Günün Tarihi / 22 Temmuz
22 Temmuz’un Tuhaf Günleri: Hamakta mango yiyip pi hesaplamak serbest
Takvimlerin yalnız resmî bayramlar ve anma günlerinden oluşmadığını 22 Temmuz da açıkça gösteriyor. Bugün bir hamakta uzanmak, mango yemek, dil sürçmeleriyle eğlenmek ve pi sayısının yaklaşık değerini kutlamak için özel günler bulunuyor. Bunların çoğu devletler tarafından tanınan resmî günler değil; dernekler, meslek kuruluşları ve eğlenceli gün takvimleri aracılığıyla yaygınlaşmış kutlamalar.
Bununla birlikte 22 Temmuz, yalnız eğlenceli bahanelerden oluşmuyor. Dünya Beyin Günü ve Dünya Frajil X Günü gibi ciddi sağlık kampanyaları da insanları az bilinen hastalıklar ve beyin sağlığı konusunda bilinçlendirmeyi amaçlıyor.
Hamak Günü: Bugün tembelliğin bahanesi hazır
22 Temmuz, özellikle ABD’de Hamak Günü olarak kutlanıyor. Günün kim tarafından ve ne zaman başlatıldığı kesin olarak bilinmiyor. Kutlama için yapılması gereken ise oldukça basit: İki ağaç arasına ya da uygun bir standa hamak kurup uzanmak, kitap okumak, uyumak veya hiçbir şey yapmadan sallanmak.
Hamağın geçmişi, bugünkü Orta ve Güney Amerika’da yaşayan yerli halklara kadar uzanıyor. Yerden yüksekte uyumayı sağlayan bu basit düzenek, insanları nemden, böceklerden ve yerde yaşayan hayvanlardan koruyordu. Avrupalı denizciler hamakla Amerika’da tanıştı; yer kaplamadığı ve geminin hareketiyle birlikte sallandığı için kısa sürede gemilerde de kullanılmaya başladı. 22 Temmuz’un kutlanma gerekçesi ise tarihî bir olaya değil, yazın en sıcak günlerinde biraz dinlenme arzusuna dayanıyor.
Pi Yaklaşım Günü: 22’yi 7’ye bölünce neredeyse pi çıkıyor
22 Temmuz, gün ve ayın “22/7” biçiminde yazılması nedeniyle Pi Yaklaşım Günü olarak kutlanıyor. Bir dairenin çevresinin çapına bölünmesiyle elde edilen pi sayısı 3,1415926 diye başlayıp sonsuza kadar devam ediyor. 22’nin 7’ye bölünmesiyle bulunan 3,142857 sayısı ise Pi’ye oldukça yakın, fakat onunla tam olarak aynı değil.
Antik Yunan matematikçisi Arşimet, çokgenlerden yararlanarak pi sayısının 223/71 ile 22/7 arasında bulunduğunu göstermişti. Bu nedenle 22/7, yüzyıllar boyunca hesaplamalarda kullanılan en tanınmış Pi yaklaşımlarından biri oldu. 14 Mart’ın Amerikan tarih yazımıyla 3/14 olması nedeniyle kutlanan klasik Pi Günü varsa, 22 Temmuz da dünyanın gün-ay sıralamasını kullanan bölümünün matematik bayramı sayılıyor.
Fare Yakalama Günü: Fareli Köyün Kavalcısı’nın hesabı hâlâ kapanmadı
22 Temmuz’un en karanlık kutlamalarından biri Fare Yakalama Günü. Gün, Alman efsanesi Fareli Köyün Kavalcısı’nı hatırlatıyor. Hikâyeye göre Hamelin kentini fareler basınca rengârenk kıyafetli bir kavalcı, ücret karşılığında kenti kurtarmayı teklif etti. Kavalını çalarak fareleri peşine taktı ve kentten uzaklaştırdı. Ancak kasaba halkı söz verdiği parayı ödemeyince kavalcı geri döndü; bu kez çocukları peşinden götürdü.
Hikâyenin tarihinde bile bir tuhaflık var. Hamelin kentinin geleneksel anlatısında 130 çocuğun kaybolduğu gün 26 Haziran 1284 olarak geçiyor. İngiliz şair Robert Browning ise meşhur şiirinde olayı 22 Temmuz 1376’ya tarihledi. Eğlenceli gün takvimleri Browning’in tarihini benimsediği için Fare Yakalama Günü 22 Temmuz’da kutlanıyor. Böylece ortada fare yakalayanları mı, kandırılan kavalcıyı mı, yoksa sözünde durmanın önemini mi hatırlattığı tam belli olmayan bir gün bulunuyor.
Mango Günü: Dünyanın en sevilen meyvelerinden biri kutlanıyor
22 Temmuz aynı zamanda Mango Günü. Kutlamanın Hindistan’da ortaya çıktığı kabul edilse de günü kimin başlattığı ve neden 22 Temmuz’un seçildiği kesin olarak bilinmiyor. Daha sonra ABD’deki Ulusal Mango Kurulu da günü sahiplenerek mango tüketimini ve farklı mango çeşitlerini tanıtan kampanyalar düzenlemeye başladı.
Binlerce yıldır Güney Asya’da yetiştirilen mango, Hindistan’ın kültüründe, mutfağında ve sanatında özel bir yere sahip. Bugün tatlılardan içeceklere, turşudan acılı soslara kadar çok farklı biçimlerde tüketiliyor. Mango Günü’nü kutlamak için karmaşık bir törene gerek yok; bir mango bulup yemek yeterli. Meyveyi soyarken mutfağın, ellerin ve üstün başın yapış yapış olması da kutlamanın doğal parçası sayılabilir.
Dil Sürçmeleri Günü: Kelimelerin başı yer değiştirince anlam da dağılıyor
22 Temmuz, İngilizcede “spoonerism” adı verilen özel dil sürçmelerinin de günü. Bu tür sürçmelerde iki kelimenin başındaki sesler istemeden yer değiştiriyor ve çoğu zaman ortaya komik, hatta tamamen anlamsız yeni bir ifade çıkıyor.
Bu konuşma hataları adını, 22 Temmuz 1844’te doğan Oxfordlu din adamı ve öğretim üyesi William Archibald Spooner’dan aldı. Spooner’ın konuşurken kelimelerin başlarını sık sık karıştırdığı söyleniyordu. Ancak ona mal edilen meşhur dil sürçmelerinin büyük bölümünü gerçekten söyleyip söylemediği bilinmiyor; çoğunun öğrencileri ve mizahçılar tarafından uydurulduğu düşünülüyor. Buna rağmen adı, istemeden harfleri ve heceleri karıştıran herkesle birlikte yaşamayı sürdürüyor.
Dünya Beyin Günü: En karmaşık organımızı korumayı hatırlama zamanı
22 Temmuz, Dünya Nöroloji Federasyonu tarafından Dünya Beyin Günü olarak kabul ediliyor. Tarihin seçilmesinin özel bir nedeni var: Dünya Nöroloji Federasyonu 22 Temmuz 1957’de kuruldu. Kuruluş, kendi yıl dönümünü 2014’ten itibaren beyin hastalıkları ve beyin sağlığı konusunda küresel bir bilinçlendirme gününe dönüştürdü.
Her yıl felç, epilepsi, migren, Parkinson, Alzheimer ve multipl skleroz gibi farklı nörolojik hastalıklara veya beyin sağlığının belirli bir yönüne dikkat çekiliyor. Günün temel mesajı, beyin hastalıklarının yalnız yaşlıları ilgilendirmediği ve hareketten hafızaya, konuşmadan ruh hâline kadar hayatın hemen her bölümünü etkileyebildiği. Bu nedenle uyku, hareket, sağlıklı beslenme, tansiyon kontrolü ve sigaradan uzak durmak yalnız kalbi değil, beyni korumak açısından da önem taşıyor.
Dünya Frajil X Günü: Dünyanın simge yapıları farkındalık için aydınlatılıyor
22 Temmuz’un ciddi günlerinden biri de Dünya Frajil X Günü. Frajil X sendromu, X kromozomundaki bir gen değişikliğinden kaynaklanan kalıtsal bir durum. Öğrenme güçlüklerine, gelişimsel gecikmelere ve bazı otizm özelliklerine yol açabiliyor; erkeklerde etkileri genellikle daha belirgin görülüyor.
FRAXA Araştırma Vakfı tarafından 2021’de başlatılan gün kapsamında dünyanın farklı ülkelerindeki köprüler, kuleler, belediye binaları ve başka simge yapılar ışıklandırılıyor. Amaç yalnız hastalığı tanıtmak değil; Frajil X’le yaşayan insanları ve ailelerini görünür kılmak, bilimsel araştırmalara destek sağlamak ve toplumdaki yanlış bilgileri azaltmak.
1298 – Braveheart’ın kahramanı William Wallace Falkirk’te İngilizlere yenildi
Türkiye’de Mel Gibson’ın yönettiği ve başrolünü oynadığı Braveheart (Cesur Yürek) filmiyle tanınan William Wallace, İskoçya’nın bağımsızlığı için yürüttüğü mücadelede en ağır yenilgilerinden birini aldı. Bir yıl önce Stirling Köprüsü’nde İngiliz ordusunu mağlup ederek büyük ün kazanan Wallace, Falkirk yakınlarında İngiltere Kralı I. Edward’ın çok daha büyük ordusuyla karşılaştı.
Wallace, piyadelerini “schiltron” adı verilen, dışarıya doğru uzatılmış uzun mızraklardan oluşan sıkı savunma çemberleri hâlinde dizdi. Bu düzen İngiliz süvarilerini bir süre durdurdu; ancak İngiliz ve Galli okçuların yoğun ateşi safları parçaladı. Ardından saldırıya geçen süvariler İskoç ordusunu dağıttı. Wallace savaş alanından kurtulmayı başardı, fakat yenilginin ardından İskoçya Muhafızlığı görevinden ayrıldı.
