Günün Tarihi / 28 Temmuz
28 TEMMUZ’DA NELER KUTLANIYOR?
28 Temmuz, Türkiye’de resmî bir bayram ya da anma günü değil. Dünya takviminde ise hepatitle mücadeleden doğanın korunmasına, Peru’nun bağımsızlığından Kanada’daki büyük Akad sürgününe kadar uzanan önemli günler bulunuyor.
Dünya Hepatit Günü’nde milyonlarca insanı tehdit eden hastalığa dikkat çekiliyor
Dünya Sağlık Örgütü öncülüğünde düzenlenen Dünya Hepatit Günü, karaciğerde iltihaplanmaya, siroza ve kansere yol açabilen viral hepatitler konusunda farkındalık yaratmayı amaçlıyor. Tarih, hepatit B virüsünü keşfeden, tanı testinin ve aşının geliştirilmesine katkı sağlayan Nobel ödüllü Baruch Blumberg’in doğum günü olduğu için seçildi.
Dünya Sağlık Örgütüne göre kronik hepatit B ve C, yalnızca 2024’te yaklaşık 1,3 milyon insanın ölümüne neden oldu. 2026’nın “Hepatit: Engelleri birlikte ortadan kaldıralım” sloganı, hastaların test ve tedaviye ulaşmasının önündeki maddi, toplumsal ve kurumsal engellerin kaldırılması çağrısını taşıyor.
Doğanın sınırsız bir kaynak olmadığı hatırlatılıyor
28 Temmuz, dünyanın pek çok ülkesinde Dünya Doğa Koruma Günü olarak anılıyor. Gün; suyun, toprağın, ormanların, enerji kaynaklarının ve biyolojik çeşitliliğin gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesini amaçlıyor.
Ancak bugün, Dünya Hepatit Günü gibi Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiş resmî bir dünya günü değil. Kökenine ilişkin kesin ve güvenilir bir kayıt da bulunmuyor; buna rağmen çevre kuruluşları ve kamu kurumlarının düzenlediği etkinliklerle uluslararası ölçekte yaygınlaşmış durumda.
Peru bağımsızlığının 205. yılını kutluyor
Peru’da 28 Temmuz, ülkenin en önemli millî bayramı kabul ediliyor. General José de San Martín, 28 Temmuz 1821’de Lima’da toplanan binlerce kişinin önünde Peru’nun İspanya’dan bağımsızlığını ilan etti.
“Fiestas Patrias” adı verilen kutlamalar 29 Temmuz’da Silahlı Kuvvetler ve Ulusal Polis onuruna düzenlenen törenlerle devam ediyor. Evler ve sokaklar kırmızı-beyaz bayraklarla donatılıyor; devlet başkanı da geleneksel olarak 28 Temmuz’da ülkenin durumuna ilişkin konuşmasını yapıyor.
Kanada, yurtlarından sürülen Akadları anıyor
Kanada’da 28 Temmuz, “Büyük Sürgünü Anma Günü” olarak kabul ediliyor. İngiliz yönetimi, 28 Temmuz 1755’te bugünkü Nova Scotia, New Brunswick ve Prens Edward Adası çevresinde yaşayan Fransız kökenli Akadların sürülmesine karar verdi.
Yaklaşık 10 bin Akad ailelerinden koparılarak İngiliz kolonilerine, Fransa’ya ve Karayipler’e gönderildi; binlercesi açlık, hastalık ve ağır yolculuk koşulları nedeniyle hayatını kaybetti. Bugün hem sürgünde ölenler hem de bütün baskılara rağmen kültürlerini yaşatmayı başaran Akad toplumu anılıyor.
ABD’nin siyah askerleri “Buffalo Soldiers” adıyla hatırlanıyor
ABD’de 28 Temmuz, İç Savaş’ın ardından düzenli orduya kabul edilen ilk siyah askerî birlikleri anma günü. 1866’da kurulan ve ırk ayrımcılığının sürdüğü yıllarda görev yapan birlikler, Amerikan yerlilerinin verdiği düşünülen “Buffalo Soldiers” adıyla tanındı.
ABD Kongresi 1992’de 28 Temmuz’u resmen Buffalo Soldiers Günü ilan etti. Anma, daha sonra ordunun ve tarih kuruluşlarının düzenlediği etkinliklerle her yıl tekrarlanmaya başladı.
28 TEMMUZ’UN TUHAF GÜNLERİ
Sütlü çikolata yeniyor, hamburger tartışılıyor, su kaydıraklarından iniliyor
28 Temmuz’un ciddi anmalarının yanında, özellikle ABD’de ortaya çıkan eğlenceli gün takvimleri oldukça kalorili ve serinletici bir program sunuyor. Sütlü çikolata ile hamburger yeniyor, futbol oynanıyor ve yaz sıcağından kaçmak isteyenler su parklarına çağrılıyor.
Sütlü çikolata için diyetlere bir günlük ara veriliyor
28 Temmuz, ABD kaynaklı takvimlerde Sütlü Çikolata Günü. Günün Amerikan Ulusal Şekerlemeciler Birliği tarafından oluşturulduğu belirtiliyor. Kutlama biçimi ise herhangi bir tören gerektirmiyor: Sütlü çikolata yemek yeterli.
İlk modern sütlü çikolatayı İsviçreli Daniel Peter’in, Henri Nestlé’nin geliştirdiği süt ürününden yararlanarak 1875’te ürettiği kabul ediliyor.
Hamburgerin hangi gün kutlanacağına bile karar verilemiyor
Hamburger Günü genellikle 28 Mayıs’ta kutlanıyor ancak bazı eğlenceli gün takvimleri 28 Temmuz’u da ikinci bir Hamburger Günü ilan etmiş durumda. Bu tarih, ABD’deki ilk hamburgerin Danimarkalı göçmen Louis Lassen tarafından 28 Temmuz 1900’de hazırlandığı yönündeki tartışmalı iddiaya dayanıyor.
Hamburgerin gerçek mucidi konusunda birden fazla şehir ve aşçı hak iddia ettiği için, yiyeceğin yalnızca kökeni değil kutlama günü de belirsizliğini koruyor.
Yaz sıcağının ortasında Su Parkı Günü kutlanıyor
Su Parkı Günü, kökeni kesin olarak bilinen ender tuhaf günlerden biri. Kutlamayı ABD’de su parkları işleten Kalahari Resorts adlı şirket, 2017’de oluşturdu. Tarihin temmuzun en sıcak dönemine denk getirilmesi de elbette tesadüf değil.
Günün önerisi; dalga havuzlarına girmek, su kaydıraklarından kaymak ve mümkün olduğunca ıslanmaktan ibaret. Yani açıkça ticari amaçla yaratılmış olsa da ne istediğini saklamayan dürüst bir özel gün.
Dünyanın futbolu, Amerikan takviminde “soccer” adıyla kutlanıyor
28 Temmuz aynı zamanda gayriresmî Ulusal Soccer Günü. Günün kim tarafından ve neden bu tarihte oluşturulduğu bilinmiyor. Futbol oynamak, desteklenen takımın formasını giymek ya da bir maç izlemek kutlama için yeterli sayılıyor.
Buradaki asıl tuhaflık futbolun kutlanması değil; dünyanın büyük bölümünün “football” dediği oyunun Amerikan takvimine “soccer” adıyla girmiş olması.
450 – Konstantinopolis’i yaklaşık bin yıl koruyan kara surlarına adını veren Doğu Roma İmparatoru II. Theodosius öldü
İmparator Arcadius’un oğlu II. Theodosius, babasının 408’de ölmesi üzerine henüz yedi yaşındayken Doğu Roma İmparatorluğu’nun tek hükümdarı oldu. Yönetimde uzun süre ablası Pulcheria ile güçlü saray görevlilerinin etkisi altında kaldı. 28 Temmuz 450’de attan düşerek ağır yaralandı ve 49 yaşında hayatını kaybetti.
Konstantinopolis büyüdükçe gerekli hâle gelen yeni kara surları, onun hükümdarlığı sırasında Doğu Praetorian Prefekti Anthemius’un yönetiminde tamamlandı. 447’deki büyük depremden sonra ikinci savunma hattı ve hendeklerle güçlendirilen yaklaşık 6,5 kilometrelik surlar, askerî mimarinin en etkili örneklerinden biri oldu. Yüzyıllar boyunca pek çok kuşatmayı durdurdu ve Fatih Sultan Mehmet’in ağır toplarla yürüttüğü 1453 kuşatmasına kadar şehrin savunmasının belkemiğini oluşturdu.
- Theodosius döneminin diğer büyük mirası, Roma imparatorlarının çıkardığı kanunları bir araya getiren ve 438’de yayımlanan Codex Theodosianus oldu. Bu eser, daha sonra hazırlanan Justinianus Kanunları’nın ve Avrupa hukuk geleneğinin önemli kaynaklarından birine dönüştü. Erkek çocuğu bulunmayan imparatorun ardından ablası Pulcheria’nın evlendiği Marcianus tahta çıktı.
1402 – Yıldırım Bayezid Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilerek esir düştü ve Osmanlı’da 11 yıllık Fetret Devri başladı
Anadolu üzerinde üstünlük kurmaya çalışan Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid ile Orta Asya’dan Hindistan’a uzanan büyük bir imparatorluk kuran Timur’un orduları, Ankara yakınlarındaki Çubuk Ovası’nda karşılaştı. Osmanlı ordusundaki Kara Tatarların ve bazı Anadolu beyliklerine bağlı birliklerin Timur’un tarafına geçmesi, savaşın gidişini belirledi.
