26 Mart Tarihte Bugün

13 Dakika Okuma
26 Mart Tarihte Bugün

Balkan Şehitlerini Anma Günü | Edirne – Bir şehrin düşüşü, bir imparatorluğun Balkanlar’da çözülüşü
26 Mart’ın Türkiye’de Balkan Şehitlerini Anma Günü olarak hatırlanmasının temelinde, 1913’te Edirne’nin düşmesi kadar, Balkan Savaşları boyunca yaşanan büyük insanlık felaketi vardır. 1912’de başlayan 1. Balkan Savaşı’nda Osmanlı Devleti, Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ’dan oluşan Balkan ittifakı karşısında peş peşe ağır yenilgiler aldı; sadece şehirler değil, yüzyıllardır Osmanlı toprağı olan geniş Balkan coğrafyası da elden çıkmaya başladı. Bu geri çekiliş, sıradan bir askerî bozgun değildi: köyler boşaldı, yüz binlerce insan yollara düştü, açlık, hastalık, katliam, yağma ve göç Balkanlar’daki Müslüman-Türk nüfus için büyük bir yıkıma dönüştü. Edirne ise bu felaketin en sembolik noktalarından biri oldu. Şehir, Mehmet Şükrü Paşa komutasında aylarca kuşatma altında direndi; erzak tükendi, cephane azaldı, hastalık yayıldı, ama savunma sürdü. Sonunda 26 Mart 1913’te Edirne Bulgar ve Sırp kuvvetlerine teslim oldu. Bu, yalnız stratejik bir şehrin kaybı değildi; Osmanlı kamuoyu için derin bir gurur kırılması, büyük bir yas ve “Rumeli elimizden gidiyor” duygusunun en ağır anlarından biriydi. Ardından esaret, yokluk ve dağılmış aileler geldi. Şehir birkaç ay sonra, 21 Temmuz 1913’te geri alındı; ancak Balkan Savaşları’nın açtığı yara kapanmadı. Çünkü kaybedilen yalnız toprak değildi: evler, mezarlar, çocukluklar, mahalleler, komşuluklar ve koca bir tarihî hafıza parçalanmıştı. İşte 26 Mart’ın Balkan Şehitlerini Anma Günü olarak anlamı burada yatıyor. Bu gün, sadece Edirne savunmasında ölen askerleri değil; Balkanlar’da bozgun, işgal, göç, açlık ve katliam içinde hayatını kaybeden, adı çoğu zaman kayda bile geçmeyen binlerce insanı hatırlatma günüdür. Kısacası bu tarih, bir savaş yenilgisinden çok daha fazlasını; Balkanlar’daki büyük çözülmenin ödediği insan bedelini ve Türkiye’nin kolektif hafızasında bıraktığı derin acıyı temsil eder.

1583 | İstanbul – İngiltere’nin Osmanlı’daki ilk daimî elçisi William Harborne İstanbul’a ulaştı.
26 Mart 1583’te William Harborne’un İstanbul’a gelişi, Osmanlı-İngiliz ilişkilerinde yeni bir dönemi başlattı. Harborne, yalnız bir diplomat değil, İngiliz tacirlerinin Osmanlı limanlarında ticaret yapabilmesi için zemin hazırlayan kişiydi. Daha önce Fransızların sahip olduğu ayrıcalıklara benzer ticaret imkânlarının İngilizlere açılması, Akdeniz ve Levant ticaretinde İngiltere’yi güçlü biçimde öne çıkardı. Bu gelişme, ileride İngiliz-Levant ticaret ağının büyümesine ve Osmanlı ile İngiltere arasında düzenli diplomatik temasın kurulmasına yol açtı. Yani 26 Mart 1583, İngiltere’nin Osmanlı coğrafyasına kalıcı biçimde yerleşmesinin başlangıç tarihlerinden biridir.

1827 | Viyana – Ludwig van Beethoven öldü.
26 Mart 1827’de ölen Beethoven, yalnızca klasik müzik tarihinin en büyük bestecilerinden biri değil, müziğin yönünü değiştiren isimlerinden biriydi. Haydn ve Mozart’la temsil edilen klasik dönem ile romantik dönem arasındaki en büyük köprü oydu. İşitme yetisini büyük ölçüde kaybetmiş olmasına rağmen beste yapmayı sürdürmesi, hayatını zaten efsane düzeyine taşımıştı ama asıl kalıcılığı, senfoni, sonat ve yaylı dörtlü gibi formları bambaşka bir duygusal ve düşünsel derinliğe ulaştırmasından gelir. 9. Senfoni’den Ay Işığı Sonatı’na kadar uzanan eserleri, bugün bile Batı müziğinin omurgası sayılır.

