık sistemi hastalığına dikkat çekiyor.
Muhteşem Büyükanneler Günü: Sallanan sandalye devri kapandı
23 Temmuz, İngilizcede Gorgeous Grandma Day adı verilen Muhteşem Büyükanneler Günü olarak kutlanıyor. Gün, 1984’te Alice Solomon tarafından ortaya çıkarıldı. Solomon, 50 yaşında Wellesley College’dan mezun olduktan sonra toplumun ileri yaştaki kadınları hayatın dışına çıkmış, üretkenliği sona ermiş insanlar gibi görmesine itiraz etti.
Kutlama yalnız torun sahibi kadınları kapsamıyor. Belirli bir yaşa gelmiş fakat yaşamdan kopmamış, yeni şeyler öğrenen, çalışan, gezen, eğlenen ve kendi tarzını koruyan bütün kadınları görünür kılmayı amaçlıyor. Günün mesajı açık: Büyükanne olmak yalnızca örgü örmek, kurabiye pişirmek ve sallanan sandalyede oturmak anlamına gelmiyor.
Vanilyalı Dondurma Günü: En sade görünen lezzetin bayramı
Vanilyalı dondurma, rengârenk ve çok malzemeli çeşitlerin yanında sıradan görünebilir; ancak 23 Temmuz’da ona özel bir gün ayrılmış durumda. Vanilyalı Dondurma Günü’nü kimin ve neden başlattığı kesin olarak bilinmiyor. Kutlamanın temel kuralı ise oldukça kolay: Birkaç top vanilyalı dondurma yemek, üzerine çikolata, karamel veya renkli şekerler eklemek.
ABD’nin üçüncü başkanı Thomas Jefferson’ın vanilyalı dondurmayı Amerika’ya getirdiği sık sık anlatılsa da bu doğru değil; dondurma Amerikan kolonilerinde ondan önce de biliniyordu. Jefferson’ın asıl önemi, bir Amerikalı tarafından kaydedilmiş bilinen en eski dondurma tariflerinden birini bırakması ve başkanlığı sırasında Beyaz Saray’da dondurma ikram ederek tatlının yaygınlaşmasına katkıda bulunmasıydı.
Fıstık Ezmesi ve Çikolata Günü: İki ayrı mutluluk aynı tatlıda buluştu
23 Temmuz’un tatlı kutlamalarından biri de Fıstık Ezmesi ve Çikolata Günü. Günün kim tarafından başlatıldığı bilinmiyor; ancak özellikle ABD’de çok sevilen bu iki lezzetin kurabiyelerde, keklerde, dondurmalarda ve şekerlemelerde bir araya gelmesini kutluyor.
Bu birlikteliği popüler kültürün parçasına dönüştüren ürünlerin başında Reese’s Peanut Butter Cup geliyor. Eski bir Hershey çalışanı olan Harry Burnett Reese’in geliştirdiği fıstık ezmesi dolgulu çikolatalar 1928’de piyasaya çıktı. Başlangıçta bir sent karşılığında satılan küçük çikolatalar, zamanla Amerika’nın en tanınmış şekerlemelerinden birine dönüştü.
Renkli Şeker Süsleri Günü: Tatlıların üzerine biraz neşe serpmek serbest
23 Temmuz, pastaların, kurabiyelerin ve dondurmaların üzerine serpilen küçük renkli şekerlere de ayrılmış durumda. İngilizcede “sprinkle” denilen bu süslemeler için Türkçede renkli şeker, pasta süsü veya şekerleme parçacığı gibi farklı adlar kullanılıyor. Günün kökeni kesin olarak bilinmese de kutlama takvimlerinde her yıl 23 Temmuz’da yer alıyor.
Bugünün herhangi bir tarihî töreni ya da derin felsefesi yok. Amaç, normalde sade görünen bir tatlıyı renkli şekerlerle kaplamak ve birkaç dakikalığına çocukluk doğum günlerine dönmek. Vanilyalı Dondurma Günü’yle aynı tarihe gelmesi de kutlamayı oldukça kolaylaştırıyor: Dondurmayı alın, şekerleri üzerine serpin ve iki günü birden aradan çıkarın.
“Yeterince Sıcak mı?” Günü: Terlerken aynı soruyu tekrar tekrar sorma zamanı
Kuzey yarımkürenin en sıcak dönemlerinden birine rastlayan 23 Temmuz, “Yeterince Sıcak mı?” Günü olarak da kutlanıyor. İngilizcede Hot Enough for Ya Day adı verilen bu esprili gün, insanların bunaltıcı yaz havasında birbirlerine sürekli aynı soruyu sormasıyla dalga geçiyor.
Kutlama için termometrenin belirli bir dereceyi göstermesi gerekmiyor. Güneşin altında birkaç dakika kalmak, terleyen birine “Sıcak yetti mi?” diye sormak ve ardından gölge, vantilatör ya da klima aramak yeterli. Günün kış mevsimini yaşayan güney yarımkürede pek anlam ifade etmemesi de bu tuhaf kutlamanın coğrafi sorunlarından biri.
“Yada Yada Yada” Günü: Ayrıntıları anlatmaya üşenenlerin bayramı
23 Temmuz, uzun bir hikâyenin sıkıcı veya anlatılması istenmeyen bölümünü “yada yada yada” diyerek atlama günü. Türkçedeki “falan filan”, “vesaire vesaire” ya da “gerisini biliyorsunuz” ifadelerine benzeyen kalıp, anlamsız veya gereksiz konuşmayı taklit eden seslerden oluşuyor. Sözcüğün kökleri 1940’lara ve daha eski “gevezelik etmek” ifadelerine kadar uzanıyor.
İfade Seinfeld dizisi tarafından icat edilmedi; ancak 1997’de yayınlanan “The Yada Yada” bölümü sayesinde dünya çapında tanındı. Bölümde karakterler, anlatmak istemedikleri son derece önemli ayrıntıları “yada yada” diyerek geçiştiriyordu. 23 Temmuz’u kutlamak için bir hikâyeye başlayıp en ilginç bölümüne geldiğinizde “yada yada yada” demek yeterli. Sonra eve döndük, biraz konuştuk, yada yada yada, ertesi sabah oldu.
Dünya Sjögren Günü: Göz ve ağız kuruluğu basit bir şikâyet olmayabilir
23 Temmuz’un ciddi farkındalık günü, Dünya Sjögren Günü. Sjögren hastalığı, bağışıklık sisteminin özellikle gözyaşı ve tükürük üreten bezlere saldırdığı kronik bir otoimmün hastalık. En bilinen belirtileri gözlerde ve ağızda kuruluk olsa da eklem ağrısı, yorgunluk ve farklı organları etkileyen sorunlara da yol açabiliyor.
Gün, hastalığı ilk kez ayrıntılı biçimde tanımlayan İsveçli göz doktoru Henrik Sjögren’in doğum tarihi olması nedeniyle 23 Temmuz’da düzenleniyor. Sjögren Vakfı tarafından 2005’te başlatılan farkındalık çalışması, belirtilerin sıradan kuruluk şikâyetleri sanılması nedeniyle gecikebilen tanıya dikkat çekmeyi ve hastalıkla yaşayan insanların daha iyi anlaşılmasını amaçlıyor.
1821 – Mora İsyanı’nda Benefşe Kalesi düştü; teslim olan Türkler saldırıya uğradı
Mora İsyanı sırasında aylarca kuşatma altında kalan, Mora Yarımadası’nın güneydoğusundaki Monemvasia, Osmanlı kaynaklarındaki adıyla Benefşe Kalesi, açlık ve hastalık nedeniyle isyancı Yunan kuvvetlerine teslim oldu. Kalede yaklaşık 1.500 Osmanlı askeriyle Türk ve Müslüman sivil bulunuyordu. Benefşe’nin düşmesi, Mora’daki Osmanlı hâkimiyetinin çözülmesini hızlandıran önemli gelişmelerden biri oldu.
Teslim anlaşmasına göre kaledeki asker ve sivillerin silahlarını ve mallarını bıraktıktan sonra gemilerle Kuşadası’na gönderilmeleri gerekiyordu. Ancak verilen güvenceye uyulmadı. Tahliye sırasında Türk ve Müslümanlara ait mallar yağmalandı; kıyıda kalanların bir bölümü öldürüldü, gemilere bindirilenler dövüldü ve bazı esirler ıssız kayalıklara bırakıldı. Kaç kişinin hayatını kaybettiği kesin olarak bilinmiyor.
Benefşe’nin kaybedilmesi, Yunan isyancılara silah, cephane ve moral sağladı. Türkler açısından ise olay, Mora’daki Osmanlı kalelerinin birer birer düşmeye başladığı ve teslim güvencesi verilen askerlerle sivillerin dahi korunamadığı kanlı dönemin erken örneklerinden biri olarak tarihe geçti.
1829 – Daktilonun atalarından “Typographer” patent aldı; yazı makinesi çağının ilk adımlardan biri atıldı
Amerikalı mucit ve haritacı William Austin Burt, Typographer adını verdiği yazı makinesi için patent aldı. Bu aygıt, Amerika Birleşik Devletleri’nde patentlenen ilk daktilo kabul ediliyor. Burt’ın amacı, özellikle harita ve arazi çalışmaları sırasında tuttuğu uzun notları daha düzenli ve hızlı biçimde yazabilmekti.
Makinede bugünkü daktilolardaki gibi ayrı ayrı tuşlar bulunmuyordu. Kullanıcı, harflerin yer aldığı hareketli bir kolu istenen karakterin üzerine getiriyor ve kola bastığında harf mürekkeplenerek kâğıda aktarılıyordu. Kâğıt da her baskıda bir harf aralığı ilerliyordu. Böylece metin mekanik olarak yazılabiliyor, fakat harfleri tek tek seçmek gerektiği için makine elle yazmaktan daha yavaş çalışıyordu.
Typographer ticari başarı kazanamadı ve yaygınlaşmadı. Buna rağmen yazının mekanik bir araçla çoğaltılabileceğini gösteren öncü denemelerden biri oldu. Burt’ın makinesi, daha sonra klavyeli ve seri üretime uygun daktiloların geliştirilmesine uzanan uzun yolun erken duraklarından biri olarak teknoloji tarihine geçti. Smithsonian Ulusal Amerikan Tarihi Müzesinde aygıtın daha sonra yapılmış bir kopyası korunuyor.
1875 – Dikiş makinesini evlere taşıyan Singer markasının kurucusu Isaac Singer öldü
Amerikalı mucit, iş insanı ve eski tiyatro oyuncusu Isaac Merritt Singer, 23 Temmuz 1875’te İngiltere’nin Devon bölgesindeki Paignton’da hayatını kaybetti. Singer, dikiş makinesini icat eden ilk kişi değildi; Elias Howe ve başka mucitler ondan önce çalışan makineler geliştirmişti. Ancak Singer, kullanımı zor olan mevcut tasarımları geliştirerek dikiş makinesinin yaygınlaşmasında belirleyici rol oynadı.
Singer’ın 1851’de patentini aldığı makinede iğne yatay değil dikey hareket ediyor, kumaş baskı ayağıyla sabitleniyor ve mekik düz bir hat üzerinde ilerliyordu. Daha hızlı, dayanıklı ve kolay kullanılan bu tasarım hem terzilikte hem de evlerde giysi üretimini büyük ölçüde hızlandırdı. Singer adı zamanla dünyanın birçok ülkesinde dikiş makinesiyle özdeşleşti.
Ortağı Edward Clark ile kurduğu şirket; taksitli satış, ev kullanıcılarına yönelik pazarlama ve uluslararası mağaza ağı gibi yöntemlerle büyüdü. Singer’ın geliştirdiği makine kadar, daha geniş kesimlerin bu pahalı ürüne ulaşabilmesini sağlayan satış sistemi de şirketin dünya markasına dönüşmesinde etkili oldu. Singer, ardında büyük bir servet ve 20. yüzyılda dünyanın en tanınmış sanayi markalarından birine dönüşecek bir şirket bıraktı.
1881 – Olimpik sporların en eski uluslararası federasyonu kuruldu; jimnastik ortak kurallara kavuştu
Belçika’nın Liège kentinde Belçika, Fransa ve Hollanda temsilcilerinin bir araya gelmesiyle Avrupa Jimnastik Federasyonları Birliği kuruldu. Belçikalı jimnastikçi ve eğitimci Nicolas J. Cupérus’un öncülük ettiği kuruluş, daha sonra Uluslararası Jimnastik Federasyonuna, kısa adıyla FIG’e dönüştü. Bugün olimpik sporları yöneten uluslararası federasyonların en eskisi kabul ediliyor.
