ABD ev sahibi, Paraguay dirençli, Avustralya sert bir rakip. Peki Türkiye bu tabloda nerede duruyor? Rakip ülkelerin basınından oyuncu kalitesine, teknik direktörlerin oyun anlayışından gruptan çıkış hesabına kadar D Grubu’nun gerçek fotoğrafı bu yazıda.
ABD özgüvenli ama tedirgin, Avustralya temkinli, Paraguay meydan okuyor: Dünya Kupası’nda Türkiye’ye dışarıdan nasıl bakılıyor?
Türkiye’nin 2026 Dünya Kupası’ndaki D Grubu ilk bakışta dengeli bir grup gibi görünüyor. Ama rakip ülkelerin basınına dönüp bakınca iş daha da ilginç hale geliyor. Çünkü dışarıdan bakıldığında Türkiye, net bir şekilde grubun dengesini bozan bir ekip olarak görülüyor. ABD basını Türkiye’nin gelişiyle grubun daha da sertleştiğini yazıyor. Avustralya medyası Türkiye ihtimalini daha kura aşamasında en zor senaryo olarak ele almıştı. Paraguay basını ise Türkiye’nin Arda Güler ve Kenan Yıldız gibi yıldızlarla birlikte gruba ayrı bir kalite getirdiğini vurguluyor. Kısacası biz içeride bazen kendi takımımıza gereğinden fazla kuşkuyla bakıyoruz ama dışarıda durum farklı. Türkiye’ye saygı var, dikkat var, hatta açık bir tedirginlik var.
Rakiplerimizin Dünya Kupası yolculuğu da bu grubun karakterini anlamak için önemli. ABD turnuvaya ev sahibi olduğu için eleme oynamadan geldi. Bu bir avantaj ama aynı zamanda takım ritmi ve gerçek maç eksikliği anlamına da geliyor. Paraguay, zorlu Güney Amerika elemelerinde ilk altıda yer alarak doğrudan bilet aldı. Avustralya ise Asya kıtasından gelerek turnuva öncesi kamp döneminde kadro esnekliği üzerinde çalışmayı sürdürdü. Türkiye ise Avrupa play-off yolundan gelip Romanya ve Kosova’yı 1-0’larla geçti. Yani bu grupta ev sahibi avantajıyla gelen bir takım var, uzun eleme maratonundan çıkmış iki sert ekip var, bir de gerilimi yüksek play-off maçlarından başarıyla çıkmış Türkiye var. Bu yüzden grubun havası, klasik favori ve zayıf takım tablosuna hiç benzemiyor.
Dış basındaki ortak görüş şu: Türkiye teknik kalite ve genç yıldız havuzu bakımından grubun en göze batan takımlarından biri. Paraguay basınında D10, Gustavo Alfaro’nun ağzından “çok dengeli bir grup” değerlendirmesini öne çıkarıyor ve dört takımdan herhangi birinin gruptan çıkabileceğini ama aynı zamanda dört takımın da turnuva dışında kalabileceğini söylüyor. ABC Color ise Türkiye’yi doğrudan Arda Güler ve Kenan Yıldız gibi yıldızlar üzerinden tarif ediyor. ABD tarafında MLS ve ESPN, Türkiye’nin gruba gelmesiyle birlikte ABD’nin işinin zorlaştığını kabul ediyor. Avustralya tarafında ABC, Türkiye’nin Avustralya’nın turnuvadaki ilk rakibi olacağını yazarken bu eşleşmeyi turnuvanın en kritik maçı olarak görüyor. Velhasıl Türkiye artık dışarıdan potansiyelli ama dağınık bir takım olarak değil, ciddi problem çıkarabilecek bir rakip olarak görülüyor.
Dışarıda saygı görmek önemli ama bu maç kazandırmıyor. Çünkü saygı görmekle gruptan çıkmak aynı şey değil. Türkiye’nin bu grupta kendini gerçekten göstermesi için bunu oyunuyla yapması gerekiyor. Ama en azından şu açık: Rakiplerimiz bizi hafife almıyor.

ABD’nin oyuncu kalitesi yüksek, ama hâlâ tam oturmuş bir takım değil
ABD’nin vitrindeki ismi hâlâ Christian Pulisic. AC Milan’da oynayan Pulisic, bu takımın hücumdaki ana yüzü ve içe kat ederek oyun kurulumuna katılan en önemli parçası. Weston McKennie Juventus’ta orta sahaya enerji, ikinci topların kazanılması ve geçiş gücü katıyor. Chris Richards, Crystal Palace savunmasının öne çıkan ismi. Folarin Balogun ise Monaco’da oynayan, ceza sahası bitiriciliğiyle fark yaratabilecek bir santrfor. Kadro derinliğinde Gio Reyna gibi çok özel yetenekler de var ama Reyna’nın kulüp ritmi ve fiziksel sürekliliği hâlâ soru işareti olarak görülüyor. Yani ABD’nin sorunu yetenek eksikliği değil; o yeteneği aynı maç planı içinde ne kadar sürdürülebilir kıldığı.