Cesur Yürek filmi Falkirk Savaşı’nı oldukça serbest biçimde anlatır. Filmde Robert the Bruce’un Wallace’a ihanet ettiği gösterilse de bunun tarihsel bir dayanağı bulunmuyor. Buna rağmen film, Wallace’ı dünya çapında İskoç bağımsızlığının ve “özgürlük” mücadelesinin simgelerinden birine dönüştürdü. Wallace 1305’te İngilizlere teslim edildi ve Londra’da idam edildi.
1456 – İstanbul’u fetheden Fatih, üç yıl sonra Belgrad önünde durduruldu
İstanbul’un fethinden yalnız üç yıl sonra Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı ordusunu Orta Avrupa’ya taşıyacak en önemli geçitlerden biri olan Belgrad’ı kuşattı. Tuna ile Sava nehirlerinin birleştiği noktadaki güçlü kale alınırsa Macaristan içlerine ilerlemenin yolu açılacaktı. Şehrin savunmasını, Osmanlı kaynaklarında “Yanko” adıyla da anılan Macar komutan Yanoş Hunyadi üstlendi.
Osmanlı topları surlarda büyük gedikler açtı ve 21 Temmuz gecesi genel saldırı başladı. Ancak Hunyadi’nin birlikleri saldırıyı durdurdu; ertesi gün kaleden çıkan savunmacılar Osmanlı mevzilerine karşı hücuma geçti. Ordusunun dağılmasını önlemek için bizzat savaşa katılan Fatih Sultan Mehmed alnından yaralandı. Ağır kayıplar veren Osmanlı ordusu kuşatmayı kaldırarak geri çekilmek zorunda kaldı.
Belgrad’daki yenilgi, Fatih Sultan Mehmed’in hükümdarlığındaki en önemli askerî başarısızlıklardan biri oldu. Şehir ancak 65 yıl sonra, 1521’de Kanuni Sultan Süleyman tarafından fethedilebildi. Zaferin kahramanı Yanoş Hunyadi ise kuşatmadan yalnız birkaç hafta sonra orduda yayılan salgın hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. Avrupa’daki kiliselerde öğle çanlarının çalınması geleneği de zamanla Belgrad savunmasının hatırasıyla özdeşleşti.
1802 – Modern histolojinin temellerini atan Xavier Bichat 30 yaşında öldü
Fransız anatomist ve fizyolog Xavier Bichat, Paris’te henüz 30 yaşındayken hayatını kaybetti. Kısa ömrüne rağmen insan vücudunun yalnız organlardan oluşan bir bütün olarak değil, farklı özelliklere sahip dokuların birleşimi olarak incelenmesi gerektiğini savunarak anatomi ve tıp tarihinde yeni bir dönem başlattı.
Mikroskop kullanmadan yaptığı otopsiler ve deneylerle insan vücudunda 21 temel doku türü ayırt etti. Organların bu dokuların birleşiminden oluştuğunu, hastalıkların da belirli dokularda ortaya çıkan bozukluklar üzerinden anlaşılabileceğini gösterdi. Bu yaklaşım, modern histolojinin ve patolojik anatominin gelişmesine temel hazırladı.
1894 – Otomobiller ilk kez yarıştı; Paris-Rouen yolu motor sporlarının başlangıç çizgisi oldu
Fransız gazetesi Le Petit Journal, “atsız arabaların” güvenilir ve kullanışlı bir ulaşım aracı olup olmadığını göstermek amacıyla Paris ile Rouen arasında bir yarış düzenledi. Başvuran 102 araçtan 21’i yaklaşık 126 kilometrelik ana yarışa katılmaya hak kazandı; benzinli ve buharlı otomobiller, binlerce meraklı seyircinin arasında yola çıktı. Yarış, tarihin ilk büyük motorlu taşıt yarışması ve motor sporlarının başlangıç noktalarından biri kabul ediliyor.
Jules-Albert de Dion’un buharlı aracı finişe 6 saat 48 dakikada ulaşarak ilk sırayı aldı. Ancak aracın ayrı bir ateşçiye ihtiyaç duyması, yarışmanın “kolay kullanılabilir araç” şartına uymadığı gerekçesiyle büyük ödülü kazanmasını engelledi. Beş bin franklık birincilik ödülü Peugeot ile Panhard & Levassor arasında paylaştırıldı. Yarış yalnız hızı değil, güvenliği, kullanım kolaylığını ve işletme maliyetini ölçüyor; bu yönüyle otomobilin günlük hayata girebilecek bir ulaşım aracı olduğunu kanıtlamayı amaçlıyordu.
1909 – Zaptiye Nezareti kapatıldı; bugünkü Emniyet Genel Müdürlüğüne uzanan teşkilat kuruldu
Osmanlı Devleti’nde polis ve asayiş hizmetlerini yöneten Zaptiye Nezareti kaldırıldı. Kabul edilen kanunla, bugünkü İçişleri Bakanlığının karşılığı olan Dâhiliye Nezaretine bağlı Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti kuruldu. Yeni müdürlük, ülke genelindeki polis teşkilatlarını denetlemek ve güvenlik hizmetleri arasında birlik sağlamakla görevlendirildi. İstanbul’un güvenliği için ise ayrıca İstanbul Polis Müdürlüğü oluşturuldu.
Türk polis teşkilatının tarihi 1845’te yayımlanan Polis Nizamnamesi’ne kadar uzanıyordu; ancak 22 Temmuz 1909’daki düzenlemeyle eski Zaptiye sistemi bırakılarak daha modern ve merkezî bir emniyet örgütlenmesine geçildi. Teşkilatın ilk genel müdürlüğüne Miralay Galip Bey getirildi. Kanunun ardından yeni yapı 4 Ağustos’ta fiilen oluşturuldu. Bu nedenle tarih, bugünkü Emniyet Genel Müdürlüğünün kurumsal gelişimindeki en önemli dönüm noktası kabul ediliyor.
1915 – İngiliz denizaltısı Kocaeli kıyılarına dayandı; Diliskelesi ve Gebze demiryolu bombalandı
Çanakkale Boğazı’nı geçerek Marmara Denizi’ne girmeyi başaran İngiliz E7 denizaltısı, Kocaeli kıyılarındaki stratejik ulaşım noktalarına saldırdı. Denizaltı önce Diliskelesi’ndeki tren istasyonu ile demiryolu tünelini topa tuttu; ardından Gebze’deki demiryolu köprüsünü tahrip etmek amacıyla kıyıya yaklaştı.
E7, saat 10.30 ile 11.00 arasında Gebze Demiryolu Köprüsü’ne yaklaşık 20 top mermisi attı. Saldırının sesi İzmit Körfezi’nin karşı kıyısındaki Karamürsel Jandarma Kumandanlığından bile duyuldu. İngiliz denizaltılarının amacı, İstanbul’u Anadolu’ya bağlayan demiryolunu keserek Çanakkale’de savaşan Osmanlı ordusuna asker, silah ve erzak gönderilmesini güçleştirmekti. Böylece Birinci Dünya Savaşı’nın cephe hattı, bir günlüğüne Gebze ve Diliskelesi’ne kadar taşındı.
1923 – İzmit büyük göç dalgasına hazırlanıyordu; 100 haneyi ağırlayacak misafirhane açıldı
Türkiye ile Yunanistan arasında kararlaştırılan nüfus mübadelesi öncesinde İzmit’te göçmenleri karşılamak için hazırlıklar hızlandırıldı. İzmit Mıntıkası Müdürlüğünün 22 Temmuz tarihli raporunda, yaklaşık 100 haneyi geçici olarak barındırabilecek bir misafirhanenin açıldığı; göçmenlere yatak, soba ve hasır gibi temel ihtiyaç malzemelerinin dağıtıldığı bildirildi.
Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasından iki gün önce hazırlanan bu rapor, İzmit’in yaklaşan büyük nüfus hareketindeki rolünü gösteriyordu. Anadolu, göçmenlerin yerleştirilmesi amacıyla iskân bölgelerine ayrılmış; İzmit merkezli mıntıkanın sorumluluk alanına Bolu, Bilecik, Eskişehir ve Kütahya da dâhil edilmişti. Amaç, gelenlerin toprak, üretim araçları ve mesleklerine uygun imkânlar sağlanarak kısa sürede yeni bir hayat kurabilmeleriydi.
1931 – Ekonomik krize karşı ithalatın kapısı daraltıldı; yerli üretimi koruma dönemi başladı
Dünya Ekonomik Bunalımı’nın Türkiye’yi de etkilediği bir dönemde, ithalatı denetim altına alan 1873 sayılı kanun TBMM’de kabul edildi. Düzenlemeyle hükûmete, Türkiye’yle ticaret anlaşması ya da geçici ticaret düzenlemesi yapmayan ülkelerden getirilecek malları tamamen yasaklama, miktarını sınırlama veya önceden izin alma şartına bağlama yetkisi verildi.
1929’da başlayan küresel kriz, tarım ürünlerinin fiyatlarını düşürmüş, Türkiye’nin ihracattan kazandığı dövizi azaltmıştı. Buna karşılık dışarıdan alınan sanayi ürünleri ülke ekonomisi üzerinde ağır bir yük oluşturuyordu. Yeni kanunla hem dövizin yurt dışına çıkışını azaltmak hem de yabancı ülkeleri Türkiye’yle karşılıklı ticaret anlaşmaları yapmaya zorlamak amaçlandı.
22 Temmuz’da kabul edilen ve 1 Ağustos 1931’de Resmî Gazete’de yayımlanan düzenleme, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki serbest dış ticaret anlayışından devletin ekonomiye daha güçlü biçimde müdahale ettiği korumacı politikalara geçişin önemli adımlarından biri oldu. İthalat izinleri, kotalar ve yüksek gümrük duvarları, sonraki yıllarda kurulacak yerli sanayiyi dış rekabete karşı korumanın başlıca araçları hâline geldi.
