Günün Tarihi / 25 Temmuz
25 Temmuz’un Tuhaf Günleri: Hayat kurtar, hâkimleri dinlendir, şeflere teşekkür et, atlıkarıncaya bin ve şarabın yanına peyniri unutma
25 Temmuz’un kutlama takvimi, insan hayatını korumaya yönelik ciddi farkındalık günlerinden mutfak çalışanlarına, kovboylardan atlıkarıncalara, şarap-peynir ikilisinden iğneye iplik geçirmeye kadar uzanıyor.
Günün üç başlığı doğrudan Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiş durumda: Dünya Boğulmayı Önleme Günü, Uluslararası Yargı Mensuplarının Esenliği Günü ve Afrika Kökenli Kadınlar ve Kız Çocukları Uluslararası Günü. Aziz Yakup Günü ise yüzyıllara dayanan dinî ve kültürel bir geleneğe sahip. Diğer kutlamaların çoğu ABD’de ortaya çıkan, meslek kuruluşları, sivil girişimler ve eğlenceli gün takvimleri aracılığıyla yayılan gayriresmî günlerden oluşuyor.
Dünya Boğulmayı Önleme Günü: Birkaç basit önlem yüz binlerce hayatı kurtarabilir
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, boğulmaların önlenmesini küresel bir halk sağlığı meselesi olarak kabul ederek 2021’de her yıl 25 Temmuz’un Dünya Boğulmayı Önleme Günü olarak anılmasına karar verdi. Dünya Sağlık Örgütü, boğulma sonucu ölümlerin büyük bölümünün düşük ve orta gelirli ülkelerdeki nehirlerde, göllerde, kuyularda, su depolarında ve yüzme havuzlarında meydana geldiğini; özellikle kırsal bölgelerde yaşayan çocuklarla gençlerin daha büyük risk altında olduğunu belirtiyor.
Dünya genelinde boğulma kaynaklı ölüm oranı 2000’den bu yana yüzde 38 azaldı. Buna rağmen güvenli yüzme ve kurtarma eğitimi, çocukların su kenarında gözetilmesi, tehlikeli alanların çevrilmesi, can yeleği kullanılması ve sel uyarı sistemlerinin geliştirilmesi hâlâ binlerce insanın hayatını kurtarabilecek önlemler arasında bulunuyor. Günün 2026 yılı teması da toplumları ve kurumları birlikte hareket etmeye çağıran “Akıntıyı Birlikte Tersine Çevirelim” olarak belirlendi.
Uluslararası Yargı Mensuplarının Esenliği Günü: Adalet dağıtanların ruh ve beden sağlığı da korunmalı
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 4 Mart 2025’te aldığı kararla 25 Temmuz’u Uluslararası Yargı Mensuplarının Esenliği Günü ilan etti. Günün temeli, 25 Temmuz 2024’te kabul edilen Nauru Yargısal Esenlik Bildirgesi’ne dayanıyor. Bildirge; hâkimlerin ağır iş yükü, yalnızlık, tükenmişlik, kamuoyu baskısı ve güvenlik tehditleri altında sağlıklı karar vermesinin giderek zorlaştığına dikkat çekiyor.
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisinin 102 ülkeden yargı mensuplarının katıldığı çalışmasına göre hâkimlerin ve yargı çalışanlarının yüzde 76’sı ideal fiziksel ve ruhsal iyilik hâlini koruyamıyor. Gün, hâkimlerin rahat ettirilmesini değil; bağımsız, tarafsız ve sağlıklı işleyen bir adalet sistemi için onları tükenmişliğe sürükleyen çalışma koşullarının düzeltilmesini amaçlıyor.
Afrika Kökenli Kadınlar ve Kız Çocukları Uluslararası Günü: Görünmeyen eşitsizlikler görünür hâle getiriliyor
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2024’te aldığı kararla 25 Temmuz’u Afrika Kökenli Kadınlar ve Kız Çocukları Uluslararası Günü ilan etti. İlk kez 2025’te kutlanan gün; Afrika’da yaşayan kadınların yanı sıra köle ticareti, sömürgecilik ve göçler sonucunda dünyanın farklı bölgelerine yayılan Afrika kökenli toplulukların kadınlarını ve kız çocuklarını da kapsıyor.
Gün, Afrika kökenli kadınların kültür, bilim, siyaset, sanat ve toplumsal hayata katkılarını görünür kılmayı; aynı zamanda ırkçılık ile cinsiyet ayrımcılığının üst üste binmesi sonucu eğitimden sağlığa, çalışma hayatından adalete kadar karşılaştıkları eşitsizliklere dikkat çekmeyi amaçlıyor.
Aziz Yakup Günü: Dünyanın en ünlü hac yolları Santiago de Compostela’da sona eriyor
25 Temmuz, Hristiyanlıkta İsa’nın havarilerinden Aziz Yakup’a adanan gün olarak kutlanıyor. İspanya’nın ve Galiçya bölgesinin koruyucu azizi kabul edilen Aziz Yakup’un mezarının Santiago de Compostela Katedrali’nde bulunduğuna inanılıyor. Orta Çağ’dan beri Avrupa’nın farklı noktalarından başlayan Camino de Santiago yollarında yürüyen hacılar, yolculuklarını bu katedralde tamamlıyor.
Santiago de Compostela’da kutlamalar günler öncesinden konserler, sokak gösterileri, geleneksel danslar ve havai fişeklerle başlıyor. 25 Temmuz’daki ayin sırasında ise katedralin dev tütsü kabı “botafumeiro”, halatlarla çekilerek yapının içinde büyük bir hızla sallandırılıyor. Aziz Yakup Günü’nün pazar gününe rastladığı yıllar ayrıca kutsal yıl kabul ediliyor ve katedralin Kutsal Kapısı açılıyor.
Mutfak Şefleri Günü: Yemeği masaya getirene kadar çalışan herkese teşekkür zamanı
25 Temmuz, aşçılara, şeflere, pastacılara, fırıncılara ve yemek hazırlama sürecinde çalışanlara ayrılan Mutfak Şefleri Günü olarak da kutlanıyor. Günün kim tarafından ve ne zaman başlatıldığı bilinmiyor; herhangi bir resmî statüsü de bulunmuyor.
Kutlamanın amacı yalnız ünlü restoranların şeflerini değil, lokantalarda, otellerde, fabrikalarda, okullarda ve evlerde her gün yemek hazırlayan mutfak emekçilerini hatırlamak. Kutlamanın en kolay yolu da yemeği hazırlayan kişiye teşekkür etmek veya her gün yemek yapan biri için bu kez sofrayı kendin kurmak.
Eski Askerleri İşe Alma Günü: Teşekkür etmek yetmez, iş de vermek gerekir
ABD’de 25 Temmuz, askerlik hizmetini tamamlayarak sivil hayata dönen kişilerin istihdamını desteklemek amacıyla Eski Askerleri İşe Alma Günü olarak kutlanıyor. Gün, eski deniz piyadesi Dan Caporale tarafından 2017’de başlatıldı. Caporale’nin amacı, şirketlerin askerlikten ayrılan kişilerin yalnız hizmet geçmişine değil; liderlik, ekip çalışması, disiplin ve kriz yönetimi gibi mesleki becerilerine de dikkat etmesini sağlamaktı.
Amerikan İngilizcesindeki “veteran” sözcüğü, Türkçedeki “gazi” kavramından daha geniş bir anlam taşıyor ve orduda görev yaptıktan sonra sivil hayata dönen eski askerleri de kapsıyor. Bu nedenle gün, yalnız savaşta yaralananları değil, askerlik mesleğinden ayrılan bütün eski personelin iş bulma sorunlarını gündeme getiriyor.
Kovboy Günü: Vahşi Batı’nın gerçek işçileriyle sinema kahramanları birlikte anılıyor
ABD’de temmuz ayının dördüncü cumartesi günü, Kovboy Günü olarak kutlanıyor. Değişken tarihli bugün, 2026 yılında 25 Temmuz’a rastlıyor. ABD Senatosu farklı yıllarda özel kararlarla günü tanırken bazı eyaletler kutlamayı kalıcı hâle getirdi.
Kutlamalarda rodeolar, at yarışları, kement gösterileri, kovboy müziği konserleri ve Vahşi Batı temalı etkinlikler düzenleniyor. Gün yalnız western filmlerindeki silahlı kahramanları değil; sığır sürülerini yüzlerce kilometre taşıyan, çiftliklerde çalışan ve Amerikan Batısı’nın ekonomik hayatını kuran gerçek kovboyları da hatırlatmayı amaçlıyor.
Atlıkarınca Günü: Çocukluk aynı yerde dönüp durmaya devam ediyor
25 Temmuz, ABD’de Atlıkarınca Günü olarak kutlanıyor. Gün, atlıkarınca tarihçisi Roland Hopkins ile Ulusal Atlıkarınca Birliği Başkanı Bette Largent tarafından 2012’de, tarihî atlıkarıncaların korunmasına dikkat çekmek amacıyla başlatıldı. Tarihin seçilme nedeni ise William Schneider’e 25 Temmuz 1871’de ABD’deki ilk atlıkarınca patentinin verilmesi.
Atlıkarıncaların kökeni, süvarilerin at üzerinde halka biçiminde dönerek yaptıkları Orta Çağ eğitimlerine kadar uzanıyor. Zamanla ahşap atların, aynaların, ışıkların ve müziğin eklendiği eğlence araçlarına dönüşen atlıkarıncalar, lunapark teknolojisi değişse de çocukluğun en tanınan simgelerinden biri olmayı sürdürüyor.
Şarap ve Peynir Günü: Binlerce yıllık iki lezzet aynı sofrada buluşuyor
25 Temmuz, özellikle ABD’de Şarap ve Peynir Günü olarak kutlanıyor. Gün, yemek ve içecek konularında yazılar hazırlayan Jace Shoemaker-Galloway tarafından başlatıldı; resmî bir niteliği bulunmuyor.
Şarap ile peynirin birlikte tüketilmesi yalnız geleneksel bir alışkanlık değil. Şarabın ağızda kuruluk oluşturan tanenleri ile peynirin yağlı dokusu birbirini dengeliyor. Aynı bölgede üretilen şarap ve peynirlerin birlikte sunulması, Avrupa’nın pek çok yerinde yüzyıllardır sürdürülen bir sofra geleneği. Kutlama için alkol tüketmek zorunlu değil; peynirin yanına üzüm suyu veya başka bir içecek koymak da mümkün. Direksiyon başına geçecekler içinse en güvenli eşleşme, peynir ile alkolsüz içecek olmaya devam ediyor.
Sıcak Çikolata Soslu Dondurma Günü: Yaz sıcağına daha fazla kalori ekleniyor
25 Temmuz, ABD’nin gayriresmî yiyecek takviminde Sıcak Çikolata Soslu Dondurma Günü olarak da yer alıyor. Tatlı; dondurmanın üzerine sıcak çikolatalı sos dökülmesi, ardından krema, fındık, meyve veya kiraz eklenmesiyle hazırlanıyor. Günün kim tarafından başlatıldığı bilinmiyor.
Sıcak sos ile soğuk dondurmanın aynı kâsede buluşması, tatlının temel numarası. Kutlamanın sağlık açısından özel bir yararı bulunmuyor; esas amacı temmuz sıcağında dondurma yemek için yeni bir gerekçe üretmek.