Mauricio Pochettino’nun ABD’si bu yüzden dikkat çekiyor. Son dönemde takım bazen üçlü, bazen dörtlü savunmayla oynadı; özellikle 3-4-3 ve 3-4-2-1 denemeleri öne çıkarken, son hazırlık maçlarında yeniden 4-2-3-1’e dönüldü. Sorun da biraz burada başlıyor. ABD’nin oyuncu kalitesi yüksek ama hangi düzenin bu takıma en iyi oturduğu hâlâ tam olarak netleşmiş değil. Pochettino bir yandan Pulisic, McKennie gibi hücum hattındaki yetenekli oyuncuları daha serbest kullanmak istiyor, öte yandan savunma dengesini kurmakta zorlanıyor. ABD topa sahip olup oyunu öne yıkabildiğinde etkili olabiliyor ama geçiş savunmasında ve yerleşik savunmada hâlâ açık veriyor. Türkiye açısından tablo da burada netleşiyor. ABD’ye karşı topu tamamen rakibe bırakmak riskli olabilir. Ama doğru geçişlerle, özellikle savunma arkasına ve kenar değişimlerine çalışıldığında bu takımın zorlanabildiği de görülüyor.

Avustralya’nın yıldızı tek bir isim değil, kolektif bir oyun karakteri var
Avustralya’nın en tanınan oyuncusu, İspanya’da Levante forması giyen kaleci Mathew Ryan. Savunmada Serie A ekibi Parma’da oynayan Alessandro Circati önemli bir merkez savunmacı. Orta sahada İngiltere Championship takımlarından Middlesbrough’nun oyuncusu Riley McGree ile MLS ekibi New York City FC’de forma giyen Aiden O’Neill, oyunun yükünü taşıyan isimler arasında. Hücum tarafında ise en dikkat çekici figür, İngiltere’de Watford forması giyen genç kanat oyuncusu Nestory Irankunda. Son hazırlık döneminde hem Avustralya basını hem de uluslararası haber ajansları, Tony Popovic’in oyuncuları farklı rollerde denediğini ve özellikle kenardan gelen dinamizme önem verdiğini yazdı. Irankunda’nın patlayıcılığı da Avustralya’nın uzun süredir aradığı türden bir tehdit yaratıyor.
Tony Popovic’in takımına baktığınızda estetikten çok düzen ve sertlik görüyorsunuz. Avustralya son dönemde çoğunlukla üçlü savunmaya yaslanan bir yapıyla oynuyor. Bu diziliş onlara özellikle merkezde sağlamlık, kenarlarda ise geniş alanı hızlı kullanma imkânı veriyor. Popovic’in elindeki kadroyu farklı rollerde denemesi de bu yüzden önemli. Avustralya zaten klasik anlamda yaratıcı bir takım değil. Ama üçlü savunmanın sağladığı fiziksel dengeyle, kenarlardan getirdiği enerjiyle ve maç içinde tempoyu bozma becerisiyle rakibi kendi oyunundan uzaklaştırabiliyor. Türkiye’nin bu rakibe karşı sadece teknik kaliteye değil, sabırlı olmaya ve oyun disiplinine de ihtiyacı olacak. Avustralya karşısında maç sertleşip fizik gücüne dönerse, oyunun kontrolünü korumak kolay olmayacaktır.

Paraguay en az göze batan ama en rahatsız edici rakip olabilir
Paraguay’ın vitrindeki en tanıdık isimlerinden biri, MLS ekibi Atlanta United’da oynayan Miguel Almirón. Fransa’da Strasbourg forması giyen Julio Enciso ise tekniği ve bire birde adam eksiltme becerisiyle farklı bir tehdit yaratıyor. İngiltere Premier Lig ekiplerinden Brighton’da oynayan Diego Gómez, orta sahada ikinci dalga koşuları ve enerjisiyle öne çıkıyor. Savunmada ise Brezilya’da Palmeiras forması giyen Gustavo Gómez ile İngiltere’de Sunderland’de oynayan Omar Alderete gibi sert, hava toplarında güçlü isimler var. Paraguay’ın yıldızları ABD ya da Türkiye kadar yüksek profilli görünmeyebilir. Ama işlevleri çok net. Bu takım gösterişten çok dengeyle oynuyor.