1933 – Tek gözlü pilot Wiley Post, dünyayı tek başına uçakla dolaşan ilk insan oldu
Amerikalı pilot Wiley Post, Winnie Mae adlı tek motorlu uçağıyla New York’taki Floyd Bennett Havaalanı’na inerek dünya çevresindeki tarihî yolculuğunu tamamladı. Yaklaşık 25 bin 100 kilometrelik uçuşu 7 gün 18 saat 49 dakikada bitiren Post, Dünya’nın çevresini uçakla tek başına dolaşan ilk insan oldu. On binlerce kişi onu karşılamak için havaalanına akın etti.
Wiley Post’un sol gözü, gençliğinde petrol sahasında çalışırken geçirdiği kazada alınmıştı. Buna rağmen pilotluktan vazgeçmedi. Yolculuk sırasında kendisine yardımcı olacak bir seyrüsefer uzmanı bulunmadığı için uçağına dönemin yeni teknolojileri sayılan otomatik pilot ve radyo yön bulma cihazı yerleştirdi. Otomatik pilotun bozulması ve pervanenin hasar görmesi gibi sorunlara karşın uçuşu tamamlaması, uzun mesafeli uçuşlarda yeni teknolojilerin kullanılabileceğini gösteren önemli bir havacılık başarısı oldu.
1934 – Amerika’nın en ünlü gangsteri sinema çıkışında öldürüldü; John Dillinger efsanesi doğdu
Büyük Buhran yıllarının en ünlü banka soyguncularından John Dillinger, Chicago’daki Biograph Sineması’ndan çıkarken FBI ajanları tarafından vurularak öldürüldü. Dillinger o gece, başrolünde Clark Gable’ın bulunduğu gangster filmi Manhattan Melodrama’yı izlemişti. FBI’ın “Bir Numaralı Halk Düşmanı” ilan ettiği soyguncunun bir gangster filminin ardından öldürülmesi, olayın kısa sürede popüler bir efsaneye dönüşmesine yol açtı.
Dillinger’ın yerini, kız arkadaşı Polly Hamilton’ın arkadaşı Anna Sage FBI’a bildirdi. Sage, yardımının sınır dışı edilmesini önleyeceğini ve kendisine ödül kazandıracağını umuyordu. Sinemanın çevresine yaklaşık 20 ajan yerleştirildi. Dillinger dışarı çıktığında operasyonun başındaki Melvin Purvis purosunu yakarak saldırı işaretini verdi; silahına yönelen Dillinger açılan ateşle öldürüldü. Onun ölümü, 1930’ların banka soyguncularının halk kahramanına dönüştürüldüğü “gangster çağının” sonunun başlangıcı sayıldı.
1935 – Kocaeli’nin ilk ekskavatörü işletilmeye başladı; bataklıklarla mücadele hızlandı
İzmit ve çevresinde sıtmayı taşıyan sivrisineklerin ürediği bataklıkları kurutmak amacıyla Kocaeli Vilayeti tarafından satın alınan ilk ekskavatörün işletilme süreci başladı. Satıcı şirketin makineyi bir ay boyunca çalıştırması ve yerel personele kullanımını öğretmesi için gönderdiği yabancı uzman, Bakanlar Kurulunun izniyle İzmit’e gelerek 22 Temmuz’da işe başladı.
Ekskavatör alınmadan önce bataklıkların kurutulması ve kanalların açılması büyük ölçüde insan gücüyle yürütülüyordu. İzmit’te köylü ve şehirli halkın bu çalışmalar için beş gün çalışması ya da beş günlük işçi ücreti ödemesi zorunlu tutulmuştu. Yeni makineyle özellikle Derbent Kanalı’nın tamamlanması, Gündoğdu ve Dipsiz çevresindeki su birikintilerinin boşaltılması ve tarıma elverişli yeni alanlar kazanılması hedefleniyordu. Bu gelişme, Kocaeli’nin bayındırlık çalışmalarında insan gücünden modern iş makinelerine geçişinin erken örneklerinden biri oldu.
1942 – Varşova Gettosu ölüm trenlerine açıldı; yüz binlerce Yahudi Treblinka’ya sürüldü
Nazi Almanyası, işgal altındaki Polonya’nın başkenti Varşova’da yaşayan Yahudileri ölüm kamplarına göndermek üzere büyük sürgün operasyonunu başlattı. Gettoda yaşayan insanlara doğuda çalışma kamplarına yerleştirilecekleri söylendi; gerçekte ise büyük bölümü, insanların gaz odalarında sistemli biçimde öldürüldüğü Treblinka imha merkezine götürülüyordu.
Gettodaki insanlar her gün “Umschlagplatz” adı verilen yükleme alanında toplanarak hayvan taşımakta kullanılan tren vagonlarına dolduruldu. 21 Eylül’e kadar yaklaşık 265 bin Yahudi Treblinka’ya sürüldü; binlerce kişi gettoda öldürüldü, on binlercesi de çalışma kamplarına gönderildi. Varşova’daki Yahudi toplumunu neredeyse ortadan kaldıran bu operasyon, hayatta kalanların silahlı direniş hazırlıklarına başlamasında ve 1943 Varşova Gettosu Ayaklanması’nın doğmasında belirleyici oldu.
1944 – Savaş sonrası dünya ekonomisinin kuralları yazıldı; Bretton Woods sistemi doğdu
İkinci Dünya Savaşı devam ederken 44 ülkeden yaklaşık 730 temsilci, ABD’nin New Hampshire eyaletindeki Bretton Woods kasabasında üç hafta süren görüşmelerini tamamladı. Konferansın son gününde kabul edilen anlaşmalarla savaş sonrasında uluslararası para sisteminin nasıl işleyeceği belirlendi; Uluslararası Para Fonu ile daha sonra Dünya Bankası olarak tanınacak Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankasının kuruluş belgeleri hazırlandı.
Yeni sistemde ülkelerin para birimleri dolara, dolar ise onsu 35 dolardan altına bağlandı. IMF döviz kurlarındaki istikrarı korumak ve ödeme sıkıntısı yaşayan ülkelere kredi sağlamakla; Dünya Bankası ise savaşta yıkılan ülkelerin yeniden inşasını ve ekonomik kalkınmayı finanse etmekle görevlendirildi. Doların altına çevrilebilirliği 1971’de sona ererek Bretton Woods para sistemi dağılsa da IMF ve Dünya Bankası küresel ekonominin en etkili kurumları arasında kalmayı sürdürdü.
1946 – Sağlığın bütün insanlara ait temel bir hak olduğunu ilan eden DSÖ Anayasası imzalandı
New York’ta toplanan Uluslararası Sağlık Konferansı’nın sonunda, Dünya Sağlık Örgütünün anayasası 61 ülkenin temsilcisi tarafından imzalandı. İmzacılar arasında Birleşmiş Milletlerin 51 üyesiyle henüz BM’ye katılmamış 10 ülke bulunuyordu. Amaç, salgın hastalıklar ve başka sağlık sorunlarının ülkelerin tek başına mücadele edemeyeceği ortak tehditler olduğu düşüncesinden hareketle kalıcı bir dünya sağlık örgütü kurmaktı.
Anayasa, sağlığı bedensel, ruhsal ve toplumsal açıdan iyi olma hâli olarak tanımladı. Ulaşılabilecek en yüksek sağlık düzeyinden yararlanmayı da insanların ırkı, dini, siyasi düşüncesi veya ekonomik durumuna bakılmaksızın temel bir hak saydı. Bu yaklaşım, sağlığın devletlerin sorumluluk taşıdığı toplumsal bir mesele olduğu anlayışını güçlendirdi.
Anayasa, gerekli 26 ülkenin onaylamasının ardından 7 Nisan 1948’de yürürlüğe girdi ve Dünya Sağlık Örgütü resmen faaliyete başladı. Bu nedenle her yıl 7 Nisan Dünya Sağlık Günü olarak kutlanıyor.
1946 – Irgun örgütü, İngiliz yönetiminin Kudüs’teki merkezini bombaladı; 91 kişi öldü
İngiliz mandası altındaki Filistin’de faaliyet gösteren Irgun örgütü, Kudüs’teki King David Oteli’nin güney kanadına yerleştirdiği bombaları patlattı. Bina sıradan bir otelden ibaret değildi; İngiliz yönetiminin hükûmet sekreterliği, askerî karargâhı ve istihbarat birimleri burada bulunuyordu. Patlama binanın büyük bir bölümünü yıktı; 41 Arap, 28 İngiliz ve 17 Yahudinin de aralarında bulunduğu farklı milletlerden 91 kişi hayatını kaybetti.
Irgun, patlamadan önce otele telefonla tahliye uyarısı gönderildiğini savundu. İngiliz yetkililer ise uyarının kendilerine ulaşmadığını ya da binayı boşaltmaya yetecek açıklıkta olmadığını ileri sürdü. Bu tartışma hiçbir zaman tamamen kapanmadı. Saldırı, dönemin önde gelen Yahudi liderlerinden David Ben-Gurion tarafından da kınandı ve Filistin’de İngiliz yönetimine karşı birlikte hareket eden Yahudi yeraltı örgütleri arasındaki iş birliğinin dağılmasında etkili oldu.
1948 – Bakanlar Kurulu, 16 yaşından küçük çocukların ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasını yasakladı
Bakanlar Kurulu, Ağır ve Tehlikeli İşler Tüzüğü’nü kabul ederek 16 yaşını doldurmamış çocukların sağlıkları ve gelişimleri açısından tehlikeli sayılan işlerde çalıştırılmasını yasakladı. Tüzüğe eklenen ayrıntılı cetvelde hangi sanayi ve üretim işlerinin ağır ve tehlikeli kabul edileceği, kadınların ve 16-18 yaş arasındaki gençlerin hangi işlerde çalıştırılıp çalıştırılamayacağı gösterildi.