Ordusu dağılan Yıldırım Bayezid, yanında kalan askerlerle mücadeleyi sürdürdü ancak sonunda esir düştü. Timur Anadolu beyliklerini yeniden kurarken Osmanlı’nın sağladığı siyasi birlik parçalandı ve İstanbul’un fethi yaklaşık yarım yüzyıl gecikti.
Bayezid’in oğulları arasında başlayan taht mücadelesi, Osmanlı tarihinde “Fetret Devri” olarak anılan 11 yıllık dönemi başlattı. Devleti dağılmanın eşiğine getiren bu dönem, Çelebi Mehmed’in 1413’te rakiplerini yenerek birliği yeniden sağlamasıyla sona erdi.
1565 – Cerbe’den Sigetvar’a Osmanlı donanmasında görev yapan Ali Pörtük Bey ikinci kez Kocaeli sancakbeyi oldu
Korsan kökenli bir denizci olan Ali Pörtük Bey, Barbaros Hayreddin Paşa ve Turgut Reis’in açtığı gelenekten gelen başarılı Osmanlı komutanlarından biriydi. 1559’da ilk kez Kocaeli sancakbeyliğine atandı; 1560 Cerbe Seferi’ne Kocaeli askerleriyle katıldı ve dönüşte Ege kıyılarının korunmasıyla görevlendirildi.
Malta Kuşatması’na katılmak üzere bölgeden ayrılan Süheyl Bey’in yerine, 1565’in Haziran–Temmuz aylarında ikinci kez Kocaeli sancakbeyi oldu. Daha sonra Ege’de İstanbul’a tahıl taşıyan gemilerin korunmasını üstlendi. 1566’da Kocaeli askerleriyle Kanuni Sultan Süleyman’ın son seferi olan Sigetvar’a katıldı, Tuna donanmasını yönetti ve kuşatma sırasında hayatını kaybetti.
1635 – Hücreyi adlandırarak mikroskobik dünyanın kapısını açan bilim insanı Robert Hooke doğdu
Fizik, biyoloji, astronomi, mühendislik ve mimarlık alanlarında çalışan Robert Hooke, İngiltere’nin Wight Adası’nda doğdu. Geliştirdiği mikroskopla mantar dokusunu inceleyen Hooke, gördüğü küçük odacıkları manastır hücrelerine benzeterek “hücre” adını verdi ve biyolojinin temel kavramlarından birini bilim dünyasına kazandırdı.
1665’te yayımladığı Micrographia adlı eserinde pire, bit ve çeşitli bitki dokularının mikroskobik görüntülerini olağanüstü ayrıntılı çizimlerle sundu. Kitap, insanların çıplak gözle göremediği bir dünyanın varlığını geniş kitlelere gösteren ilk önemli bilimsel eserlerden biri oldu.
Bir yayın ya da yaya uygulanan kuvvetle uzama miktarı arasındaki ilişkiyi açıklayan Hooke Yasası da bugün hâlâ fizik ve mühendisliğin temel ilkeleri arasında yer alıyor. Büyük Londra Yangını’nın ardından kentin yeniden kurulmasında mimar ve şehir plancısı olarak da çalışan Hooke, çok yönlülüğü nedeniyle zaman zaman “İngiltere’nin Leonardo da Vinci’si” olarak anılır.
1655 – Bilimkurgunun öncülerinden Cyrano de Bergerac 36 yaşında öldü
Asıl adı Savinien de Cyrano de Bergerac olan Fransız yazar; şair, oyun yazarı, hicivci, asker ve özgür düşünür olarak tanındı. Günümüzde daha çok Edmond Rostand’ın 1897’de sahnelenen oyunundaki büyük burunlu, usta kılıç kullanan ve karşılıksız aşk yaşayan kahramanla hatırlansa da bu romantik Cyrano, gerçek kişinin hayatından esinlenerek büyük ölçüde yeniden yaratılmıştı.
Cyrano, ölümünden sonra yayımlanan Ay Devletleri ve İmparatorluklarının Gülünç Tarihi ile devamı Güneş Devletleri ve İmparatorlukları’nda roketleri andıran araçlarla uzay yolculukları, başka dünyalardaki toplumlar ve Dünya’nın Güneş çevresinde dönüşü üzerine fikirler geliştirdi. Bilimsel düşünceyi felsefi ve dinî hicivle birleştiren bu eserler, modern bilimkurgunun en erken örnekleri arasında kabul edilir.
Başına düşen bir ahşap kirişle ağır yaralandığı anlatılsa da bunun kaza mı saldırı mı olduğu ve ölümüne doğrudan yol açıp açmadığı kesin olarak bilinmiyor. Uzun süren hastalığının ardından 28 Temmuz 1655’te Paris yakınlarındaki Sannois’da hayatını kaybetti.
1741 – Dört Mevsim ile doğanın sesini notalara taşıyan Barok müziğin büyük ustası Antonio Vivaldi öldü
Venedik’te doğan Antonio Vivaldi; besteci, keman virtüözü, müzik öğretmeni ve Katolik rahipti. Kızıl saçları nedeniyle “Kızıl Rahip” olarak tanındı. Kimsesiz ve terk edilmiş kızların barındığı Ospedale della Pietà’da yıllarca keman dersleri verdi; yetiştirdiği kızlardan oluşan orkestrayı Avrupa çapında ün kazanan bir topluluğa dönüştürdü.
Vivaldi yüzlerce konçerto, çok sayıda opera ve dinî eser besteledi; solo konçerto biçiminin gelişmesine yön verdi ve Johann Sebastian Bach’ı derinden etkiledi. En ünlü eseri Dört Mevsim’de kuş seslerini, akan dereleri, havlayan köpekleri, fırtınaları, av sahnelerini ve kışın dondurucu soğuğunu müzikle anlatarak program müziğinin en erken ve etkileyici örneklerinden birini yarattı.
Değişen müzik zevki nedeniyle eski ününü kaybeden Vivaldi, İmparator VI. Karl’ın desteğini kazanma umuduyla Viyana’ya gitti. Ancak imparatorun kısa süre sonra ölmesi üzerine gelirsiz kaldı ve 28 Temmuz 1741’de, 63 yaşında maddi sıkıntılar içinde hayatını kaybetti. Gösterişsiz bir törenle bugünkü Viyana Teknik Üniversitesinin bulunduğu yerdeki mezarlığa gömüldü; mezarı korunamadı. Uzun süre unutulan eserleri 20. yüzyılda yeniden keşfedildi ve Dört Mevsim, klasik müziğin dünya çapında en çok tanınan eserlerinden birine dönüştü.
1750 – Barok müziği doruğa ulaştırarak sonraki yüzyılların müzik dilini biçimlendiren Johann Sebastian Bach öldü
Alman besteci, org virtüözü, orkestra şefi ve müzik öğretmeni Johann Sebastian Bach, 1723’ten ölümüne kadar Leipzig’deki Aziz Thomas Kilisesi’nin koro ve müzik yöneticiliğini yürüttü. Kiliseler için her hafta yeni eserler hazırladı; yüzlerce kantat besteledi ve kentin müzik eğitiminden sorumlu oldu.
Brandenburg Konçertoları, İyi Düzenlenmiş Klavye, Goldberg Varyasyonları, Viyolonsel Süitleri, Matta Pasiyonu ve Si Minör Missa gibi eserlerinde çok sesliliği, armoniyi ve kontrpuanı benzersiz bir yapıya kavuşturdu. Müziği Mozart, Beethoven, Chopin ve daha sonraki kuşakların çalışmalarını etkileyerek Batı klasik müziğinin temel taşlarından birine dönüştü.
Son yıllarında görme yetisini büyük ölçüde kaybeden Bach, Nisan 1750’de tartışmalı İngiliz göz cerrahı John Taylor tarafından iki kez ameliyat edildi. Operasyonların ardından sağlığı hızla bozulan besteci, geçirdiği felçten kısa süre sonra 28 Temmuz 1750’de Leipzig’de, 65 yaşında öldü. Eserleri müzik çevrelerinde yaşamayı sürdürse de geniş kitlelerce yeniden keşfedilmesi, Felix Mendelssohn’un 1829’da Matta Pasiyonu’nu sahnelemesiyle hızlandı. Bugün Bach, yalnızca Barok dönemin değil, bütün müzik tarihinin en büyük bestecilerinden biri kabul ediliyor.
1794 – Fransız Devrimi’nin Terör Dönemi’yle özdeşleşen lideri Robespierre giyotinle idam edildi
Jakobenlerin önde gelen ismi ve Kamu Selameti Komitesinin en etkili üyelerinden Maximilien Robespierre, devrimi iç ve dış düşmanlardan koruma gerekçesiyle yürütülen sert politikaların başlıca savunucusuydu. “Terör Dönemi” olarak anılan süreçte binlerce kişi karşıdevrimci olmakla suçlanarak giyotinle idam edildi.
Yeni bir tasfiyeye uğramaktan korkan milletvekilleri, 27 Temmuz 1794’te Robespierre’e karşı birleşerek tutuklanmasını sağladı. Yakalanırken çenesinden ağır yaralanan Robespierre, ertesi gün Saint-Just ve Couthon’un da aralarında bulunduğu 21 yandaşıyla birlikte Paris’teki Devrim Meydanı’nda giyotinle idam edildi.
Robespierre’in devrilmesi, Fransız Devrimi’nin en kanlı evresinin sona ermesini sağlayan Thermidor Darbesi’nin simgesi oldu ve daha ılımlı bir yönetim döneminin yolunu açtı.