İğneye İplik Geçirme Günü
25 Temmuz’un en tuhaf kutlamalarından biri de İğneye İplik Geçirme Günü. Günün yaratıcısı ve kökeni bilinmiyor. İngilizcedeki “thread the needle” sözü hem gerçek anlamıyla iğnenin küçücük deliğinden ipliği geçirmek hem de son derece dar bir aralıktan ustalıkla geçmek anlamında kullanılıyor.
Bu nedenle gün yalnız dikiş dikmeye ayrılmış değil. Bilardoda iki topun arasından yapılan hassas bir vuruş, futbolda iki savunmacının arasından geçirilen pas veya birbirine karşıt iki görüşü kızdırmadan bulunan siyasi çözüm de mecazen “iğneye iplik geçirmek” sayılabiliyor. Kutlamak içinse büyüteci bulmak, ipliğin ucunu düzeltmek ve birkaç başarısız denemeden sonra sabrı kaybetmemek yeterli.
1261 – Latin askerleri Kefken’e gidince savunmasız kalan İstanbul 57 yıllık işgalden kurtarıldı
Dördüncü Haçlı Seferi sırasında 1204’te işgal edilen İstanbul, İznik İmparatorluğu komutanı Aleksios Strategopulos’un birlikleri tarafından 25 Temmuz 1261’de geri alındı. Latin garnizonu ile Venedik donanmasının büyük bölümü, Karadeniz’deki Daphnousia Adası’na saldırmak üzere şehirden ayrılmıştı. Savunmanın zayıfladığını öğrenen Strategopulos, başlangıçta keşif yapmakla görevli olmasına rağmen fırsatı değerlendirdi ve gece düzenlediği ani harekâtla İstanbul’a girdi.
Latin kaynaklarının Daphnousia, Osmanlı kayıtlarının ise Kefken olarak andığı adanın bugünkü Kefken Adası olduğu kabul ediliyor. Böylece Latin kuvvetlerinin Kocaeli kıyılarına yönelmesi, İstanbul’daki 57 yıllık Latin egemenliğinin sona ermesini sağlayan beklenmedik gelişmeye dönüştü. İmparator VIII. Mihail Paleologos, 15 Ağustos’ta İstanbul’a girerek Bizans İmparatorluğu’nu yeniden şehir merkezli hâle getirdi.
1543 – Macaristan’daki Osmanlı hâkimiyetini güvenceye alan Estergon Kuşatması başladı
Kanuni Sultan Süleyman’ın komutasındaki Osmanlı ordusu, 25 Temmuz 1543’te Habsburgların elinde bulunan Estergon Kalesi’ni kuşattı. Tuna Nehri kıyısındaki Estergon, güçlü surlarının yanı sıra Macaristan’ın önemli dinî merkezlerinden biri olması ve Budin’e ulaşan yolları denetlemesi nedeniyle büyük stratejik değer taşıyordu.
Budin’in 1541’de Osmanlı eyaletine dönüştürülmesinden sonra çevredeki Habsburg kaleleri, şehrin güvenliği açısından sürekli tehdit oluşturuyordu. Yoğun top ateşi ve yaklaşık iki hafta süren mücadele sonunda savunmacılar teslim oldu; Estergon Osmanlı egemenliğine girdi ve Budin Beylerbeyliğine bağlı bir sancak merkezi hâline getirildi. Şehrin alınması, Osmanlıların Orta Macaristan’daki hâkimiyetini güçlendirirken Tuna üzerindeki savunma hattını da ileri taşıdı.
1668 – Doğu Çin’de kaydedilen en büyük deprem Şantung’u yıktı ve on binlerce insan hayatını kaybetti
Çin’in Şantung eyaletindeki Tançeng çevresi, 25 Temmuz 1668’de tahmini büyüklüğü 8,5 olan çok şiddetli bir depremle sarsıldı. Modern ölçüm cihazlarından önce meydana geldiği için büyüklüğü, dönemin hasar kayıtları ve depremin hissedildiği alan incelenerek hesaplandı. Araştırmalar, bunun Doğu Çin’in bilinen tarihindeki en büyük deprem olduğunu gösteriyor.
Yerleşim yerleri, kent surları, tapınaklar ve resmî yapılar geniş bir bölgede yıkılırken toprakta kilometreler boyunca uzanan yarıklar açıldı; bazı bölgelerde yarıklardan su ve kum fışkırdı, heyelanlar ve çökmeler meydana geldi. Şantung’un yanı sıra Çin’in çok sayıda eyaletinde hissedilen felakette kaynaklara göre yaklaşık 43 bin ile 50 bin kişi hayatını kaybetti.
Deprem, Doğu Çin’i kuzeydoğudan güneybatıya kesen büyük Tan-Lu Fay Zonu üzerinde meydana geldi. Tarihî kayıtların zenginliği sayesinde yıkım alanı yüzyıllar sonra bile ayrıntılı biçimde incelenebilen Şantung depremi, karaların iç kesimlerinde de son derece büyük ve yıkıcı depremler oluşabileceğinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
1794 – İstanbul’daki yangınları gözetleyen Galata Kulesi bu kez alevlere teslim oldu
İstanbul’u yüksekten gözeterek şehirde çıkan yangınları haber vermek amacıyla kullanılan Galata Kulesi, 25 Temmuz 1794’te çıkan yangında ağır hasar gördü. Alevler kulenin kurşun ve ahşaptan yapılan çatısını, merdivenlerini ve üst bölümlerini tahrip etti. Böylece yüzyıllar boyunca yangınları uzaktan fark eden kule, bu kez kendisi büyük bir yangının kurbanı oldu.
III. Selim döneminde gerçekleştirilen onarım sırasında kulenin üst bölümü yeniden düzenlendi, yanan ahşap külahı yenilendi ve üst katlarından biri kahvehaneye dönüştürüldü. Galata Kulesi’nin tarih boyunca yangınlar, fırtınalar ve farklı onarımlarla değişen görünümü, bugün tanınan biçimine ulaşıncaya kadar birkaç kez yeniden şekillendi.
1814 – Demiryolu çağının öncü lokomotiflerinden Blücher ilk başarılı seferini yaptı
İngiliz mühendis George Stephenson’ın yaptığı ilk buharlı lokomotif Blücher, 25 Temmuz 1814’te İngiltere’nin Newcastle yakınlarındaki Killingworth kömür madeninde çalıştırıldı. Lokomotif, yaklaşık 30 ton ağırlığındaki kömür yüklü sekiz vagonu saatte yaklaşık 6,5 kilometre hızla eğimli bir hat boyunca çekmeyi başardı.
Blücher, tarihteki ilk buharlı lokomotif değildi; ancak yükünü yalnız tekerleklerle raylar arasındaki tutunma gücünü kullanarak çekmesi, lokomotiflerin günlük madencilik işlerinde kullanılabileceğini gösterdi. Stephenson, Killingworth’te bu modelin ardından çok sayıda lokomotif geliştirdi ve raylarla makinelerin birlikte daha verimli çalışmasını sağlayan yenilikler yaptı.
Blücher’den edinilen deneyim, Stephenson’ın daha sonra Stockton-Darlington ve Liverpool-Manchester demiryollarında gerçekleştireceği çalışmaların temelini oluşturdu. Böylece 25 Temmuz’daki deneme, insan ve yük taşımacılığını değiştirecek modern demiryolu çağının önemli adımlarından biri oldu.
1837 – Elektrikli telgraf ilk başarılı sınavını verdi
İngiliz mucitler William Fothergill Cooke ile Charles Wheatstone, geliştirdikleri elektrikli telgraf sistemini 25 Temmuz 1837’de Londra’daki Euston ve Camden Town istasyonları arasında başarıyla denedi. Elektrik akımıyla hareket eden göstergeler, karşı istasyondaki harfleri işaret ediyor ve mesajların fiziksel bir haberciye ihtiyaç duyulmadan iletilmesini sağlıyordu.
Cooke ve Wheatstone’un sistemi tarihteki ilk telgraf denemesi değildi; ancak demiryollarında günlük olarak kullanılabilecek ilk pratik elektrikli telgraf düzenlerinden biriydi. Sistem kısa süre sonra tren hareketlerini bildirmek ve hat güvenliğini sağlamak için kullanılmaya başlandı. Elektrikli telgrafın yayılması, haberlerin günler veya haftalar yerine dakikalar içinde ulaşmasını sağlayarak gazetecilikten ticarete, savaşlardan diplomasiye kadar dünyayı değiştirdi.
1842 – Yaralıları rütbesine değil durumuna göre tedavi eden modern savaş cerrahisinin öncüsü Dominique Jean Larrey öldü
Fransız askerî cerrah Dominique Jean Larrey, 25 Temmuz 1842’de Lyon’da 76 yaşında hayatını kaybetti. Napolyon’un ordularında başcerrah olarak görev yapan Larrey; Mısır’dan Rusya’ya, İspanya’dan Waterloo’ya kadar çok sayıda sefere katıldı. Son yolculuğunu, oğlu ile birlikte çıktığı Cezayir’deki askerî sağlık hizmetlerini denetleme görevinin ardından yaptı ve Fransa’ya dönerken hastalandı.
Larrey’nin en önemli yeniliği, yaralıların çatışma sona erene kadar bekletilmesi yerine hızla savaş alanından çıkarılmasını sağlayan atlı “uçan ambulanslar” sistemiydi. Hafif arabalar, sağlık görevlileri ve cerrahlardan oluşan bu düzen, günümüz askerî ambulans ve acil müdahale sistemlerinin öncülerinden biri kabul edildi. Yaralıları rütbelerine veya hangi orduda savaştıklarına göre değil, durumlarının ağırlığına göre tedavi etmesi de modern triyaj anlayışının gelişmesine katkı sağladı.
Dost ve düşman ayrımı yapmadan yaralıları tedavi eden Larrey, askerî cerrahlığın yalnız teknik yönünü değil, insani sorumluluğunu da değiştirdi. Savaş alanındaki yaralıların korunması ve sağlık görevlilerinin tarafsızlığı yönündeki yaklaşımı, daha sonra Kızılhaç ve Cenevre sözleşmeleriyle gelişecek savaş hukukunun temel düşüncelerini yıllar öncesinden haber verdi.
1909 – Uçağın denizleri aşabileceğini kanıtlayan Louis Blériot Manş Denizi’ni geçti
Fransız havacı Louis Blériot, 25 Temmuz 1909 sabahı kendi tasarladığı Blériot XI tipi tek kanatlı uçakla Fransa’nın Calais yakınlarından havalandı ve Manş Denizi’ni geçerek İngiltere’nin Dover kentine ulaştı. Yaklaşık 36 kilometrelik uçuşu 36 dakika dolayında tamamlayan Blériot, bir uçakla Manş Denizi’ni aşan ilk pilot oldu.
Blériot, pusulası bulunmayan, üstü açık ve yalnızca 25 beygir gücündeki uçağıyla sisli hava ve kuvvetli rüzgâr altında uçtu. İngiltere kıyılarına ulaştığında kendisine yol gösterecek belirgin bir işaret göremedi; bir Fransız bayrağının sallandığını fark ederek Dover yakınlarındaki bir çayıra sert biçimde indi. Uçak hasar gördü ancak Blériot ciddi biçimde yaralanmadı.