Düzenleme, çocuk işçiliğini bütünüyle sona erdirmiyordu; ancak çocukların bedensel güç isteyen, zehirlenme, yaralanma veya meslek hastalığı riski taşıyan işlerden uzak tutulması açısından önemli bir güvence getiriyordu. Ağır ve tehlikeli işlerde çalışacakların sağlık muayenesinden geçirilmesi ve işe uygunluklarının doktor raporuyla belirlenmesi de öngörülüyordu.
Tüzük 22 Temmuz 1948 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edildi, 27 Ağustos’ta Resmî Gazete’de yayımlandı.
1949 – Türkiye’nin ilk modern ampul fabrikasının temeli atıldı
Türkiye’nin ilk büyük ölçekli ampul fabrikasının temeli İstanbul’un Topkapı semtinde atıldı. Vehbi Koç’un girişimleriyle Amerikan General Electric şirketi, Türkiye İş Bankası ve yerli ortakların katılımıyla hayata geçirilen yatırım, Cumhuriyet döneminin ilk Türk-Amerikan ortak sanayi girişimlerinden biri oldu. Fabrikayı işletecek General Elektrik Türk Anonim Ortaklığı bir yıl önce kurulmuştu.
Tesisin amacı, o tarihe kadar büyük ölçüde ithalat yoluyla karşılanan elektrik ampullerini Türkiye’de üretmek, yabancı teknolojiyi ülkeye taşımak ve yetişmiş sanayi işçisi oluşturmaktı. Fabrika 1952’de üretime başlayarak evler, işyerleri ve sokaklar için seri hâlde ampul üretti.
1953 – Devlet Demiryolları TCDD adıyla yeniden yapılandırıldı
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Kuruluş Kanunu TBMM’de kabul edildi. Düzenlemeyle demiryollarını yöneten mevcut idare, Ulaştırma Bakanlığına bağlı, merkezi Ankara’da bulunan ve kendi tüzel kişiliğine sahip Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi, kısa adıyla TCDD hâline getirildi.
TCDD’ye devletin verdiği demiryollarını işletme; bağlı liman, rıhtım ve iskeleleri yönetme; hatları ve tesisleri yenileme ve genişletme görevleri verildi. Kurum ayrıca yolcular için istasyon lokantaları, büfeler, oteller, depolar ve başka hizmet tesisleri kurabilecekti. Böylece daha önce katma bütçeli bir devlet dairesi olarak çalışan demiryolları idaresi, daha geniş hareket imkânına sahip bir iktisadi devlet teşekkülüne dönüştürüldü. Kanun 29 Temmuz 1953’te yayımlanarak yürürlüğe girdi.
1954 – Adapazarı Şeker Fabrikası ikinci kampanyasına başladı; bölgenin pancarı şekere dönüştü
Adapazarı Şeker Fabrikası, ikinci pancar işleme ve şeker üretim kampanyasına başladı. Kampanya öncesinde fabrikaya getirilen pancar miktarı 7 bin tonu aşmış; Geyve, Akyazı, Hendek ve Karasu’daki çiftçiler tarlalarından söktükleri pancarları tesise göndermeye başlamıştı. Ülkede yaşanan şeker sıkıntısı nedeniyle bazı pancarlar tam olgunlaşmadan sökülmüş, çiftçinin zararını azaltmak için alış fiyatına bir kuruş zam yapılmıştı.
Saat 09.10’da çalışmaya başlayan fabrika, ilk 13 saat içinde 47 ton toz şeker üretti. Elde edilen şeker aynı günlerde Adapazarı halkına ve esnafına dağıtıldı. Fabrika aslında 11 Ekim 1953’te üretime başlamıştı; bu nedenle 22 Temmuz 1954, bazı kaynaklarda yazıldığı gibi açılış tarihi değil, tesisin ikinci üretim kampanyasının başlangıcıydı.
Adapazarı Şeker Fabrikası, Cumhuriyet döneminde kurulan beşinci şeker fabrikası ve anonim şirket statüsünde oluşturulan ilk şeker fabrikasıydı. Çiftçinin fabrikaya ortak edildiği yapısıyla yalnız sanayi üretimini değil, Sakarya Ovası’nda pancar tarımını ve kooperatifleşmeyi de geliştirdi. Kampanyanın başlaması, Adapazarı’nın Kocaeli’den ayrılarak Sakarya adıyla il yapılmasından yalnızca birkaç hafta sonraya rastlamıştı.
1961 – Kuzey Irak’taki aşiret çatışmaları 800 kişiyi Türkiye’ye sürükledi
Irak’ın kuzeyinde Mustafa Barzani’ye bağlı güçlerle kendisine karşı duran aşiretler arasındaki çatışmalar şiddetlenirken, dönemin kayıtlarında “Türk” olarak anılan yaklaşık 800 kişi sınırı geçerek Türkiye’ye sığındı. Hakkâri’deki Benekli Yaylası’na yerleştirilen sığınmacılara, bölgenin ulaşım güçlükleri nedeniyle uçaklardan yiyecek ve yardım malzemesi atıldı. Göç sonraki günlerde de devam etti.
Mustafa Barzani, 1958’de Sovyetler Birliği’ndeki sürgünden Irak’a dönmüş ve kısa sürede Kürt aşiretleri üzerindeki etkisini yeniden kurmuştu. Ağustos 1960’ta başlayan aşiretler arası mücadelede Barzani’ye karşı duran gruplar yenilgiye uğratıldı; Temmuz 1961’e gelindiğinde rakiplerinin bir bölümü kaçmak veya teslim olmak zorunda kaldı.
Türkiye’ye yönelen bu göç, Kuzey Irak’taki çatışmanın sınır aşan ilk sonuçlarından biri oldu. Yalnızca iki ay sonra, Eylül 1961’de Barzani güçleriyle Irak hükûmeti arasındaki gerilim açık savaşa dönüşecek ve yıllarca sürecek Birinci Irak-Kürt Savaşı başlayacaktı.
1962 – Bir yazılım hatası Mariner 1’i yok etti; tarihin en pahalı yazım yanlışlarından biri yaşandı
NASA’nın Venüs’ün yakınından geçerek gezegen hakkında bilimsel veriler toplamak üzere gönderdiği Mariner 1, fırlatıldıktan kısa süre sonra rotasından sapmaya başladı. Atlas-Agena roketinin kontrol dışına çıkarak yerleşim veya deniz trafiği için tehlike oluşturmasından endişelenen güvenlik görevlisi, fırlatmadan yaklaşık beş dakika sonra roketin havada imha edilmesini emretti. Böylece ABD’nin ilk gezegenler arası uzay aracı girişimi birkaç dakika içinde sona erdi.
Kazaya bir donanım arızasıyla birlikte yönlendirme programındaki küçücük bir işaret eksikliği yol açtı. Olay yıllarca “eksik bir tire” şeklinde anlatıldı; aslında el yazısıyla hazırlanmış denklemde, verilerin ortalamasının alınmasını belirten bir üst çizgi unutulmuştu. Bilgisayar bu nedenle hatalı verileri düzeltmeye çalışırken rokete giderek sertleşen yön komutları gönderdi. Yazar Arthur C. Clarke olayı “tarihin en pahalı tiresi” olarak tanımladı. Mariner 1’in ikizi Mariner 2 ise bir ay sonra başarıyla fırlatıldı ve Venüs’ün yakınından veri gönderen ilk uzay aracı oldu.
1964 – Türkiye, İran ve Pakistan ekonomik güçlerini birleştirdi; RCD kuruldu
Türkiye, İran ve Pakistan, ekonomik kalkınma için birlikte hareket etmek amacıyla Kalkınma İçin Bölgesel İşbirliği Teşkilatını, kısa adıyla RCD’yi kurdu. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi ve Pakistan Cumhurbaşkanı Muhammed Eyüp Han, İstanbul’da yayımladıkları ortak açıklamayla bir gün önce hazırlanan iş birliği bildirgesini onayladı ve teşkilatı resmen faaliyete geçirdi.
Soğuk Savaş yıllarında CENTO içinde askerî müttefik olan üç ülke, RCD ile ilişkilerini ekonomi, ulaştırma, haberleşme, sanayi, eğitim ve kültür alanlarına taşımayı amaçlıyordu. Malların daha serbest dolaşması, ortak şirketler kurulması, kara ve deniz yollarının geliştirilmesi ve ülkelerin üretim imkânlarının birbirini tamamlaması hedeflendi. Merkezi Tahran’da bulunan teşkilat, bazı ortak sanayi ve ulaştırma projeleri gerçekleştirse de üç ülke arasında planlanan ortak pazarı kuramadı.
RCD, 1979’daki İran Devrimi’nin ardından işlerliğini kaybetti. Türkiye, İran ve Pakistan 1985’te iş birliğini Ekonomik İşbirliği Teşkilatı adıyla yeniden kurdu; 1992’de Orta Asya cumhuriyetleri, Azerbaycan ve Afganistan’ın katılmasıyla bugünkü geniş bölgesel yapının temeli ortaya çıktı.
1965 – Türkiye’nin istihbarat teşkilatı MİT adıyla resmen kuruldu
TBMM’de 6 Temmuz’da kabul edilen 644 sayılı Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu, Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanunla Başbakanlığa bağlı Millî İstihbarat Teşkilâtı, kısa adıyla MİT resmen kuruldu. Teşkilatın bir müsteşar tarafından yönetilmesi ve devletin ihtiyaç duyduğu istihbaratın merkezî bir yapı içinde toplanması öngörüldü.
Türkiye’nin modern istihbarat faaliyetleri MİT’le başlamıyordu. 1927’den beri Millî Emniyet Hizmeti adıyla çalışan ve MAH olarak bilinen kuruluş, yeni teşkilatın bünyesinde bir başkanlığa dönüştürüldü. MİT çatısı altında istihbarat, psikolojik savunma, idari işler, teftiş ve hukuk birimleri de oluşturularak daha kapsamlı bir örgütlenmeye gidildi.