Cupérus, jimnastiği başlangıçta madalya ve rekabetten çok insanların beden ve ruh sağlığını geliştiren bir eğitim faaliyeti olarak görüyordu. Ancak federasyon büyüdükçe uluslararası yarışmalar da düzenlenmeye başladı. 1903’te Anvers’te yapılan ilk uluslararası turnuva, daha sonra ilk Artistik Jimnastik Dünya Şampiyonası olarak kabul edildi.
Federasyon zamanla Avrupa sınırlarını aşarak erkekler ve kadınlar artistik jimnastiği, ritmik jimnastik, trambolin, akrobasi, aerobik, genel jimnastik ve parkur gibi farklı dalları yönetmeye başladı. 23 Temmuz 1881’de üç ülkeyle atılan bu adım, spor dallarının ortak kurallara, uluslararası hakemliğe ve düzenli dünya şampiyonalarına kavuşmasının ilk örneklerinden biri oldu.
1882 – Millî Mücadele’nin Doğu Cephesi’ni zafere taşıyan Kâzım Karabekir doğdu
Kâzım Karabekir, 23 Temmuz 1882’de İstanbul’da doğdu. Kuleli Askerî İdadisinde okuduktan sonra Harbiye Mektebini ve Erkân-ı Harbiye Mektebini sınıf birincisi olarak bitirdi. Balkan Savaşları ile Birinci Dünya Savaşı’nın farklı cephelerinde görev yaptı; özellikle Doğu Anadolu’daki askerî başarılarıyla tanındı.
Mustafa Kemal Paşa’nın askerlik görevinden ayrılmasına rağmen Millî Mücadele’ye verdiği desteği sürdüren Karabekir, emrindeki 15. Kolorduyla hareketin doğudaki en büyük askerî gücünü oluşturdu. Doğu Cephesi Komutanı olarak Kars ve çevresini geri aldı; Ermenistan ile imzalanan Gümrü Antlaşması’nda Türk heyetine başkanlık etti. 3 Aralık 1920 tarihli antlaşma, Ankara Hükûmetinin uluslararası alanda imzaladığı ilk siyasi antlaşma oldu. Bu başarıları nedeniyle “Şark Fatihi” olarak anıldı.
Karabekir yalnız askerî başarılarıyla değil, savaşın yetim bıraktığı binlerce çocuğu okullarda ve meslek atölyelerinde yetiştirmesiyle de “Yetimlerin Babası” olarak tanındı. Cumhuriyet döneminde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kurucuları ve genel başkanı arasında yer aldı; uzun süre siyasetten uzak kaldıktan sonra yeniden milletvekili seçildi ve 1946’da TBMM Başkanı oldu. Bu görevini sürdürürken 1948’de hayatını kaybetti.
1888 – Dünya işçi hareketinin ortak marşı olacak Enternasyonal ilk kez söylendi
Fransa’nın Lille kentinde faaliyet gösteren İşçilerin Liri adlı koro, Enternasyonal Marşı’nı düzenlenen bir işçi şenliğinde ilk kez halka açık olarak seslendirdi. Sözleri, Paris Komünü’nün kanlı biçimde bastırılmasının ardından Eugène Pottier tarafından 1871’de yazılmış; şiir, Lille’deki sosyalist işçi örgütünün resmî marşı olması amacıyla bestelenmek üzere Pierre Degeyter’e verilmişti.
Fabrika işçisi ve amatör müzisyen olan Degeyter, bugün bütün dünyada bilinen melodiyi besteledi. Eser, 23 Temmuz 1888’de Lille’in işçi mahallesi Saint-Sauveur’daki bir toplantı yerinde koro tarafından söylendi. Kısa süre içinde Fransa’nın diğer sanayi kentlerine, ardından Avrupa’ya yayılan Enternasyonal; sosyalist, komünist ve sendikal hareketlerin en tanınmış marşı hâline geldi.
Marş, 1917’den 1944’e kadar Sovyetler Birliği’nin millî marşı olarak da kullanıldı; grevlerde, 1 Mayıs gösterilerinde ve işçi mitinglerinde farklı dillere çevrilerek söylendi. Türkiye’de de işçi ve sosyalist hareketlerin ortak mücadele şarkılarından biri olarak kuşaklar boyunca meydanlarda yer aldı.
1888 – Polisiye romanın karanlık ve alaycı dilini değiştirecek Raymond Chandler doğdu
Amerikan polisiye edebiyatının en etkili yazarlarından Raymond Chandler, 23 Temmuz 1888’de Chicago’da doğdu. Çocukluğunun önemli bölümünü İngiltere’de geçiren Chandler, Birinci Dünya Savaşı’nda görev yaptıktan sonra ABD’ye döndü ve petrol sektöründe çalışmaya başladı. İşini kaybetmesinin ardından, 40’lı yaşlarında polisiye öyküler yazmaya yöneldi.
Chandler; Büyük Uyku, Elveda Güzelim, Yüksek Pencere ve Uzun Veda gibi romanlarında özel dedektif Philip Marlowe’u yarattı. Marlowe, yalnız suçluları arayan bir dedektif değil; yozlaşmış, ikiyüzlü ve paranın yönettiği bir şehirde kendi ahlakını korumaya çalışan yalnız bir adamdı. Keskin diyalogları ve Los Angeles’ın karanlık yüzünü anlatan üslubuyla polisiye romanı basit bir “katil kim?” bilmecesinin ötesine taşıdı.
1894 – Kore’nin Japon nüfuzu altına girmesini hızlandıran Seul Kraliyet Sarayı işgali gerçekleşti
Japon birlikleri, sabaha karşı Kore’nin başkenti Seul’deki Gyeongbokgung Sarayı’nı kuşatarak kapıları kırdı ve içeri girdi. Kore askerlerinin karşı koyması üzerine saray çevresinde çatışma çıktı. Kral Gojong’un hem ikametgâhı hem de devlet yönetiminin merkezi olan sarayın ele geçirilmesiyle kral ve kraliyet ailesi Japon askerlerinin denetimi altına girdi.
Japonya’nın amacı Kral Gojong’u tahttan indirmekten çok, Kore hükümetini değiştirerek ülkenin yönetimini kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmekti. Japonlara karşı duran yönetim uzaklaştırıldı; kralın babası Heungseon Daewongun yeniden öne çıkarıldı ve Kim Hong-jip başkanlığında Japonya yanlısı bir hükûmet kuruldu. Kral Gojong tahtta kaldı, ancak siyasal yetkileri büyük ölçüde sınırlandırıldı.
Saray baskını, Kore üzerindeki hâkimiyet mücadelesi nedeniyle Japonya ile Çin arasında yükselen gerilimi açık savaşa dönüştüren gelişmelerden biri oldu. Japonya kısa süre sonra Kore’deki Çin kuvvetlerine saldırdı ve Birinci Çin-Japon Savaşı başladı. Savaştan galip çıkan Japonya’nın Kore üzerindeki baskısı giderek arttı; bu süreç 1910’da ülkenin tamamen ilhak edilmesine kadar uzandı.
1903 – Dünya otomotiv sanayisini değiştirecek Ford, ürettiği ilk otomobili müşterisine teslim etti
Yalnızca beş hafta önce kurulan Ford Motor Company, ürettiği ilk otomobil olan Model A’yı Chicago’da yaşayan diş hekimi Ernst Pfenning’e teslim etti. Pfenning, arka koltuk eklenmiş iki silindirli otomobil için 850 dolar ödedi. Araç, Ford’un Detroit’te kiraladığı mütevazı Mack Avenue fabrikasında üretilmişti.
Şirket için bu satışın önemi büyüktü. Henry Ford ve ortaklarının koyduğu 28 bin dolarlık kuruluş sermayesi neredeyse tükenmiş, şirketin banka hesabındaki para birkaç yüz dolara kadar gerilemişti. İlk müşteriden gelen ödeme, Ford’un ayakta kalmasına yardımcı oldu; şirket aynı yılın ekim ayına gelindiğinde 37 bin dolar kâr etmişti.
İlk Model A, iki silindirli motoru ve iki ileri vitesli şanzımanıyla henüz geniş halk kitlelerinin satın alabileceği ucuz bir otomobil değildi. Ancak Ford’un otomobil üretimindeki uzun yolculuğunu başlattı. Şirketin asıl büyük dönüşümü, 1908’de piyasaya çıkaracağı Model T ve daha sonra geliştireceği hareketli montaj hattıyla otomobili kitlesel bir ulaşım aracına dönüştürmesiyle gerçekleşecekti.
1908 – Osmanlı’da anayasal yönetime ve parlamentoya dönüşü sağlayan II. Meşrutiyet ilan edildi
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Rumeli’de başlattığı hareket sonucunda Sultan II. Abdülhamid, 1876 tarihli Kanun-ı Esasi’yi yeniden yürürlüğe koymayı ve Meclis-i Mebusan’ı toplantıya çağırmayı kabul etti. Böylece 1878’den beri kapalı bulunan Osmanlı Meclisi’nin yeniden açılmasının yolu açıldı ve padişahın yetkilerinin anayasa ile sınırlandırıldığı II. Meşrutiyet dönemi başladı. Olayın kabul edilen tarihi, Rumi takvimle 10 Temmuz 1324’e karşılık gelen 23 Temmuz 1908’dir.
Sürecin başlamasında Resneli Niyazi Bey ve Enver Bey gibi İttihatçı subayların birlikleriyle birlikte dağa çıkarak anayasanın yeniden yürürlüğe konulmasını istemeleri etkili oldu. İttihat ve Terakki, 23 Temmuz’da Manastır’da Meşrutiyet’in ilan edildiğini duyurdu; ülkenin farklı yerlerinden saraya gönderilen telgraflar ve ordudaki hareketlilik üzerine II. Abdülhamid geri adım attı. Haber, İstanbul’dan Selanik’e kadar Osmanlı şehirlerinde “hürriyet, eşitlik ve kardeşlik” sloganlarıyla kutlandı.
Meşrutiyet’in ilanının ardından seçimler yapıldı ve Meclis-i Mebusan yaklaşık 30 yıllık aradan sonra Aralık 1908’de yeniden açıldı. Basın üzerindeki ön sansür fiilen sona ererken çok sayıda gazete, dergi, dernek ve siyasi hareket ortaya çıktı. Ancak büyük umutlarla başlayan dönem; siyasi çatışmalar, 31 Mart Vakası, darbeler, savaşlar ve İttihat ve Terakki’nin giderek güçlenen yönetimiyle çalkantılı bir sürece dönüştü. 23 Temmuz daha sonra Osmanlı Devleti’nin ilk resmî millî bayramı olan Hürriyet Bayramı olarak kabul edildi.
1908 – Onuncu Yıl Marşı’nın sözlerini yazan Cumhuriyet şairi Behçet Kemal Çağlar doğdu
Behçet Kemal Çağlar, II. Meşrutiyet’in ilan edildiği 23 Temmuz 1908’de Erzincan’ın Tepecik köyünde doğdu. Çocukluğu babasının görevleri nedeniyle farklı şehirlerde geçti; yükseköğrenimini Zonguldak’ta tamamlayarak 1929’da maden mühendisi oldu. Ancak mesleğini uzun süre sürdürmedi ve edebiyata yöneldi.
Çağlar’ın adını geniş kitlelere duyuran eser, Faruk Nafiz Çamlıbel ile birlikte yazdığı Onuncu Yıl Marşı oldu. Cemal Reşit Rey tarafından bestelenen marş, Cumhuriyet’in onuncu yıl kutlamalarının simgelerinden biri hâline geldi. Şiirlerinde Atatürk sevgisini, Cumhuriyet’in kuruluş heyecanını, Anadolu’yu ve halk kültürünü öne çıkaran Çağlar, “Ankaralı Âşık Ömer” takma adıyla halk şiiri biçiminde destanlar da kaleme aldı.
Halkevlerinde müfettişlik yapan, Anadolu’yu dolaşan ve 1943–1949 arasında Erzincan milletvekili olarak TBMM’de görev alan Çağlar; Erciyes’ten Kopan Çığ, Burada Bir Kalp Çarpıyor, Atatürk Şiirleri ve Benden İçeri gibi eserler bıraktı. Cumhuriyet’in ilk dönemindeki coşkulu, milliyetçi ve Atatürkçü şiirin en tanınmış temsilcilerinden biri olan Behçet Kemal Çağlar, 24 Ekim 1969’da İstanbul’da geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.