Bu başarı, İngiliz Daily Mail gazetesinin koyduğu 1.000 sterlinlik ödülü Blériot’ya kazandırdı. Daha önemlisi, uçakların yalnız kısa gösteri uçuşları yapan deneysel araçlar olmadığını; denizleri aşarak ülkeler arasında ulaşım sağlayabileceğini gösterdi. Manş geçişi Blériot’yu dünya çapında üne kavuştururken, kendi adını taşıyan uçakların satışını artırdı ve havacılık çağının hızlanmasına katkı sağladı.
1917 – Dansçı ve sosyete yıldızı Mata Hari tartışmalı bir casusluk davasında idama mahkûm edildi
Egzotik dansları, sahne kostümleri ve Avrupa’nın askerî ve siyasi seçkinleriyle kurduğu ilişkiler sayesinde dönemin en tanınmış sosyete figürlerinden biri olan Mata Hari, 25 Temmuz 1917’de bir Fransız askerî mahkemesi tarafından Almanya adına casusluk yaptığı gerekçesiyle idama mahkûm edildi. Asıl adı Margaretha Geertruida Zelle olan Hollandalı dansçı, Birinci Dünya Savaşı sırasında tarafsız bir ülkenin vatandaşı olduğu için Avrupa sınırlarını diğer insanlara göre daha rahat geçebiliyordu. Bu hareketliliği ve farklı ülkelerden subaylarla ilişkileri, onu istihbarat servislerinin şüphelendiği bir isim hâline getirdi.
Fransız makamları Mata Hari’yi binlerce askerin ölümüne yol açan son derece tehlikeli bir casus olarak sundu; ancak davada ortaya konulan kanıtların önemli bölümü dolaylıydı. Daha sonraki araştırmalar, bazı bilgileri Almanlara aktarmış olabileceğini ancak kamuoyunda oluşturulan “usta kadın casus” imgesinin büyük ölçüde abartıldığını gösterdi. 15 Ekim 1917’de kurşuna dizilen Mata Hari, gerçek faaliyetlerinden çok gizemli dansçı, baştan çıkarıcı kadın ve casus kimliğiyle romanların, filmlerin ve şarkıların unutulmaz karakterlerinden birine dönüştü.
1920 – Edirne’nin düşmesiyle Doğu Trakya’daki Türk savunması çöktü ve bölge Yunan işgaline girdi
Yunan ordusu, İtilaf Devletlerinin onayıyla 20 Temmuz 1920’de Tekirdağ kıyılarından başlattığı Doğu Trakya harekâtında hızla ilerledi. Türk birliklerinin dağılması ve savunma hatlarının çözülmesinin ardından Edirne ile Kırklareli, 25 Temmuz’da Yunan kuvvetlerinin eline geçti. Böylece beş gün içinde Doğu Trakya’daki örgütlü Türk savunması büyük ölçüde çöktü ve bölgenin İstanbul yakınlarına kadar uzanan kesimi işgal edildi.
Trakya’daki askerî direnişi, Cafer Tayyar Bey komutasındaki 1. Kolordu; siyasi ve sivil örgütlenmeyi ise Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yürütüyordu. Ancak birlikler, Anadolu’daki Millî Mücadele kuvvetlerinden kopuk kalmış, yeterli silah ve destek alamamıştı. İşgalin ardından bazı askerler ve cemiyet yöneticileri Bulgaristan’a geçerek mücadeleyi sınırın ötesinden sürdürmeye çalıştı; Cafer Tayyar Bey ise çatışmalar sırasında esir düştü.
Edirne ve Doğu Trakya yaklaşık iki yıl Yunan yönetiminde kaldı. Bölgenin silahlı çatışmayla geri alınmasına gerek kalmadı; Anadolu’daki Büyük Zafer’in ardından imzalanan Mudanya Mütarekesi’yle Yunan kuvvetlerinin çekilmesi kararlaştırıldı ve Edirne 25 Kasım 1922’de yeniden Türk yönetimine geçti.
1920 – DNA’nın çift sarmal yapısını açığa çıkaran Fotoğraf 51’in bilim insanı Rosalind Franklin doğdu
İngiliz kimyager ve X-ışını kristalografı Rosalind Franklin, 25 Temmuz 1920’de Londra’da doğdu. Franklin, King’s College London’da öğrencisi Raymond Gosling’le birlikte DNA liflerini X ışınlarıyla görüntüledi. 1952’de elde edilen ve “Fotoğraf 51” adıyla tanınan görüntü, DNA molekülünün sarmal bir yapıya sahip olduğunu gösteren en güçlü deneysel kanıtlardan biri oldu.
Fotoğraf 51 ve Franklin’in ölçümleri, James Watson ile Francis Crick’in DNA’nın çift sarmal modelini kurmasında belirleyici rol oynadı. Ancak Franklin 1958’de, henüz 37 yaşındayken hayatını kaybettiği için Watson, Crick ve Maurice Wilkins’e verilen 1962 Nobel Ödülü’ne ortak olamadı. Kömür, grafit ve virüslerin yapısı üzerine de önemli araştırmalar yapan Franklin’in katkısı, bilim tarihinde uzun süre gerektiği ölçüde görünür olmadı.
1922 – Taşınabilir teknoloji çağını mümkün kılan lityum iyon pilin öncüsü John Goodenough doğdu
Amerikalı fizikçi ve malzeme bilimci John B. Goodenough, 25 Temmuz 1922’de Almanya’nın Jena kentinde doğdu. Goodenough, Oxford Üniversitesinde çalıştığı 1980 yılında lityum-kobalt oksidin yeniden şarj edilebilen pillerde güçlü ve dayanıklı bir katot olarak kullanılabileceğini gösterdi. Bu buluş, daha yüksek voltajlı ve günlük kullanıma uygun lityum iyon pillerin geliştirilmesinin önünü açtı.
Stanley Whittingham’ın ilk çalışmalarını ilerleten Goodenough’un buluşu, Akira Yoshino’nun geliştirdiği güvenli pil tasarımıyla birleşerek 1990’larda ticari ürüne dönüştü. Cep telefonları, dizüstü bilgisayarlar, kablosuz cihazlar ve elektrikli otomobiller bu teknoloji sayesinde yaygınlaştı. Goodenough, Whittingham ve Yoshino, lityum iyon pillerin geliştirilmesine yaptıkları katkı nedeniyle 2019 Nobel Kimya Ödülü’nü paylaştı.
1931 – Cumhuriyet döneminin ilk basın yasası kabul edildi ve gazetecilik ayrıntılı kurallara bağlandı
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 25 Temmuz 1931’de 1881 sayılı Matbuat Kanunu’nu kabul etti. Cumhuriyet döneminin ilk kapsamlı basın yasası olan düzenleme; matbaa açılmasından gazete ve dergi çıkarmaya, yayın sahibinin ve sorumlu yöneticilerin niteliklerinden cevap ve düzeltme hakkına, basın yoluyla işlenen suçlardan yargılama usullerine kadar yayın hayatının temel kurallarını belirledi. Kanun, 1909 tarihli Osmanlı Matbuat Kanunu’nun yerine geçti.
Yasa basın alanında kurumsal bir çerçeve oluşturmakla birlikte, iktidara geniş denetim yetkileri de verdi. En çok tartışılan 50. madde, “memleketin umumî siyasetine dokunacak” yayınlar nedeniyle Bakanlar Kuruluna gazete ve dergileri geçici olarak kapatma yetkisi tanıyordu. Kapatılan yayınların sorumluları, yasak süresince başka bir adla gazete de çıkaramıyordu. Bu hüküm, tek parti döneminde basın özgürlüğünü sınırlayan başlıca araçlardan biri hâline geldi ve ancak 1946’da kaldırıldı.
1931 – İzmit’in Cumhuriyet devrimlerini savunan Hür Fikir gazetesi son sayısını yayımladı
İzmit’te Kılıçzade Hakkı tarafından 1924’te çıkarılmaya başlanan Hür Fikir, yerel basın kayıtlarına göre 25 Temmuz 1931 tarihli son sayısıyla yayın hayatını tamamladı. Gazetenin kapanışı, 1 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde de duyuruldu. Hür Fikir, resmî vilayet yayınlarının dışında gelişen Cumhuriyet dönemi İzmit basınının ilk önemli sivil temsilcilerinden biriydi.
Kendini siyasi, toplumsal, edebî ve inkılapçı bir gazete olarak tanımlayan yayın; Cumhuriyet yönetimini, laikliği, kadınların toplumsal hayata katılımını ve Atatürk devrimlerini destekleyen yazılara yer verdi. Haberleri, ilanları ve tartışmalarıyla 1920’li yılların İzmit’teki sosyal, kültürel ve ekonomik hayatına ilişkin değerli bir kent arşivi bıraktı.
1934 – Avusturya’yı Nazi Almanyası’na bağlamak isteyen darbeciler Başbakan Engelbert Dollfuss’u öldürdü
Avusturyalı Nazi militanları, 25 Temmuz 1934’te Viyana’daki Başbakanlık binasını basarak hükümeti devirmeye çalıştı. Asker ve polis üniforması giyen darbeciler, Başbakan Engelbert Dollfuss’u kaçmaya çalışırken vurdu. Ağır yaralanan Dollfuss’a saatlerce doktor ve din görevlisi gönderilmedi; Avusturya Başbakanı aynı gün kan kaybından hayatını kaybetti. Darbeciler devlet radyosunu da ele geçirerek hükümetin düştüğünü duyurdu, ancak ordu ve polisin müdahalesiyle girişim başarısız oldu.
Dollfuss, parlamentoyu etkisizleştirmiş, sosyalist hareketi kanlı biçimde bastırmış ve İtalya’daki faşist rejimi örnek alan otoriter bir yönetim kurmuştu. Buna karşılık Avusturya’nın bağımsızlığını savunuyor, ülkenin Hitler yönetimindeki Almanya’ya katılmasına karşı çıkıyor ve Avusturya Nazi Partisini yasaklıyordu. Bu nedenle öldürülmesi, iki farklı otoriter hareket arasındaki iktidar mücadelesinin sonucuydu.
İtalya lideri Benito Mussolini, Almanya’nın Avusturya’ya müdahale etmesini önlemek için sınır bölgesine asker gönderdi. Böylece Hitler, darbe girişiminden geçici olarak geri adım atmak zorunda kaldı. Ancak Nazi Almanyası’nın Avusturya üzerindeki baskısı sona ermedi; Dollfuss’un ölümünden dört yıl sonra, Mart 1938’de ülke Almanya’ya ilhak edildi.
1943 – Mussolini iktidardan düşürüldü ve İtalya’daki faşist rejimin çöküşü başladı
İtalya’nın İkinci Dünya Savaşı’nda art arda yenilgiler alması ve Müttefiklerin Sicilya’ya çıkması, Benito Mussolini’ye karşı rejim içindeki muhalefeti harekete geçirdi. Faşist Büyük Konsey, 24 Temmuz’u 25 Temmuz’a bağlayan gece yaptığı toplantıda, devlet yönetimindeki yetkilerin yeniden Kral III. Vittorio Emanuele’e verilmesini isteyen önergeyi kabul etti. Böylece Mussolini, kendi kurduğu rejimin önde gelen isimlerinin oylarıyla siyasi desteğini kaybetti.