644 sayılı kanun yaklaşık 19 yıl yürürlükte kaldı. MİT’in kuruluşu ve görevleri 1983’te kabul edilen yeni kanunla yeniden düzenlendi.
1967 – Mudurnu Vadisi’ndeki büyük deprem Sakarya’yı yıktı; 89 kişi öldü
Saat 18.56’da Mudurnu Vadisi’nde meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki deprem, başta Sakarya ve Bolu olmak üzere Marmara’nın doğusunda geniş bir bölgede büyük yıkıma yol açtı. Resmî kayıtlara göre 89 kişi hayatını kaybetti, 7 bin 116 bina hasar gördü. Adapazarı, Akyazı, Geyve ve çevredeki köylerde çok sayıda ahşap ev çöktü; yollar yarıldı, heyelanlar meydana geldi.
Deprem, Kuzey Anadolu Fayı üzerinde Abant’tan Sapanca’ya doğru uzanan yaklaşık 80 kilometrelik bir yüzey kırığı oluşturdu. Bazı noktalarda fayın iki tarafı arasında 2 metre 60 santimetreye varan yatay kayma ölçüldü. Sarsıntının ardından gelen artçı depremler, ayakta kalan bazı yapıların da yıkılmasına neden oldu. Deprem Kocaeli’nin doğusunda da ağır biçimde hissedildi; Kartepe’deki Eski Eşme Camii’nin tarihî taş minaresi yıkıldı.
1967 Mudurnu Depremi, 1939 Erzincan’dan başlayarak Kuzey Anadolu Fayı boyunca batıya doğru ilerleyen büyük deprem dizisinin son halkasıydı. Otuz iki yıl sonra yaşanan 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi, bölgenin taşıdığı tehlikeyi çok daha ağır biçimde yeniden gösterecekti.
1967 – Türk popunun görünmeyen mimarlarından İskender Paydaş doğdu
Türk pop müziğinin en önemli aranjör, yapımcı ve müzik yönetmenlerinden İskender Paydaş, İstanbul’da doğdu. Orkestra şefi Muhittin Paydaş’ın oğlu olan sanatçı, evlerinde yapılan orkestra provalarının arasında büyüdü. Üç yaşında davulla, beş yaşında piyanoyla tanıştı; henüz çocukken “Büyük İskender” adıyla iki 45’lik çıkardı ve babasının orkestrasıyla Türkiye turnesine katıldı.
Paydaş, 1986’da Kayahan’ın orkestrasında klavye çalmaya başlayarak profesyonel müzik dünyasına girdi; 1990 Eurovision Şarkı Yarışması’nda Kayahan’a akordeonuyla eşlik etti. Daha sonraki yıllarda Mirkelam’dan Şebnem Ferah’a, Nilüfer’den Ajda Pekkan’a, Sertab Erener’den Mustafa Sandal’a kadar çok sayıda sanatçının albümlerinde aranjör, yapımcı ve müzik yönetmeni olarak çalıştı. Dinleyicinin çoğu zaman adını bilmeden ezbere söylediği pek çok şarkının ses dünyasında onun imzası bulunuyordu.
Paydaş’ın düzenlemeleri, Türk pop ve rock müziğinin farklı dönemlerine damga vuran çok sayıda şarkıda duyuldu. Mirkelam’ın televizyonda koştuğu klibiyle bir gecede ünlendiği Her Gece ile Tavla ve Hatıralar, Kerim Tekin’in unutulmaz şarkısı Kar Beyaz, Ajda Pekkan’ın yeniden seslendirdiği Bambaşka Biri, Kurban’ın Yalan’ı ve Kenan Doğulu’nun Doktor’u, onun imzasını taşıyan en bilinen çalışmalar arasındaydı. Mustafa Sandal’ın Tek Geçerim şarkısının yer aldığı Akışına Bırak albümünün müzik yönetmenliğini de Paydaş üstlendi. Böylece poptan rock’a uzanan geniş bir alanda, 1990’lardan 2010’lara kadar Türkiye’nin ortak müzik hafızasının oluşmasına katkı sağladı.
1974 – Çıkarma ve hava birlikleri birleşti; Kıbrıs Harekâtı’nda ilk ateşkes başladı
39’uncu Piyade Tümenine bağlı takviye birlikleri, Girne yakınlarındaki Yavuz Çıkarma Plajı’ndan Kıbrıs’a çıkmaya başladı. Rum kuvvetlerinin yoğun topçu ve havan ateşi altında gerçekleştirilen çıkarmanın ardından deniz yoluyla gelen birlikler, daha önce paraşütle ve helikopterlerle adaya indirilen Türk birlikleriyle birleşti. Girne-Lefkoşa yolu Türk kuvvetlerinin denetimine alınırken kıyıdaki köprübaşı da genişletildi.
Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin ateşkes çağrısını kabul ederek saat 17.00’den itibaren harekâtı durdurdu. Böylece 20 Temmuz’da başlayan Birinci Kıbrıs Harekâtı’nın askerî safhası sona erdi. Türk birlikleri Girne-Lefkoşa hattı ve çevresinde oluşturdukları bölgede mevzilenirken, ateşkese rağmen yer yer çatışmalar ve ihlaller devam etti.
Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, Kıbrıs’taki yeni durumu görüşmek üzere 25 Temmuz’da Cenevre’de bir araya geldi. İlk konferans 30 Temmuz’da yayımlanan Cenevre Deklarasyonu’yla tamamlandı; ancak kalıcı bir uzlaşmaya varılamaması üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri 14 Ağustos’ta İkinci Kıbrıs Harekâtı’nı başlattı.
1980 – Türkiye işçi hareketinin öncü ismi Kemal Türkler evinin önünde öldürüldü
DİSK’in kurucusu ve ilk genel başkanı, Maden-İş Genel Başkanı Kemal Türkler, İstanbul Merter’deki evinden çıkarken uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Sendikasına gitmek üzere otomobiline yöneldiği sırada açılan ateşte Türkler öldürülürken, koruma polisi Ali Bilsev de yaralandı. Cinayet, Türkiye’nin 12 Eylül askerî darbesine sürüklendiği yoğun siyasi şiddet ortamının en sarsıcı suikastlarından biri oldu.
1926’da Denizli’de doğan Kemal Türkler, işçilikten yetişmiş bir sendikacıydı. 1954’te Maden-İş Genel Başkanlığına seçildi ve bu görevi ölümüne kadar 26 yıl boyunca sürdürdü. 1961’de Türkiye İşçi Partisinin, 1967’de ise Türk-İş’in uzlaşmacı çizgisine karşı kurulan DİSK’in kurucuları arasında yer aldı. DİSK’in ilk genel başkanı olarak grevlerden toplu sözleşmelere, 15-16 Haziran 1970 işçi direnişinden 1 Mayıs mitinglerine kadar Türkiye sendikal hareketinin en etkili dönemlerinden birine damgasını vurdu.
Suikastın ardından açılan davalar yaklaşık 30 yıl boyunca sonuçlandırılamadı. Son sanık hakkında yürütülen dava da 2010’da zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırıldı; böylece Türkiye tarihinin en önemli siyasi cinayetlerinden biri hukuken kesin bir sonuca ulaşmadan kapandı.
1987 – İstanbul’un “Mini Vali”si Fahrettin Kerim Gökay öldü
Hekim, akademisyen, bürokrat ve siyasetçi Fahrettin Kerim Gökay, İstanbul’da hayatını kaybetti. 1949’dan 1957’ye kadar İstanbul Valiliği ile Belediye Başkanlığını birlikte yürüten Gökay, kısa boyu ve kent yaşamına sık sık doğrudan müdahale etmesi nedeniyle halk arasında “Mini Vali” olarak tanındı. Dönemin İstanbul’unda “Mini mini valimiz, ne olacak hâlimiz?” sözü dilden dile yayıldı.
Tıp öğreniminin ardından nöropsikiyatri alanında uzmanlaşan Gökay, İstanbul Üniversitesinde ordinaryüs profesörlüğe kadar yükseldi. Bağımlılıkla mücadele çalışmalarında da etkili oldu; 1945-1950 yılları arasında Yeşilay Genel Başkanlığı yaptı. Valiliğinin ardından Türkiye’nin İsviçre Büyükelçisi, İstanbul milletvekili, İmar ve İskân Bakanı ile Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı olarak görev aldı.
Gökay’ın sekiz yıllık İstanbul yönetimi, belediye hizmetleri ve halkla kurduğu yakın ilişki kadar tartışmalı olaylarla da hatırlanıyor. İstanbul’daki Rumlara ve diğer gayrimüslimlere yönelik 6-7 Eylül 1955 saldırıları sırasında güvenliği sağlamakta yetersiz kaldığı gerekçesiyle ağır biçimde eleştirildi. Bu nedenle Gökay’ın mirası, popüler “Mini Vali” imgesiyle döneminin en karanlık olaylarından birindeki idari sorumluluk tartışmasını birlikte taşıyor.
1990 – “Anılar” bir milyonun üzerinde sattı; Coşkun Sabah’a Altın Kaset verildi
22 Temmuz tarihli TV’de 7 Gün dergisi, Coşkun Sabah’ın Anılar kasetiyle bir milyonun üzerinde satışa ulaştığını ve yapımcısı Emre Plak tarafından Altın Kaset’le ödüllendirildiğini duyurdu. Ödül töreni derginin yayımlanmasından önceki hafta, Semiramis Yatı’nda düzenlenen yemekli bir gecede gerçekleştirildi.
Coşkun Sabah’a eserin bestesi nedeniyle “Altın Nota”, yüksek plak ve kaset satışları dolayısıyla da “Altın Kaset ve Plak” ödülleri verildi; şarkının söz yazarı ile aranjörü de plaket aldı. Miss Globe Güzellik Yarışması’nda dereceye giren yarışmacıların da katıldığı gece, dönemin müzik ve magazin dünyasını bir araya getirdi. Anıların milyonluk satışı, müziğin kasetçilerden alındığı ve başarılı albümlerin milyonlarla ifade edilen fiziksel satışlara ulaşabildiği yılların çarpıcı örneklerinden biri oldu.