1917 | Gazze – Birinci Gazze Muharebesi, Osmanlı’nın Filistin cephesindeki son büyük savunma başarılarından biri oldu.
26 Mart 1917’de yapılan Birinci Gazze Muharebesi, Süveyş Kanalı’nı güvenceye aldıktan sonra Sina üzerinden Filistin’e ilerleyen İngiliz ordusunun Gazze’yi alıp Kudüs yolunu açma planının ilk büyük denemesiydi. İngiliz kuvvetlerinin başında Mısır Sefer Kuvveti Komutanı General Archibald Murray bulunuyordu; sahadaki saldırıyı ise General Charles Dobell ile General Philip Chetwode yürütüyordu. Osmanlı tarafında savunmanın en önemli isimlerinden biri Alman asıllı ama Osmanlı hizmetindeki Kress von Kressenstein’dı; cephe ise genel olarak Cemal Paşa’nın 4. Ordusu sisteminin parçasıydı. İngilizler aylar boyunca Sina Çölü’nü aşmak için demiryolu, su hattı ve ikmal düzeni kurmuş, ardından Gazze’ye yüklenmişti. İlk anda şehir kuşatılacak gibi oldu; ancak toz, sis, iletişim karışıklığı ve Osmanlı takviyelerinin yaklaşması nedeniyle İngiliz komutanlığı elindeki avantajı tam okuyamadı. Günün sonunda Gazze düşmek üzereyken, İngilizler gece karanlığı ve karşı taarruz endişesiyle geri çekilme kararı verdi. Böylece Osmanlı kuvvetleri, kaybetmek üzere göründükleri bir mevziyi elde tuttu.

Bu muharebenin öncesi de en az sonucu kadar önemlidir. 1915’te Osmanlı’nın Süveyş’e yönelik ilk hamlesi sonuç vermemiş, ardından İngilizler savunmadan çıkıp Sina’yı adım adım kontrol altına almaya başlamıştı. Çölde demiryolu ve su boru hattı kurmaları, Filistin’e ilerleyişin teknik temelini oluşturdu. Bu yüzden Gazze’de yaşanan çatışma yalnız bir şehir savaşı değil, Britanya İmparatorluğu’nun Mısır ve Süveyş güvenliğini kalıcı hale getirme hamlesiydi. Osmanlı açısından ise Gazze hattı, Filistin’in kapısıydı; buranın düşmesi Kudüs’ün ve güney Suriye yolunun açılması demekti. Birinci Gazze’de İngilizlerin durdurulması bu yüzden çok önemliydi: Osmanlı ordusu, savaşın bu safhasında hâlâ disiplinli savunma yapabildiğini ve İngiliz ilerleyişini en azından geçici olarak frenleyebildiğini gösterdi.

Ama bu başarı kalıcı olmadı. İngilizler pes etmedi; Nisan 1917’de İkinci Gazze Muharebesi’ni denediler ve yine başarılı olamadılar. Bunun üzerine Londra, Murray’i görevden aldı ve yerine Batı Cephesi’nden gelen General Edmund Allenby’yi gönderdi. Allenby aylarca hazırlık yaptı, sayı ve lojistik üstünlüğünü büyüttü, ardından Ekim-Kasım 1917’de Üçüncü Gazze Muharebesi ile hattı kırdı. Bunun sonucu çok büyüktü: Osmanlı ordusu Gazze-Beersheba hattından çekildi, İngilizler Aralık 1917’de Kudüs’e girdi, savaşın Filistin cephesindeki dengesi kalıcı biçimde değişti. Yani 26 Mart 1917’deki Birinci Gazze Muharebesi, bir yandan Osmanlı’nın son güçlü savunma başarılarından biri, öte yandan birkaç ay sonra gelecek daha büyük çöküşün habercisi olan geçici bir zaferdi. Bu yüzden Gazze muharebeleri, Osmanlı’nın Orta Doğu’daki son savunma hattını ve İngilizlerin Kudüs’e uzanan yolunu anlamak için kilit önemdedir.