Kral, 25 Temmuz 1943’te Mussolini’yi başbakanlıktan aldı ve yerine Mareşal Pietro Badoglio’yu getirdi. Görüşmeden çıkan Mussolini gözaltına alınarak gizli bir yerde tutuldu. Yaklaşık 21 yıl süren iktidarının sona erdiği haberi üzerine halk sokaklara çıktı; Mussolini’nin heykelleri indirildi, faşist simgeler söküldü ve siyasi tutukluların serbest bırakılması istendi.
Yeni hükümet, 27 Temmuz’da Ulusal Faşist Partiyi ve ona bağlı örgütleri dağıttı; fesih kararı 2 Ağustos tarihli kararnameyle resmîleştirildi. Ancak faşizm İtalya’da hemen bütünüyle sona ermedi. Alman birlikleri Mussolini’yi daha sonra tutuklu bulunduğu yerden kurtardı ve Kuzey İtalya’da Nazi Almanyası’na bağlı İtalyan Sosyal Cumhuriyeti’nin başına geçirdi. İtalya, 1945’e kadar Alman işgali, faşist güçler ve direnişçiler arasında süren kanlı bir iç savaşa sahne oldu.
1944 – II. Dünya Savaşında Normandiya’daki Alman savunmasını yaran Kobra Harekâtı başladı
Müttefik kuvvetlerinin Normandiya çıkarmasından yaklaşık yedi hafta sonra, Amerikan ordusu 25 Temmuz 1944’te Kobra Harekâtı’nı başlattı. Amaç, birlikleri Fransa’nın dar çitlerle bölünmüş kırsal alanlarında sıkışıp bırakan Alman savunma hattını yarmak ve zırhlı kuvvetlerin açık araziye çıkmasını sağlamaktı. Harekât, yaklaşık 1.500 ağır bombardıman uçağının Alman mevzilerini vurmasıyla başladı.
Bombardımanın bir bölümü Amerikan hatlarına isabet etti; aralarında Korgeneral Lesley McNair’in de bulunduğu 111 Amerikan askeri hayatını kaybetti. Buna rağmen Alman savunması ağır biçimde parçalandı ve açılan gedikten yaklaşık 100 bin Amerikan askeri geçti. Kobra Harekâtı, Normandiya’daki çıkmazı sona erdirerek Müttefiklerin Fransa içlerine ilerlemesini ve Paris’in kurtuluşuna giden yolun açılmasını sağladı.
1946 – İlk sualtı atom bombası patlatıldı ve nükleer serpintinin görünmeyen tehlikesi ortaya çıktı
ABD, 25 Temmuz 1946’da Pasifik Okyanusu’ndaki Bikini Atolü’nde tarihin ilk sualtı atom bombası denemesini gerçekleştirdi. Crossroads Harekâtı’nın “Baker” adlı ikinci denemesinde bomba, hedef olarak kullanılan savaş gemilerinin ortasında, suyun yaklaşık 27 metre altında patlatıldı. Patlama, dev bir su sütununu ve radyoaktif deniz suyunu gemilerin üzerine savurdu.
Bazı gemiler hemen veya sonraki günlerde battı; ayakta kalanların çoğu ise yoğun radyoaktif kirlenme nedeniyle güvenli biçimde temizlenemedi. Deneme, nükleer silahların tehlikesinin yalnız patlama ve ısıdan ibaret olmadığını; serpintinin denizi, gemileri, toprağı ve canlıları uzun süre etkileyebileceğini gösterdi. Bikini halkı ise testlerden önce adalarından uzaklaştırıldı ve yıllarca yurtlarına dönemedi.
1946 – Dean Martin ile Jerry Lewis’in komedi ortaklığı başladı ve tam on yıl sonra aynı gün bitti
Şarkıcı Dean Martin ile komedyen Jerry Lewis, 25 Temmuz 1946’da Atlantic City’deki 500 Club’da ilk kez bir ikili olarak sahneye çıktı. Martin sakin ve karizmatik bir şarkıcıyı canlandırırken Lewis çocuksu hareketleri, yüz ifadeleri ve sahneyi birbirine katan doğaçlamalarıyla onu sürekli sabote ediyordu. İlk gösterileri beklenen ilgiyi görmeyince önceden hazırladıkları metni bırakarak sahnede birbirleriyle uğraşmaya başladılar; bu doğaçlama kargaşa ikilinin temel komedi biçimine dönüştü.
Martin ile Lewis, gece kulüplerinden radyoya, televizyondan sinemaya geçerek on yıl içinde Amerika’nın en çok kazanan ve en popüler eğlence ikililerinden biri oldu. Birlikte 16 film çevirdiler; Türkiye’de de özellikle TRT’nin tek kanallı döneminde gösterilen filmleri ve Jerry Lewis programları sayesinde geniş bir izleyici kitlesine ulaştılar. Ancak Martin’in Lewis’in gölgesinde kaldığını düşünmesi ve ikili arasındaki kişisel gerilim ortaklığı bitirdi. Son sahne programlarını 25 Temmuz 1956’da, ilk gösterilerinden tam on yıl sonra tamamlamaları popüler kültür tarihinin en ilginç tesadüflerinden biri oldu.
1950 – Türkiye’yi Kore Savaşı’na sokan karar alındı ve 4 bin 500 kişilik askerî birlik gönderilmesi kabul edildi
Bakanlar Kurulu, Birleşmiş Milletlerin çağrısı üzerine 25 Temmuz 1950’de Kore’ye 4 bin 500 kişilik bir askerî birlik gönderme kararı aldı. Demokrat Parti Hükümetinin bu kararıyla Türkiye, Millî Mücadele’den sonra ilk kez sınırlarının çok uzağındaki bir savaşa doğrudan askerî güçle katılacaktı. Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü, kararın aynı gece Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirildiğini açıkladı.
Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasında oluşturulan Türk Tugayı; ülkenin farklı birliklerinden seçilen, önemli bölümü gönüllü subay, astsubay ve erlerden meydana geldi. Sayısı hazırlıklar sırasında 5 bin 83’e ulaşan birlik, 25 Eylül’de İskenderun’dan gemilerle hareket etti ve 18 Ekim’de Güney Kore’nin Pusan Limanı’na vardı. “Kutup Yıldızı” kod adını taşıyan tugay, kısa süre sonra Kunuri başta olmak üzere savaşın en ağır çatışmalarına katıldı. Kore Savaşı boyunca 724 Türk askeri şehit oldu, 2 bin 147 asker yaralandı.
Karar, Türkiye’nin Sovyetler Birliği karşısında Batı ittifakı içinde güvenlik aradığı ve NATO’ya katılmak istediği bir dönemde alındı. Kore’ye asker gönderilmesi Türkiye’nin NATO üyeliğini destekleyen önemli bir siyasi adım oldu; ülke 1952’de ittifaka kabul edildi. Ancak hükümetin TBMM’den önceden yetki almaması, kararın 1924 Anayasası’na aykırı olduğu gerekçesiyle muhalefetin sert eleştirilerine yol açtı. Böylece Kore kararı, yalnız askerî ve diplomatik sonuçlarıyla değil, yurt dışına asker gönderme yetkisinin kimde olduğu tartışmasıyla da Türkiye’nin siyasi tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu.
1951 – Atatürk’ün hatırasını ve anıtlarını saldırılara karşı koruyan kanun kabul edildi
Kamuoyunda “Atatürk’ü Koruma Kanunu” olarak bilinen 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun, 25 Temmuz 1951’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi. Düzenleme, Atatürk’ün hatırasına açıkça hakaret edilmesini ve sövülmesini suç sayarken; Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve anıtlarla kabrinin tahrip edilmesi, kırılması, bozulması veya kirletilmesi için de hapis cezaları öngördü.
Kanunun hazırlanmasında, 1950 ve 1951 yıllarında Atatürk heykel ve büstlerine yönelik saldırıların artması etkili oldu. Özellikle Ticani çevresine mensup kişilerin gerçekleştirdiği saldırılar, hükûmeti Atatürk’ün hatırasını ve Cumhuriyet’in simgelerini özel bir kanunla korumaya yöneltti. Kanun, TBMM’de 50 ret oyuna karşılık 232 oyla kabul edildi ve 31 Temmuz 1951’de Resmî Gazete’de yayımlandı.
Görüşmeler sırasında bazı milletvekilleri, tek bir kişi için özel ceza kanunu çıkarılmasının hukuk önünde eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığını savundu. Destekleyenler ise Atatürk’ün sıradan bir tarihî kişilik değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve millî varlığın simgesi olduğunu belirtti. Yasa, sonraki yıllarda hem Atatürk’e yönelik saldırılara karşı bir güvence hem de ifade ve tarih tartışmalarının sınırları bakımından Türkiye’nin en çok tartışılan kanunlarından biri oldu.
1951 – Dünya çapında tanınan şair Nâzım Hikmet Türk vatandaşlığından çıkarıldı ve bu karar 58 yıl sonra kaldırıldı
Bakanlar Kurulu, 25 Temmuz 1951 tarihli kararıyla Türk şiirinin en önemli isimlerinden Nâzım Hikmet Ran’ı Türk vatandaşlığından çıkardı. Kararda, pasaportsuz olarak Türkiye’den ayrılıp Romanya üzerinden Moskova’ya gitmesi, Türkiye’deki yönetim aleyhinde yayınlar yapması ve komünizmi savunması gerekçe gösterildi. Karar, 15 Ağustos 1951 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.
Nâzım Hikmet, 1938’de orduyu ve donanmayı isyana teşvik ettiği iddiasıyla toplam 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılmış, yaklaşık 12 yıl cezaevinde kaldıktan sonra 1950’de çıkarılan genel afla serbest bırakılmıştı. Sağlık sorunlarına rağmen yeniden askere çağrılması ve öldürüleceğinden endişe etmesi üzerine 17 Haziran 1951’de Türkiye’den ayrıldı. Vatandaşlıktan çıkarılmasının ardından yaşamının geri kalanını büyük ölçüde Sovyetler Birliği’nde sürdürdü; şiirleri dünyanın pek çok diline çevrildi ve uluslararası ölçekte tanınan bir edebiyatçıya dönüştü.
Nâzım Hikmet 1963’te Moskova’da hayatını kaybetti. Onu vatandaşlıktan çıkaran 25 Temmuz 1951 tarihli karar, Bakanlar Kurulunun 5 Ocak 2009’da aldığı kararla yürürlükten kaldırıldı ve karar 10 Ocak 2009’da Resmî Gazete’de yayımlandı. Böylece Türk edebiyatının en büyük şairlerinden birine karşı alınmış, yıllarca siyasi ve hukuki tartışmalara konu olan karar 58 yıl sonra resmen ortadan kaldırıldı.
1956 – Lüks yolcu gemisi Andrea Doria battı, 1.660 kişinin kurtarılması denizcilik tarihine geçti
İtalyan yolcu gemisi Andrea Doria, 25 Temmuz 1956 gecesi New York’a yaklaşırken yoğun sis altında İsveç gemisi Stockholm ile çarpıştı. Stockholm’ün güçlendirilmiş pruvası Andrea Doria’nın yan tarafına saplandı; gemi hızla su almaya ve ağır biçimde yana yatmaya başladı. Çarpışmada Andrea Doria’daki 46 kişi ile Stockholm’deki 5 kişi hayatını kaybetti.