1992 – Pablo Escobar kendi yaptırdığı lüks hapishaneden kaçtı
Medellín Karteli’nin lideri Pablo Escobar, Kolombiya hükûmetinin kendisini başka bir cezaevine nakletmeye hazırlanması üzerine Medellín yakınlarındaki La Catedral’den adamlarıyla birlikte kaçtı. Ordu hapishanenin çevresini kuşatmış olmasına rağmen Escobar, 21 Temmuz’u 22 Temmuz’a bağlayan gece binadan çıkarak dağlık arazide izini kaybettirdi.
Escobar, Kolombiya vatandaşlarının ABD’ye iade edilmesini engelleyen anayasa değişikliğinin ardından Haziran 1991’de teslim olmuştu. Ancak tutulacağı cezaevinin yerini kendisi seçmiş, yapının düzenlenmesini finanse etmiş ve gardiyanların belirlenmesinde söz sahibi olmuştu. La Catedral’de futbol sahası ve eğlence alanları bulunuyor; Escobar uyuşturucu ticaretini ve suç örgütünü buradan yönetmeyi sürdürüyordu.
Escobar’ın iki eski ortağı Fernando Galeano ve Gerardo Moncada’yı cezaevinde öldürttüğünün ortaya çıkması üzerine hükûmet kontrolü ele almak ve onu başka bir hapishaneye taşımak istedi. Kaçış, Kolombiya devletini dünya kamuoyu önünde küçük düşürdü ve Escobar’a karşı geniş çaplı bir insan avı başlatıldı. Ünlü uyuşturucu kaçakçısı, yaklaşık 16 ay sonra, 2 Aralık 1993’te Medellín’de güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldürüldü.
1992 – Operetten Yeşilçam’a uzanan sahne hayatı sona erdi; Toto Karaca öldü
Opera, tiyatro ve sinema sanatçısı Toto Karaca, İstanbul’da 80 yaşında hayatını kaybetti. Gerçek adı İrma Felegyan olan Karaca, İran Ermenisi bir ailenin çocuğu olarak İstanbul’da doğdu. Küçük yaşlarda bale eğitimi aldı; 1930’larda Ömer Aydın’ın operetlerinde sahneye çıkarak sanat hayatına başladı. Müzikli oyunlarda “İrma Toto” adını kullandı.
Tiyatro sanatçısı Mehmet Karaca ile evlenen Toto Karaca, 1960’ta İstanbul Tiyatrosunun kurucuları arasında yer aldı. 1947 tarihli Kılıbıklar ile sinemaya geçti; Bağdagül, Keloğlan, İstanbul Yıldızları, Bizim Kız ve Yasemin gibi filmlerde, çoğunlukla renkli ve komik karakterleri canlandırdı. Anadolu rock müziğinin öncü isimlerinden Cem Karaca’nın annesi olan sanatçı, Kumkapı Patriklik Kilisesi’ndeki törenin ardından Şişli Ermeni Mezarlığı’na defnedildi.
1999 – Pop müzikten caza uzanan sesiyle Ajlan Büyükburç öldü
Pop ve caz müziği yorumcusu Ajlan Büyükburç, Muğla’nın Fethiye ilçesi yakınlarında geçirdiği trafik kazasında 28 yaşında hayatını kaybetti. Bodrum’dan Kaş’a giderken kullandığı otomobil yoldan çıkarak takla attı ve park hâlindeki bir traktöre çarptı. Kazanın meydana geldiği yol kesimindeki mıcır ve düzenleme eksiklikleri daha sonra tartışma konusu oldu.
Müzisyen Erol Büyükburç’un kızı olan Ajlan, sekiz yaşında gitar çalmaya başladı; lise yıllarında katıldığı müzik yarışmasında en iyi kız solist seçildi. Mine Çağlıyan’la kurduğu Ajlan-Mine ikilisi, 1993’te yayımlanan Aşk olsun albümüyle 1990’lar Türk popunun sevilen topluluklarından biri oldu. İkilinin dağılmasının ardından Tutunup Kendime adlı solo albümünü çıkardı; caz kulüplerinde sahne aldı, büyük orkestralarla konserler verdi ve farklı sanatçıların albümlerinde vokalistlik yaptı.
Ajlan Büyükburç, ölümünden önce çalışmalarını caz müziği üzerinde yoğunlaştırmış ve kendi caz albümünü hazırlamayı hedeflemişti. Genç yaşta hayatını kaybetmesi, 1990’ların sonunda trafik kazalarında yitirilen Kerim Tekin ve Grup Vitamin’den Gökhan Semiz gibi genç müzisyenlerin ölümleriyle birlikte hafızalarda yer etti.
2001 – Sarhoş polis tabancasını Porsuk’a düşürdü; Eskişehir 30 saat susuz kaldı
22 Temmuz tarihli Milliyet gazetesinde yer alan habere göre, Eskişehir’de arkadaşlarıyla kavga eden sarhoş bir polis, tabancasını Porsuk Çayı’na düşürdü. Silahın bulunabilmesi için baraj kapakları kapatıldı ve çaydaki suyun çekilmesi beklendi. Tabanca sonunda bulundu; ancak yapılan işlem yüzünden kente su verilemedi.
Olay, bir kişinin düşürdüğü tabancanın bütün bir kentin günlük hayatını etkilemesine yol açtı. Eskişehir yaklaşık 30 saat susuz kalırken haber, “Sarhoş polis kenti 30 saat susuz bıraktı” başlığıyla gazetenin birinci sayfasına taşındı. Büyük siyasi gelişmelerin ve ekonomik krizin gündemi belirlediği 2001 Türkiye’sinde, Porsuk Çayı’na düşen bir silah da yılın en tuhaf yerel haberlerinden biri olarak basın arşivine girdi.
2002 – DSP’deki büyük kopuş partiye dönüştü; İsmail Cem liderliğinde YTP kuruldu
DSP’den ayrılan Dışişleri eski Bakanı İsmail Cem ve Başbakan Yardımcılığı görevinden istifa eden Hüsamettin Özkan’ın öncülüğündeki milletvekilleri, Yeni Türkiye Partisini kurdu. Tamamı milletvekili olan 63 kurucu üyenin yer aldığı partinin genel başkanlığına İsmail Cem getirildi. YTP, kuruluşuyla birlikte Mecliste grubu bulunan ve 63 sandalyeyle temsil edilen bir parti hâline geldi.
Yeni parti, 2001 ekonomik krizinin, Başbakan Bülent Ecevit’in sağlık sorunlarının ve koalisyon içindeki anlaşmazlıkların DSP’yi sarstığı bir dönemde ortaya çıktı. İsmail Cem, sosyal demokrat değerleri ekonomik yenilenme ve Avrupa Birliği hedefiyle birleştiren yeni bir merkez oluşturmayı amaçlıyordu. Ancak büyük umutlarla başlayan hareket, seçmende beklediği karşılığı bulamadı.
YTP, yalnız üç ay sonra yapılan 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde 363 bin 869 oyla yüzde 1,15’te kaldı ve Meclise giremedi. Seçim yenilgisinin ardından hızla küçülen parti, 24 Ekim 2004’te CHP’ye katılma kararı alarak siyasi hayatına son verdi.
2002 – İsrail, Hamas’ın askerî liderini hedef aldı; Gazze’ye atılan bir tonluk bomba 14 sivili öldürdü
İsrail’e ait bir F-16 savaş uçağı, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugaylarının kurucusu ve komutanı Salah Şehade’nin bulunduğu Gazze kentindeki binaya yaklaşık bir tonluk bomba attı. Şehade saldırıda öldürülürken, çevredeki evlerin de yıkılması sonucu çoğu çocuk 14 sivil hayatını kaybetti, yüzden fazla kişi yaralandı.
Saldırı, gece saatlerinde insanların evlerinde bulunduğu, yoğun nüfuslu Ed-Derec mahallesinde gerçekleştirildi. İsrail yönetimi Şehade’yi İsraillilere yönelik çok sayıda saldırının planlayıcısı olmakla suçluyordu. Ancak böylesine ağır bir bombanın yerleşim bölgesinde kullanılması, hedef gözetilse bile sivillerin korunması yükümlülüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle uluslararası tepkiye yol açtı.
İnsan hakları kuruluşları saldırıyı orantısız güç kullanımı olarak nitelendirdi. İsrail’de yıllar sonra tamamlanan resmî inceleme operasyonu hukuka uygun bulsa da saldırının sivil sonuçları, “hedefli öldürme” politikasına ilişkin en çok tartışılan örneklerden biri olarak kaldı.
2003 – Eyfel Kulesi’nin zirvesinde yangın çıktı; binlerce turist tahliye edildi
Paris’in simgesi Eyfel Kulesi’nin ziyaretçilere açık en yüksek bölümünün üzerindeki teknik alanda yangın çıktı. Televizyon ve radyo yayın sistemlerinin bulunduğu kablo odasında başlayan yangın nedeniyle kuledeki 2 bin ila 3 bin kişi tahliye edildi. Bazı ziyaretçiler 1.665 basamağı yürüyerek inerken olayda ölen ya da yaralanan olmadı.
Yaklaşık 280 metre yükseklikteki yangının elektrik kablolarından çıktığı ve kısa devreden kaynaklandığı değerlendirildi. İtfaiye ekiplerinin müdahalesiyle alevler bir saatten biraz uzun sürede tamamen söndürüldü; kulenin taşıyıcı demir yapısı zarar görmedi. Gece boyunca kapalı tutulan Eyfel Kulesi, ertesi sabah yeniden ziyarete açıldı.