1911 – İstanbul’un tarihî dokusunu değiştiren büyük Aksaray Yangını çıktı
İstanbul’un son dönemlerde yaşadığı en büyük yangınlardan biri, Meşrutiyet’in ilanının yıl dönümünün kutlandığı 23 Temmuz günü meydana geldi. Ateş, Uzunçarşı başındaki ahşap bir konak-apartmanın üçüncü katında bırakılan semaverden çıktı. Sert poyraz, dar sokaklar ve birbirine bitişik ahşap binalar nedeniyle alevler kısa sürede kontrolden çıkarak Beyazıt, Laleli, Aksaray, Langa ve Yenikapı yönlerine yayıldı.
Yaklaşık 17 saat süren yangında 2 bin 400 ev, 3 bin dükkân, 15 fırın, 16 cami ve mescit, iki medrese, üç hamam ile çok sayıda tekke, türbe ve okul yandı. Onlarca mahalle bütünüyle kül olurken Lâleli ve Pertevniyal Valide Sultan camileri gibi bazı büyük yapılar kurtarılabildi.
Felaket, binlerce İstanbulluyu evsiz bıraktığı gibi şehrin yüzyıllar içinde oluşmuş ahşap mahalle dokusunu da ortadan kaldırdı. Yangından sonra geniş caddeler açılması, yapı adalarının yeniden düzenlenmesi ve ahşap yerine kâgir bina yapılması yönündeki çalışmalar hız kazandı; Aksaray ve çevresinin bugünkü şehir görünümünün oluşmasında bu büyük yıkımın önemli payı oldu.
1911 – İstanbul’un ilk millî anıtı olan Âbide-i Hürriyet açıldı
Şişli ile Kâğıthane arasındaki hâkim bir tepeye yapılan Âbide-i Hürriyet, İkinci Meşrutiyet’in ilanının üçüncü yıl dönümünde törenle açıldı. Anıt, 31 Mart Vakası sırasında meşrutiyet düzenini korumak için hayatını kaybeden subay ve askerlerin anısını yaşatmak amacıyla anıt-mezar olarak inşa edilmişti. Bulunduğu yer de yapıdan dolayı Hürriyet-i Ebediye Tepesi adıyla anılmaya başladı.
1909’da açılan proje yarışmasını kazanan genç Mimar Muzaffer Bey’in tasarladığı eser, Türk mimarlık tarihinin ilk büyük anıt yapılarından biri oldu. Tamamen mermerden yapılan anıtın gökyüzüne doğru yükselen bölümü bir top namlusunu andırıyor; kaidesinde ise şehitlerin adları, Sultan Mehmed Reşad’ın tuğrası ve meşrutiyetin yeniden ilanını hatırlatan kitabeler bulunuyordu. Anıtın altındaki bölüm, mihraplı bir şehitlik ve ibadet mekânı olarak düzenlenmişti.
Âbide-i Hürriyet, Osmanlı Devleti’nin son döneminde anayasal yönetim ve hürriyet düşüncesinin simgelerinden biri hâline geldi. Daha sonraki yıllarda Mahmud Şevket Paşa ve Talat Paşa gibi İttihat ve Terakki döneminin önemli isimleri de bu alanın çevresine defnedildi.
1913 – Millî Mücadele’de Gebze’nin örgütlenmesine öncülük edecek Hüseyin Hüsnü Efendi yeniden müftülüğe getirildi
İttihat ve Terakki’ye yakınlığı nedeniyle Kâmil Paşa Hükümeti döneminde Gebze Müftülüğünden uzaklaştırılan Hüseyin Hüsnü Efendi, 23 Temmuz 1913’te yeniden aynı göreve atandı. Gebze’de doğan ve Fatih Medresesinde eğitim gören Hüseyin Hüsnü Efendi, yalnız bir din görevlisi değil, bölgenin siyasi ve toplumsal hayatında etkili bir isimdi.
Damat Ferit Paşa Hükümeti tarafından 1919’da bir kez daha görevinden alınan Hüseyin Hüsnü Efendi, Millî Mücadele başlayınca Gebze’de kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti şubesinin başkanlığını üstlendi. 1920’de yapılan seçimde milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisine katıldı. Bu nedenle 23 Temmuz’daki atama, ileride Gebze’nin Millî Mücadele teşkilatlanmasında önemli rol oynayacak bir ismin kamu hayatına dönüşüydü.
1914 – Birinci Dünya Savaşı’na giden yol geri dönülmez biçimde açıldı: Avusturya-Macaristan, Sırbistan’a ültimatom verdi
Avusturya-Macaristan, Saraybosna’da Veliaht Franz Ferdinand’ın öldürülmesinden yaklaşık bir ay sonra, 23 Temmuz 1914’te Sırbistan’a son derece ağır şartlar içeren bir ültimatom verdi. Sırp hükümetine cevap vermesi için yalnızca 48 saat tanındı. Talepler arasında Avusturya karşıtı yayınların yasaklanması, bazı kurumların dağıtılması ve Avusturyalı görevlilerin Sırbistan’daki soruşturmaya katılması da bulunuyordu.
Belgrad yönetimi maddelerin büyük bölümünü kabul etti ancak egemenliğini doğrudan ihlal eden taleplere tamamen boyun eğmedi. Avusturya-Macaristan 28 Temmuz’da Sırbistan’a savaş ilan etti. Rusya, Almanya, Fransa ve İngiltere’nin ittifak yükümlülükleriyle harekete geçmesi, birkaç gün içinde Avrupa’yı dünya savaşına sürükledi. 23 Temmuz’daki ültimatom savaşın resmî başlangıcı değildi; fakat diplomatik krizi askerî çatışmaya dönüştüren en kritik adımdı.
1916 – Periyodik tablodaki büyük boşluğu dolduran Nobel ödüllü kimyacı William Ramsay öldü
İskoç kimyacı Sir William Ramsay, 23 Temmuz 1916’da İngiltere’nin High Wycombe kentinde hayatını kaybetti. Ramsay, Lord Rayleigh ile birlikte havada daha önce bilinmeyen bir gaz bulunduğunu ortaya çıkardı ve bu elemente argon adı verildi. Ardından helyumun Dünya’daki varlığını belirledi; neon, kripton ve ksenonu keşfederek periyodik tabloda soy gazlar olarak bilinen yeni bir element ailesinin oluşmasını sağladı.
Çalışmaları, bilim insanlarının maddenin yapısına ve elementlerin birbirleriyle ilişkisine dair anlayışını değiştirdi. Ramsay, “havadaki asal gaz elementlerini keşfetme hizmetleri” nedeniyle 1904 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü. Bugün aydınlatmadan tıbbi görüntülemeye, uzay teknolojisinden kaynak işlemlerine kadar pek çok alanda kullanılan soy gazların bilimsel tarihindeki en önemli isimlerden biri oldu.
1919 – Millî Mücadele’nin siyasi programını belirleyen Erzurum Kongresi başladı
Mondros Ateşkes Antlaşması’nın ardından başlayan işgallere ve Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurulması girişimlerine karşı düzenlenen Erzurum Kongresi toplandı. Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti ile Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyetinin öncülüğünde gerçekleştirilen kongreye beş vilayetten 56 delege katıldı. Askerlikten istifa ederek mücadeleye sivil olarak devam eden Mustafa Kemal Paşa, kongre başkanlığına seçildi.
23 Temmuz’dan 7 Ağustos’a kadar süren toplantılarda, “Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz” ilkesi benimsendi. Yabancı işgaline karşı milletin birlikte direneceği, Kuvâ-yi Milliye’nin etkin ve millî iradenin hâkim kılınmasının esas olduğu, manda ve himayenin kabul edilemeyeceği ilan edildi. İstanbul Hükümeti vatanın bağımsızlığını sağlayamazsa geçici bir hükümet kurulması da kararlaştırıldı.
Doğu illerini savunmak amacıyla bölgesel olarak toplanan kongre, aldığı kararlarla bütün vatanı kapsayan millî bir nitelik kazandı. Mustafa Kemal Paşa başkanlığında dokuz kişilik Heyet-i Temsiliye oluşturuldu; böylece Millî Mücadele’yi İstanbul Hükûmetinden bağımsız biçimde yürütecek siyasi merkezin temelleri atıldı. Erzurum’da kabul edilen ilkeler, daha sonra Sivas Kongresi’ne, Misak-ı Millî’ye ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasına uzanan yolun ana çerçevesini oluşturdu.
1924 – Kocaeli’nin yetiştirdiği olimpiyat şampiyonu Gazanfer Bilge doğdu
Gazanfer Bilge, 23 Temmuz 1924’te Kocaeli’nin Karamürsel ilçesinde doğdu. Geleneksel güreşten uluslararası minder güreşine geçen öncü Türk sporcular arasında yer alan Bilge, kısa sürede millî takımın en başarılı isimlerinden biri oldu. Karamürsel’in bugün “Pehlivanlar Kenti” olarak anılmasında onun başarılarının önemli bir payı bulunuyor.
İlk büyük uluslararası başarısını 1946’da Stockholm’de düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda serbest stil 62 kiloda altın madalya kazanarak elde etti. İki yıl sonra Londra Olimpiyatları’nda rakiplerine büyük üstünlük kurarak aynı sıklette olimpiyat şampiyonu oldu. Türkiye’nin 1948 Londra’da kazandığı altı güreş altınından birini getiren Bilge, Türk spor tarihinin unutulmaz isimleri arasına girdi.
Güreşi bıraktıktan sonra iş hayatına atılan Gazanfer Bilge, kazancının önemli bölümünü eğitim ve sosyal yardım çalışmalarına ayırdı. Karamürsel’de meslek yüksekokulu, işitme engelliler okulu ve çocuk evleri sitesi gibi çeşitli kurumlarda adı yaşatıldı. Toplumsal hizmetleri nedeniyle 2007’de TBMM Üstün Hizmet Ödülü’ne layık görülen Bilge, 20 Nisan 2008’de hayatını kaybetti ve doğduğu Karamürsel’in Dereköy Mahallesi’nde toprağa verildi.
1926 – Sesli film çağını hızlandıracak Movietone sisteminin patentlerini Fox satın aldı
William Fox’un yönettiği Fox Film Corporation, Theodore Case’in New York’taki Case Araştırma Laboratuvarında geliştirdiği, sesi doğrudan film şeridine kaydetmeye yarayan patentlerin haklarını satın aldı. Case ile mühendis Earl Sponable’ın çalışmaları temelinde Fox-Case Corporation kuruldu ve sistem kısa süre sonra Movietone adıyla geliştirilmeye başlandı.
Movietone’da ses, görüntünün yanında bulunan ince bir şeride ışık değişimleri biçiminde kaydediliyordu. Böylece görüntü ve ses aynı film makarası üzerinde taşınıyor, ayrı bir plakla çalışan sistemlerde yaşanan senkronizasyon sorunları büyük ölçüde ortadan kalkıyordu. Bu özellik, Movietone’u özellikle dışarıda çekilen haber filmleri için son derece kullanışlı hâle getirdi.
Fox, sistemi 1927’de Charles Lindbergh’in Atlantik uçuşuna çıkışını gösteren sesli haber görüntüleriyle geniş kitlelere tanıttı. Aynı yıl gösterime giren Şafak: İki İnsanın Şarkısı filminde de Movietone ile kaydedilmiş müzik ve ses efektleri kullanıldı. Movietone’un başarısı, sessiz sinema döneminin kapanmasını ve sesin filmlerin ayrılmaz bir parçasına dönüşmesini hızlandırdı.
1928 – Evrenin görünmeyen büyük bölümünü ortaya çıkaracak Vera Rubin doğdu
Amerikalı gökbilimci Vera Rubin, 23 Temmuz 1928’de Philadelphia’da doğdu. Çocukluğundan itibaren gökyüzüne ilgi duyan Rubin, kadınların bilim dünyasında ciddi engellerle karşılaştığı bir dönemde astronomi alanında çalışmayı seçti. Bazı üniversitelerin kadınları astronomi programlarına kabul etmediği yıllarda kariyerini sürdürdü ve galaksilerin dönüş hızlarını incelemeye başladı.
Rubin ve çalışma arkadaşları, galaksilerin dış bölgelerindeki yıldızların, görünen madde miktarıyla açıklanamayacak kadar hızlı döndüğünü gösterdi. Bu gözlemler, galaksileri bir arada tutan fakat doğrudan görülemeyen büyük miktarda “karanlık madde” bulunduğuna dair en güçlü kanıtlardan biri oldu. Rubin yalnız evren anlayışını değiştirmekle kalmadı; bilimde kadınların önündeki engellerin kaldırılması için de mücadele etti.