Geminin eğilmesi bir taraftaki filikaların kullanılmasını neredeyse imkânsız hâle getirdi. Buna rağmen çevredeki gemilerin yardıma gelmesi ve Andrea Doria’nın yaklaşık 11 saat boyunca su üstünde kalması sayesinde 1.660 yolcu ile mürettebat kurtarıldı. Ertesi sabah batan gemiden gerçekleştirilen tahliye, barış döneminin en büyük ve başarılı deniz kurtarma operasyonlarından biri olarak tarihe geçti.
1957 – Kontrolden çıkan askerî jet Bursa’nın merkezine düştü, onlarca insan hayatını kaybetti
Türk Hava Kuvvetlerine ait F-84G Thunderjet tipi savaş uçağı, 25 Temmuz 1957’de Balıkesir’den havalandıktan sonra arızalanarak Bursa şehir merkezine yöneldi. Pilot uçaktan fırlatma koltuğuyla ayrıldı ancak alçak irtifa nedeniyle paraşütü açılmadı ve hayatını kaybetti. Kontrolden çıkarak yanan uçak, Fomara çevresindeki ev ve iş yerlerinin üzerine düşerek büyük bir yangına yol açtı.
Alevler evlere, dükkânlara ve otellere yayıldı; yaklaşık 25 yapı yangından etkilendi. İlk haberlerde 15 kişinin öldüğü ve 19 kişinin yaralandığı açıklansa da sonraki kayıtlar can kaybını 23 ile 29 arasında, yaralı sayısını ise 16 ile 19 arasında veriyor. Kesin rakam tartışmalı olmakla birlikte kaza, bir askerî uçağın yerleşim alanına düşmesi sonucu Türkiye’de yaşanan en ağır hava felaketlerinden biri olarak Bursa’nın kent hafızasında yer etti.
1964 – İnsan ruhunun karanlık yönlerini anlatan Türk sinemasının özgün yönetmeni Zeki Demirkubuz doğdu
Yönetmen, senarist, yapımcı ve oyuncu Zeki Demirkubuz, 25 Temmuz 1964’te Isparta’nın Eğirdir ilçesine bağlı Yakavşar köyünde doğdu. Demirkubuz, yıllar sonra verdiği bir söyleşide uzun süre yalnızca hasat mevsiminde doğduğunu bildiğini, kesin tarihin babasının anlatımıyla 25 Temmuz olduğunun ortaya çıktığını söyledi.
Gençlik yıllarında fabrikalarda ve atölyelerde çalışan Demirkubuz, 12 Eylül döneminde siyasi nedenlerle tutuklandı ve yaklaşık üç yıl cezaevinde kaldı. Dostoyevski başta olmak üzere edebiyatla güçlü bağını bu yıllarda kurdu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesini bitirdikten sonra Zeki Ökten’in yanında yönetmen yardımcılığı yaptı; 1994 tarihli C Blok ile ilk uzun metrajlı filmini çekti.
Masumiyet, Üçüncü Sayfa, Yazgı, İtiraf, Kader, Yeraltı ve Hayat gibi filmlerinde suçluluk, vicdan, kötülük, kader, yalnızlık ve insanın kendisiyle hesaplaşmasını yalın fakat sert bir sinema diliyle anlattı. Senaryolarını büyük ölçüde kendisi yazan ve bağımsız üretim çizgisini koruyan Demirkubuz, filmleri uluslararası festivallerde gösterilen Türk sinemasının en etkili yönetmenlerinden biri oldu.
1965 – Bob Dylan elektrikli gitarını prize taktı ve folk müziğin kurallarını değiştirdi
Bob Dylan, 25 Temmuz 1965’te ABD’deki Newport Folk Festivali’nde ilk kez yüksek sesli bir elektrik grubuyla sahneye çıktı. Paul Butterfield Blues Band’in üyelerinin eşlik ettiği Dylan, konserine elektrikli gitarla çaldığı Maggie’s Farm ile başladı; ardından Like a Rolling Stone ve Phantom Engineer adlı parçaları seslendirdi. Yalnızca üç şarkı süren elektrikli bölüm, müzik tarihinin en çok konuşulan konserlerinden birine dönüştü.
Dinleyicilerin bir bölümü Dylan’ın folk müziğe ve protest şarkı geleneğine ihanet ettiğini düşünerek tepki gösterdi. Ancak yuhalamaların ne kadarının elektrikli müziğe ne kadarının kötü ses düzenine ve kısa konsere yönelik olduğu hâlâ tartışılıyor. Kesin olan, Dylan’ın folk ile rock arasındaki sınırı yıkması ve şarkı sözlerinin edebî gücünü modern rock müziğin merkezine taşımasıydı.
1967 – Friends dizisinin yemek düşkünü Joey’si Matt LeBlanc doğdu
Amerikalı oyuncu Matt LeBlanc, 25 Temmuz 1967’de Massachusetts eyaletinin Newton kentinde doğdu. Modellik denemelerinin ardından reklam filmleri ve küçük televizyon rolleriyle oyunculuğa başlayan LeBlanc, dünya çapındaki şöhretine 1994’te başlayan Friends dizisindeki Joey Tribbiani karakteriyle ulaştı. Yakışıklı, iyi niyetli, oyunculukta sürekli iş arayan ve önüne gelen hemen her şeyi yiyebilen Joey, dizinin en sevilen karakterlerinden biri oldu.
Joey’nin “How you doin’?” sözü televizyon tarihinin en tanınan repliklerinden birine dönüşürken, LeBlanc karakteri Friends’in ardından iki sezon süren Joey dizisinde de canlandırdı. Daha sonra kendisinin abartılmış ve bencil bir versiyonunu oynadığı Episodes dizisiyle Altın Küre kazandı; otomobil programı Top Gear’ı sundu ve Man with a Plan dizisinde başrol oynadı. Ancak dünyanın büyük bölümü için Matt LeBlanc, mutfağın kapısını açık gördüğünde bütün yemekleri bitirebilecek Joey olarak kaldı.
1972 – Frengi hastası siyah erkekleri tedavisiz bırakan Tuskegee deneyi ortaya çıkarıldı
Associated Press muhabiri Jean Heller’ın 25 Temmuz 1972’de yayımlanan haberi, ABD Halk Sağlığı Servisinin Alabama’nın Tuskegee bölgesinde 40 yıldır yürüttüğü insanlık dışı araştırmayı ortaya çıkardı. Çalışmaya alınan yoksul siyah erkeklere araştırmanın gerçek amacı anlatılmamış; frengi hastası olanlara “kötü kan” tedavisi gördükleri söylenmişti. Araştırmacılar, hastalığın tedavisiz bırakıldığında nasıl ilerlediğini izlemek istiyordu.
Penisilinin 1940’lı yıllarda frenginin etkili tedavisi hâline gelmesine rağmen hastalara ilaç verilmedi ve başka sağlık merkezlerinden tedavi almaları da engellendi. Skandalın açığa çıkmasının ardından çalışma durduruldu; bilgilendirilmiş onam, bağımsız etik kurullar ve insanlarla yürütülen araştırmaların denetlenmesi konusunda yeni kurallar getirildi. Tuskegee deneyi, modern tıp tarihinin en ağır etik ihlallerinden biri olarak kaldı.
1974 – Toplumcu gerçekçi Türk tiyatrosunun güçlü yazarlarından İsmet Küntay öldü
Türk oyun ve mizah yazarı İsmet Küntay, 25 Temmuz 1974’te Ankara’da hayatını kaybetti. 1923’te Artvin’in Oruçlu köyünde doğan Küntay, uzun yıllar Sümerbank’ta çalıştı; sağlık nedeniyle emekliye ayrılmasının ardından kendisini bütünüyle yazarlığa verdi. İlk çalışmalarını Amcabey ve Zübük gibi mizah yayınlarında hikâyeler yazarak yaptı, 1968’den itibaren tiyatro oyunlarıyla tanındı.
Küntay, özellikle Ankara Sanat Tiyatrosuyla yakın bir çalışma ilişkisi kurdu. Oyunlarını yalnız başına masa başında yazılan metinler olarak değil, oyuncuların ve tiyatro topluluğunun katkılarıyla biçimlenen ortak üretimler olarak görüyordu. Tozlu Çizmeler’de işgal altındaki İstanbul’da Millî Mücadele’ye hazırlanan insanları, Evler Evler’de farklı toplumsal kesimlerin yaşamlarını, en tanınmış eseri 403. Kilometre’de ise demiryolu işçilerinin çalışma koşullarını ve dayanışmasını anlattı. Bu oyun, 1973’te yılın en iyi oyunu seçildi.
Ölümünün ardından eşi Nadide Küntay tarafından başlatılan İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri, Türk tiyatrosunun oyuncu, yazar, yönetmen ve diğer emekçilerini destekleyen en uzun soluklu ödül geleneklerinden birine dönüştü. Böylece kısa süren yazarlık hayatında toplumun sıradan insanlarını sahneye taşıyan Küntay’ın adı, ölümünden sonra da tiyatro dünyasında yaşamayı sürdürdü.
1975 – ABD’nin silah ambargosuna karşı Türkiye Amerikan üslerini kapattı ve denetimi Türk Silahlı Kuvvetlerine aldı
Türkiye, ABD’nin Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle uyguladığı silah ambargosuna karşılık 25 Temmuz 1975’te ülkedeki Amerikan askerî üs ve tesislerinin faaliyetlerini durdurma kararı aldı. Bakanlar Kurulu, Türkiye ile ABD arasındaki 1969 tarihli Savunma İşbirliği Anlaşması’nın uygulanmasını askıya alırken tesislerin denetiminin 26 Temmuz’dan itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerine geçmesini kararlaştırdı.
Karar, Türkiye’nin savunma ihtiyaçlarında büyük ölçüde ABD’ye bağımlı olduğu bir dönemde verilmiş sert bir egemenlik mesajıydı. Amerikan personelinin ikili anlaşmalara dayanan askerî ve istihbarat faaliyetleri durduruldu; çok sayıda radar, haberleşme ve lojistik tesisi kapatıldı. İncirlik ve İzmir’de ise sadece NATO’nun ortak savunma görevleri sürdürüldü, ABD’nin NATO kapsamı dışındaki faaliyetlerine izin verilmedi.
Kararın Kocaeli’deki en görünür sonuçlarından biri Karamürsel’de yaşandı. Türk-Amerikan Müşterek Savunma Tesislerinin kapatılmasıyla, 1965’ten beri üs bünyesinde yayın yapan İngilizce KCDI FM radyosu ile haftalık The Sentinel gazetesi de yayın hayatına son verdi. Kocaeli bölgesinin ilk yerel radyosu olarak kabul edilen KCDI FM ile Karamürsel’de basılan The Sentinel’ın susması, iki ülke arasındaki askerî krizin ilçenin gündelik yaşamına ve yerel basınına yansıyan en somut işaretlerinden biri oldu.
ABD Kongresinin ambargoyu Eylül 1978’de kaldırmasının ardından iki ülke arasındaki askerî iş birliği yeniden başladı. Türkiye ile ABD, üslerin kullanımını ve savunma ilişkilerini yeni esaslara bağlayan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması’nı 29 Mart 1980’de imzaladı. 25 Temmuz kararı, Türkiye’nin bir NATO müttefikine karşı kendi topraklarındaki askerî tesisleri doğrudan denetim altına alabildiğini gösteren en sert dış politika adımlarından biri olarak tarihe geçti.