1808 – III. Selim öldürüldü ve ölüm emrinden kaçan II. Mahmud Osmanlı tahtına çıktı
Nizâm-ı Cedîd adı verilen askerî ve idarî reformları başlatan III. Selim, yeniçerilerin öncülük ettiği Kabakçı Mustafa İsyanı sonucunda 1807’de tahttan indirilmiş ve yerine IV. Mustafa geçirilmişti. Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa, eski padişahı yeniden tahta çıkarmak amacıyla ordusuyla İstanbul’a gelerek 28 Temmuz 1808’de Topkapı Sarayı’na yürüdü.
Tahtını kaybedeceğini anlayan IV. Mustafa, Osmanlı hanedanında kendisi dışında tahta çıkabilecek iki isim olan III. Selim ile kardeşi Şehzade Mahmud’un öldürülmesini emretti. III. Selim, odasına giren saldırganlara karşı koydu ancak öldürüldü. Şehzade Mahmud ise saray görevlilerinin yardımıyla kaçarak kurtuldu.
Alemdar Mustafa Paşa, III. Selim’in öldürüldüğünü görünce IV. Mustafa’yı tahttan indirdi ve aynı gün Şehzade Mahmud’u II. Mahmud adıyla padişah ilan etti. Böylece III. Selim’in başlattığı ancak hayatıyla ödediği yenilenme hareketi, daha sonra Yeniçeri Ocağı’nı kaldıracak ve Osmanlı devlet düzenini kökten değiştirecek II. Mahmud’a geçti. 28 Temmuz 1808, Osmanlı modernleşmesinde bir padişahın öldürüldüğü, diğerinin ölümden kaçarak tahta çıktığı kanlı bir dönüm noktası oldu.
1850 – Osmanlı ticaret hayatını Batı hukukuyla buluşturan Kanunnâme-i Ticaret yürürlüğe girdi
Tanzimat döneminde hazırlanan Kanunnâme-i Ticaret, 28 Temmuz 1850’de yürürlüğe girdi. Büyük ölçüde Fransa’nın 1807 tarihli Ticaret Kanunu örnek alınarak hazırlanan düzenleme; tüccarları, ticari ortaklıkları, senetleri ve iflas işlemlerini ortak kurallara bağladı. Anonim, kolektif ve komandit şirketler gibi Batı kaynaklı şirket türleri de Osmanlı hukukuna girdi.
Kanunnâme, İslam hukukunu bütünüyle ortadan kaldırmadı; ancak ticaret alanında şer‘î kuralların yanında Avrupa’dan alınmış yazılı bir hukuk düzeni oluşturdu. Bu yönüyle Osmanlı özel hukukunda Batı hukukundan yapılan ilk büyük ve sistemli aktarımlardan biri oldu. Cumhuriyet döneminde 1926 tarihli Ticaret Kanunu yürürlüğe girene kadar çeşitli değişikliklerle uygulanmayı sürdürdü.
1851 – Güneş’in atmosferini ilk kez görünür kılan başarılı tam Güneş tutulması fotoğrafı çekildi
Prusyalı fotoğrafçı Johann Julius Berkowski, 28 Temmuz 1851’de Königsberg Gözlemevinde gerçekleşen tam Güneş tutulmasını dagerreyotipi yöntemiyle görüntüledi. Yaklaşık 84 saniyelik pozlama sonucunda elde edilen fotoğraf, tam Güneş tutulmasının başarıyla çekilmiş ilk fotoğrafı kabul edilir.
Daha önce tutulmalar yalnızca çizimlerle kaydedilebiliyor, Güneş’in çevresinde görülen ışıklı tacın ve çıkıntıların Güneş’e mi yoksa Ay’a mı ait olduğu tartışılıyordu. Berkowski’nin fotoğrafında Güneş tacı ilk kez kalıcı biçimde görülebildi. Bu küçük görüntü, astronominin insan gözüyle yapılan gözlemlerden fotoğrafla kanıt toplayan modern döneme geçişinin simgelerinden biri oldu.
1887 – Bir pisuvarı sanat eseri olarak sunarak modern sanatın sınırlarını değiştiren Marcel Duchamp doğdu
Fransız sanatçı Marcel Duchamp, 28 Temmuz 1887’de dünyaya geldi. Duchamp, 1917’de seri üretim bir pisuvarı ters çevirip “R. Mutt” imzasıyla Çeşme adı altında sergiye gönderdi. Eser kabul edilmedi ancak sanat dünyasında hâlâ süren temel bir tartışmayı başlattı: Bir nesneyi sanat yapan şey, sanatçının el emeği mi yoksa onu seçmesi ve yeni bir anlam içinde sunması mıydı?
Duchamp’ın “hazır nesne” adını verdiği bu yaklaşım, sanatçının mutlaka resim yapması ya da heykel yontması gerekmediğini gösterdi. Kavramsal sanatın, enstalasyonların ve gündelik nesneleri kullanan çağdaş sanat anlayışının yolu büyük ölçüde onun açtığı bu gedikten ilerledi. Bir dönem resim yapmayı büyük ölçüde bırakıp satranca yönelen Duchamp, 20. yüzyıl sanatını en az eser üreterek en fazla etkileyen isimlerden biri oldu.
1904 – II. Dünya Savaşı’nın en ünlü casusluk olaylarından birini Ankara’da yaratan “Çiçero” kod adlı Elyesa Bazna doğdu
Arnavut kökenli Türk vatandaşı Elyesa Bazna, Osmanlı Devleti’nin Kosova Vilayeti’ndeki Priştine’de doğdu. Çeşitli diplomatların yanında şoför ve özel hizmetli olarak çalıştıktan sonra 1943’te İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Sir Hughe Knatchbull-Hugessen’in uşağı oldu.
Bazna, büyükelçinin kasasındaki çok gizli belgeleri uyuduğu ya da banyo yaptığı sırada fotoğraflayarak Nazi Almanyası’nın Ankara Büyükelçiliğine sattı. “Çiçero” kod adı verilen casusun ele geçirdiği belgeler arasında Müttefik konferansları, Türkiye’yi savaşa sokma girişimleri ve Normandiya Çıkarması’nın kod adı olan Overlord’a ilişkin bilgiler bulunuyordu. Ancak Alman yönetimi belgelerin gerçekliğinden kuşkulandığı için elde ettiği istihbarattan tam olarak yararlanamadı.
Bazna’nın casusluk hikâyesi büyük bir ironiyle sonuçlandı. Almanların kendisine ödediği yaklaşık 300 bin sterlinin önemli bölümü, Nazi yönetiminin bastığı sahte banknotlardan oluşuyordu. Savaş sonrasında parasını alamayan Bazna, Almanya’dan tazminat girişimlerinden de sonuç çıkaramadı ve 1970’te Münih’te öldü.
1914 – Dört imparatorluğu yıkıp dünya haritasını değiştirecek I. Dünya Savaşı Avusturya-Macaristan’ın Sırbistan’a savaş ilan etmesiyle başladı
Avusturya-Macaristan, Saraybosna’da Veliaht Franz Ferdinand’ın öldürülmesinden sonra Sırbistan’a 48 saat süreli ağır bir ültimatom verdi. Sırbistan taleplerin büyük bölümünü kabul etti ancak Avusturya-Macaristan görevlilerinin ülke içindeki soruşturmaya doğrudan katılmasına karşı çıktı. Verilen cevabı yetersiz bulan Avusturya-Macaristan, 28 Temmuz 1914’te Sırbistan’a savaş ilan etti.
Bölgesel başlayan çatışma, ittifaklar ve seferberlik kararlarıyla birkaç gün içinde Avrupa’ya yayıldı. Rusya Sırbistan’ı desteklerken Almanya, Rusya ve Fransa’ya savaş ilan etti; Alman ordusunun Belçika’ya girmesi üzerine İngiltere de savaşa katıldı. Böylece dört yıl sürecek ve milyonlarca insanın hayatına mal olacak I. Dünya Savaşı başladı.
Osmanlı Devleti, Almanya’nın yanında yer alarak 29 Ekim 1914’te Rus limanlarına düzenlenen Karadeniz baskınıyla fiilen savaşa girdi. Çanakkale’den Kafkasya’ya, Irak’tan Filistin’e kadar geniş bir coğrafyada yürütülen savaş, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasına yol açarken Millî Mücadele’yi ve bugünkü Türkiye’nin kuruluş sürecini hazırlayan tarihsel kırılmaya dönüştü.
1915 – Maser ve lazer teknolojisinin temelini atan Nobel ödüllü fizikçi Charles Townes doğdu
Amerikalı fizikçi Charles Hard Townes, 28 Temmuz 1915’te Güney Carolina’da doğdu. Townes, atom ve moleküllerin belirli bir frekansta elektromanyetik dalga yaymasını sağlayan “maser” ilkesini geliştirdi. Mikrodalga kullanan maser, daha sonra aynı ilkenin görünür ışığa uygulanmasıyla ortaya çıkacak lazerin öncüsü oldu.
Townes ilk lazeri yapan kişi değildi; ancak lazerin çalışmasını mümkün kılan kuramsal ve deneysel temeli atan bilim insanlarının başında geliyordu. Haberleşme, hassas ölçüm, ameliyat, endüstri, barkod okuyucuları ve optik diskler gibi sayısız alana yayılan çalışmalarından dolayı Nikolay Basov ve Aleksandr Prohorov’la birlikte 1964 Nobel Fizik Ödülü’nü aldı.