1929 – Faşist rejimin dili de denetim altına alma girişimi olan yabancı sözcük karşıtı kampanya sertleştirildi
Benito Mussolini yönetimindeki Faşist İtalya, millî kimliği güçlendirme iddiasıyla yabancı dillerden geçen sözcüklerin kullanımına karşı yürüttüğü kampanyayı genişletti. İngilizce ve Fransızca başta olmak üzere yabancı kökenli kelimelerin gazetelerde, reklamlarda, işletme adlarında ve kamusal yazışmalarda kullanılmaması istendi; bunların yerine İtalyanca karşılıklar bulunması teşvik edildi.
Bu süreçte “film” yerine pellicola, “garage” yerine autorimessa, “goal” yerine rete, “match” yerine incontro gibi sözcükler önerildi. Yabancı isim taşıyan kulüpler, kurumlar ve işletmeler de adlarını İtalyancalaştırmaya zorlandı. Touring Club Italiano’nun adı Consociazione Turistica Italiana’ya, Automobile Club’ın adı Automobile Circolo’ya çevrildi.
Dil politikası yalnız yabancı kelimeleri değil, İtalya sınırları içindeki Almanca, Slovence ve Hırvatça gibi dilleri de hedef aldı. Özellikle Güney Tirol’de Almanca kamusal hayattan uzaklaştırıldı; okullarda, mahkemelerde, tabelalarda ve resmî işlemlerde İtalyanca dayatıldı. Böylece dil, faşist yönetimin yalnız kültürü değil, toplumun kimliğini ve gündelik hayatını da denetleme araçlarından biri hâline geldi.
1932 – Cumhuriyet’in başkentini planlı ve yeşil bir kent olarak biçimlendiren Jansen Planı onaylandı
Alman mimar ve şehir plancısı Hermann Jansen’in Ankara için hazırladığı Kesin İmar Planı, 23 Temmuz 1932’de onaylanarak yürürlüğe girdi. Hızla büyüyen başkentin geleceğini belirlemek amacıyla 1927’de açılan sınırlı uluslararası yarışmaya Jansen’in yanı sıra Alman Joseph Brix ve Fransız Léon Jaussely davet edilmiş; 1928’de sonuçlanan yarışmada Jansen’in projesi birinci seçilmişti.
Jansen, tarihî Ankara Kalesi’ni ve eski şehrin dokusunu korurken yeni başkentin güneye, Çankaya yönüne doğru gelişmesini öngördü. Atatürk Bulvarı’nı kentin ana ekseni olarak tasarladı; bakanlıkların Yenişehir’de toplanmasını, Gençlik Parkı, 19 Mayıs Spor Sitesi ve Hipodrom gibi geniş kamusal alanların oluşturulmasını istedi. Parkları, yeşil kuşakları ve yaya yollarını birbirine bağlayan daha sağlıklı bir şehir hedefledi; işçiler için konut bölgeleri ve ayrı bir üniversiteler alanı da planladı.
Planın önemli bölümleri ilk yıllarda uygulandı ve Ankara’nın Ulus’tan Kızılay’a, oradan Çankaya’ya uzanan modern başkent görünümünün oluşmasında belirleyici oldu. Ancak nüfusun tahmin edilenden çok daha hızlı artması, arsa spekülasyonu ve plana yapılan müdahaleler zamanla Jansen’in tasarımını aşındırdı. Planın istediği biçimde uygulanmadığını düşünen Jansen, 1939’da Ankara Belediyesi danışmanlığından ayrıldı.
1932 – Havacılığın öncü isimlerinden Alberto Santos-Dumont öldü
Brezilyalı havacı ve mucit Alberto Santos-Dumont, 23 Temmuz 1932’de Brezilya’nın Guarujá kentinde 59 yaşında hayatını kaybetti. Paris’te gerçekleştirdiği balon, dirigibl ve uçak denemeleriyle havacılığın gelişmesine büyük katkı sağlayan Santos-Dumont, ülkesinde “Havacılığın Babası” olarak kabul edildi.
Santos-Dumont, 1901’de 6 numaralı hava gemisiyle Eyfel Kulesi’nin çevresini dolaşarak Deutsch Ödülü’nü kazandı. 1906’da geliştirdiği 14-bis adlı uçak ise Paris’te kalabalık ve resmî gözlemciler önünde, herhangi bir fırlatma düzeneğine ihtiyaç duymadan havalandı. Önce 60, ardından 220 metre uçan 14-bis’in gösterileri, Avrupa’da halka açık ve resmen kayda geçirilen ilk motorlu uçak uçuşları arasında yer aldı.
Sağlık sorunları nedeniyle 1910’da uçuş çalışmalarını bırakan Santos-Dumont, uçakların savaş aracı olarak kullanılmasından büyük üzüntü duyuyordu. 1932’de Brezilya’daki iç çatışmalarda uçakların bombardıman amacıyla kullanıldığı günlerde Guarujá’da yaşamına son verdi. Adı bugün Brezilya’nın önemli havalimanlarından birinde, doğduğu kentte ve çok sayıda kurumda yaşatılıyor; ayrıca Brezilya Hava Kuvvetlerinin resmî koruyucu ve simge isimlerinden biri kabul ediliyor.
1933 – İzmit’in ticaret hayatının simge yapılarından Türk Ticaret Bankası binası açıldı
Adapazarı İslâm Ticaret Bankasının 1919’dan beri İzmit’te faaliyet gösteren şubesi için yaptırılan yeni bina, 23 Temmuz 1933’te resmî törenle açıldı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında kent merkezinde yükselen yapı, modern bankacılığın ve İzmit’in gelişen ticaret hayatının dikkat çekici simgelerinden biri oldu.
Bina, Cumhuriyet’in onuncu yıl kutlamaları sırasında ışıklandırılarak şehirdeki kutlama programlarının merkezlerinden biri hâline getirildi. Banka daha sonra Türk Ticaret Bankası adını aldı ve Türkiye’nin ilk millî özel bankalarından biri olarak uzun yıllar faaliyet gösterdi. İzmit’teki tarihî banka binası da kentin erken Cumhuriyet döneminden kalan önemli ticaret yapıları arasında yer aldı.
1939 – Türkiye’nin yıllarca diplomasiyle yürüttüğü Hatay mücadelesi Fransız askerlerinin bölgeden ayrılmasıyla tamamlandı
Hatay Millet Meclisinin 29 Haziran 1939’da oy birliğiyle aldığı Türkiye’ye katılma kararının ardından, bölgedeki son Fransız birlikleri Hatay’dan ayrıldı. Antakya Kışlası’nda düzenlenen törende Fransız bayrağı indirildi, İstiklâl Marşı eşliğinde Türk bayrağı göndere çekildi. Böylece Hatay’da Türk egemenliği fiilen ve resmen tamamlandı.
Hatay’ın anavatana katılmasına giden yol, Türkiye ile Fransa arasında 23 Haziran 1939’da imzalanan anlaşmayla açılmıştı. Hatay Millet Meclisi altı gün sonra Türkiye’ye katılma kararı alarak kendini feshetti; TBMM de 7 Temmuz’da çıkardığı kanunla Hatay vilayetini kurdu. Fransız askerlerinin çekilmesi için belirlenen son gün olan 23 Temmuz’da devir işlemleri tamamlandı.
Atatürk’ün uzun yıllar Türkiye’nin en önemli millî meselelerinden biri olarak gördüğü Hatay sorunu, onun ölümünden yaklaşık sekiz ay sonra savaş çıkmadan, diplomasi yoluyla çözüme ulaştı. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Fransız yönetiminde kalan ve 1938’de bağımsız Hatay Devleti’ne dönüşen bölge, 23 Temmuz 1939’dan itibaren kesin olarak Türkiye’nin parçası oldu.
1941 – Türk hat sanatının son “reisülhattâtîn” unvanlı ustası Kâmil Akdik öldü
Ahmed Kâmil Akdik, 29 Kasım 1861’de İstanbul’un Fındıklı semtinde doğdu. Hat sanatını dönemin büyük ustalarından Sâmi Efendi’den öğrenerek sülüs ve nesih yazılarından icazet aldı. Divân-ı Hümâyun’da görev yaparken divanî ve celî divanî yazılarıyla tuğra çekmeyi öğrendi; berat, antlaşma, tasdikname ve diğer resmî belgelerin hazırlanmasında çalıştı.
Kıdemi ve sanatındaki ustalığı nedeniyle 1915’te, “hattatların başı” anlamındaki reisülhattâtîn unvanına layık görüldü. Bu unvanın verildiği son sanatçı olan Akdik; Medresetü’l-Hattâtîn, Galatasaray Sultanisi ve Güzel Sanatlar Akademisinde ders vererek Osmanlı hat geleneğinin Cumhuriyet dönemine aktarılmasında önemli rol oynadı.
Sülüs, nesih, rik‘a ve divanî yazılarında eserler veren Kâmil Akdik; levhalar, hilyeler, yazı albümleri ve bir mushaf hazırladı. Kahire’deki Menyel Sarayı Mescidi’nin yazılarını da kaleme alan usta hattat, 23 Temmuz 1941 gecesi Fatih’teki evinde öldü ve Eyüp’teki Gümüşsuyu Kabristanı’na defnedildi. Değerli hat koleksiyonu ise ölümünden sonra Topkapı Sarayı Müzesi tarafından satın alındı.
1942 – Nazi ölüm makinesinin en kanlı merkezlerinden Treblinka’da sistematik katliam başladı
Nazi Almanyası’nın işgal altındaki Polonya’da kurduğu Treblinka ölüm merkezinde gazla öldürme faaliyetleri 23 Temmuz 1942’de başladı. Varşova Gettosu’ndan getirilen Yahudiler, çalışma kampına götürüldükleri söylenerek trenlerden indiriliyor, eşyaları alındıktan sonra gaz odalarına gönderiliyordu.
Treblinka, insanların çalıştırılmasından çok doğrudan öldürülmesi amacıyla kurulan merkezlerden biriydi. Temmuz 1942 ile Kasım 1943 arasında burada yaklaşık 925 bin Yahudi ile sayıları kesin olarak bilinmeyen Roman, Polonyalı ve Sovyet savaş esiri öldürüldü. Auschwitz-Birkenau’dan sonra Holokost’un en ölümcül merkezlerinden biri olan Treblinka’da, Naziler geri çekilirken katliamın kanıtlarını yok etmek amacıyla binaları yıktı ve araziyi çiftlik görünümüne sokmaya çalıştı.
1942 – Sesin manyetik olarak kaydedilmesinin yolunu açan Valdemar Poulsen öldü
Danimarkalı mühendis ve mucit Valdemar Poulsen, 23 Temmuz 1942’de Gentofte’de 72 yaşında hayatını kaybetti. Poulsen, 1898’de sesi mıknatıslanmış çelik tel üzerine kaydedip yeniden dinletebilen telegrafon adlı cihazı geliştirdi. Bu buluş, daha sonraki tel kayıt cihazlarının, kasetçaların ve manyetik bant teknolojisinin temelini oluşturdu.
Poulsen, telegrafonu 1900 Paris Dünya Sergisi’nde tanıttı. Sergi sırasında Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph’in sesini kaydetti; bu kayıt, günümüze ulaşan en eski manyetik ses kayıtlarından biri olarak kabul ediliyor. Ancak dönemin yükseltici ve hoparlör teknolojisi yeterince gelişmediği için cihaz ticari bakımdan büyük bir başarı elde edemedi.
Radyo teknolojisi üzerinde de çalışan Poulsen, 1903’te sürekli ve yüksek frekanslı radyo dalgaları üretebilen ark vericisini geliştirdi. “Poulsen arkı” adı verilen bu sistem, radyo telefonunun ve uzun mesafeli telsiz haberleşmesinin gelişmesinde önemli rol oynadı. Poulsen’in çalışmaları, sesi kaydetme ve uzak mesafelere iletme teknolojilerinin öncü adımları arasında yer aldı.
1944 – Nazi kamplarındaki kitlesel cinayetlerin kanıtları ortaya çıktı: Sovyet birlikleri Majdanek’e girdi
Sovyet Kızıl Ordusu, 23 Temmuz 1944’te Polonya’nın Lublin kenti yakınlarındaki Majdanek toplama ve ölüm kampına ulaştı. Alman birlikleri mahkûmların büyük bölümünü batıya götürmüş ancak Sovyet ilerleyişinin hızı nedeniyle kampı ve cinayetlerin kanıtlarını tamamen yok etmeyi başaramamıştı.