1976 – Mars’ta bir insan yüzüne benzeyen kaya görüntülendi ve yıllarca sürecek uzaylı tartışması başladı
NASA’nın Viking 1 uzay aracı, 25 Temmuz 1976’da Mars’ın Cydonia bölgesini görüntülerken insan yüzüne benzeyen büyük bir kaya oluşumunun fotoğrafını çekti. Göz çukurlarını, burnu ve ağzı andıran gölgeler nedeniyle yapı kısa sürede “Mars’taki Yüz” adıyla tanındı. NASA daha ilk açıklamasında görüntünün, Güneş ışığının geliş açısı ile yüzey şekillerinin oluşturduğu doğal bir yanılsama olduğunu belirtti.
Fotoğraf buna rağmen uzaylı uygarlıkları, Mars piramitleri ve NASA’nın gerçeği sakladığı iddialarıyla onlarca yıl gündemde kaldı. Sonraki uzay araçlarının daha yüksek çözünürlükle çektiği görüntüler, yapının aşınmış doğal bir tepe olduğunu gösterdi. Mars’taki Yüz, insan beyninin rastlantısal şekillerde tanıdık yüzler görmesi anlamına gelen “pareidolia”nın en ünlü örneklerinden biri oldu.
1978 – Kısırlık tedavisinde yeni bir çağ açan dünyanın ilk tüp bebeği Louise Brown doğdu
Döllenmesi laboratuvar ortamında gerçekleştirilen ilk bebek Louise Joy Brown, 25 Temmuz 1978’de İngiltere’nin Oldham kentinde sezaryenle dünyaya geldi. Annesi Lesley Brown, fallop tüplerindeki tıkanıklık nedeniyle yıllarca çocuk sahibi olamamıştı. Fizyolog Robert Edwards, kadın doğum uzmanı Patrick Steptoe ve embriyolog Jean Purdy’nin yürüttüğü çalışma sonucunda yumurta hücresi vücut dışında döllendi; oluşan embriyo daha sonra anne rahmine yerleştirildi.
Basının “tüp bebek” adını verdiği yöntemde bebek gerçekte bir tüpün içinde gelişmiyordu; yalnızca döllenmenin ilk aşaması laboratuvarda gerçekleştiriliyor, gebelik anne rahminde normal biçimde devam ediyordu. Sağlıklı doğan Louise Brown, yöntemin insanlar üzerinde başarıyla uygulanabileceğini kanıtladı ve çocuk sahibi olamayan milyonlarca aile için yeni bir umut yarattı.
Tüp bebek tedavisi daha sonra bütün dünyaya yayılarak üreme tıbbının temel yöntemlerinden birine dönüştü. Robert Edwards, insanlarda tüp bebek yöntemini geliştiren çalışmaları nedeniyle 2010 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü kazandı. Louise Brown’ın doğduğu 25 Temmuz da günümüzde Dünya Tüp Bebek Günü olarak anılıyor.
1980 – Sovyetlerin resmî olarak susturduğu Vladimir Vısotski öldü ve halk cenazesine akın etti
Sovyet şair, şarkıcı ve oyuncu Vladimir Vısotski, 25 Temmuz 1980’de Moskova’daki evinde 42 yaşında hayatını kaybetti. Boğuk sesiyle söylediği savaş, hapishane, yoksulluk, korku ve sıradan insan hikâyeleri resmî Sovyet kültürünün kabul ettiği iyimser sanat anlayışına uymuyordu. Şarkılarının büyük bölümü devlet plak şirketleri tarafından yayımlanmasa da konser kayıtları evlerde kasetlere kopyalanarak bütün Sovyetler Birliği’ne dağılıyor, Vısotski milyonlarca insan tarafından dinleniyordu.
Ölümü, Moskova Olimpiyatları devam ederken resmî basında neredeyse hiç duyurulmadı. Buna rağmen haber kulaktan kulağa yayıldı; Taganka Tiyatrosunun önüne asılan küçük bir ilan kısa sürede binlerce insanı sokağa çıkardı. 28 Temmuz’daki cenazesinde on binlerce kişi tabutunu görebilmek için yolları doldurdu, bazı seyirciler olimpiyat müsabakalarını bırakarak törene gitti. Devletin görünmez kılmaya çalıştığı Vısotski’nin cenazesi, halkın resmî kültürün dışında kendi sanat kahramanını seçebildiğini gösteren unutulmaz bir kitlesel yas gösterisine dönüştü.
1984 – Uzay yürüyüşü yapan ilk kadın Svetlana Savitskaya, yörüngede kaynak deneyi gerçekleştirdi
Sovyet kozmonot Svetlana Savitskaya, 25 Temmuz 1984’te Salyut 7 uzay istasyonundan çıkarak uzay yürüyüşü yapan ilk kadın oldu. Savitskaya, kozmonot Vladimir Canibekov’la birlikte istasyonun dışında yaklaşık 3 saat 35 dakika çalıştı. Böylece daha önce uzaya iki kez çıkan ilk kadın olan Savitskaya, insanlı uzay uçuşları tarihinde ikinci bir ilke daha imza attı.
Uzay yürüyüşünün amacı yalnızca bir rekor kırmak değildi. İki kozmonot, özel olarak geliştirilen çok amaçlı bir aletle metal kesme, kaynak yapma, lehimleme ve yüzey kaplama deneyleri gerçekleştirdi. Bu çalışmalar, gelecekte uzay istasyonlarının ve diğer büyük yapıların yörüngede kurulup onarılabilmesi için hangi tekniklerin kullanılabileceğini araştırıyordu.
Savitskaya’nın başarısından yaklaşık üç ay sonra Kathryn Sullivan uzay yürüyüşü yapan ilk Amerikalı kadın oldu. Ancak kadınların uzay aracının dışındaki çalışmalara da katılabileceğini ilk gösteren isim, Sovyet havacılık mühendisi ve test pilotu Svetlana Savitskaya olarak tarihe geçti.
1985 – Hollywood yıldızı Rock Hudson’ın AIDS olduğunu açıklaması salgını dünya gündemine taşıdı
Hollywood’un romantik başrol oyuncularından Rock Hudson’ın AIDS olduğu, 25 Temmuz 1985’te Paris’te tedavi gördüğü sırada kamuoyuna açıklandı. Hudson, hastalığı doğrulanan ilk büyük dünya yıldızlarından biriydi. Amerikan toplumunda AIDS’in yalnız belirli ve görünmez grupları etkileyen uzak bir sorun olduğu düşünülürken, sinemanın en tanınmış yüzlerinden birinin hastalığa yakalanması bu algıyı sarstı.
Açıklamanın ardından basında AIDS haberleri büyük ölçüde arttı; hastalığın araştırılması, hastalara destek verilmesi ve toplumdaki önyargıların kırılması için yürütülen kampanyalar güç kazandı. Hudson, 2 Ekim 1985’te 59 yaşında hayatını kaybetti. Yakın arkadaşı Elizabeth Taylor daha sonra AIDS’le mücadele hareketinin en etkili sözcülerinden biri oldu.
1992 – GAP’ın enerji ve sulama omurgası Atatürk Barajı açıldı ve ilk iki ünitesi hizmete girdi
Fırat Nehri üzerinde, Adıyaman ile Şanlıurfa arasında kurulan Atatürk Barajı ve Hidroelektrik Santrali, 25 Temmuz 1992’de düzenlenen törenle açıldı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Başbakan Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un katıldığı törende, santralin sekiz ünitesinden ilk ikisi hizmete alındı. Her biri 300 megavat gücündeki türbinlerle barajın elektrik üretim dönemi başladı.
İnşaatına 1983’te başlanan Atatürk Barajı, Güneydoğu Anadolu Projesi’nin temel yapılarından biriydi. Yaklaşık 169 metre yüksekliğindeki kaya dolgu baraj, Fırat’ın sularını enerji üretiminin yanı sıra Şanlıurfa ve Harran ovalarındaki geniş tarım alanlarının sulanması için biriktirdi. Oluşan 817 kilometrekarelik baraj gölü, Türkiye’nin en büyük göllerinden biri hâline geldi.
Barajın sekiz ünitesi aynı gün tamamlanmadı. İlk ünite 16 Temmuz 1992’de elektrik üretmeye başlarken, son ünitenin 1 Aralık 1993’te devreye girmesiyle santral tam kapasiteye ulaştı. Toplam yaklaşık 2 bin 400 megavatlık gücüyle Atatürk Barajı, Türkiye’nin en büyük hidroelektrik üretim merkezlerinden biri ve Cumhuriyet döneminin en büyük altyapı yatırımlarından biri oldu.
1992 – Barcelona Olimpiyatları ateşlenen okla başladı
1992 Yaz Olimpiyatları, 25 Temmuz’da Barcelona’daki Montjuïc Olimpiyat Stadı’nda düzenlenen törenle başladı. Açılışın unutulmaz anında Paralimpik okçu Antonio Rebollo, ucunda ateş bulunan bir oku stadyumun içinden olimpiyat kazanına doğru fırlattı. Ok kazanın üzerinden geçerken yükselen alevler olimpiyat ateşini tutuşturdu ve ortaya oyunlar tarihinin en etkileyici açılış görüntülerinden biri çıktı.
Barcelona 1992; NBA’in en büyük yıldızlarını bir araya getiren ABD “Rüya Takımı”, apartheid nedeniyle yıllarca dışlanan Güney Afrika’nın olimpiyatlara dönüşü ve Soğuk Savaş sonrasında geniş katılımla düzenlenmesiyle de öne çıktı. Oyunlar için yapılan sahil, ulaşım ve kent düzenlemeleri Barcelona’nın sanayi kentinden dünyanın önde gelen turizm merkezlerinden birine dönüşmesini hızlandırdı.
1994 – Ürdün ile İsrail 46 yıllık savaş hâlini sona erdirdi ve barış antlaşmasının yolunu açtı
Ürdün Kralı Hüseyin ile İsrail Başbakanı İzak Rabin, 25 Temmuz 1994’te ABD Başkanı Bill Clinton’ın ev sahipliğinde Beyaz Saray’da Washington Deklarasyonu’nu imzaladı. İki lider, ülkeleri arasında 1948’den beri resmen devam eden savaş durumunun sona erdiğini açıkladı; doğrudan görüşmelerin sürdürülmesi, sınır geçişlerinin açılması ve ekonomik iş birliğinin geliştirilmesi konusunda anlaştı.
Deklarasyon henüz nihai barış antlaşması değildi. Sınırların belirlenmesi, su kaynaklarının paylaşılması, güvenlik, mülteciler ve diplomatik ilişkiler gibi temel meseleler sonraki müzakerelere bırakıldı. Ancak Kral Hüseyin ile Rabin’in kamuoyu önünde el sıkışması, yıllardır gizli temaslar yürüten iki ülkenin ilişkilerini açık ve resmî bir barış sürecine taşıdı.
Washington Deklarasyonu’nun açtığı yol, 26 Ekim 1994’te İsrail-Ürdün Barış Antlaşması’nın imzalanmasıyla tamamlandı. Ürdün böylece Mısır’dan sonra İsrail’le barış antlaşması imzalayan ikinci Arap ülkesi oldu. Antlaşma iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kurulmasını ve sınır ile su paylaşımı meselelerinin düzenlenmesini sağladı.