1920 – Meksika Devrimi’nin efsanevi komutanı Panço Villa anlaşmayla silah bırakarak mücadeleden çekildi
Gerçek adı José Doroteo Arango olan Panço Villa, Meksika Devrimi sırasında ülkenin kuzeyindeki güçlü Kuzey Tümenine komuta etmiş; yoksul köylülerin ve toprak reformu talep edenlerin simgelerinden birine dönüşmüştü. Devrimci gruplar arasındaki iktidar mücadelesinde yenilgiye uğramasına rağmen gerilla savaşını 1920’ye kadar sürdürdü.
Villa, geçici Devlet Başkanı Adolfo de la Huerta hükûmetiyle yapılan görüşmelerin ardından 28 Temmuz 1920’de Coahuila eyaletinin Sabinas kentinde teslimiyet anlaşmasını imzaladı. Silah bırakmayı ve hükûmete karşı yeniden ayaklanmamayı kabul etiikten sonra affedildi, kendisine Durango’daki Canutillo çiftliği ve 50 kişilik bir muhafız birliği verildi.
Villa’nın çekilmesi, on yıl süren Meksika Devrimi’nin silahlı döneminin kapanışındaki önemli adımlardan biri oldu. Canutillo’da tarımla uğraşarak yaşayan eski devrimci, yeniden siyasete dönebileceğinden korkan rakiplerinin hedefi oldu ve 20 Temmuz 1923’te Parral’da düzenlenen suikastta öldürüldü.
1917 – Yaklaşık 10 bin siyah Amerikalı linçlere karşı New York’ta sessizce yürüdü
Kadınlar ve çocuklar beyaz, erkekler siyah giysiler içindeydi. Kimse slogan atmıyor, yalnızca üzerlerinde linçleri, ırk ayrımcılığını ve siyah Amerikalılara yönelik şiddeti protesto eden cümlelerin yazılı olduğu pankartlar taşınıyordu. Yaklaşık 10 bin kişi, 28 Temmuz 1917’de New York’un Beşinci Caddesi boyunca sessizce yürüdü.
NAACP tarafından düzenlenen “Sessiz Yürüyüş”, özellikle East St. Louis’de siyah Amerikalılara yönelik katliam ile ülke genelindeki linçlere tepki olarak gerçekleştirildi. ABD tarihindeki ilk büyük siyah kitlesel protestolardan biri olan yürüyüş, federal yönetimi linçlere karşı yasa çıkarmaya çağırdı. Beklenen yasa o dönemde gelmedi ancak sessiz kalabalığın yarattığı görüntü, sonraki medeni haklar hareketinin başlıca örneklerinden biri oldu.
1920 – Kuvâ-yı Milliye, köylere saldıran Donik Çetesi’ne karşı Arslanbey’de harekete geçti
İzmit ve çevresinin işgal altında bulunduğu dönemde bölgede faaliyet gösteren Donik Çetesi, 25 Temmuz 1920’de Sarımeşe köyüne baskın düzenledi. Çetenin üç gün sonra Arslanbey’e geldiğinin öğrenilmesi üzerine 24. Tümen Komutanı Atıf Bey, Kuvâ-yı Milliye birliklerine harekât emri verdi.
Yüzbaşı Fehmi Bey’in görevlendirdiği, Çepnili Müslüman Osman’ın komutasındaki yaklaşık 50 kişilik birlik, 28 Temmuz’u 29 Temmuz’a bağlayan gece Arslanbey’i kuşatarak çeteyle çatışmaya girdi. Ertesi sabah İngiliz kuvvetleri, Kuvâ-yı Milliye’ye destek veren Çepni köyünü savaş gemilerinden açılan ateşle bombaladı ve köy büyük ölçüde yakıldı. Arslanbey harekâtı, Kocaeli köylerinin Millî Mücadele sırasında yalnız işgal kuvvetlerine değil, bölgede halka saldıran silahlı çetelere karşı da verdiği mücadelenin örneklerinden biri oldu.
1921 – Yunan işgal ordusu Ankara’yı ele geçirerek Millî Mücadele’yi sona erdirme kararı aldı
Kütahya-Eskişehir Muharebelerinin ardından Türk ordusu, daha fazla kayıp vermeden yeniden toparlanabilmek için Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmişti. Eskişehir, Kütahya ve Afyon’u işgal eden Yunan ordusu ise bu başarıyı Ankara’ya kadar ilerleyerek kesin sonuca dönüştürmek istedi.
Yunan Kralı Konstantin’in başkanlığında 28 Temmuz 1921’de Kütahya’da toplanan Savaş Meclisine Başbakan Dimitrios Gunaris, Savaş Bakanı Nikolaos Theotokis ve üst düzey komutanlar katıldı. İkmal hatlarının uzayacağı ve ordunun Anadolu’nun içlerinde büyük risklerle karşılaşacağı yönündeki itirazlara rağmen Ankara üzerine yürüme kararı alındı.
Yunan yönetiminin amacı Ankara’yı ele geçirmek, TBMM Hükûmetini dağıtmak ve Millî Mücadele’yi sona erdirmekti. Ancak bu karar, Türk ordusunu yok etmek yerine Yunan kuvvetlerini üslerinden uzaklaştırarak Sakarya’da hazırlanan savunmanın karşısına çıkardı. Ankara’ya yönelen ilerleyiş, 23 Ağustos’ta başlayan Sakarya Meydan Muharebesi’nde durduruldu ve savaşın gidişi Türkiye lehine değişti.
1922 – Okyanusların en derin noktasına ulaşan ilk iki insandan İsviçreli mühendis Jacques Piccard doğdu
Derin deniz araştırmalarının öncülerinden Jacques Piccard, Belçika’nın başkenti Brüksel’de doğdu. Stratosfere çıkan ilk insanlardan olan fizikçi Auguste Piccard’ın oğluydu. Babasının tasarladığı, okyanusların büyük basıncına dayanabilen Trieste adlı batiskafın geliştirilmesi ve denenmesinde görev aldı.
Piccard, ABD Deniz Kuvvetlerinden Teğmen Don Walsh’la birlikte 23 Ocak 1960’ta Trieste’ye binerek Mariana Çukuru’ndaki Challenger Deep’e indi. Yaklaşık beş saat süren inişin sonunda 10 bin 916 metre derinliğe ulaşan ikili, dünya okyanuslarının bilinen en derin noktasına ulaşan ilk insanlar oldu. Dış pencerelerden birinin çatlamasına rağmen dalışı sürdüren Piccard ve Walsh, deniz tabanında yaklaşık 20 dakika kaldı.
Piccard daha sonra yolcu ve araştırma denizaltıları geliştirdi. 1969’da Ben Franklin adlı denizaltıyla altı kişilik ekibin başında, Gulf Stream akıntısı boyunca 30 gün süren bir yolculuk gerçekleştirdi. Sefer sırasında toplanan veriler okyanus araştırmalarının yanı sıra NASA’nın uzun süreli uzay yolculuklarında yalnızlığın insanlar üzerindeki etkisini incelemesine de katkı sağladı. Derin denizlerin korunması için çalışan Piccard, 2008’de 86 yaşında hayatını kaybetti.
1932 – ABD ordusu alacaklarını isteyen Birinci Dünya Savaşı gazilerini tank ve göz yaşartıcı gazla Washington’dan çıkardı
Birinci Dünya Savaşı’nda savaşmış binlerce Amerikalı gaziye hizmetleri karşılığında ödeme belgesi verilmiş, ancak paranın 1945’te ödenmesi kararlaştırılmıştı. 1929 Büyük Buhranı sonrasında işsiz ve yoksul kalan gaziler, paralarını hemen almak için aileleriyle birlikte Washington’a giderek çadır kentler kurdu. Topluluk basında “Bonus Ordusu” adıyla anıldı.
Kongrenin erken ödeme talebini reddetmesinin ardından Başkan Herbert Hoover, göstericilerin bölgeden çıkarılmasını emretti. 28 Temmuz 1932’de General Douglas MacArthur’un yönettiği birlikler, tanklar, süngüler ve göz yaşartıcı gaz kullanarak gazileri dağıttı; kampları ateşe verdi. Harekâtta MacArthur’un yardımcısı Dwight Eisenhower ile tank birliklerini yöneten George Patton da görev aldı.
Kendi savaş gazilerine karşı ordunun kullanılması büyük tepki yarattı ve Hoover’ın aynı yıl yapılan başkanlık seçimini kaybetmesinde etkili oldu. Gazilerin talep ettiği ödeme ise ancak 1936’da çıkarılan yasayla yapılabildi.
1939 – Cumhuriyet’in doğuyu demir ağlarla buluşturan Sivas-Erzurum hattı Aşkale’ye ulaştı
Anadolu’nun doğusunu ülkenin demiryolu ağına bağlamak amacıyla yapımı sürdürülen Sivas-Erzurum hattında raylar, 28 Temmuz 1939’da Erzurum’un Aşkale ilçesine ulaştı. Bayraklarla donatılan ilçedeki kutlamalara çevre köy, nahiye ve kazalardan binlerce kişi katıldı; trenin geçtiği yerlerde kurbanlar kesildi.
Aşkale’ye ulaşılması, zorlu arazi ve iklim koşulları altında yürütülen hattın Erzurum’a yaklaştığını gösteren önemli bir aşamaydı. Raylar 27 Ağustos’ta Ilıca’ya, 6 Eylül’de Erzurum’a ulaştı. Aşkale’ye düzenli yolcu ve yük seferleri ise 22 Eylül 1939’da başladı. Demiryolu, ilçenin ulaşımını kolaylaştırırken ticari ve toplumsal gelişimini de hızlandırdı.