Majdanek’te gaz odaları, krematoryumlar, mahkûmlardan alınan ayakkabılar ve başka kişisel eşyalar büyük ölçüde yerinde bulundu. Kampta 500’den az mahkûm hayatta kalmıştı. Majdanek, Müttefik kuvvetlerin ulaştığı ilk büyük Nazi toplama kampı oldu ve Nazi yönetiminin sistematik toplu kıyım yürüttüğünü gösteren fiziksel kanıtlar dünya kamuoyunun önüne çıktı.
1949 – Karaburun ve Çeşme’yi vuran deprem binlerce evi yıktı
Ege Denizi’nde Karaburun açıklarında 23 Temmuz 1949’da meydana gelen 6,6 büyüklüğündeki deprem, İzmir’in Karaburun ve Çeşme ilçeleriyle Sakız Adası’nda ağır hasara yol açtı. Sarsıntı özellikle Mordoğan’dan yarımadanın kuzeyine, Denizgiren ve Çeşme çevresindeki köylere kadar geniş bir alanda etkili oldu.
Yaklaşık 2 bin 200 evin yıkıldığı veya hasar gördüğü deprem, yolları, su kaynaklarını ve bölgedeki geleneksel taş yapıları da etkiledi. Nüfusun dağınık köylerde yaşaması can kaybının sınırlı kalmasını sağlasa da birçok insan uzun süre çadırlarda yaşamak zorunda kaldı. 1949 Karaburun depremi, İzmir ve çevresinin yalnız karadaki değil, Ege Denizi içindeki fayların da tehdidi altında bulunduğunu gösteren önemli tarihî depremlerden biri oldu.
1952 – Avrupa Birliği’nin temelini atan Paris Antlaşması yürürlüğe girdi
Belçika, Fransa, Batı Almanya, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda’nın imzaladığı Paris Antlaşması yürürlüğe girerek Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğunu kurdu. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından hazırlanan antlaşma, savaş sanayisinin temel maddeleri olan kömür ve çelik üretimini ortak bir yönetimin denetimine bırakarak özellikle Fransa ile Almanya arasında yeni bir savaş çıkmasını güçleştirmeyi amaçlıyordu.
Altı ülke, kömür ve çelik piyasalarındaki gümrükleri ve üretim engellerini kaldırırken, bu alanlardaki karar yetkilerinin bir bölümünü uluslarüstü bir kuruma devretti. Böylece daha sonra Avrupa Ekonomik Topluluğuna ve bugünkü Avrupa Birliğine dönüşecek bütünleşme sürecinin ilk somut kurumu ortaya çıktı.
Elli yıllığına imzalanan Paris Antlaşması, süresi dolduğu 23 Temmuz 2002’ye kadar yürürlükte kaldı. Kömür ve çelikle başlayan bu iş birliği, Avrupa’da ekonomik çıkarların birbirine bağlanmasının kalıcı barışa hizmet edebileceği düşüncesinin ilk büyük uygulaması oldu.
1952 – Mısır’da monarşiyi sona erdirip Arap dünyasının dengelerini değiştirecek Hür Subaylar Devrimi başladı
Cemal Abdünnasır’ın gizlice örgütlediği Hür Subaylar Hareketi, 22 Temmuz’u 23 Temmuz’a bağlayan gece Kahire’de yönetime el koydu. Ordu karargâhı, radyo istasyonu ve başkentin stratejik noktaları kontrol altına alınırken, General Muhammed Necib hareketin kamuoyuna açıklanan lideri oldu. Genç subayların başlıca hedefleri; Kral Faruk yönetimini devirmek, İngiliz etkisine son vermek, yolsuzlukla mücadele etmek ve 1948 Arap-İsrail Savaşı’nın yenilgisinden sorumlu tuttukları düzeni değiştirmekti.
Kral Faruk, askerlerin baskısı üzerine 26 Temmuz’da tahtı henüz altı aylık olan oğlu II. Fuad’a bırakarak İskenderiye’den ayrıldı. Bu nedenle 23 Temmuz’da krallık fiilen etkisiz hâle gelmiş olsa da monarşi hukuken hemen kaldırılmadı. Hür Subaylar, 18 Haziran 1953’te cumhuriyeti ilan etti ve Muhammed Necib Mısır’ın ilk cumhurbaşkanı oldu.
Hareketin asıl örgütleyicisi olan Abdünnasır, ilerleyen yıllarda Muhammed Necib’i yönetimden uzaklaştırarak ülkenin tartışmasız liderine dönüştü. Toprak reformu, Süveyş Kanalı’nın millîleştirilmesi, İngiliz askerlerinin ülkeden çıkarılması ve Arap milliyetçiliğinin yükselişi, 23 Temmuz’da başlayan dönüşümün başlıca sonuçları oldu. Mısır’daki devrim, sömürge yönetimlerine ve Batı yanlısı monarşilere karşı gelişen hareketlere örnek olarak Arap dünyasının siyasi yönünü uzun yıllar etkiledi.
1960 – 27 Mayıs sonrasında edebiyat dünyasına uzanan siyasi tasfiyede üç önemli yazar birlikten çıkarıldı
Türk Edebiyatçılar Birliği, İstanbul Gazeteciler Cemiyetinde olağanüstü kongre düzenledi. Kongrede Peyami Safa, Samet Ağaoğlu ve Faruk Nafiz Çamlıbel, üyelerin oy birliğiyle Birlikten çıkarıldı. Karara gerekçe olarak üç yazarın 27 Mayıs öncesindeki “baskı rejimine destek oldukları”, Birliğin amaçlarına ve “yazarlık onuruna aykırı hareket ettikleri” ileri sürüldü. Dönemin basını, ihraç kararını 24 Temmuz’da “Edebiyatçılar Peyami Safa, Samet Ağaoğlu ve Çamlıbel’i dün çıkardılar” başlığıyla duyurdu.
Kararın arkasında yazarların Demokrat Parti ile ilişkileri bulunuyordu. Samet Ağaoğlu, 1950–1960 arasında Demokrat Parti milletvekilliği ve bakanlık yapmış; Faruk Nafiz Çamlıbel de 1946’dan itibaren aynı partiden İstanbul milletvekili seçilmişti. Peyami Safa ise özellikle iktidarın son yıllarında Demokrat Parti’ye yakın bir yayın çizgisi izlemişti.
Bu nedenle toplantı, 27 Mayıs Darbesi’nin ardından Türkiye’nin kültür ve sanat çevrelerinde başlayan siyasi hesaplaşmanın da dikkat çekici örneklerinden biri oldu. Peyami Safa’nın Türk Dil Kurumu ve Türk Edebiyatçılar Birliğiyle ilişkisi kesilirken, Samet Ağaoğlu ile Faruk Nafiz Çamlıbel Yassıada’da yargılanacak Demokrat Partili siyasetçiler arasında yer aldı.
1962 – Dünya aynı görüntüyü aynı anda izlemeye başladı: İlk halka açık canlı transatlantik televizyon yayını yapıldı
ABD ile Avrupa arasında halka açık ilk canlı transatlantik televizyon programı, 23 Temmuz 1962’de Telstar 1 haberleşme uydusu aracılığıyla yayınlandı. Programda Özgürlük Heykeli ve Eyfel Kulesi’nin yanı sıra bir beyzbol karşılaşmasından görüntüler ile ABD Başkanı John F. Kennedy’nin açıklamaları yer aldı.
Telstar’ın yörüngesi nedeniyle bağlantı kısa sürelerle kurulabiliyordu. Buna rağmen okyanusun iki yakasındaki milyonlarca insanın aynı görüntüleri neredeyse aynı anda izleyebilmesi, televizyon tarihinin en büyük dönüşümlerinden birini başlattı. Canlı spor karşılaşmaları, uluslararası haber yayınları ve dünyanın herhangi bir noktasındaki gelişmenin saniyeler içinde ekranlara taşınması, bu erken uydu denemelerinin açtığı yol sayesinde mümkün oldu.
1967 – ABD’deki ırksal eşitsizliğin en kanlı patlamalarından biri olan Detroit Ayaklanması başladı
Detroit polisi, 23 Temmuz sabahı 12. Cadde’de ruhsatsız olarak işletilen ve “blind pig” adı verilen bir gece kulübüne baskın düzenledi. Vietnam’dan dönen iki siyah askerin onuruna verilen kutlamadaki 82 kişinin gözaltına alınması üzerine çevrede kalabalık toplandı. Polis araçlarına taş atılmasıyla başlayan olaylar kısa sürede yağma, kundaklama ve silahlı çatışmalara dönüştü. Baskın yalnızca kıvılcımdı; arka planda siyahların konut, iş ve eğitim alanlarında uğradığı ayrımcılık ile polis şiddetine duyulan yılların öfkesi bulunuyordu.
Beş gün boyunca süren olayları Detroit polisi ve Michigan Ulusal Muhafızları bastıramayınca Başkan Lyndon B. Johnson federal askerleri kente gönderdi. 82. ve 101. Hava İndirme tümenlerinden gelen birliklerin de katılmasıyla Detroit sokakları tankların, zırhlı araçların ve silahlı devriyelerin dolaştığı bir çatışma alanına dönüştü.
Yaygın olarak kabul edilen bilançoya göre olaylarda 33’ü siyah, 10’u beyaz 43 kişi öldü; 342 kişi yaralandı, 7 binden fazla kişi gözaltına alındı ve yaklaşık 1.400 bina yandı. Detroit Ayaklanması, ABD tarihinin en ölümcül ve yıkıcı kent ayaklanmalarından biri oldu. Olayların ardından kurulan Kerner Komisyonu, şiddetin temelinde ırk ayrımcılığı, yoksulluk, işsizlik, kötü konut koşulları ve polisle siyah toplum arasındaki güvensizliğin bulunduğunu ortaya koydu.
1967 – Âşık Veysel’i Türkiye’ye tanıtan ve “Orda Bir Köy Var Uzakta”yı yazan Ahmet Kutsi Tecer öldü
Şair, oyun yazarı, eğitimci ve folklor araştırmacısı Ahmet Kutsi Tecer, 23 Temmuz 1967’de İstanbul’da 65 yaşında hayatını kaybetti. Kudüs’te doğduğu için kendisine “Kudüslü” anlamındaki Kutsi adı verilmişti. Cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.
Tecer’in Türk kültürüne en büyük katkılarından biri, Sivas Maarif Müdürü olduğu dönemde halk şairlerine sahip çıkmasıydı. 1931’de düzenlediği Halk Şairleri Bayramı sayesinde başta Âşık Veysel olmak üzere birçok saz şairinin geniş kitlelerce tanınmasını sağladı. Halk müziği araştırmacısı Muzaffer Sarısözen’i destekledi; halk türkülerinin okullara ve radyoya taşınmasında önemli rol oynadı.
“Orda Bir Köy Var Uzakta”, “Nerdesin” ve “Halay” şiirleriyle hafızalarda yer edinen Tecer, halk şiirinin yalın söyleyişini Cumhuriyet dönemi edebiyatına taşıdı. Geleneksel Türk tiyatrosundan yararlandığı Köşebaşı ve Koçyiğit Köroğlu adlı oyunlarıyla tiyatro edebiyatına da önemli eserler kazandırdı. Öğretmenlik ve milletvekilliğinin yanı sıra Paris’te kültür ataşeliği ve UNESCO’da Türkiye delegeliği yaptı.
1972 – Dünya’nın değişimini yarım yüzyıldan uzun süre kaydedecek Landsat 1 uzaya gönderildi
Başlangıçta Dünya Kaynakları Teknoloji Uydusu adı verilen ve daha sonra Landsat 1 olarak yeniden adlandırılan uydu, 23 Temmuz 1972’de uzaya fırlatıldı. Uydu, yeryüzünü düzenli aralıklarla görüntüleyerek tarım alanlarını, ormanları, su kaynaklarını, kıyıları, şehirleşmeyi ve doğal afetlerin etkilerini izlemeye başladı.
Landsat programı sayesinde aynı bölgenin yıllar ve on yıllar içindeki değişimi karşılaştırılabilir hâle geldi. Ormansızlaşma, çölleşme, buzulların küçülmesi, kentlerin büyümesi ve tarımsal üretimdeki değişimler uzaydan takip edildi. NASA ile ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumunun ortaklaşa yürüttüğü program, Dünya’nın kara yüzeyine ilişkin en uzun süreli kesintisiz uydu gözlem arşivini oluşturdu.