2003 – Saddam Hüseyin’in oğulları Uday ve Kusay, Musul’daki çatışmada öldürüldü
ABD Özel Kuvvetleri ile 101’inci Hava İndirme Tümenine bağlı birlikler, Saddam Hüseyin’in oğulları Uday ve Kusay Hüseyin’in saklandığı ihbarı üzerine Musul’daki bir eve operasyon düzenledi. Evdekilerin teslim olmayı reddederek ateş açması üzerine yaklaşık dört saat süren çatışma başladı. ABD birlikleri helikopterlerden açılan ateşin yanı sıra makineli tüfekler ve TOW tanksavar füzeleri kullandı.
Çatışmada Uday ile Kusay’ın yanı sıra Kusay’ın 14 yaşındaki oğlu Mustafa ve bir koruma görevlisi öldürüldü; dört Amerikan askeri yaralandı. Kusay, Cumhuriyet Muhafızları ve güvenlik örgütleri üzerindeki etkisi nedeniyle Saddam’ın muhtemel halefi kabul ediliyor; Uday ise Saddam Fedaileri adlı paramiliter yapılanmanın başında bulunuyordu. İki kardeş, ABD’nin eski Irak yönetiminde aradığı 55 kişi arasında babalarının ardından ikinci ve üçüncü sıradaydı.
ABD yönetimi, ölümlerin Irak halkına kanıtlanması gerektiğini savunarak iki kardeşin cesetlerinin fotoğraflarını basına dağıttı. Görüntülerin yayımlanması, savaşta öldürülen kişilerin bedenlerinin propaganda amacıyla kullanıldığı eleştirilerine yol açtı.
2004 – “Hızlandırılmış tren” Pamukova’da raydan çıktı; 41 kişi hayatını kaybetti
Haydarpaşa’dan Ankara’ya giden Yakup Kadri Karaosmanoğlu Ekspresi, saat 19.45 sıralarında Sakarya’nın Pamukova ilçesine bağlı Mekece yakınlarında raydan çıkarak devrildi. Dört vagonun savrulduğu faciada 41 kişi hayatını kaybetti, 80’i aşkın yolcu yaralandı. Kaza, Türkiye’nin yakın tarihindeki en ağır demiryolu facialarından biri oldu.
Tren, saatte 80 kilometre hızla geçilmesi gereken viraja yaklaşık 132 kilometre hızla girmişti. Ancak bilirkişi incelemeleri sorunun yalnız makinistlerin hızından ibaret olmadığını; eski demiryolu hattında gerekli altyapı iyileştirmeleri yapılmadan sefer sürelerinin kısaltıldığını, yol ve işaretleme eksikliklerinin bulunduğunu ve güvenlik yerine hız hedefinin öne çıkarıldığını belirledi.
Yıllarca süren ceza yargılamasında kurumsal sorumluluk etkili biçimde soruşturulmadı. Anayasa Mahkemesi, 2022’de verdiği kararda kazaya ilişkin kamu görevlilerinin sorumluluğunun aydınlatılamadığını belirterek yaşam hakkının hem maddi hem de usule ilişkin yönleriyle ihlal edildiğine hükmetti.
2005 – Londra polisi yanlış kişiyi terörist sanarak metroda öldürdü
Brezilyalı elektrikçi Jean Charles de Menezes, Londra’daki Stockwell metro istasyonunda sivil polisler tarafından vurularak öldürüldü. 27 yaşındaki Menezes, bir gün önce düzenlenen başarısız bombalı saldırının şüphelilerinden biri sanılmıştı. Polis, gözetim altındaki bir apartmandan çıkan Menezes’i otobüs ve metro boyunca takip etti; genç adam bir metro vagonuna oturduktan sonra yakın mesafeden açılan ateşle hayatını kaybetti. Daha sonra saldırılarla hiçbir bağlantısının bulunmadığı kesinleşti.
Olaydan hemen sonra Menezes’in turnikelerden atladığı, polisten kaçtığı ve kalın bir mont giydiği yönünde haberler yayıldı. İncelemeler ise metroya ulaşım kartıyla girdiğini, normal biçimde hareket ettiğini ve polis olduğunu belirten açık bir uyarı duyduğuna ilişkin kanıt bulunmadığını gösterdi. Londra Metropolitan Polisi, 2007’de operasyon sırasında kamu güvenliğini tehlikeye atan ağır hatalar nedeniyle iş sağlığı ve güvenliği yasasını ihlal etmekten suçlu bulundu; ancak hiçbir polis memuru bireysel olarak yargılanmadı.
2007 – AK Parti oylarını yüzde 46,58’e çıkardı; ikinci kez tek başına iktidar oldu
Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında yaşanan siyasi krizin ardından erkene alınan milletvekili genel seçimleri yapıldı. Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi, oyların yüzde 46,58’ini alarak 341 milletvekili çıkardı ve ikinci kez tek başına hükûmet kurma hakkını kazandı. CHP yüzde 20,88’le 112, MHP ise yüzde 14,27’yle 71 milletvekili elde etti; Meclise ayrıca 26 bağımsız aday girdi.
Seçim, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığı, Meclisteki “367 milletvekili” tartışması, Anayasa Mahkemesinin ilk tur oylamasını iptal etmesi ve Genelkurmay Başkanlığının 27 Nisan’da internet sitesinde yayımladığı açıklamanın oluşturduğu gerilim ortamında gerçekleştirildi. AK Parti 2002’ye göre oylarını yaklaşık 12 puan artırmasına rağmen, MHP’nin seçim barajını aşması ve bağımsız milletvekillerinin sayısının yükselmesi nedeniyle sandalye sayısı 363’ten 341’e düştü.
Seçim sonucuyla siyasi gücünü artıran AK Parti yeniden hükümeti kurdu. Cumhurbaşkanlığı seçimi de yeni Mecliste tekrarlandı; Abdullah Gül, 28 Ağustos 2007’de üçüncü turda 339 oy alarak Türkiye’nin 11’inci Cumhurbaşkanı seçildi.
2008 – “Lüküs Hayat”ı 14 yıl sahnede taşıyan Suna Pekuysal öldü
Türk tiyatrosu, sineması ve televizyonunun sevilen oyuncularından Suna Pekuysal, İstanbul’da 74 yaşında hayatını kaybetti. Evinde düşerek kalça kemiğini kıran ve ameliyata alınan sanatçı, yoğun bakımda tedavi gördüğü sırada kalp yetmezliği sonucu yaşamını yitirdi.
Asıl adı Suna Belener olan Pekuysal, 1949’da İstanbul Şehir Tiyatrosunun çocuk bölümünde sahneye çıktı; 1952’de kurumun dram kadrosuna katıldı. Tiyatrodaki en unutulmaz başarısını, Zihni Göktay’la birlikte oynadığı Lüküs Hayat operetinde kazandı. Zeynep karakterini 1984’ten başlayarak 14 yıl aralıksız canlandırdı ve oyunla özdeşleşti.
Sinemada çoğunlukla mahalleli kadınları, meraklı komşuları ve güçlü mizah duygusu taşıyan renkli karakterleri oynadı; televizyon dizileri ve seslendirme çalışmalarıyla da geniş kitlelere ulaştı. Abartıya kaçmadan kurduğu sıcak karakterlerle, küçük rollerin bile filmin hafızasında kalabileceğini gösteren oyunculardan biri oldu.
2009 – Gündüz altı buçuk dakika karardı; yüzyılın en uzun Güneş tutulması yaşandı
Ay, Dünya ile Güneş’in arasına girerek 21. yüzyılın en uzun tam Güneş tutulmasını meydana getirdi. Hindistan’dan başlayan tam tutulma hattı Çin, Japonya’nın güneyindeki adalar ve Pasifik Okyanusu üzerinden ilerledi. Tutulmanın tam evresi okyanus üzerindeki en uygun noktada 6 dakika 39 saniyeye ulaştı; çok daha geniş bir bölgede ise Güneş’in yalnız bir bölümü örtüldü.
Tutulmanın olağanüstü uzun sürmesinde Ay’ın Dünya’ya yakın olduğu için gökyüzünde normalden büyük görünmesi ve Dünya’nın Güneş’e uzak olduğu bir döneme rastlaması etkili oldu. Tam tutulma sırasında gündüz karanlığa döndü, sıcaklık düştü ve yıldızlarla gezegenler görünür hâle geldi. 22 Temmuz 2009’daki 6 dakika 39 saniyelik süre, 13 Haziran 2132’ye kadar hiçbir tam Güneş tutulmasında aşılamayacak.
2011 – Aşırı sağcı terörist Norveç’i kana buladı; Oslo ve Utøya’da 77 kişi öldürüldü
Aşırı sağcı Anders Behring Breivik, önce Norveç’in başkenti Oslo’daki hükûmet binalarının önünde bomba yüklü aracı patlattı. Başbakanlık binasının da bulunduğu bölgede meydana gelen patlamada sekiz kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Breivik daha sonra polis üniforması giyerek Utøya Adası’na geçti.
Adada, İşçi Partisinin gençlik örgütü AUF tarafından düzenlenen yaz kampına katılan gençlerin üzerine ateş açtı. Yaklaşık bir saat boyunca süren saldırıda çoğu genç 69 kişi öldürüldü. Oslo ve Utøya’daki iki saldırıda toplam 77 kişi hayatını kaybetti; olay, Norveç’in İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşadığı en kanlı saldırı oldu.
Breivik, göçmenlere, Müslümanlara ve çok kültürlü toplum anlayışına karşı aşırı sağcı düşüncelerini saldırıların gerekçesi olarak gösterdi. 2012’de terör ve toplu cinayet suçlarından 21 yıl süreli koruyucu hapis cezasına çarptırıldı. Norveç hukukundaki bu ceza, tehlikeliliği sürdüğü müddetçe uzatılabildiği için fiilen ömür boyu devam edebiliyor. Saldırılar daha sonraki yıllarda çok sayıda aşırı sağcı teröriste örnek oldu; 2016’daki Münih saldırısının tarihi de özellikle 22 Temmuz olarak seçildi.