1939 – Erken Orta Çağ İngiltere’sine bakışı değiştiren Sutton Hoo miğferinin ilk parçaları bulundu
Sutton Hoo, İngiltere’nin Suffolk bölgesinde bulunan eski bir mezarlık alanıydı. Arazi sahibi Edith Pretty’nin isteğiyle kazı yapan arkeolog Basil Brown, toprağın altında yaklaşık 27 metre uzunluğunda bir geminin izlerini buldu. Geminin ahşabı çürümüş, ancak toprağın içindeki biçimi ve ortasındaki mezar odası korunmuştu.
28 Temmuz 1939’da mezar odasında paslanmış ve ezilmiş metal parçaları ortaya çıkmaya başladı. Başlangıçta ne oldukları bile anlaşılamayan yüzlerce parça, yıllar süren çalışmalar sonucunda birleştirildi ve bugün Sutton Hoo’nun simgesi olan yüz maskeli savaş miğferi ortaya çıktı. Mezarın 7. yüzyılda yaşamış güçlü bir Anglo-Sakson hükümdarına, muhtemelen Doğu Anglia Kralı Rædwald’a ait olduğu düşünülüyor; ancak kimliği kesin olarak bilinmiyor.
Bulunan altın tokalar, silahlar, gümüş kaplar ve miğfer; o dönemin İngiltere’sinin sanıldığı gibi içine kapanmış, ilkel bir “karanlık çağ” toplumu olmadığını gösterdi. Anglo-Saksonların gelişmiş bir maden işçiliğine, güçlü bir devlet düzenine ve İskandinavya’dan Bizans’a uzanan ilişkilere sahip olduğu anlaşıldı. Destanlarda anlatılan Beowulf dünyası, Sutton Hoo ile birlikte âdeta toprağın altından çıkmış oldu. Keşfin hikâyesi daha sonra The Dig filmine de konu edildi.
1943 – Hamburg’u cehenneme çeviren Müttefik bombardımanının en yıkıcı gecesinde yaklaşık 30 bin sivil öldü
İngiliz ve Amerikan hava kuvvetlerinin “Gomorra Harekâtı” adıyla Hamburg’a düzenlediği bombardımanların en ağır saldırısı, 27 Temmuz’u 28 Temmuz’a bağlayan gece gerçekleştirildi. Yaklaşık 800 İngiliz bombardıman uçağı, kentin yoğun nüfuslu işçi mahallelerine yüz bini aşkın patlayıcı ve yangın bombası bıraktı.
Binlerce yangının birleşmesiyle oluşan ateş fırtınası beş saatten fazla sürdü; sıcaklık bazı bölgelerde 1000 dereceye ulaştı. İnsanlar sığınaklarda havasızlıktan boğuldu, sokaklarda yanan binaların ve alevlerin arasında hayatını kaybetti. Yalnızca bu gece yaklaşık 30 bin sivil öldü.
24 Temmuz–3 Ağustos arasındaki saldırılarda ölenlerin toplam sayısı güncel araştırmalarda yaklaşık 34 bin ila 40 bin olarak kabul ediliyor. Hamburg’un önemli limanları, tersaneleri ve silah fabrikaları bulunmasına rağmen bombardıman yoğun biçimde yerleşim bölgelerini vurdu; yüz binlerce insan evsiz kaldı ve bütün mahalleler haritadan silindi.
1945 – Yoğun siste yolunu kaybeden Amerikan bombardıman uçağı Empire State Binası’na çarparak 14 kişinin ölümüne yol açtı
New York üzerinde görüş mesafesinin sıfıra yaklaştığı yoğun siste uçan ABD ordusuna ait B-25 Mitchell bombardıman uçağı, Empire State Binası’nın kuzey cephesine çarptı. Uçak, saatte 320 kilometreyi aşan hızla 78 ve 79. katların arasından binaya girdi; çarpışmayla üç ayrı yangın çıktı.
Uçaktaki üç kişi ile binada bulunan 11 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 24 kişi yaralandı. Kopan motorlardan biri binayı delerek karşıdaki yapının çatısına düştü, diğeri asansör boşluğuna girdi. Kabloları kopan asansörle 75 kat düşen görevli Betty Lou Oliver’ın hayatta kalması ise kayıtlara bir asansörde yaşanan en uzun düşüşten sağ kurtulma vakası olarak geçti.
1962 – Elia Kazan’ın kendi ailesinin göçünü anlattığı America America filminin İstanbul çekimleri başladı
İstanbul doğumlu Rum kökenli Amerikalı yönetmen Elia Kazan, amcasının 1890’larda Anadolu’dan Amerika’ya uzanan yolculuğundan esinlenen America America filminin İstanbul çekimlerine 28 Temmuz 1962’de başladı. Sultanahmet Meydanı, Boğaziçi ve Haliç çevresinde yapılan çekimlerde kentin 19. yüzyıl sonundaki görünümünü hâlâ koruyan bölgeleri kullanıldı.
Türkiye’deki çekimler yaklaşık on gün sürdü. Filmin Osmanlı dönemindeki Rum ve Ermenilerin yaşadıklarını ele alış biçimi yetkililerde kuşku yaratınca yapımın büyük bölümü Yunanistan’a taşındı. Kazan; siyah-beyaz görüntüler, elde taşınan kameralar ve çoğu tanınmamış oyunculardan oluşan kadroyla belgesel gerçekliğine yaklaşan bir anlatım kurdu.
1963’te gösterime giren film, En İyi Film, Yönetmen ve Özgün Senaryo dâhil dört dalda Oscar’a aday gösterildi; En İyi Sanat Yönetimi ödülünü kazandı. Kazan’ın en kişisel eseri kabul edilen America America, 2001’de kültürel ve tarihsel önemi nedeniyle ABD Ulusal Film Arşivine alındı.
1964 – Ay yüzeyini yakından göstererek Apollo’nun yolunu açacak Ranger 7 uzaya fırlatıldı
NASA’nın Ranger programındaki ilk altı araç, teknik arızalar nedeniyle görevlerini tam olarak yerine getirememişti. 28 Temmuz 1964’te Cape Canaveral’dan fırlatılan Ranger 7, üç gün sonra Ay’a ulaştı ve yüzeye çarpmadan önceki son 17 dakikasında 4 bin 308 yakın plan görüntü gönderdi.
Bunlar, ABD’ye ait bir uzay aracının çektiği ilk Ay fotoğrafları ve Ay yüzeyinin o güne kadarki en ayrıntılı görüntüleriydi. Son kare, yüzeye çarpmadan yalnızca 2,3 saniye önce çekildi ve yaklaşık yarım metrelik ayrıntıları gösterebildi. Fotoğraflar, Ay yüzeyinin araçların inişini taşıyabileceğine dair güven sağladı, uygun bölgelerin belirlenmesine yardım etti ve Apollo astronotlarının önünü açtı.
1968 – Atom çağını başlatan nükleer fisyon keşfinin deneysel öncüsü Otto Hahn öldü
Alman kimyacı Otto Hahn, yaklaşık 30 yıl boyunca fizikçi Lise Meitner’le radyoaktivite üzerine çalıştı. Hahn ve Fritz Strassmann, 1938’in sonunda uranyumu nötronlarla bombardıman ettiklerinde ortaya baryum çıktığını belirleyerek uranyum çekirdeğinin parçalandığını deneysel olarak kanıtladı. Nazi Almanyası’ndan kaçmak zorunda kalan Meitner ile yeğeni Otto Frisch ise bu sonucu teorik olarak açıklayarak olaya “nükleer fisyon” adını verdi. Keşif, nükleer santrallerin yanı sıra atom bombasının geliştirilmesinin de yolunu açtı.
Hahn, “ağır çekirdeklerin fisyonunu keşfi” nedeniyle 1944 Nobel Kimya Ödülü’ne tek başına layık görüldü. Ancak Meitner’in deneylerin hazırlanmasına ve sonuçların açıklanmasına yaptığı temel katkının ödülde yok sayılması, Nobel tarihinin en büyük bilimsel adaletsizliklerinden biri kabul ediliyor.
Savaştan sonra Almanya’nın bilim kurumlarının yeniden kurulmasında görev alan Hahn, 1948–1960 yılları arasında Max Planck Topluluğunun ilk başkanlığını yürüttü. 1957’de Almanya’nın nükleer silah edinmesine karşı çıkan Göttingen Bildirisi’ni imzalayan 18 bilim insanı arasında yer aldı. Otto Hahn, 28 Temmuz 1968’de Göttingen’de 89 yaşında hayatını kaybetti.
1976 – 20. yüzyılın en ölümcül depremi Tangshan’ı 23 saniyede yıkarak resmî rakamlara göre 242 bin 769 kişinin ölümüne yol açtı
Çin’in Hebei eyaletindeki sanayi kenti Tangshan, 28 Temmuz 1976’da saat 03.42’de, halkın büyük bölümü uykudayken meydana gelen depremle yerle bir oldu. Çin kaynaklarının 7,8 büyüklüğünde ölçtüğü sarsıntının ardından kentteki yapıların yaklaşık yüzde 85’i yıkıldı ya da kullanılamaz hâle geldi; yollar, demiryolları, elektrik ve iletişim hatları çöktü. Aynı gün meydana gelen 7’nin üzerindeki ikinci büyük deprem, ayakta kalan yapılarda da ağır hasara yol açtı.
Resmî açıklamaya göre depremde 242 bin 769 kişi öldü, 164 bin 851 kişi ağır yaralandı ve 4 bin 204 çocuk yetim kaldı. Can kaybının gerçekte 300 bini, bazı tahminlere göre 655 bini aşmış olabileceği ileri sürüldü; ancak kesin sayı hiçbir zaman belirlenemedi. Tangshan depremi, resmî rakamlarla 20. yüzyılın en fazla can alan depremi olarak tarihe geçti.