1972 – “Fosforlu Cevriye”nin yazarı ve toplumcu gerçekçi edebiyatın öncü kadınlarından Suat Derviş öldü
Gazeteci, romancı ve kadın hakları savunucusu Suat Derviş, 23 Temmuz 1972’de İstanbul’daki Kasımpaşa Deniz Hastanesinde hayatını kaybetti. Çok genç yaşta edebiyat dünyasına giren Derviş; roman, öykü, röportaj, köşe yazısı ve çeviri alanlarında üretim yaptı. Fosforlu Cevriye, Ankara Mahpusu, Kara Kitap, Hiçbiri ve Çılgın Gibi en çok tanınan eserleri arasında yer aldı.
Derviş, İkdam gazetesinde kadın sayfası yöneten ilk kadın gazetecilerden biri oldu; Almanya’da bulunduğu yıllarda Alman gazetelerine de yazdı. Türkiye’ye döndükten sonra Cumhuriyet, Son Posta, Tan ve Vatan gibi gazetelerde çalışan yazar, yaptığı röportajlarla yoksulların, işçilerin, kadınların ve toplumun görmezden geldiği insanların yaşamını gündeme taşıdı. Gazetecilik deneyimi, eserlerinin bireysel konulardan toplumcu gerçekçi bir çizgiye yönelmesinde belirleyici oldu.
Siyasi görüşleri nedeniyle tutuklanan, yazılarını kendi adıyla yayımlamakta zorlanan ve uzun süre Avrupa’da yaşamak zorunda kalan Suat Derviş, 1970’te Türkiye Devrimci Kadınlar Birliğinin kurucuları arasında yer aldı. İstanbul’un arka sokaklarını, kenar mahallelerini ve dışlanmış kadınlarını edebiyatın merkezine taşıyan eserleri, ölümünden yıllar sonra yeniden keşfedildi ve Türk edebiyatının güçlü kadın sesleri arasındaki yerini sağlamlaştırdı.
1974 – Kıbrıs Türklerinin güvenliğini sağlayacak bölgeyi oluşturan ilk Barış Harekâtı’nın üç günlük bilançosu açıklandı
Türk Silahlı Kuvvetlerinin 20 Temmuz’da başlattığı Kıbrıs Barış Harekâtı’nın ilk safhası, Türkiye’nin Birleşmiş Milletlerin ateşkes çağrısını kabul etmesiyle 22 Temmuz saat 17.00’de durdu. Üç günlük harekât sonunda Girne kıyısındaki çıkarma bölgesiyle Lefkoşa’nın Türk kesimi arasında bağlantı kurulmuş, Kıbrıs Türklerinin denize açılan güvenli bir koridora kavuşmasının yolu açılmıştı.
Ateşkesin ardından açıklanan ilk bilançoya göre Türk Silahlı Kuvvetleri 57 şehit vermiş, 184 asker yaralanmış, 242 personel ise kayıp olarak bildirilmişti. Dönemin gazeteleri bu rakamları 24 Temmuz’da manşetlerine taşıdı. Ancak “kayıp” sayısı, savaşın ilk günlerindeki haberleşme güçlükleri nedeniyle o anda kendilerinden bilgi alınamayan askerleri de kapsıyordu; bu nedenle 242 kişinin tamamının hayatını kaybettiği anlamına gelmiyordu.
İlk harekât Kıbrıs’taki sorunu tamamen çözemedi. Cenevre görüşmelerinin sonuçsuz kalması üzerine Türk ordusu 14 Ağustos’ta ikinci harekâta başladı ve bugünkü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin sınırlarını oluşturan bölgeyi güvence altına aldı. Temmuz ve ağustos aylarında gerçekleştirilen iki safhanın tamamında Türk Silahlı Kuvvetleri toplam 498 şehit verdi; Kıbrıs Türklerinden de 70 mücahit ile 270 sivil hayatını kaybetti.
1974 – Kıbrıs’taki darbe Yunanistan’daki yedi yıllık askerî cuntanın sonunu getirdi
Kıbrıs’ta Yunan cuntasının desteklediği 15 Temmuz darbesi ve Türkiye’nin 20 Temmuz’da başlattığı Barış Harekâtı, Atina’daki askerî yönetimi siyasi ve askerî bir çıkmaza sürükledi. Türkiye ile doğrudan savaşa girme tehlikesi karşısında cunta yönetimi 23 Temmuz 1974’te iktidarı sivillere bırakma kararı aldı.
Eski başbakanlardan Konstantinos Karamanlis, Paris’teki sürgünden ülkeye çağrıldı. 23 Temmuz’u 24 Temmuz’a bağlayan gece Atina’ya dönen Karamanlis, sabaha karşı başbakan olarak yemin etti ve millî birlik hükûmetini kurdu. Böylece 1967’den beri Yunanistan’ı yöneten Albaylar Cuntası sona erdi ve ülkede “Metapolitefsi” adı verilen demokrasiye dönüş dönemi başladı. Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak amacıyla girişilen darbe, tersine, darbeyi düzenleyen askerî rejimin çöküşünü hızlandırdı.
1976 – Kadınlar turnuvalarıyla yetinmeyip dünyanın en güçlü satranççılarına meydan okuyacak Judit Polgár doğdu
Macar satranççı Judit Polgár, 23 Temmuz 1976’da Budapeşte’de doğdu. Babası László Polgár’ın, üstün yeteneğin doğuştan gelmekten çok sistemli eğitimle geliştirilebileceği düşüncesiyle yetiştirdiği üç kız kardeşten en küçüğüydü. Polgár, kadınlar kategorisiyle sınırlı turnuvalar yerine doğrudan genel klasmanda yarışmayı seçti.
1991’de, 15 yaşındayken büyükusta unvanını alarak Bobby Fischer’ın en genç büyükusta rekorunu kırdı. Dünya şampiyonları Garry Kasparov, Anatoli Karpov ve Viswanathan Anand dâhil çok sayıda seçkin oyuncuyu mağlup etti; dünya sıralamasında ilk 10’a giren tek kadın satranççı oldu. Başarıları, satrançta kadınlarla erkeklerin ayrı yetenek sınırlarına sahip olduğu yönündeki önyargılara güçlü bir karşılık verdi.
1982 – Hollywood’un en korkunç set kazasında bir helikopter üç oyuncunun üzerine düştü
Alacakaranlık Kuşağı adlı sinema filminin çekimleri sırasında kullanılan helikopter, 23 Temmuz 1982 sabahı California’daki sette kontrolden çıkarak oyuncuların üzerine düştü. Başrol oyuncularından Vic Morrow ile çocuk oyuncular Myca Dinh Le ve Renee Shin-Yi Chen olay yerinde hayatını kaybetti.
Vietnam Savaşı’nı canlandıran gece sahnesinde helikopter çok alçaktan uçarken kullanılan patlayıcıların etkisiyle kuyruk rotorunun zarar gördüğü belirlendi. Çocukların gece ve tehlikeli koşullarda çalıştırılması için gerekli izinlerin alınmadığının ortaya çıkması, yapımcılarla yönetmen John Landis hakkında dava açılmasına yol açtı. Sanıklar ceza davasında beraat etse de kaza, Hollywood’daki set güvenliği ve çocuk oyunculara ilişkin kuralların sıkılaştırılmasında dönüm noktası oldu.
1983 – Sri Lanka’yı 26 yıllık iç savaşa sürükleyen Kara Temmuz katliamları başladı
Tamil Kaplanları olarak bilinen LTTE’nin, ülkenin kuzeyindeki Caffna yakınlarında bir askerî birliğe düzenlediği pusuda 13 Sri Lanka askerini öldürmesi, uzun süredir biriken etnik gerilimi büyük bir şiddet dalgasına dönüştürdü. Askerlerin cenazelerinin Kolombo’ya getirilmesinin ardından örgütlü Sinhala milliyetçisi gruplar Tamil mahallelerine, evlerine ve iş yerlerine saldırmaya başladı. Şiddet kısa sürede başkentten ülkenin farklı bölgelerine yayıldı.
Polis ve askerlerin birçok yerde saldırıları seyretmekle yetindiği, bazı güvenlik görevlileriyle iktidar partisine bağlı grupların şiddete doğrudan katıldığı bildirildi. Tamil siviller linç edildi, yakılarak öldürüldü; binlerce ev ve iş yeri yağmalanıp ateşe verildi. Kolombo’daki Welikada Cezaevi’nde tutulan 53 Tamil siyasi mahkûm da iki ayrı saldırıda öldürüldü. Ölü sayısı kaynaklara göre birkaç yüz ile 3 bin arasında değişirken, yaklaşık 100 bin Tamil evini terk etmek zorunda kaldı.
“Kara Temmuz” adıyla tarihe geçen katliamlar, Tamil gençleri arasında silahlı örgütlere katılımı artırdı ve Sri Lanka’yı 2009’a kadar sürecek bir iç savaşa sürükledi. Olayın ardından başlayan göç yıllarca devam etti; Birleşmiş Milletler verilerine göre 1983–2001 arasındaki çatışmalar 800 bin kişiyi ülke içinde yerinden ederken, yaklaşık 200 bin Sri Lankalı Hindistan’ın Tamil Nadu bölgesine sığındı.
1983 – Yakıtı havada biten yolcu uçağı dev bir planöre dönüştü
Air Canada’nın Montreal-Edmonton seferini yapan Boeing 767 tipi yolcu uçağı, 23 Temmuz 1983’te yaklaşık 12 bin metre yükseklikte yakıtsız kaldı. Uçağın yakıt göstergesinde arıza bulunuyordu; yere alınacak yakıt miktarı hesaplanırken litre, kilogram ve pound dönüşümlerinde yapılan hatalar nedeniyle uçağa ihtiyacının yaklaşık yarısı kadar yakıt konuldu.
İki motoru da duran uçak, kaptan Robert Pearson’ın planör deneyimi sayesinde motorsuz biçimde süzülerek Manitoba’daki eski Gimli Hava Üssü’ne yöneldi. Ancak pistin bir bölümü o sırada otomobil yarışları için kullanılıyor, alanda insanlar bulunuyordu. Uçak burnunun üzerine sürüklenerek durdu; uçaktaki 69 kişinin tamamı kurtuldu. Olaydan sonra uçak “Gimli Planörü” adıyla havacılık tarihine geçti.
1984 – İlk siyah Miss America, izinsiz yayımlanan fotoğrafları yüzünden tacını bırakmak zorunda kaldı
Miss America seçilen ilk siyah kadın olan Vanessa Williams, 23 Temmuz 1984’te unvanından istifa etti. Williams’ın yarışmadan önce çekilmiş çıplak fotoğraflarının Penthouse dergisi tarafından yayımlanacağının açıklanması üzerine yarışma yönetimi genç kadına tacını bırakması için baskı yaptı.
Fotoğraflar Williams’ın izni olmadan satılmış ve yayımlanmıştı. Buna rağmen dönemin kamuoyu ve yarışma yönetimi sorumluluğu büyük ölçüde onun üzerine yükledi. Miss America tarihinde unvanından ayrılmak zorunda kalan ilk kazanan olan Williams, daha sonra müzik, sinema, televizyon ve Broadway’de başarılı bir kariyer kurdu. Miss America yönetimi, olaydan 32 yıl sonra, 2015’te Williams’tan kamuoyu önünde özür diledi.
1986 – Dünya çapında yüz milyonlarca kişinin izlediği kraliyet düğününde Prens Andrew ile Sarah Ferguson evlendi
İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in ikinci oğlu Prens Andrew, Sarah Ferguson ile Londra’daki Westminster Abbey’de evlendi. Düğün sabahı York Dükü unvanı verilen Andrew’un eşi de evlilikle birlikte York Düşesi oldu. Yaklaşık 2 bin davetlinin katıldığı törenin ardından çift, Buckingham Sarayı’nın balkonuna çıkarak kalabalığı selamladı.
1981’deki Prens Charles ile Diana Spencer düğününün ardından İngiliz Kraliyet Ailesini yeniden dünya gündeminin merkezine taşıyan tören, çok sayıda ülkede canlı yayınlandı. Londra sokaklarında yüz binlerce kişi toplanırken, düğünün dünya çapında yaklaşık 500 milyon televizyon izleyicisine ulaştığı tahmin edildi. Sarah Ferguson’ın neşeli ve rahat tavırları, basının kendisine kısa sürede “Fergie” lakabını takmasına ve dönemin en tanınmış kraliyet üyelerinden biri hâline gelmesine yol açtı.
Çiftin Beatrice ve Eugenie adlarında iki kızı oldu. Ancak büyük bir masal düğünü olarak sunulan evlilik uzun ömürlü olmadı; Andrew ile Sarah 1992’de ayrıldı, 1996’da boşandı. Buna rağmen dostane ilişkilerini sürdürmeleri, onları İngiliz magazin basınının uzun yıllar en çok izlediği eski çiftlerinden biri yaptı.