1931 | Ankara – Ölçüler Kanunu kabul edildi; okka ve endaze dönemi kapanmaya başladı.
26 Mart 1931’de kabul edilen 1782 sayılı Ölçüler Kanunu, Türkiye’de okka, arşın, endaze, çeki gibi eski ölçülerin yerine metre, litre ve gram gibi uluslararası metrik sistem ölçülerinin kullanılmasını öngördü. Kanunun önemi, yalnız teknik bir dönüşümde değil, Cumhuriyet’in gündelik hayatı modern dünya ile aynı standarda bağlama iradesinde yatıyordu. Ticaret defterlerinden sözleşmelere, pazardan esnafa kadar her alanda ortak ve denetlenebilir bir sistem kurulmak isteniyordu. Sonraki yıllarda bu kanunun uygulanma takvimi ayrıca düzenlendi; yani 26 Mart 1931, Türkiye’nin gündelik hayatındaki en köklü modernleşme adımlarından birinin tarihidir.

1942 | Auschwitz – Nazi Almanyası, kadın mahkûmları da kitlesel olarak kampa göndermeye başladı.
26 Mart 1942, Auschwitz tarihinin dönüm noktalarından biridir. O gün, büyük bölümü genç kadınlardan oluşan ilk büyük mahkûm gruplarından biri kampa getirildi. Aynı dönemde Slovakya’dan Yahudilerin toplu sürgünü de başladı. Bu gelişme, Auschwitz’in yalnız bir toplama kampı olmaktan çıkıp kadınların, erkeklerin ve çocukların kitlesel biçimde sürüldüğü, zorla çalıştırıldığı ve giderek sistemli yok etmenin merkezlerinden birine dönüştüğü evreye girildiğini gösteriyordu. Yani burada önemli olan tek bir trenin gelişi değil; 1942 baharından itibaren Nazi rejiminin kamp sistemini çok daha büyük, çok daha örgütlü ve çok daha ölümcül hale getirmesidir. Bu yüzden 26 Mart 1942, Holokost’un “parça parça baskı” döneminden çıkıp sanayileşmiş kitlesel sürgün ve imha düzenine doğru sert biçimde ilerlediği tarihlerden biri olarak önem taşır.

1971 | İstanbul – Boğaz Köprüsü’nde iki kıta fiziksel olarak birleşti.
26 Mart 1971, Boğaz Köprüsü’nün 57. ünitesinin yerine konulmasıyla Asya ve Avrupa yakalarının ilk kez fiziksel olarak birleştiği tarihtir. Köprünün resmî açılışı 1973’te yapıldı ama 1971’deki bu an, inşaatın sembolik zirvesiydi. Türkiye açısından bunun anlamı büyüktü: İstanbul Boğazı ilk kez sabit bir karayolu köprüsüyle geçilebilir hale geliyordu. Sonraki yıllarda yalnız İstanbul’un ulaşımı değil, Türkiye’nin Avrupa-Asya bağlantısı, ticaret akışı ve şehir hafızası da bu yapıyla köklü biçimde değişti. Köprü daha sonra 15 Temmuz Şehitler Köprüsü adını aldı.

1995 | Schengen bölgesi – Schengen düzeni yürürlüğe girdi.
26 Mart 1995’te Schengen uygulaması yedi Avrupa ülkesinde fiilen yürürlüğe girdi ve iç sınır kontrollerinin kaldırıldığı yeni Avrupa düzeni başladı. Anlaşmanın kendisi 1985’te imzalanmıştı ama asıl hayatı değiştiren an, uygulamanın başlamasıydı. Bunun sonucu, Avrupa’da seyahatin, ticaretin ve gündelik hayatın sınır kapıları üzerinden değil ortak alan mantığıyla yeniden kurulması oldu. Türkiye açısından da Schengen, sonraki yıllarda vize tartışmalarının, AB ilişkilerinin ve serbest dolaşım meselesinin en önemli başlıklarından biri haline geldi. Yani 26 Mart 1995, sadece Avrupa’nın değil, Türkiye’nin Avrupa ile ilişkisinin de dolaylı biçimde kaderini etkileyen tarihlerden biridir.

1995 | İstanbul – Belgin Doruk öldü.
26 Mart 1995’te ölen Belgin Doruk, Yeşilçam’ın en zarif ve en parlak kadın yıldızlarından biriydi. 1950’ler ve 60’larda özellikle romantik ve şehirli kadın rollerinin en güçlü yüzlerinden biri oldu; “Küçük Hanımefendi” filmleriyle geniş kitlelerin hafızasına yerleşti. Onu önemli yapan şey yalnız güzelliği değil, Yeşilçam’ın modern, ulaşılmaz ama kırılgan kadın imgesini çok güçlü biçimde taşımasıydı. Ölümü, klasik Yeşilçam yıldız sisteminin en parlak yüzlerinden birinin de vedasıydı.