Kültür Devrimi’nin son aylarını yaşayan Çin yönetimi, dış yardım tekliflerini kabul etmeyerek kurtarma çalışmalarını kendi kaynaklarıyla yürüttü. Ülkenin dört bir yanından askerler, sağlık çalışanları ve işçiler bölgeye gönderildi; ancak ulaşımın çökmesi ve ağır kurtarma araçlarının yetersizliği enkaz altındaki binlerce kişiye zamanında ulaşılmasını engelledi.
1978 – Piyango biletini bir şans markasına dönüştüren Nimet Abla hayatını kaybetti
Asıl adı Melek Nimet Özden olan Nimet Abla, 1920’lerin sonunda eşinin Eminönü’ndeki dükkânında Türk Tayyare Cemiyetinin çıkardığı piyango biletlerini satmaya başladı. Erkek rakiplerinin “Kadından piyangocu mu olur?” itirazlarına rağmen bayilik aldı; promosyonları ve reklamlarıyla kısa sürede dönemin en başarılı kadın girişimcilerinden birine dönüştü.
1931 yılbaşı çekilişinde sattığı bir bilete büyük ikramiye çıkınca talihliye parayı dükkânının önünde, halkın ve gazetecilerin karşısında verdi. Haberlerin ülke çapında yayılmasıyla “Talih Nimet Abla’dan doğuyor” inancı yerleşti; Eminönü’ndeki gişesinin önünde oluşan yılbaşı kuyrukları İstanbul’un geleneklerinden biri hâline geldi.
Kazandığı servetle Esentepe’de kendi adını taşıyan camiyi yaptıran Nimet Abla, kurduğu vakıf aracılığıyla ihtiyaç sahibi öğrencilere burs verilmesini sağladı. Geçirdiği felcin ardından 28 Temmuz 1978’de hayatını kaybetti; ancak adı ve “uğurlu bayi” efsanesi ölümünden sonra da yaşamayı sürdürdü.
1984 – Sovyet boykotunun gölgesinde başlayan Los Angeles Olimpiyatları sporun ticarileşmesinde yeni bir dönem açtı
XXIII. Yaz Olimpiyat Oyunları, 28 Temmuz 1984’te Los Angeles’ta başladı. ABD ve müttefiklerinin 1980 Moskova Olimpiyatlarını boykot etmesine karşılık Sovyetler Birliği’nin öncülük ettiği 14 ülke oyunlara katılmadı. Buna rağmen 140 ülkeden 6 bin 829 sporcunun buluşmasıyla o tarihe kadarki en geniş katılımlı olimpiyat düzenlendi.
Amerikalı Carl Lewis, 100 ve 200 metre, uzun atlama ve 4×100 metre bayrak yarışlarında dört altın madalya kazanarak Jesse Owens’ın 1936’daki başarısını tekrarladı. Kadınlar maratonu ilk kez olimpiyat programına alınırken ilk şampiyon ABD’li Joan Benoit oldu. Televizyon gelirleri ve kurumsal sponsorluklarla kamu bütçesine yük olmadan finanse edilen oyunlar büyük kâr sağladı ve sonraki olimpiyatların ticari modelini değiştirdi.
Türkiye oyunları üç bronz madalyayla tamamladı. Eyüp Can ile Turgut Aykaç, Türkiye’ye bokstaki ilk olimpiyat madalyalarını kazandırırken serbest güreşçi Ayhan Taşkın da +100 kiloda üçüncü oldu.
1992 – “Cep Herkülü” Naim Süleymanoğlu Barselona’da ikinci kez olimpiyat şampiyonu oldu
Kısa süreli emekliliğinin ardından haltere dönen Naim Süleymanoğlu, Barselona’da düzenlenen 25. Yaz Olimpiyat Oyunları’nda 60 kilo sıkletinde podyuma çıktı. Koparmada 142,5, silkmede 177,5 kilo kaldırarak toplam 320 kiloya ulaştı.
Naim, 305 kiloda kalan Bulgar Nikolay Peşalov’a 15 kilo fark atarak altın madalyayı kazandı ve 1988 Seul’de elde ettiği olimpiyat şampiyonluğunu korudu. Çinli He Yingqiang ise 295 kiloyla bronz madalyanın sahibi oldu.
“Cep Herkülü”, dört yıl sonra Atlanta’da üçüncü kez altın madalyaya ulaşarak olimpiyatlarda üç altın kazanan ilk halterci olacak ve adını spor tarihinin en büyükleri arasına yazdıracaktı.
1993 – Türk jimnastiğine ilk olimpiyat madalyasını kazandıracak Ferhat Arıcan doğdu
Ferhat Arıcan, 28 Temmuz 1993’te İzmir’de doğdu. İlkokuldaki beden eğitimi öğretmeninin yönlendirmesiyle yaklaşık 10 yaşında jimnastiğe başladı. Gençlik Olimpiyatları, Akdeniz Oyunları ve Avrupa şampiyonalarında kazandığı madalyalarla Türkiye’nin bu alandaki en başarılı sporcularından biri oldu.
Tokyo 2020 Olimpiyatları’nda paralel bar finalini 15,633 puanla üçüncü tamamlayarak bronz madalya kazandı. Böylece Türkiye’ye olimpiyat tarihinde jimnastik dalındaki ilk madalyasını getirdi. Arıcan’ın geliştirdiği üç ayrı hareket de uluslararası jimnastik kurallarına “Arıcan” adıyla kaydedildi; soyadı, dünyanın farklı ülkelerindeki sporcuların uyguladığı hareketlerin adı oldu.
1993 – 27 Mayıs Darbesi’ni fiilen yöneten ve ordunun siyasete müdahale döneminde belirleyici rol oynayan Cemal Madanoğlu öldü
1907’de Uşak’ın Eşme ilçesinde doğan Cemal Madanoğlu, Kuleli Askerî Lisesi ile Harp Okulunu bitirdi; 1941’de kurmay subay oldu. Kore Savaşı’nda Türk Tugayı komutan yardımcılığı yaptıktan sonra generalliğe yükseldi.
Ankara Garnizon Komutanı olan Tümgeneral Madanoğlu, 27 Mayıs 1960 gecesi Harp Okulundaki toplantıyı yönetti ve Orgeneral Cemal Gürsel Ankara’ya gelinceye kadar Demokrat Parti iktidarını deviren askerî müdahalenin fiilî liderliğini üstlendi. Darbenin ardından Millî Birlik Komitesi üyeliği ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı yaptı.
Yönetimin kısa sürede sivillere devredilmesini savunan Madanoğlu, askerî yönetimin devamını isteyen Alparslan Türkeş öncülüğündeki “Ondörtler” grubunun 1960’ta tasfiye edilmesinde başlıca rolü oynadı. Ancak ordudaki Silahlı Kuvvetler Birliğinin güç kazanması üzerine Haziran 1961’de Millî Birlik Komitesinden ve görevlerinden ayrıldı.
1966’da Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından Cumhuriyet Senatosuna kontenjan üyesi seçildi. 12 Mart 1971 Muhtırası sonrasında, 9 Mart’ta yönetime el koymayı planlayan bir yapılanmaya öncülük ettiği iddiasıyla tutuklandı ve kamuoyunda “Madanoğlu Davası” adıyla bilinen davada yargılandı. Mahkeme, Madanoğlu ve diğer sanıkların suçlamaları işlediğine ilişkin yeterli kanıt bulunmadığına hükmederek 1974’te beraat kararı verdi.
Türkiye’de askerî darbeler ve ordu-siyaset ilişkisi denildiğinde akla gelen en önemli isimlerden biri olan emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu, 28 Temmuz 1993’te İstanbul’da 86 yaşında öldü ve Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.
1996 – “Kumarhaneler Kralı” Ömer Lütfü Topal’ın öldürülmesi Susurluk’un devlet-mafya-kumarhane ilişkilerini açığa çıkaran başlıca dosyalardan biri oldu
1942’de Malatya’da doğan Ömer Lütfü Topal, 1990’larda Emperyal adıyla kurduğu kumarhane zinciri ve hızla büyüyen serveti nedeniyle “Kumarhaneler Kralı” olarak tanındı. TBMM Susurluk Komisyonu Raporu’na göre uyuşturucu kaçakçılığı suçundan Belçika ve ABD’de beşer yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Buna rağmen Türkiye’de temiz sabıka kaydı sunarak kumarhane ruhsatları alabilmesi de raporda sorgulandı.
Topal, 28 Temmuz 1996 gecesi İstanbul Yeniköy’deki evine giderken otomobilinin içinde iki Kalaşnikofla çapraz ateşe tutularak öldürüldü. Cinayette kullanılan tüfeklerden birinin şarjörlerini birleştiren bantta, birkaç ay sonra Susurluk kazasında ölecek Abdullah Çatlı’nın parmak izinin bulunduğu DGM iddianamesine ve Meclis raporuna geçti.
Aralarında Topal’ın eski ortakları ile özel harekât polislerinin de bulunduğu sekiz kişi cinayet suçlamasıyla yargılandı; ancak 2001’de “yeterli, kesin ve inandırıcı kanıt bulunamadığı” gerekçesiyle beraat etti. Faili yargı önünde belirlenemeyen cinayet, devlet görevlileri, siyasetçiler, kumarhane sahipleri ve yeraltı dünyası arasındaki ilişkilerin tartışıldığı Susurluk skandalının en karanlık dosyalarından biri olarak kaldı.