1991 – “Bütün Dualarım Seninle” şarkısıyla hafızalara kazınan Ertan Anapa öldü
Türk pop müziğinin güçlü erkek seslerinden Ertan Anapa, 23 Temmuz 1991’de İstanbul’da 52 yaşında hayatını kaybetti. 9 Haziran 1939’da İstanbul’da doğan Anapa, müzik yaşamına 1960’ların başında kendi orkestrasını kurarak başladı; çok sayıda 45’lik plak doldurdu.
Özellikle Latin müziğinin klasiklerinden Historia de un Amor’a Türkçe sözlerle hayat verdiği “Bütün Dualarım Seninle” adlı şarkıyla geniş kitlelerce tanındı. “Bir Gün Sen de Unutursun”, “Yere Bakan Yürek Yakan”, “Korkuyorum Seni Kaybetmekten”, “Esmerler Başkadır”, “Havada Bulut Yok” ve “Meyhanenin Kanunu” gibi parçaları da dönemin sevilen plakları arasında yer aldı.
Besteci ve yorumculuğunun yanı sıra bazı Yeşilçam filmlerinde rol alan Anapa, Karlı Dağdaki Ateş filminin müziklerine de imza attı. Eşi Funda Anapa ile birlikte müzik çalışmalarını sürdüren sanatçı, 1978 Eurovision Türkiye elemelerine Esmeray, Melike Demirağ ve İskender Doğan’ın da bulunduğu Grup Sekstet’le katıldı.
1995 – 20. yüzyılın en görkemli gökyüzü olaylarından birine dönüşecek Hale-Bopp kuyruklu yıldızı keşfedildi
Gökbilimci Alan Hale ile amatör gökyüzü gözlemcisi Thomas Bopp, birbirlerinden habersiz biçimde aynı gece yeni bir kuyruklu yıldız keşfetti. Hale, cismi ABD’nin New Mexico eyaletindeki gözlemleri sırasında fark ederken Bopp, Arizona’da arkadaşlarıyla katıldığı bir gökyüzü buluşmasında aynı gökcismini gördü. Kuyruklu yıldız, iki bağımsız kâşifin soyadları birleştirilerek Hale-Bopp olarak adlandırıldı.
Hale-Bopp’un henüz Jüpiter yörüngesinin ötesindeyken, Güneş’ten yaklaşık 7,15 astronomik birim uzaklıkta keşfedilmesi bilim insanlarını şaşırttı. Yaklaşık 60 kilometre çapındaki büyük çekirdeği sayesinde Güneş’e yaklaştıkça olağanüstü derecede parlaklaştı ve 1996 ile 1997 yıllarında yaklaşık 18 ay boyunca çıplak gözle izlenebildi. Bu uzun görünürlük süresi, onu modern çağın en çok gözlemlenen kuyruklu yıldızlarından biri yaptı.
1997’nin Büyük Kuyruklu Yıldızı olarak anılan Hale-Bopp, gökyüzündeki parlak kuyruğuyla dünya çapında ilgi gördü; bilimsel gözlemlerin yanı sıra fotoğraflara, belgesellere ve popüler kültüre konu oldu. Ancak adı trajik bir olayla da anıldı: Heaven’s Gate adlı tarikatın 39 üyesi, kuyruklu yıldızın arkasında bir uzay aracı bulunduğuna inanarak Mart 1997’de topluca yaşamlarına son verdi. Hale-Bopp’un Güneş çevresindeki bir turunun yaklaşık 2 bin 534 yıl sürdüğü hesaplanıyor.
1996 – Türkiye’de çevre hakkı mücadelesinin simge kararlarından biri olan, üç termik santralin durdurulması kararı verildi
Aydın İdare Mahkemesi, Muğla’daki Gökova adıyla da bilinen Kemerköy, Yeniköy ve Yatağan termik santrallerinin faaliyetlerinin geçici olarak durdurulmasına karar verdi. Dava, santrallerin çevreye ve insan sağlığına zarar verdiğini savunan yurttaşlar tarafından açılmıştı. Mahkemenin görevlendirdiği bilirkişiler, tesislerin yüksek miktarda kükürtdioksit ve azotdioksit saldığını, gerekli baca arıtma sistemlerinin bulunmadığını ve 25–30 kilometrelik çevrede yaşayanlar için tehlike oluşturduğunu belirledi.
Mahkeme, santrallerin gerekli emisyon, atık su ve işletme izinleri tamamlanmadan çalıştırıldığını; faaliyetin sürmesi hâlinde çevre ve halk sağlığı bakımından telafisi güç zararlar doğacağını vurguladı. Gökova santralinin kapatılması, Yeniköy ve Yatağan santrallerinde ise bazı ünitelerin durdurularak kükürt arıtma sistemleri kurulması gerektiği sonucuna varıldı. Kamu kurumlarının karara yaptığı itiraz, Aydın Bölge İdare Mahkemesi tarafından 29 Ağustos 1996’da reddedildi.
Buna rağmen santraller çalışmayı sürdürdü. İç hukukta kesinleşen kararların uygulanmaması üzerine konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşındı. Mahkeme, 2005’te verdiği Okyay ve Diğerleri/Türkiye kararında, santrallerin durdurulmasını emreden yargı kararlarının uygulanmaması nedeniyle Türkiye’nin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine hükmetti. Böylece üç termik santral davası, yalnız çevre mücadelesinin değil, kesinleşmiş mahkeme kararlarına uyulması tartışmasının da simge dosyalarından biri oldu.
1999 – Uzay mekiğinin komutası ilk kez bir kadına verildi: Eileen Collins Chandra’yı yörüngeye taşıdı
Columbia Uzay Mekiği, STS-93 görevi için 23 Temmuz 1999’da Kennedy Uzay Merkezi’nden fırlatıldı. Görevin komutanı Eileen Collins, bir uzay mekiği görevini yöneten ilk kadın oldu. Collins daha önce 1995’te uzay mekiği kullanan ilk kadın pilot olarak da tarihe geçmişti.
Görevin temel amacı, Chandra X-Işını Gözlemevini uzaya taşımaktı. Chandra, kara deliklerin çevresi, süpernova kalıntıları, nötron yıldızları ve çarpışan galaksi kümeleri gibi evrenin en sıcak ve şiddetli bölgelerini incelemek üzere geliştirildi. Columbia’nın taşıdığı en ağır yüklerden biri olan gözlemevi, fırlatmadan yaklaşık yedi saat sonra başarıyla serbest bırakıldı.
1999 – Barış ve müzik hayaliyle başlayan Woodstock ’99 şiddet, yangın ve büyük bir fiyaskoyla anıldı
1969’daki efsanevi Woodstock festivalinin 30. yılını kutlamak amacıyla düzenlenen Woodstock ’99, 23 Temmuz 1999’da New York eyaletindeki eski bir hava üssünde başladı. Metallica, Red Hot Chili Peppers, Limp Bizkit, Korn, Rage Against the Machine ve Alanis Morissette gibi dönemin büyük müzik yıldızları sahne aldı.
Ancak aşırı sıcak, betonla kaplı festival alanı, yetersiz gölgelik ve tuvaletler, pahalı su satışları ve kötü güvenlik önlemleri ortamı giderek gerdi. Cinsel saldırı iddiaları, yağma ve çatışmaların ardından festivalin son gecesinde büyük ateşler yakıldı, satış noktaları tahrip edildi ve polis müdahale etti. “Barış ve sevgi” mirasını canlandırma iddiasındaki organizasyon, modern müzik tarihinin en kötü yönetilen festivallerinden biri olarak kaldı.
2000 – Türkiye’ye serbest dalışta dünya rekoru getiren Yasemin Dalkılıç 120 metreye indi
Millî sporcu Yasemin Dalkılıç, Bodrum açıklarında gerçekleştirdiği dalışta 120 metre derinliğe ulaşarak kadınlar limitsiz değişken ağırlıkla serbest dalış dünya rekorunu kırdı. Kübalı Deborah Andollo’ya ait 115 metrelik önceki rekoru beş metre geliştiren 21 yaşındaki Dalkılıç’ın dalışı 2 dakika 45 saniye sürdü. Bu başarısıyla o tarihe kadar dünyanın en derine dalan kadın sporcusu oldu.
Limitsiz değişken ağırlık kategorisinde sporcu, “kızak” adı verilen ağırlıklı bir düzenekle hızla dibe iner ve yüzeye çıkarken hava dolu kaldırma sisteminden yararlanır. Dalkılıç’ın rekoru, serbest dalışın farklı kurallarını uygulayan FREE adlı uluslararası kuruluşun hakemleri tarafından tescil edildi. Dönemin Dünya Sualtı Konfederasyonu CMAS ise bu kategoriyi kendi rekor programı içinde kabul etmiyordu.
Dalkılıç aynı organizasyon kapsamında 14 Temmuz’da 96, 19 Temmuz’da ise 100 metreye inerek limitli değişken ağırlık kategorisinde de iki dünya rekoru kırmıştı. Limitli dalışta ağırlıkla dibe inmesine izin verilen sporcu, yüzeye paletleriyle ve kendi gücüyle çıkıyordu. On gün içinde gelen üç rekor, Yasemin Dalkılıç’ı Türkiye’nin uluslararası alanda en çok tanınan serbest dalış sporcularından biri hâline getirdi.
2000 – Tek kanallı televizyon döneminin unutulmaz sunucusu Cenk Koray öldü
Televizyon sunucusu, gazeteci, yazar ve avukat Cenk Koray, 23 Temmuz 2000’de İstanbul’daki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu 55 yaşında hayatını kaybetti. 1 Ağustos 1944’te Adana’da doğan Koray, hukuk öğreniminin ardından bir süre avukatlık ve halkla ilişkiler alanlarında çalıştı.
TRT’nin tek kanallı yıllarında özellikle pazar eğlence programları ve bu programların içindeki yarışmalarla tanındı. Rahat sunumu, seyirciyle kurduğu doğrudan ilişki ve kendine özgü esprileriyle dönemin en bilinen televizyon yüzlerinden biri oldu. Tele Kutu, onun adıyla özdeşleşen yarışmaların başında geliyordu.
Gazetelerde köşe yazıları kaleme alan, mizah kitapları yayımlayan ve sinema filmlerinde rol alan Koray, koyu bir Beşiktaş taraftarıydı. Kulübün yöneticiliğini ve basın sözcülüğünü üstlendi; Beşiktaş’ın 1956-1957 ve 1957-1958 sezonlarındaki iki şampiyonluğunun resmen tanınması için ilk girişimleri başlatan isimlerden biri oldu.
2003 – Türkiye’nin olimpiyat idealini dünyaya taşıyan spor yöneticisi Sinan Erdem öldü
Eski millî voleybolcu, antrenör ve Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi Başkanı Sinan Erdem, 23 Temmuz 2003’te 76 yaşında hayatını kaybetti. 1927’de Manisa’da doğan Erdem, Galatasaray forması giydi; 12 kez Türkiye Voleybol Millî Takımı’nda oynayarak takım kaptanlığı yaptı ve sporculuk döneminin ardından millî takım antrenörlüğünü üstlendi.
1957–1967 yılları arasında Türkiye Voleybol Federasyonu Genel Sekreterliği yapan Erdem, daha sonra uluslararası voleybol yönetiminde önemli görevler üstlendi. 1989’da Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi Başkanlığına seçildi ve ölümüne kadar bu görevi sürdürdü. Aynı zamanda 1988–2003 arasında Uluslararası Olimpiyat Komitesi üyesi olarak Türkiye’yi temsil etti.
Sinan Erdem’in en büyük hedefi, Olimpiyat Oyunları’nın İstanbul’da düzenlenmesiydi. Türkiye’nin 2000, 2004 ve 2008 Olimpiyatları için gerçekleştirdiği adaylık çalışmalarına öncülük etti; bu çabalar sonuçlanmasa da Türkiye’de olimpiyat bilincinin ve uluslararası spor diplomasisinin gelişmesine önemli katkı sağladı. Adı daha sonra İstanbul’daki Türkiye’nin en büyük çok amaçlı spor salonlarından birine verildi; 2008’de ise Uluslararası Voleybol Şöhretler Müzesi’ne kabul edildi.
2004 – Kocaeli’nin yönetim haritası değişti: Büyükşehir sınırı bütün ili kapsadı
5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 23 Temmuz 2004’te Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanunun geçici maddesiyle İstanbul ve Kocaeli’de büyükşehir belediyesi sınırları il mülki sınırı olarak belirlendi. Böylece İzmit merkezli eski büyükşehir yapısı kaldırıldı ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bütün ili kapsayan bir yönetime dönüştü.