1999 – Lance Armstrong kanseri yenip Fransa Bisiklet Turu’nu kazanan kahraman oldu, zaferi doping nedeniyle silindi
Amerikalı bisikletçi Lance Armstrong, 25 Temmuz 1999’da Fransa Bisiklet Turu’nu kazandığında spor dünyasının en büyük geri dönüş hikâyelerinden birinin kahramanı ilan edildi. Armstrong’a üç yıl önce testis kanseri teşhisi konmuş, hastalık akciğerlerine ve beynine kadar yayılmıştı. Ağır tedavinin ardından yeniden bisiklete dönmesi ve dünyanın en zorlu yarışını kazanması, onu milyonlarca kanser hastası için umut simgesine dönüştürdü. Armstrong, 1999’dan 2005’e kadar Fransa Bisiklet Turu’nu üst üste yedi kez kazandı.
Ancak yıllar boyunca reddettiği doping suçlamalarının takım arkadaşlarının ifadeleri, belgeler ve kapsamlı soruşturmalarla doğrulanması üzerine Armstrong’un kahramanlık hikâyesi çöktü. ABD Dopingle Mücadele Ajansı, Armstrong’un performans artırıcı ilaçlar, kan nakilleri ve bu sistemi gizlemek için kurulan örgütlü bir programdan yararlandığını belirledi. Armstrong ömür boyu spordan men edildi; 1999-2005 arasındaki yedi Fransa Bisiklet Turu şampiyonluğu elinden alındı ve bu yıllar için başka bir kazanan ilan edilmedi.
2000 – Ses hızını aşan yolcu uçağı Concorde’un tek ölümcül kazası 113 can aldı
Air France’a ait 4590 sefer sayılı Concorde, 25 Temmuz 2000’de Paris Charles de Gaulle Havalimanı’ndan New York’a gitmek üzere havalandıktan kısa süre sonra alevler içinde kaldı. Uçak, kontrolünü kaybederek Paris’in kuzeyindeki Gonesse kasabasında bir otelin üzerine düştü. Uçaktaki 100 yolcu ile 9 mürettebatın tamamı ve otelde bulunan 4 kişi hayatını kaybetti; toplam can kaybı 113’e ulaştı. Bu, Concorde’un 27 yıllık ticari uçuş tarihindeki tek ölümcül kazaydı.
Soruşturma, Concorde’dan hemen önce aynı pisti kullanan başka bir uçaktan düşen metal parçanın kazayı başlattığını belirledi. Kalkış sırasında metal şeridin üzerinden geçen Concorde’un lastiği parçalandı; büyük bir lastik parçasının kanada çarpmasıyla yakıt tankı hasar gördü ve dışarı sızan yakıt tutuştu. Motorlarının gücü azalan ve iniş takımları kapanmayan uçak, havalandıktan yaklaşık iki dakika sonra düştü.
Kazanın ardından Concorde uçuşları durduruldu; yakıt tankları, lastikler ve elektrik sistemleri üzerinde güvenlik değişiklikleri yapıldıktan sonra uçaklar 2001’de yeniden hizmete döndü. Ancak yükselen işletme maliyetleri, azalan yolcu talebi ve kazanın yarattığı güven kaybı nedeniyle Concorde seferleri 2003’te tamamen sona erdi. Paris kazası, bir zamanlar havacılığın geleceği olarak görülen süpersonik yolcu taşımacılığının sonunu hızlandıran dönüm noktası oldu.
2001 – Kocaelispor İngiliz devi Arsenal’i dört golle devirerek unutulmaz bir sürprize imza attı
Kocaelispor, 25 Temmuz 2001’de Avusturya’daki sezon öncesi kampında karşılaştığı İngiliz devi Arsenal’i 4-1 mağlup etti. Arsène Wenger yönetimindeki rakibi karşısında etkili bir futbol oynayan yeşil-siyahlıların gollerini Zdravko Lazarov iki kez, Serdar Topraktepe ve Nuri Çolak kaydetti.
Karşılaşma bir hazırlık maçıydı; ancak Arsenal’in Avrupa’nın en güçlü takımlarından biri olduğu ve aynı sezon İngiltere’de lig ile kupa şampiyonluğunu kazanacağı düşünüldüğünde skor büyük yankı uyandırdı. Kocaelispor’un Arsenal karşısındaki dört gollü galibiyeti, kulübün en parlak döneminden kalan ve taraftarların yıllar sonra bile hatırladığı sonuçlardan biri oldu.
2002 – NBA’de iki kez All-Star seçilen Türk basketbolunun yeni kuşak yıldızı Alperen Şengün doğdu
Türk millî basketbolcu Alperen Şengün, 25 Temmuz 2002’de Giresun’da doğdu. Genç yaşta dikkat çeken Şengün, Beşiktaş formasıyla oynadığı 2020-2021 sezonunu 19,2 sayı ve 9,3 ribaund ortalamalarıyla tamamladı. Henüz 18 yaşındayken Basketbol Süper Ligi’nde sezonun en değerli oyuncusu seçilerek Türkiye’nin en büyük basketbol yeteneklerinden biri olduğunu gösterdi.
2021 NBA Seçmeleri’nde 16. sıradan seçilen Şengün’ün oyuncu hakları Houston Rockets’a geçti. Sırtı dönük oyunları, güçlü ayak hareketleri, ribaundları ve bir uzun oyuncuya göre sıra dışı pas yeteneğiyle NBA’in dikkat çeken pivotlarından birine dönüştü. 2025’te ilk kez NBA All-Star kadrosuna seçildi; 2026’da da bu başarıyı tekrarlayarak üst üste iki kez All-Star olan Türk basketbolcular arasına girdi.
Şengün, 2025 Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda Türkiye’yi finale taşıyan takımın liderlerinden biri oldu. Turnuvayı 21,6 sayı, 10,1 ribaund ve 6,6 asist ortalamalarıyla tamamlarken, Polonya karşısında yaptığı üçlü dubleyle Avrupa Şampiyonası tarihinde bunu başaran en genç oyuncu oldu. Türkiye’nin gümüş madalya kazandığı turnuva, Şengün’ün yalnız NBA’de değil, millî takım düzeyinde de Türk basketbolunun yeni kuşağına yön verecek bir yıldız olduğunu gösterdi.
2006 – Başbakanlığı bile dolandırarak örtülü ödenek skandalına adını veren Selçuk Parsadan öldü
Türkiye’nin en çok konuşulan dolandırıcılarından Selçuk Parsadan, 25 Temmuz 2006’da İstanbul’da hayatını kaybetti. 1952’de doğan Parsadan, farklı kişilerin kimliğine bürünmesi ve seslerini taklit etmesiyle tanındı; ancak adını siyasi tarihe geçiren olay, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’i emekli Orgeneral Necdet Öztorun olduğunu söyleyerek telefonla araması oldu.
Parsadan, emekli ve görevdeki askerlerin kurduğu sözde bir merkez adına seçim çalışması yapacaklarını ve Anavatan Partisinden 30 bin oyu Doğru Yol Partisine taşıyabileceklerini ileri sürdü. Bunun üzerine Başbakanlık örtülü ödeneğinden kendisine ve arkadaşlarına iki parça hâlinde toplam 5,5 milyar lira ödendi. Olay 1996’da ortaya çıkınca, devletin en gizli harcama kalemlerinden birinin yalnızca bir telefon konuşmasıyla dolandırılabilmesi büyük bir siyasi tartışma yarattı ve konu TBMM’ye taşındı.
Yakalanarak yargılanan Parsadan, örtülü ödenek dolandırıcılığı ve başka suçlardan hapis cezalarına çarptırıldı; yaklaşık 4 yıl 8 ay cezaevinde kaldıktan sonra 2001’de tahliye edildi. Omurilik kanseri tedavisi gören Parsadan, 25 Temmuz 2006’da Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde öldü. Onun adı, yalnız gerçekleştirdiği dolandırıcılıkla değil, kamu kaynaklarının denetimi ve siyasi iktidarın hesap verebilirliği konusunda ortaya çıkardığı büyük skandalla da hafızalarda kaldı.
2008 – Gölcük Tersanesi’nde denizaltı ile hücumbot donanmaya katıldı, iki yeni sahil güvenlik botunun yapımına başlandı
Gölcük Tersanesi, 25 Temmuz 2008’de Türk denizciliği açısından dikkat çekici bir toplu törene ev sahipliği yaptı. Gölcük’te inşa edilen Gür sınıfı TCG I. İnönü denizaltısına komutan flandrası çekilerek Denizaltı Filosu Komutanlığına teslim edildi. Kılıç II sınıfı TCG Atak hücumbotu ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için yapılan bir sahil güvenlik gemisi de aynı törende görevlerine uğurlandı.
Törende ayrıca Gölcük Tersanesi’nde inşa edilecek SG-95 ve SG-96 numaralı sahil güvenlik botlarının ilk kaynakları yapıldı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın da kaynak işlemini gerçekleştirmesi üzerine kendisine şaka yollu “kaynakçı sertifikası” verildi. Denizaltıdan hücumbota, sahil güvenlik gemilerinden yeni bot projelerine uzanan tören, Gölcük’ün Türkiye’nin en önemli askerî gemi inşa merkezlerinden biri olduğunu bir kez daha gösterdi.
2009 – Anadolu’nun inanç ve kültür dünyasını geniş kitlelere anlatan yazar ve gazeteci Nezihe Araz öldü
Yazar, gazeteci, araştırmacı ve oyun yazarı Nezihe Araz, 25 Temmuz 2009’da İstanbul’da hayatını kaybetti. Konya’da doğan Araz, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin Felsefe ve Psikoloji Bölümünü bitirdi; bir süre Behice Boran’ın asistanlığını yaptı. Üniversiteden ayrıldıktan sonra gazeteciliğe yöneldi ve Babıâli’nin çeşitli gazete ve dergilerinde uzun yıllar yazılar, röportajlar ve araştırmalar yayımladı.
Nezihe Araz, özellikle Anadolu’nun tasavvuf, halk kültürü ve inanç dünyasını geniş okur kitlelerine tanıtan eserleriyle öne çıktı. Anadolu Evliyaları, Dertli Dolap, Aşk Peygamberi Mevlâna’nın Romanı ve Gelin Canlar Bir Olalım gibi kitaplarında Yunus Emre, Mevlâna ve Anadolu erenlerini edebî bir dille anlattı. Mustafa Kemal’le 1000 Gün, Mustafa Kemal’in Ankara’sı ve Latife Hanım üzerine çalışmalarıyla Cumhuriyet tarihinin önemli isimlerini de biyografik anlatılara taşıdı.
Gazetecilik ve araştırma kitaplarının yanı sıra Afife Jale, Cahide, Bozkır Güzellemesi ve Savaş Yorgunu Kadınlar gibi tiyatro oyunları yazdı; eserleri Devlet Tiyatroları ve özel tiyatrolar tarafından sahnelendi. 2003’te Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü’ne değer görülen Araz, gazetecilikten tiyatroya, tasavvuf araştırmalarından yakın tarih biyografilerine uzanan çok yönlü çalışmalarıyla Türk kültür hayatında kendine özgü bir yer edindi.