1996 – Yaklaşık 8 bin 500 yıllık “Kadim Kişi”nin bulunması bilim ile Amerikan yerlilerinin atalarını geri alma hakkını karşı karşıya getirdi
İki kişi, 28 Temmuz 1996’da ABD’nin Washington eyaletindeki Columbia Nehri kıyısında bir insan kafatası buldu. Yapılan araştırmalarda neredeyse eksiksiz bir iskelete ulaşıldı. “Kennewick İnsanı” adı verilen kalıntıların yaklaşık 8 bin 400 ile 8 bin 690 yıl öncesine ait olduğu belirlendi. Bölgedeki yerli topluluklar ise ona “Kadim Kişi” adını verdi.
İlk incelemelerde kafatasının günümüz Amerikan yerlilerine benzemediği ileri sürülünce kalıntıların kime ait olduğu büyük bir hukuk ve etik tartışmasına dönüştü. Bilim insanları iskeleti incelemek isterken yerli kabileler, bunun ataları olduğunu ve geleneklerine uygun biçimde yeniden gömülmesi gerektiğini savundu. Dava yaklaşık 20 yıl sürdü.
2015’te yapılan DNA incelemesi, Kadim Kişi’nin yaşayan Amerikan yerlilerine diğer bütün topluluklardan daha yakın olduğunu gösterdi. Kalıntılar kabilelere teslim edilerek 2017’de gizli bir yerde yeniden toprağa verildi. Olay, insan kalıntılarının yalnızca bilimsel birer nesne sayılamayacağını; geçmişi araştırma hakkıyla halkların ataları üzerindeki kültürel ve manevi hakları arasında denge kurulması gerektiğini gösteren en önemli örneklerden biri oldu.
2002 – Körfez’deki Akçagaz LPG tesisinde peş peşe patlayan tanklar TÜPRAŞ’ı tehdit ederken binlerce kişi tahliye edildi
TÜPRAŞ İzmit Rafinerisi yakınındaki Akçagaz LPG Dolum Tesislerinde, bir kara tankerine dolum yapıldığı sırada gaz kaçağının statik elektrikle tutuşması sonucu yangın çıktı. Alevlerin diğer LPG tanklarına ulaşmasıyla peş peşe patlamalar meydana geldi; tüpler ve tank parçaları yüzlerce metre uzağa savruldu.
TÜPRAŞ ekiplerinin yanı sıra çevre illerden gelen itfaiye ve sivil savunma ekipleriyle uçak ve helikopterlerin müdahale ettiği yangın, yaklaşık üç saatte kontrol altına alındı. Yaklaşık 5 bin kişi bölgeden tahliye edilirken bazı evler hasar gördü; yaralananlar hastaneye kaldırıldı ancak can kaybı yaşanmadı. Yangının TÜPRAŞ’a ve çevredeki diğer akaryakıt tesislerine sıçramasının önlenmesiyle çok daha büyük bir facianın önüne geçildi.
Akçagaz tesisinin büyük ölçüde yandığı olayda zarar, dönemin parasıyla yaklaşık 3 trilyon lira olarak açıklandı. Yangının ardından tesiste otomatik söndürme sistemi ve uzaktan kumandalı emniyet vanaları bulunmadığı, şirketin daha önce bu eksiklikler nedeniyle uyarıldığı ortaya çıktı. Olay, sanayi tesisleriyle yerleşim alanlarının iç içe geçtiği Körfez’de yıllardır görmezden gelinen güvenlik tehlikesini yeniden gündeme taşıdı.
2002 – Modern laboratuvarların temel araçlarından kromatografiyi geliştiren Nobel ödüllü kimyager Archer Martin öldü
İngiliz kimyager Archer John Porter Martin, Richard Synge ile birlikte karmaşık karışımlardaki maddeleri birbirinden ayırmaya yarayan dağılım kromatografisi yöntemini geliştirdi. İkili, başlangıçta yün proteinlerindeki amino asitleri ayırmak için çalışırken maddelerin iki sıvı arasında farklı hızlarda dağılmasından yararlanan bu yöntemi ortaya çıkardı.
Martin daha sonra kâğıt kromatografisi ile gaz-sıvı kromatografisinin geliştirilmesine de öncülük etti. Bu teknikler; kan ve ilaç analizinden gıda denetimine, çevre araştırmalarından adli incelemelere kadar sayısız alanda çok küçük miktarlardaki maddelerin ayrılmasını ve tanımlanmasını mümkün kıldı. Martin ile Synge, “dağılım kromatografisini geliştirmeleri” nedeniyle 1952 Nobel Kimya Ödülü’nü paylaştı.
Modern kromatografinin kurucularından kabul edilen Martin, yaşamının son yıllarında Alzheimer hastalığıyla mücadele etti ve 28 Temmuz 2002’de İngiltere’nin Herefordshire bölgesindeki evinde 92 yaşında öldü.
2002 – AK Parti, kuruluşundan sonraki ilk sandık sınavını Karamürsel Ereğli’de kazandı
Karamürsel’e bağlı Ereğli beldesinde belediye meclisi üyelerinin istifası üzerine yenileme seçimi yapılmasına karar verildi. Henüz bir yaşını doldurmayan AK Parti, 28 Temmuz 2002’de gerçekleştirilen bu seçimle kuruluşundan sonraki ilk sandık sınavına çıktı. Recep Tayyip Erdoğan da seçim çalışmaları kapsamında Ereğli’ye gelerek miting yaptı.
AK Parti 605 oyla seçimi birinci tamamlarken CHP 449, ANAP ise 376 oy aldı. Böylece AK Parti, katıldığı ilk seçimi Karamürsel Ereğli’de kazanmış oldu. Yerel ölçekteki bu sonuç, yalnızca üç ay sonra yapılacak 3 Kasım genel seçimlerinde Türkiye siyasetinde yaşanacak büyük değişimin ilk işaretlerinden biri olarak tarihe geçti.
2004 – DNA’nın çift sarmal yapısının çözülmesine öncülük ederek modern genetik çağını başlatan Francis Crick öldü
Fizik eğitimi aldıktan sonra moleküler biyolojiye yönelen İngiliz bilim insanı Francis Crick, James Watson’la birlikte DNA’nın üç boyutlu yapısını araştırdı. İkili, 1953’te DNA’nın birbirine dolanmış iki zincirden oluşan çift sarmal modelini açıkladı. Bazların belirli çiftler hâlinde eşleştiğini gösteren bu yapı, kalıtsal bilginin nasıl saklandığını ve hücre bölünürken nasıl kopyalandığını anlamanın yolunu açtı.
Modelin kurulmasında Maurice Wilkins’in çalışmaları ile Rosalind Franklin ve Raymond Gosling’in elde ettiği X-ışını kırınım verileri belirleyici rol oynadı. Özellikle Franklin’in bilgisi dışında Watson’a gösterilen 51 numaralı fotoğraf, DNA’nın sarmal yapısına ilişkin kritik kanıtları sağladı. Crick, Watson ve Wilkins 1962 Nobel Tıp veya Fizyoloji Ödülü’nü paylaşırken 1958’de ölen Franklin ödülde yer alamadı; katkısının büyüklüğü ancak sonraki yıllarda gerektiği ölçüde kabul edildi.
Crick daha sonra genetik bilginin genel olarak DNA’dan RNA’ya, RNA’dan proteine aktarıldığını açıklayan moleküler biyolojinin “merkezî dogması”nı ortaya koydu ve genetik kodun çözülmesine önemli katkılarda bulundu. Yaşamının son döneminde beynin görme ve bilinç üretme biçimi üzerine çalışan Francis Crick, 28 Temmuz 2004’te San Diego’da 88 yaşında hayatını kaybetti.
2005 – IRA silahlı mücadelesini sona erdirerek üyelerine silah bırakma emri verdi
Geçici İrlanda Cumhuriyet Ordusu, 28 Temmuz 2005’te yayımladığı açıklamayla Britanya yönetimine karşı yürüttüğü silahlı kampanyayı resmen sona erdirdi. Bütün IRA birliklerine silahlarını bırakmaları, üyelerine ise hedeflerini yalnızca barışçı ve demokratik yollarla gerçekleştirmeleri emredildi.
Karar, Katolik cumhuriyetçiler ile Britanya yanlısı Protestanlar arasında yaklaşık 30 yıl süren ve 3 bin 500’den fazla kişinin öldüğü Kuzey İrlanda çatışmasının kapanmasındaki en önemli adım oldu. 1998’de imzalanan Hayırlı Cuma Anlaşması siyasal zemini hazırlamıştı; IRA’nın 2005’te silah bırakması ise barış sürecinin kalıcılaşmasını sağladı. Aynı yıl bağımsız gözlemciler örgütün silahlarının kullanılamaz hâle getirildiğini doğruladı. Buna rağmen kararı reddeden bazı küçük ayrılıkçı gruplar şiddet eylemlerini sürdürdü.
2008 – İktidardaki AK Parti’yi kapatılmanın eşiğine getiren dava Anayasa Mahkemesinde görüşülmeye başlandı
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AK Parti’nin “laikliğe aykırı eylemlerin odağı hâline geldiği” iddiasıyla 14 Mart 2008’de kapatma davası açmıştı. İddianamede Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın da aralarında bulunduğu 71 kişiye beş yıl siyaset yasağı getirilmesi istendi. Anayasa Mahkemesi, davanın esası üzerindeki görüşmelerine 28 Temmuz’da başladı.