Gebze’den Kandıra’ya, Karamürsel’den Körfez’e kadar il sınırları içindeki yerleşimler büyükşehir sisteminin parçası hâline geldi. Ulaşım, altyapı, çevre, imar ve kentler arası koordinasyon gibi hizmetlerin il ölçeğinde planlanmasının önü açıldı. 2008’de yapılan yeni düzenlemelerle belde belediyeleri kaldırılarak bugünkü ilçe belediyeleri sistemi büyük ölçüde tamamlandı.
2005 – Mısır’ın yakın tarihindeki en kanlı terör saldırılarından biri olan Şarm El-Şeyh bombalamaları gerçekleşti
Mısır’ın Kızıldeniz kıyısındaki önemli turizm merkezi Şarm El-Şeyh, sabaha karşı birbirine yakın zamanlarda düzenlenen üç bombalı saldırıyla sarsıldı. Naama Körfezi’ndeki Gazala Gardens Oteli’ne bomba yüklü bir araçla saldırıldı; diğer bombalar Eski Pazar’daki kalabalık bir alanda ve bir otoparkın yakınında patladı. Patlamalar otelin giriş bölümünü yıktı, çevredeki dükkân ve araçlarda büyük hasara yol açtı.
Şarm El-Şeyh Hastanesinin ve dönemin Mısır makamlarının ilk açıklamalarında 88 kişinin öldüğü, yaklaşık 200 kişinin yaralandığı bildirildi. Kurbanların büyük bölümünü otellerde, kafelerde ve çevredeki iş yerlerinde çalışan Mısırlılar oluşturuyordu. Daha sonra yayımlanan bazı resmî raporlarda ölü sayısı 67 ile 75 arasında verildiği için saldırının kesin bilançosu kaynaklara göre değişiyor.
Saldırıların, 1952’de Kral Faruk yönetimini sona erdiren Hür Subaylar hareketinin yıl dönümünde gerçekleştirilmesi dikkat çekti. Ülkenin en önemli gelir kaynaklarından biri olan turizmi hedef alan bombalamalar, 2004’teki Taba ve 2006’daki Dahab saldırılarıyla birlikte Sina Yarımadası’ndaki silahlı örgütlenmenin büyüdüğünü gösterdi. Şarm El-Şeyh saldırısı, gerçekleştiği dönemde Mısır’ın yaşadığı en ağır terör eylemlerinden biri olarak kayıtlara geçti.
2008 – Türk romanının en etkili eleştirmenlerinden Fethi Naci öldü
Eleştirmen, yazar ve yayıncı Fethi Naci, 23 Temmuz 2008’de İstanbul’da 81 yaşında hayatını kaybetti. Asıl adı İsmail Naci Kalpakçıoğlu olan yazar, 3 Nisan 1927’de Giresun’da doğdu. Yazılarında kullandığı “Fethi Naci” adını zamanla edebiyat dünyasındaki kalıcı adına dönüştürdü.
Eleştiriye toplumcu gerçekçi bir anlayışla başlayan Fethi Naci, özellikle Türk romanı üzerine yaptığı kapsamlı değerlendirmelerle tanındı. Romanları yalnızca konuları ve siyasi görüşleri bakımından değil; anlatım tekniği, karakterleri ve edebî gücü üzerinden incelemesiyle eleştiri anlayışına yeni bir ölçü kazandırdı. 100 Soruda Türkiye’de Roman ve Toplumsal Değişme, On Türk Romanı, Kırk Yılda Kırk Roman, 50 Türk Romanı ve Yüzyılın 100 Türk Romanı en önemli çalışmaları arasında yer aldı.
Yaşar Kemal, Sait Faik, Reşat Nuri Güntekin ve başka önemli yazarlar üzerine ayrıntılı incelemeler kaleme alan Fethi Naci, açık ve zaman zaman sert hükümleriyle edebiyat dünyasında uzun yıllar tartışıldı. Okura “hangi romanın neden değerli olduğunu” anlatan yaklaşımı, onu Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en çok okunan ve etkili eleştirmenlerinden biri hâline getirdi.
2010 – Tek tek elenen beş genç bir araya getirildi: One Direction doğdu
Harry Styles, Niall Horan, Liam Payne, Louis Tomlinson ve Zayn Malik, İngiltere’de yayınlanan The X Factor yarışmasına solo şarkıcı olarak katıldı. Beşi de yarışmanın bireysel kategorisinde elenme aşamasına geldi ancak 23 Temmuz 2010’da jüri ve yapım ekibinin kararıyla bir müzik grubu olarak yeniden yarışmaya alındı.
One Direction yarışmayı üçüncü sırada tamamladı; buna rağmen kısa sürede programın en büyük uluslararası başarısına dönüştü. “What Makes You Beautiful”, “Story of My Life” ve “Drag Me Down” gibi şarkılarla dünya listelerinde üst sıralara çıktı. Grup, sosyal medyanın müzik endüstrisini değiştirdiği dönemde küresel hayran topluluklarının gücünü gösteren en önemli pop kültür olaylarından biri oldu.
2011 – Soul müziğini yeniden dünya listelerinin merkezine taşıyan Amy Winehouse 27 yaşında öldü
İngiliz şarkıcı ve söz yazarı Amy Winehouse, 23 Temmuz 2011’de Londra’nın Camden semtindeki evinde ölü bulundu. Kendine özgü çatallı sesi, 1960’ların soul ve caz müziğini çağdaş popla birleştiren üslubu ve kişisel hayatını açık sözlülükle anlattığı şarkılarıyla kuşağının en dikkat çekici sanatçılarından biri olmuştu. Yapılan soruşturma, bir süre alkolden uzak kaldıktan sonra yeniden yoğun biçimde içen Winehouse’un alkol zehirlenmesi sonucu hayatını kaybettiğini belirledi.
2003’te yayımladığı Frank albümüyle tanınan Winehouse, dünya çapındaki büyük çıkışını 2006 tarihli Back to Black ile yaptı. “Rehab”, “You Know I’m No Good”, “Back to Black”, “Love Is a Losing Game” ve “Tears Dry on Their Own” gibi şarkılar, yaşadığı aşkları, ayrılıkları ve bağımlılık sorunlarını güçlü bir müzikal dile dönüştürüyordu. Albüm, soul müziğine yönelik ilgiyi yeniden canlandırdı ve sonraki yıllarda Adele başta olmak üzere birçok İngiliz kadın şarkıcının dünya çapında yükselişine zemin hazırlayan çalışmalardan biri kabul edildi.
Winehouse, 2008 Grammy Ödülleri’nde “Rehab” ile yılın kaydı ve yılın şarkısı; Back to Black ile en iyi pop vokal albümü dâhil beş ödül kazandı. Henüz 27 yaşındayken ölmesi, onu Jimi Hendrix, Janis Joplin, Jim Morrison ve Kurt Cobain gibi aynı yaşta hayatını kaybeden sanatçılarla birlikte “27 Kulübü” içinde anılan isimlerden biri yaptı. Kısa kariyerine yalnızca iki stüdyo albümü sığdırmasına rağmen müzik, moda ve popüler kültür üzerindeki etkisi ölümünden sonra da devam etti.
2012 – Dünya dev bir Güneş fırtınasını yaklaşık bir haftalık farkla ıskaladı
Güneş’te 23 Temmuz 2012’de meydana gelen son derece güçlü bir koronal kütle atımı, saatte milyonlarca kilometre hızla uzaya yayıldı. Fırtına Dünya’ya yönelmedi ancak NASA’nın STEREO-A uzay aracına çarparak bilim insanlarının olayın gücünü ayrıntılı biçimde ölçmesini sağladı.
Araştırmacılar, patlamanın 1859’da telgraf sistemlerini bozan Carrington Olayı’yla karşılaştırılabilecek şiddette olduğunu belirledi. Dünya yaklaşık bir hafta önce fırtınanın izlediği yörünge noktasından geçmişti. Doğrudan çarpması hâlinde uydular, iletişim sistemleri, navigasyon ağları ve geniş elektrik şebekeleri ağır biçimde etkilenebilirdi. Olay, modern teknolojik toplumun uzay hava koşullarına karşı ne kadar savunmasız olabileceğini gösterdi.
2012 – Uzaya çıkan ilk Amerikalı kadın ve bilim eğitiminin öncü ismi Sally Ride öldü
Amerikalı astronot ve fizikçi Sally Ride, 23 Temmuz 2012’de pankreas kanseri nedeniyle 61 yaşında hayatını kaybetti. Ride, 18 Haziran 1983’te Challenger Uzay Mekiği ile uzaya çıkarak Valentina Tereşkova ve Svetlana Savitskaya’nın ardından uzaya giden üçüncü kadın, ilk Amerikalı kadın olmuştu.
İki uzay uçuşuna katılan Ride, Challenger faciası ile Columbia kazasını araştıran kurullarda da görev yaptı. NASA’dan ayrıldıktan sonra üniversitede fizik dersleri verdi ve özellikle kız çocuklarının bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarına yönelmesini teşvik eden Sally Ride Science kuruluşunu kurdu.
2015 – Güneş’e benzeyen bir yıldızın çevresinde Dünya’ya en çok benzetilen gezegenlerden Kepler-452b bulundu
NASA, Kepler Uzay Teleskobunun verileriyle keşfedilen Kepler-452b gezegenini 23 Temmuz 2015’te açıkladı. Yaklaşık 1.400 ışık yılı uzaklıktaki gezegen, Güneş’e benzeyen bir yıldızın “yaşanabilir bölgesinde” bulunan Dünya’ya yakın büyüklükteki ilk doğrulanmış gezegen oldu.
Kepler-452b’nin çapı Dünya’nın yaklaşık 1,6 katıydı ve yıldızının çevresindeki bir turunu 385 günde tamamlıyordu. Bu benzerlikler nedeniyle gezegen “Dünya’nın büyük ve yaşlı kuzeni” olarak tanıtıldı. Ancak kayalık olup olmadığı, atmosferinin bulunup bulunmadığı ve üzerinde yaşamı mümkün kılacak koşulların oluşup oluşmadığı bilinmiyor. Bu nedenle “ikinci Dünya bulundu” biçimindeki popüler yorumlar bilimsel olarak kesinlik taşımıyor.
2020 – Çin’in Mars’a uzanan en iddialı uzay yolculuğu Tianwen-1 ile başladı
Çin’in ilk bağımsız Mars görevi Tianwen-1, 23 Temmuz 2020’de Hainan Adası’ndaki Wenchang Uzay Merkezi’nden fırlatıldı. Görev, bir yörünge aracı, bir iniş platformu ve Zhurong adlı gezgini aynı seferde Mars’a ulaştırmak üzere tasarlanmıştı.
Tianwen-1, Şubat 2021’de Mars yörüngesine girdi. Zhurong ise mayıs ayında Utopia Planitia bölgesine başarıyla indi ve Mars yüzeyinde araştırmalara başladı. Çin böylece ilk Mars girişiminde gezegeni yörüngeden inceleyen, yüzeye araç indiren ve gezgin çalıştıran ilk ülke oldu. Görev; Mars’ın toprağını, iklimini, jeolojik yapısını ve yüzey altında su buzu bulunma ihtimalini araştırdı.
2022 – Hızla yayılan mpox salgını için küresel sağlık acil durumu ilan edildi
Dünya Sağlık Örgütü, çok sayıda ülkeye yayılan maymun çiçeği salgınını 23 Temmuz 2022’de “uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu” ilan etti. Daha sonra hastalığın İngilizce adı, damgalayıcı ifadeleri azaltmak amacıyla “mpox” olarak değiştirildi.
Afrika’nın bazı bölgelerinde uzun zamandır görülen hastalık, 2022’de daha önce yaygın olmadığı onlarca ülkeye hızla yayıldı. Acil durum ilan edildiğinde 75 ülke ve bölgede 16 binden fazla vaka bildirilmişti. Dünya Sağlık Örgütü; ülkeleri hastaları erken belirlemeye, temaslıları izlemeye, risk altındaki grupları bilgilendirmeye ve aşılarla tedavilere erişimi artırmaya çağırdı. Küresel acil durum, vaka sayılarındaki düşüşün ardından Mayıs 2023’te sona erdirildi.
Bu haber Haber Kocaeli özel içeriğidir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Kaynak gösterilerek dahi olsa haberin tamamı veya bir kısmı, yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz, başka mecralarda yayınlanamaz.