1999 | Dünya – Melissa virüsü e-posta sistemlerini vurdu.
26 Mart 1999’da yayılan Melissa virüsü, internet çağının ilk büyük küresel e-posta krizlerinden birine dönüştü. Word belgesi gibi görünen dosya açıldığında kullanıcının adres defterindeki onlarca kişiye kendini otomatik olarak gönderiyor, şirket ağlarını ve posta sunucularını kilitliyordu. Bunun önemi, teknik hasarın ötesindeydi. Dijital çağda zararlı yazılımların artık fiziksel sınırlara bağlı kalmadan dakikalar içinde dünyaya yayılabileceğini açık biçimde gösterdi. Sonraki siber güvenlik kültürünün şekillenmesinde bu tür erken virüslerin payı büyüktür.

1999 | Michigan – Dr. Jack Kevorkian ötanazi davasında suçlu bulundu.
26 Mart 1999’da Michigan’daki jüri, yıllardır “ölme hakkı” tartışmalarının merkezinde duran Dr. Jack Kevorkian’ı, ALS hastası Thomas Youk’a ölümcül iğneyi bizzat yaparak öldürdüğü gerekçesiyle suçlu buldu. Kevorkian zaten 1990’lar boyunca 100’den fazla hastanın ölümüne yardım ettiğini açıkça savunuyor, bu yüzden bir kesim tarafından “acı çeken insanlara çıkış yolu açan doktor”, başka bir kesim tarafından ise “Dr. Ölüm” diye görülen son derece tartışmalı bir figüre dönüşüyordu. Bu davayı önceki dosyalardan ayıran kritik nokta şuydu: Kevorkian bu kez yalnız hastanın kendi düğmeye bastığı bir “yardımlı ölüm” mekanizmasıyla yetinmemiş, doğrudan kendisi öldürücü enjeksiyonu yapmış ve bu anı videoya çektirmişti. Jüri de tam bu nedenle onu ikinci derece cinayetten mahkûm etti; ardından 10 ila 25 yıl hapis cezası aldı ve 2007’de şartlı tahliyeyle çıktı. Olayın bu kadar büyümesinin nedeni yalnız dava değildi; Kevorkian modern tıp etiği, hastanın iradesi, devletin yaşam üzerindeki yetkisi ve ötanazi sınırları konusunda Amerika’daki en sert tartışmaları alevlendirmişti. Bu hikâye o kadar çarpıcı bulundu ki, yıllar sonra hayatı Al Pacino’nun oynadığı 2010 yapımı HBO filmi You Don’t Know Jack’e de konu oldu.

2002 | El Halil – Uluslararası gözlem gücü aracına saldırıda Türk Binbaşı Cengiz Toytunç öldü.
26 Mart 2002’de El Halil’de (Hebron) görev yapan Uluslararası Geçici Mevcudiyet gücüne ait araca düzenlenen saldırıda Türk Binbaşı Cengiz Toytunçhayatını kaybetti, Yüzbaşı Hüseyin Özarslan yaralandı. Türkiye açısından bu olayın önemi, yalnız bir kayıp verilmesinde değil; Türkiye’nin Filistin-İsrail hattındaki uluslararası görevlerde ne kadar doğrudan risk aldığı gerçeğini görünür hale getirmesinde yatıyordu. Olaydan sonra Ankara sert tepki verdi, naaş ve yaralı subay askerî uçakla Türkiye’ye getirildi. Bu tarih, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin uluslararası gözlem misyonlarında ödediği bedellerden biri olarak hatırlanır.

2023 | İstanbul – Köksal Engür öldü.
26 Mart 2023’te hayatını kaybeden Köksal Engür, Türkiye’de tiyatro, sinema, dizi ve özellikle seslendirme dünyasının en tanınan isimlerinden biriydi. Kars doğumlu sanatçı, daha çocuk yaşta TRT Ankara Radyosu’nun Çocuk Saati programında kısa radyo tiyatrolarıyla sanat hayatına başladı; sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde eğitim aldı ve sahnede, ekranda, mikrofonda geçen uzun bir kariyer kurdu. Onu özel yapan şey, aynı anda hem güçlü bir tiyatro oyuncusu hem de sesiyle hafızaya kazınan bir anlatıcı olabilmesiydi. Geniş kitleler onu son yıllarda özellikle Leyla ile Mecnundizisindeki Ak Sakallı Dede rolüyle yeniden keşfetti; ama aslında sesi yıllardır hayatın içindeydi, radyo tiyatrolarından dublaja, sahne yapımlarından televizyona kadar çok geniş bir alanda çalışmıştı. Zerda dizisindeki Sıddık rolü de onu başka bir kuşağın hafızasına yerleştirdi.