Mahkeme kararını 30 Temmuz’da açıkladı. Altı üye partinin kapatılması, dört üye Hazine yardımının kesilmesi yönünde oy verirken yalnızca Başkan Haşim Kılıç davanın tümüyle reddini istedi. Kapatma için gereken yedi oya ulaşılamadığından AK Parti bir oy farkla kapatılmadı ve siyaset yasağı uygulanmadı.
Bununla birlikte 11 üyeden 10’u partinin laikliğe aykırı eylemlerin odağı hâline geldiği görüşünde birleşti. Bu nedenle AK Parti’nin 2008’de aldığı Hazine yardımının yarısının kesilmesine karar verildi. Dava, iktidardaki bir partinin kapatılmaya bu kadar yaklaşması nedeniyle Türkiye’nin yakın siyasi tarihindeki en kritik yargı süreçlerinden biri oldu.
2016 – Yaklaşık 1,7 milyon yıllık bir ayak kemiğinde insan soyunun bilinen en eski kötü huylu kanserine rastlandı
Güney Afrika’daki Swartkrans Mağarası’nda bulunan yaklaşık 1,7 milyon yıllık bir ayak tarak kemiğini inceleyen araştırmacılar, kemikte osteosarkom adı verilen saldırgan bir kemik kanserinin izlerini belirledi. Bulguları açıklayan araştırma 28 Temmuz 2016’da South African Journal of Science dergisinde yayımlandı.
Kemiğin hangi insan türüne, bir yetişkine mi yoksa çocuğa mı ait olduğu belirlenemedi. Ancak iki ayağı üzerinde yürüyen eski bir insan akrabasına ait olduğu ve hastalığın yürümesini son derece acılı hâle getirmiş olabileceği anlaşıldı. Keşif, kanserin yalnızca çevre kirliliği, sanayileşme veya modern yaşamla ortaya çıkan yeni bir hastalık olmadığını; insan soyunun milyonlarca yıldır kötü huylu tümörlerle karşılaşabildiğini gösterdi.
2020 – 59,9 santimetrelik boyuyla Guinness rekoru kıran Junrey Balawing 27 yaşında öldü
Filipinler’in Sindangan kasabasında yaşayan Junrey Balawing, 18 yaşına girdiği 12 Haziran 2011’de 59,93 santimetre boyunda ve yaklaşık 5 kilogram ağırlığındaydı. Guinness Dünya Rekorları tarafından yardımsız yürüyemeyenler kategorisinde “dünyanın yaşayan en kısa erkeği” ilan edildi. Kemiklerin son derece kırılgan olmasına yol açan osteogenezis imperfekta hastalığı nedeniyle ayakta durmak ve hareket etmek için yardıma ihtiyaç duyuyordu.
Balawing, 2012’de 54,6 santimetre boyundaki Nepalli Chandra Bahadur Dangi’nin bulunmasıyla genel unvanı kaybetti. Bununla birlikte Guinness’in yardımsız hareket edemeyen erkekler kategorisindeki rekorunu ölümüne kadar korudu ve doğrulanmış ölçülere göre tarihin en kısa üç erkeğinden biri olarak kayıtlara geçti.
Junrey Balawing, 28 Temmuz 2020’de 27 yaşında hayatını kaybetti. Ölüm nedeni resmen açıklanmadı; yerel basında zatürre geçirdiği ve ailesinin COVID-19’a yakalanmasından çekindiği için onu hastaneye götürmekte geciktiği ileri sürüldü.
2021 – Türkiye’nin en yıkıcı orman yangını dalgalarından biri Manavgat’ta başladı
Antalya’nın Manavgat ilçesinde 28 Temmuz 2021’de dört farklı noktada başlayan yangınlar, şiddetli rüzgârın etkisiyle Akseki, Gündoğmuş, İbradı ve Alanya’ya kadar yayıldı. Aynı gün Mersin, Osmaniye ve Adana’da da çok sayıda yangın çıktı; sonraki günlerde Muğla başta olmak üzere Akdeniz ve Ege kıyıları büyük bir yangın dalgasıyla karşılaştı.
Manavgat merkezli yangında altı kişi hayatını kaybetti, evler, iş yerleri, ahırlar, seralar ve tarım alanları zarar gördü. Yaklaşık 60 bin hektarlık orman alanının yanmasıyla olay, Cumhuriyet tarihinin en büyük orman yangınlarından biri olarak kayıtlara geçti. Felaket, Türkiye’nin yangın söndürme kapasitesi, uçak filosu, iklim krizi ve ormanlık alanlardaki yapılaşma üzerine uzun süre devam edecek bir tartışmayı da başlattı.
2022 – Türk pop müziğinde romantik şarkılardan senfonik rock’a uzanan kendine özgü bir dünya kuran İlhan İrem öldü
1955’te Bursa’da doğan İlhan İrem, müzik yaşamına okul orkestrasında başladı. 1970’lerde “Yazık Oldu Yarınlara”, “Anlasana”, “Havalar Nasıl”, “İşte Hayat”, “Konuşamıyorum” ve “Boşver Arkadaş” gibi şarkılarıyla Türkiye’nin en sevilen şarkıcı ve söz yazarlarından biri oldu.
İrem, 1980’lerde geleneksel pop çizgisinden uzaklaşarak Pencere, Köprü ve Ve Ötesi albümlerinden oluşan üçlemesinde senfonik rock’ı mistik ve felsefi bir anlatımla birleştirdi. Yalnızca şarkılar değil; öyküler, şiirler, denemeler ve resimler de üreterek çevresinde “Işık ve sevgiyle” sözüyle özdeşleşen özgün bir dünya kurdu. Sözlerini yazdığı, Melih Kibar’ın bestelediği “Halley”, Klips ve Onlar tarafından seslendirilerek 1986 Eurovision Şarkı Yarışması’nda dokuzuncu oldu ve Türkiye’ye o güne kadarki en iyi derecesini getirdi.
Uzun süredir böbrek yetmezliği nedeniyle tedavi gören İlhan İrem, 28 Temmuz 2022’de İstanbul’da 67 yaşında hayatını kaybetti. Türk müziğinde hiçbir akıma bütünüyle benzemeyen üslubu, şiirsel şarkı sözleri ve kendisine bağlı güçlü dinleyici topluluğuyla ardında benzersiz bir miras bıraktı.
2024 – Kahramanmaraş’ta yaklaşık 13 bin yıllık kemik dikiş araçlarının bulunduğu açıklandı
Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki Direkli Mağarası’nda yürütülen kazılarda, hayvan kemiğinden yapılmış delikli bir dikiş iğnesi, benzer iğnelere ait kırık parçalar ve kemikten bir başlı iğne bulunduğu 28 Temmuz 2024’te açıklandı. Buluntuların yaklaşık 13 bin yıl öncesine ait olduğu tahmin ediliyor.
Bu araçlar, bölgede yaşayan avcı-toplayıcıların hayvanları yalnızca besin olarak kullanmadığını; deri, kıl ve başka malzemeleri işleyerek giysi ya da benzeri ürünler hazırladığını gösteriyor. Bugün Türkiye’nin önemli tekstil merkezlerinden biri olan Kahramanmaraş’ta giyim üretimine ilişkin izlerin binlerce yıl geriye uzanması, buluntuya ayrıca dikkat çekici bir yerel anlam kazandırıyor.
2024 – Yüzünden çok sesi tanınan oyuncu ve seslendirme sanatçısı Uğur Taşdemir öldü
Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Uğur Taşdemir; Kurtlar Vadisi, Doktorlar, Filinta, Halka, Acı Hayat ve İnce İnce Yasemince gibi yapımlarda rol aldı. Ancak milyonlarca izleyici onu yüzünden çok, yabancı film ve dizilerdeki karakterlere verdiği Türkçe sesle tanıdı.
Karayip Korsanları, Breaking Bad, Better Call Saul, BoJack Horseman ve Squid Game gibi çok izlenen yapımların Türkçe seslendirme kadrolarında yer alan Taşdemir, aynı zamanda eğitim verdi ve seslendirme sanatçılarını tanıtan programlar hazırladı. Bir süredir yoğun bakımda tedavi gören Uğur Taşdemir, 28 Temmuz 2024’te 58 yaşında hayatını kaybetti.
2025 – Çayönü Tepesi’nde Neolitik yapılara ve Tunç Çağı’ndan kalma bir su kanalına ulaşıldığı açıklandı
Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki Çayönü Tepesi’nde yürütülen kazılarda dört ızgara planlı yapı ile bir su kanalının ortaya çıkarıldığı 28 Temmuz 2025’te duyuruldu. Yapıların insanların avcı-toplayıcı yaşamdan yerleşik hayata geçtiği Neolitik Dönem’e, su kanalının ise çok daha sonraki Tunç Çağı’na ait olduğu belirlendi.
Yaklaşık 12 bin yıllık Çayönü, insanların ilk köyleri kurduğu, bitki yetiştirmeye ve hayvanları evcilleştirmeye başladığı dönemi anlamamızı sağlayan dünyanın en önemli arkeolojik yerleşimlerinden biri. Yeni bulunan ızgara planlı yapılar, evlerin nemden korunması ve hava dolaşımının sağlanması için geliştirilmiş erken bir mimarlık tekniğini gösteriyor. Tunç Çağı’na ait kanal ise yerleşimin binlerce yıl sonra da kullanıldığını ve suyun düzenli biçimde yönetildiğini ortaya koyuyor.
Bu haber Haber Kocaeli özel içeriğidir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Kaynak gösterilerek dahi olsa haberin tamamı veya bir kısmı, yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz, başka mecralarda yayınlanamaz.