2010 – WikiLeaks, Afganistan Savaşı’na ait on binlerce gizli belgeyi yayımladı
İnternet üzerinden gizli belgeler yayımlayan WikiLeaks, 25 Temmuz 2010’da ABD ordusuna ait yaklaşık 91 bin Afganistan Savaşı raporunu kamuoyuna açtı. “Afgan Savaş Günlükleri” adı verilen belgeler, 2004 ile 2010 yılları arasında askerî birliklerin tuttuğu çatışma, saldırı, istihbarat ve sivil kayıp kayıtlarından oluşuyordu. WikiLeaks, belgelerin büyük bölümünü Guardian, New York Times ve Der Spiegel gazeteleriyle birlikte inceleyerek yayımladı.
Belgeler, resmî açıklamalara girmeyen sivil ölümlerini, Taliban’a karşı yürütülen gizli operasyonları ve savaşın sahadaki karmaşık gerçekliğini görünür kıldı. Yayın, dijital çağın en büyük askerî bilgi sızıntılarından biri olurken belgelerde adı geçen Afgan muhbirlerin güvenliğinin tehlikeye atıldığı eleştirilerine de yol açtı. Afgan Savaş Günlükleri, veri gazeteciliği ile devlet sırlarının kamu yararı adına açıklanması arasındaki tartışmayı dünya gündemine taşıdı.
2013 – Gebze’nin şehirden kaçış noktası Gaziler Dağı tabiat parkı ilan edildi
Gebze merkezine yaklaşık 3 kilometre uzaklıktaki Gaziler Dağı, 25 Temmuz 2013’te tabiat parkı ilan edildi. Çam ve meşe ormanlarının yanı sıra ardıç, titrek kavak, defne, kocayemiş, sakız ağacı, böğürtlen ve çeşitli çayır bitkilerini barındıran alan, hızla büyüyen ve sanayileşen Gebze’nin hemen yanı başındaki önemli yeşil bölgelerden biriydi.
Gaziler Dağı; yürüyüş yolları, piknik ve dinlenme alanları, çocuk parkları, seyir noktaları ve sosyal tesisleriyle Gebzelilerin günübirlik doğaya çıkabildiği başlıca yerlerden birine dönüştü. İstanbul’a yakınlığı nedeniyle kent dışından da ziyaretçi alan tabiat parkı, Gebze’nin yalnız sanayisiyle değil, korunmaya değer doğal alanlarıyla da anılmasını sağlayan önemli bir yerel değer oldu.
2014 – Yeşilçam’ın zarif ve güçlü kadın oyuncularından Çolpan İlhan öldü
Türk tiyatro ve sinemasının usta oyuncularından Çolpan İlhan, 25 Temmuz 2014’te İstanbul’daki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu 77 yaşında hayatını kaybetti. İstanbul Belediye Konservatuvarının Tiyatro Bölümünde ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisinin Resim Bölümünde öğrenim gören İlhan, arkadaşlarıyla Akademi Tiyatrosu’nu kurarak sahneye ilk adımını attı. Profesyonel tiyatro yaşamına ise Münir Özkul’la birlikte rol aldığı Sevgili Gölge oyunuyla başladı.
Sinemaya 1957’de Kamelyalı Kadın filmiyle giren Çolpan İlhan; Yalnızlar Rıhtımı, Kalpaklılar, Cumbadan Rumbaya, Avare Mustafa ve Ver Elini İstanbul gibi çok sayıda yapımda rol aldı. Özellikle Lütfi Ömer Akad’ın yönettiği, senaryosunu ağabeyi Attilâ İlhan’ın yazdığı Yalnızlar Rıhtımı filminde Sadri Alışık’la paylaştığı başrol, Yeşilçam tarihinin unutulmaz buluşmalarından biri oldu.
Şair ve yazar Attilâ İlhan’ın kardeşi, Sadri Alışık’ın eşi ve oyuncu Kerem Alışık’ın annesi olan Çolpan İlhan, eşinin ölümünün ardından Sadri Alışık Kültür Merkezinin kurulmasına öncülük etti ve genç oyuncuların yetişmesine katkı sağladı. 1998’de Devlet Sanatçısı unvanına değer görülen İlhan, zarafeti, güçlü oyunculuğu ve tiyatroya verdiği destekle Türk sanat hayatında kalıcı bir iz bıraktı.
2014 – Ankara–İstanbul hızlı tren hattı açıldı, Kocaeli yüksek hızlı demiryolu ağına bağlandı
Ankara–İstanbul Yüksek Hızlı Tren hattının Eskişehir ile Pendik arasındaki bölümü, 25 Temmuz 2014’te düzenlenen törenler ve gerçekleştirilen ilk seferle açıldı. Ankara’dan başlayan tren; Eskişehir, Bilecik, Sakarya ve Kocaeli üzerinden İstanbul’un Pendik ilçesine ulaştı. Düzenli yolcu seferleri iki gün sonra başladı.
Hattın İzmit ve Gebze’de durmasıyla Kocaeli, Türkiye’nin yüksek hızlı demiryolu ağına bağlandı. Osmanlı döneminden beri İstanbul ile Anadolu arasındaki demiryolunun başlıca geçiş noktalarından biri olan kent, böylece Ankara, Eskişehir ve İstanbul arasında çok daha hızlı ulaşım olanağına kavuştu. Hat, daha sonraki yıllarda yapılan düzenlemelerle İstanbul’un Avrupa yakasına kadar uzatıldı.
2016 – Osmanlı tarihini dünya tarihçiliğinin merkezine taşıyan büyük tarihçi Halil İnalcık öldü
Türk ve dünya tarihçiliğinin en saygın isimlerinden Prof. Dr. Halil İnalcık, 25 Temmuz 2016’da Ankara’da 100 yaşında hayatını kaybetti. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde başlayan akademik yaşamını Princeton, Harvard ve Pennsylvania üniversitelerindeki çalışmalarla sürdüren İnalcık, 1972-1986 yılları arasında Chicago Üniversitesinde Osmanlı tarihi dersleri verdi. Türkiye’ye döndükten sonra Bilkent Üniversitesi Tarih Bölümünü ve Osmanlı Araştırmaları Merkezini kurdu.
İnalcık, Osmanlı tarihini padişahlar, savaşlar ve siyasi gelişmeler üzerinden anlatmakla yetinmedi. Arşiv belgelerinden yararlanarak devlet düzenini, hukuku, toprak sistemini, ekonomiyi, köylüleri ve şehir yaşamını birlikte inceledi. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’nun toplumsal ve ekonomik yapısını uluslararası tarihçiliğin temel araştırma konularından biri hâline getirdi. Yetiştirdiği öğrenciler ve geliştirdiği çalışma yöntemi, Türkiye’de “İnalcık ekolü” olarak anılan geniş bir tarihçilik geleneği oluşturdu.
Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ, Osmanlı’da Devlet, Hukuk, Adalet ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi başta olmak üzere çok sayıda esere imza attı. Dünyanın önde gelen bilim akademilerine üye seçilen ve “tarihçilerin kutbu” olarak anılan Halil İnalcık, Fatih Camii haziresine defnedildi.
2021 – Kaykayın ilk olimpiyat altınını Tokyo sokaklarında büyüyen Yuto Horigome kazandı
Japon kaykaycı Yuto Horigome, 25 Temmuz 2021’de Tokyo Olimpiyatları’ndaki erkekler sokak disiplinini kazanarak kaykay tarihinin ilk olimpiyat şampiyonu oldu. Sokak kültüründen doğan, uzun yıllar kurallı spor anlayışının dışında görülen kaykay, Tokyo 2020’de ilk kez olimpiyat programına alınmıştı. Yarışların salgın nedeniyle bir yıl ertelenmesi sonucunda tarih 2021 olsa da organizasyon “Tokyo 2020” adıyla düzenlendi.
Tokyo’da doğan ve çocukluğunda kentteki merdivenler, korkuluklar ve boş alanlarda kayarak yetişen Horigome, Ariake Urban Sports Park’taki finalde yaptığı dört yüksek puanlı hareketle altın madalyaya ulaştı. Brezilyalı Kelvin Hoefler gümüş, Amerikalı Jagger Eaton bronz madalya kazandı. Horigome’nin kendi şehrinde elde ettiği zafer, bir zamanlar sokaklarda kovalanan kaykaycıların dünyanın en büyük spor sahnesine çıkışını simgeleyen tarihî bir an oldu. Horigome, 2024 Paris Olimpiyatları’nda da şampiyon olarak unvanını korudu.
2023 – Tiyatroyu şiir, çeviri ve geleneksel gösteri sanatıyla buluşturan usta oyuncu Yılmaz Gruda öldü
Türk tiyatrosunun, sinemasının ve televizyonunun deneyimli isimlerinden Yılmaz Gruda, 25 Temmuz 2023’te İstanbul’da 93 yaşında hayatını kaybetti. Bir süredir böbrek yetmezliği ve yaşlılığa bağlı sağlık sorunları yaşayan sanatçı; oyunculuğun yanı sıra şair, oyun yazarı, çevirmen, yönetmen ve senarist olarak da üretimde bulundu.
1950’li yıllarda tiyatroya başlayan Gruda; Küçük Sahne, Dormen Tiyatrosu, Ankara Devlet Tiyatrosu, Ulvi Uraz ve Nisa Serezli–Tolga Aşkıner gibi çok sayıda toplulukta çalıştı. Geleneksel Türk tiyatrosundan yararlanarak geliştirdiği “Çağdaş Meddah” adlı tek kişilik gösteriyi Türkiye’de sahneleyen öncü isimlerden biri oldu. Yazdığı ve çevirdiği oyunlarda ise ortaoyunu geleneğiyle Anton Çehov’un insanı küçük ayrıntılardan yakalayan anlatımını bir araya getirdi.
Şiire de genç yaşta yönelen Gruda, Attilâ İlhan çevresinde gelişen Mavi hareketinin şairleri arasında yer aldı. Yabancı Damat, Kavak Yelleri, İşler Güçler gibi diziler ile Aşk Tesadüfleri Sever başta olmak üzere birçok filmde oynayarak farklı kuşaklar tarafından tanındı. Yılmaz Gruda, yaklaşık yetmiş yıla yayılan sanat yaşamıyla sahne ile edebiyat arasında kurduğu çok yönlü bağın temsilcilerinden biri oldu.
2025 – Eskihisar Kalesi’nin taş duvarları açık hava sinemasıyla yeniden canlandı
Gebze’nin tarihî yapılarından Eskihisar Kalesi, 25 Temmuz 2025 akşamı açık hava sinemasına dönüştü. Kalenin taş duvarları arasında düzenlenen gösterimde Çağan Irmak’ın Türk sinemasının iz bırakan yapımlarından Babam ve Oğlum filmi seyirciyle buluştu. Gösterim saat 20.45’te başladı ve tarihî yapı bu kez savaşları değil, bir aile hikâyesini ağırladı.
Bizans döneminden kalan ve İzmit Körfezi’ni gözetlemek amacıyla kullanılan kale, böylece yalnız ziyaret edilen tarihî bir yapı olmaktan çıkarak Gebzelilerin birlikte film izlediği canlı bir kültür mekânına dönüştü. Tarihle popüler kültürü aynı yerde buluşturan açık hava gösterimi, Eskihisar Kalesi’nin kent yaşamına yeniden katılmasının renkli örneklerinden biri oldu.
Bu haber Haber Kocaeli özel içeriğidir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Kaynak gösterilerek dahi olsa haberin tamamı veya bir kısmı, yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz, başka mecralarda yayınlanamaz.