2015 – İki polis evlerinde öldürüldü; Ceylanpınar cinayeti çözüm sürecinin kırılma noktası oldu
Ceylanpınar İlçe Emniyet Müdürlüğünde görev yapan polis memurları Feyyaz Yumuşak ile Okan Acar, Bahçelievler Mahallesi’nde birlikte kaldıkları evde silahla vurularak öldürülmüş hâlde bulundu. Polislerin mesaiye gelmemesi üzerine eve giden ekipler iki meslektaşlarının cansız bedenleriyle karşılaştı. Kapıda zorlama izi bulunmadığı, saldırıda susturucu takılmış silah kullanılmış olabileceği açıklandı.
PKK’nın silahlı kanadı HPG, saldırıyı iki gün önce 33 kişinin öldürüldüğü Suruç katliamına misilleme olarak üstlendi. Ancak KCK Dış İlişkiler Sözcüsü Demhat Agit, bir hafta sonra cinayetin PKK’nın kararıyla gerçekleştirilmediğini, saldırganların örgütten bağımsız hareket eden yerel güçler olduğunu ileri sürdü. Buna rağmen olay, hükûmet tarafından PKK’ya karşı yeniden başlatılan askerî ve güvenlik operasyonlarının temel gerekçelerinden biri olarak gösterildi; 2013’ten beri devam eden çözüm ve çatışmasızlık sürecinin fiilen sona erdiği günlerin simgesi hâline geldi.
Cinayetlerle ilgili açılan davada yargılanan dokuz sanığın tamamı 2018’de delil yetersizliğinden beraat etti; karar 2019’da Bölge Adliye Mahkemesi tarafından onandı. Dosya daha sonra Yargıtaya taşındı, fakat iki polisi kimin öldürdüğü kesin biçimde belirlenemedi. Böylece Türkiye’nin yeniden ağır bir çatışma dönemine girmesinde büyük rol oynayan Ceylanpınar cinayeti, yıllar sonra bile bütün yönleriyle aydınlatılamamış bir siyasi cinayet olarak kaldı.
2015 – Birmingham’daki Kur’an yapraklarının İslam’ın ilk dönemlerine ait olduğu açıklandı
Birmingham Üniversitesi, kütüphanesinde bulunan iki parşömen yaprağının dünyada günümüze ulaşan en eski Kur’an nüshaları arasında yer aldığını açıkladı. Oxford Üniversitesinde yapılan radyokarbon testi, metnin yazıldığı hayvan derisinin yüzde 95,4 olasılıkla 568 ile 645 yılları arasına ait olduğunu gösterdi. Bu dönem, Hz. Muhammed’in yaşadığı yıllarla ve İslam’ın doğuşunun hemen sonrasıyla örtüşüyordu.
Hicazî adı verilen erken dönem Arap yazısıyla kaleme alınan yapraklarda Kehf, Meryem ve Tâhâ surelerinin bazı bölümleri bulunuyor. Parçalar, 1920’lerde oluşturulan Mingana Orta Doğu Yazmaları Koleksiyonu içinde yıllarca başka bir el yazmasıyla birlikte saklanmıştı. Radyokarbon yöntemi mürekkebin değil parşömenin yaşını belirlediği için metnin kesin yazım tarihi bilinmiyor; ancak sonuçlar, sayfaların Hz. Muhammed’in yaşadığı dönemde veya ölümünden sonraki ilk yıllarda hazırlanmış olabileceğini gösteriyor.
2016 – Irkçı saldırı Münih’i kana buladı; dokuz kişi öldürüldü
Almanya’nın Münih kentindeki Olympia Alışveriş Merkezi çevresinde silahlı saldırı düzenlendi. 18 yaşındaki Alman-İranlı saldırgan David Ali Sonboly, önce bir fast food restoranında, ardından alışveriş merkezinin çevresinde ateş açarak dokuz kişiyi öldürdü ve çok sayıda insanı yaraladı. Kurbanların büyük bölümü gençti; ölenler arasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Sevda Dağ, Can Leyla ve Selçuk Kılıç da bulunuyordu. Saldırgan, yaklaşık iki saat sonra polisle karşılaşınca yaşamına son verdi.
Saldırı sırasında birden fazla silahlı kişinin kentin farklı noktalarında bulunduğuna ilişkin yanlış haberler yayıldı. Toplu taşıma durduruldu, tren istasyonları boşaltıldı ve Münih halkından evlerinden çıkmamaları istendi. Daha sonra saldırganın tek başına hareket ettiği ve gençleri sahte bir sosyal medya hesabıyla restorana çekmeye çalıştığı belirlendi.
Olay başlangıçta siyasi olmayan bir “amok saldırısı” olarak değerlendirildi. Ancak saldırganın göçmen kökenlilere yönelik nefreti, aşırı sağcı düşünceleri ve saldırı tarihini Norveçli aşırı sağcı Anders Breivik’in katliamının yıl dönümüne denk getirmesi ortaya çıktı. Saldırı sonraki resmî değerlendirmelerde ırkçı ve aşırı sağcı bir terör eylemi olarak kabul edildi; anıta da “22 Temmuz 2016’daki ırkçı saldırının bütün kurbanlarının anısına” ifadesi yazıldı.
2019 – Hindistan Ay’ın güney kutbuna ulaşmak için Chandrayaan-2’yi fırlattı
Hindistan Uzay Araştırma Kurumu ISRO, ülkenin ikinci Ay görevi Chandrayaan-2’yi Sriharikota’daki Satish Dhawan Uzay Merkezi’nden fırlattı. Hindistan’ın en güçlü roketlerinden GSLV MkIII tarafından taşınan görev; Ay’ın çevresinde dolaşacak bir yörünge aracı, Vikram adlı iniş aracı ve Pragyan adlı küçük bir yüzey aracından oluşuyordu. Hedef, daha önce hiçbir ülkenin kontrollü iniş gerçekleştirmediği Ay’ın güney kutup bölgesini incelemekti.
Chandrayaan-2, Ağustos ayında Ay yörüngesine başarıyla girdi. Ancak Vikram iniş aracı, 6 Eylül’de yüzeye yaklaşırken bağlantısını kaybetti ve sert iniş yaptı; içindeki Pragyan gezgini kullanılamadı. Buna rağmen yörünge aracı görevini sürdürerek Ay’ın yüzey bileşimi, su molekülleri ve Güneş’le etkileşimi hakkında önemli veriler topladı. Bu girişimden edinilen deneyim, Hindistan’ın 2023’te Chandrayaan-3 ile Ay’ın güney kutup bölgesine başarıyla iniş yapan ilk ülke olmasının yolunu açtı.
2024 – “Hakkâri’de Bir Mevsim”in yazarı Ferit Edgü öldü
Çağdaş Türk edebiyatının önemli öykücü ve romancılarından Ferit Edgü, İstanbul’da 88 yaşında hayatını kaybetti. Şiir, öykü, roman, deneme, eleştiri ve aforizma türlerinde eserler veren Edgü; az sözle yoğun anlam kuran, insanın yalnızlığını, iletişimsizliğini ve varoluş sıkıntısını yalın bir dille anlatan özgün bir edebiyat oluşturdu.
İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinde başladığı sanat eğitimini Paris’te sürdüren Edgü, askerliği sırasında Hakkâri’nin Pirkanis köyünde öğretmenlik yaptı. Buradaki deneyimlerini önce Kimse, ardından en tanınmış eseri O/Hakkâri’de Bir Mevsim romanlarına taşıdı. Dünyadan kopmuş bir dağ köyündeki öğretmenin yalnızlığını ve köylülerle iletişim kurma çabasını anlatan roman, Erden Kıral tarafından sinemaya da uyarlandı.
Edgü, Bir Gemide adlı kitabıyla 1979 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, Ders Notları ile Türk Dil Kurumu Deneme Ödülü’nü, Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı ile de 1988 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Geride bıraktığı eserlerle Türkçede kısa, sade fakat sarsıcı anlatımın ustalarından biri olarak edebiyat tarihindeki yerini aldı.
2025 – Heavy metalin “Karanlıklar Prensi” Ozzy Osbourne öldü
Black Sabbath’ın kurucu vokalisti, İngiliz şarkıcı ve söz yazarı Ozzy Osbourne, 76 yaşında hayatını kaybetti. Ailesi, uzun süredir çeşitli sağlık sorunları yaşayan sanatçının sevdiklerinin yanında öldüğünü açıkladı. Osbourne’un ölümü, rock ve heavy metal dünyasında bir dönemin kapanışı olarak karşılandı.
1968’de Birmingham’da Tony Iommi, Geezer Butler ve Bill Ward’la birlikte kurduğu Black Sabbath; karanlık gitar riffleri, ürpertici atmosferi ve savaş, ölüm, korku gibi temalarıyla heavy metalin temelini atan gruplardan biri oldu. Paranoid, Iron Man ve War Pigs gibi eserlerdeki kendine özgü sesiyle tanınan Osbourne, 1980’lerden itibaren Crazy Train ve No More Tears gibi şarkılarla başarılı bir solo kariyer de kurdu. Beş Grammy kazandı; Black Sabbath’la 2006’da, solo sanatçı olarak da 2024’te Rock and Roll Hall of Fame’e kabul edildi.
Osbourne, ölümünden yalnız 17 gün önce, 5 Temmuz’da doğduğu Birmingham’daki Villa Park’ta düzenlenen Back to the Beginning konserinde son kez sahneye çıktı. Sağlık sorunları nedeniyle siyah bir tahtta oturarak önce solo şarkılarını söyledi, ardından Black Sabbath’ın ilk kadrosuyla vedalaştı. Müzikteki etkisinin yanı sıra çalkantılı yaşamı, sıra dışı sahne kişiliği ve ailesiyle çekilen The Osbournes programıyla popüler kültürün en tanınmış figürlerinden birine dönüştü.
Bu haber Haber Kocaeli özel içeriğidir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Kaynak gösterilerek dahi olsa haberin tamamı veya bir kısmı, yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz, başka mecralarda yayınlanamaz.