Bu denge doğrudan Gustavo Alfaro’nun imzası. Paraguay son dönemde çoğunlukla 4-2-3-1 düzeniyle oynuyor ve bu diziliş onlara estetikten çok sağlamlık kazandırıyor. İki sıkı hat kurup merkezi kapatıyorlar, rakibi kenara yönlendirip oyunu ikili mücadeleler ve hava topları üzerinden sertleştiriyorlar. Alfaro’nun takımı topa uzun süre sahip olup oyunu güzelleştirmeye çalışan bir ekip değil; önce teması artırıyor, boşluk bırakmıyor, sonra da geçişte ya da duran topta fırsat kolluyor. Zaten Paraguay basınında ve Alfaro’nun kendi açıklamalarında da aynı vurgu var: büyük laflar değil, yapı, denge ve direnç. Türkiye açısından bu maçı zorlaştıran şey de tam olarak bu. Çünkü Paraguay size geniş alan vermiyor, ritim vermiyor, rahat bir oyun da vermiyor. Bu yüzden en zor maçın ABD değil Paraguay olabileceğini söyleyenler, laf olsun diye konuşmuyor.

Peki bütün bu tablo Türkiye’ye ne söylüyor?
Bu grupta her rakip başka bir sınav vadediyor. ABD, oyuncu kalitesi ve ev sahibi olmanın getirdiği rahatlıkla en tehlikeli takım gibi duruyor. Ama aynı zamanda savunma yerleşimi ve oyun dengesi en fazla tartışılan ekip de o. Avustralya, fiziksel gücü, rol disiplini ve maçın ritmini bozma becerisiyle en yorucu rakip. Paraguay ise merkezi kapatan, oyunu daraltan, sabrı tüketen ve maçı kendi sertliğine çekmeye çalışan yapısıyla en rahatsız edici takım görüntüsü veriyor.
Türkiye’nin avantajı ise bu üç farklı sınava cevap verebilecek çeşitliliğe sahip olması. Hakan Çalhanoğlu oyunun yönünü değiştirebilen, tempoyu ayarlayabilen ve duran toplarda fark yaratabilen bir lider. Arda Güler dar alanda kilit açabilen, pasın yönünü ve hızını değiştirebilen özel bir oyuncu. Kenan Yıldız bire birde adam eksiltebilen, çizgiyi zorlayabilen ve oyunu bir anda dikine çevirebilen bir tehdit. Orkun Kökçü merkezde pas kalitesi ve oyun aklıyla akışı düzenliyor. Kerem Aktürkoğlu ise özellikle geçiş anlarında savunma arkasına koşularıyla rakibi bozabiliyor. Ferdi Kadıoğlu gibi iki yönlü oynayabilen oyuncular da Türkiye’ye hem genişlik hem esneklik kazandırıyor. Bu takımın en önemli tarafı yalnızca yetenekli olması değil; aynı maç içinde farklı oyun biçimlerine geçebilmesi.
Zaten belirleyici olan da bu olacak. Türkiye, ABD karşısında top rakipteyken geçişleri doğru oynayabilirse onların savunma zaaflarını zorlayabilir. Avustralya’ya karşı maçın sertliğine kapılmadan sabırlı kalabilirse kendi teknik kalitesini daha fazla hissettirebilir. Paraguay karşısında ise iş biraz daha dikkat istiyor; çünkü o maçta yalnızca hücum etmek yetmez, merkezde sıkışmadan o kilidi açacak sabrı ve pas temposunu da bulmak gerekir. Burada Arda’nın yaratıcılığı, Hakan’ın oyun aklı ve Kenan’ın bire bir tehdidi daha da değerli hale gelir.
Montella açısından mesele sadece güzel futbol oynatmak değil, doğru maçı doğru rakibe karşı oynatmak olacak. Bu grup tek planla geçilmez. Bazen topa daha fazla sahip olmak, bazen rakibi üstüne çekmek, bazen de oyunu kanatlara açıp merkezi rahatlatmak gerekecek. Türkiye’nin elindeki kadro buna izin veriyor. Asıl soru, bu çeşitliliğin ne kadar doğru ve ne kadar soğukkanlı kullanılacağı. Eğer kendi ritmimizi kaybetmez, rakibin istediği oyuna savrulmaz ve elimizdeki teknik kaliteyi doğru anlarda kullanabilirsek, bu gruptan çıkmamız sürpriz değil, güçlü bir ihtimal olur.
Bu haber Haber Kocaeli özel içeriğidir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Kaynak gösterilerek dahi olsa haberin tamamı veya bir kısmı, yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz, başka mecralarda yayınlanamaz.
