10 Nisan Tarihte Bugün

17 Dakika Okuma
10 Nisan Tarihte Bugün

Günün Tarihi / 10 Nisan

Polis Günü ve Haftası

1845 | Türk Polis Teşkilatı kuruldu. 

Türkiye’de 10 Nisan, Polis Günü olarak, bu tarihi içine alan hafta da Polis Haftası olarak kutlanır. Bunun sebebi, 10 Nisan 1845’te İstanbul’da ilk kez polis adıyla ayrı bir teşkilat kurulması ve aynı gün yayımlanan 17 maddelik Polis Nizamnamesi ile bu yeni yapının görevlerinin belirlenmesidir. Osmanlı’da 1845’ten önce de güvenlik ve asayiş hizmetleri vardı; ancak bu görevler bugünkü gibi tek bir teşkilat tarafından değil, subaşı, ihtisap görevlileri, sipahiler ve askerî-idari yapılar arasında dağınık biçimde yürütülüyordu. Özellikle 1826’da Yeniçeri Ocağı kaldırıldıktan sonra kurulan yeni askerî düzen de güvenlik alanındaki karmaşayı tam olarak gideremedi. 10 Nisan 1845’te atılan adım bu yüzden, şehir güvenliğinin daha merkezi, yazılı kurallara bağlı ve modern bir anlayışla yeniden örgütlenmeye başlaması anlamına geldi. Bu yeni teşkilatın kuruluşu yabancı elçiliklere de resmen bildirildi; yani mesele sadece iç düzeni sağlamak değil, Osmanlı’nın kendisini modern bir devlet yapısı içinde yeniden tanımlama isteğini de göstermekti. İlginç bir ayrıntı da resmi tarihçeye göre 1845 tarihli Polis Nizamnamesi hazırlanırken Paris Emniyet Müdürü’nün görevlerini düzenleyen 1800 tarihli Fransız metninden yararlanılmış olmasıdır. Ancak sistem bir günde kurulup bugünkü haline gelmedi; sonraki yıllarda Zaptiye Müdürlüğü, Zaptiye Meclisi, ardından Zaptiye Nezareti ve Emniyeti Umumiye Müdürlüğü gibi yeni yapılarla geliştirildi ve Cumhuriyet döneminde bugünkü emniyet teşkilatına uzanan kurumsal çizgi oluştu.

401 | II. Theodosius doğdu.

10 Nisan 401’de Konstantinopolis’te doğan II. Theodosius, Doğu Roma İmparatorluğu’nun en uzun süre tahtta kalan hükümdarlarından biri oldu. Daha çocuk yaşta ortak imparator ilan edildi, 408’de babası Arcadius’un ölümünün ardından tahta geçti ve uzun saltanatı boyunca yönetim çoğu zaman güçlü saray çevrelerinin, özellikle de önce Anthemius’un, ardından kız kardeşi Pulcheria’nın etkisi altında yürüdü. Onu önemli kılan şey, büyük bir fatih ya da savaşçı olarak öne çıkması değil, Doğu Roma’nın kurumsal yapısına kalıcı izler bırakmasıdır. Bugün İstanbul’un en güçlü tarihî simgeleri arasında yer alan ve kenti yüzyıllar boyunca koruyan Theodosius surları onun döneminde inşa edilip güçlendirildi; UNESCO da bu kara surlarını dünya askerî mimarlığının başlıca örneklerinden biri sayar. Yine onun devrinde hazırlanan ve 438’de yayımlanan Theodosios Kanunları, 312’den sonraki imparatorluk yasalarını derleyerek Roma hukuk tarihinin en önemli metinlerinden biri haline geldi. Bu yüzden II. Theodosius, Konstantinopolis’i tahkim eden, devleti hukuk ve idare bakımından sağlamlaştıran imparator olarak hatırlanır.

837 | Halley Kuyruklu Yıldızı Dünya’nın yakınından geçti.

10 Nisan 837’de Halley Kuyruklu Yıldızı, Dünya’ya tarihsel kayıtlardaki en yakın geçişlerinden birini yaptı. NASA’ya göre bu yakın geçiş yaklaşık 0,033 astronomik birim, yani yaklaşık 4,9 milyon kilometre düzeyindeydi; bu yüzden kuyruklu yıldız gökyüzünde olağanüstü parlak göründü ve parlaklığı neredeyse Venüs’e yaklaşan bir seviyeye çıktı. Kaynaklarda, kuyruğunun göğün büyük bir bölümüne yayıldığı ve bu olayın farklı coğrafyalardaki gözlem kayıtlarına geçtiği belirtiliyor. Bu geçişin önemi yalnız görsel etkisinden gelmiyor. Orta Çağ insanı kuyruklu yıldızları çoğu zaman bir işaret ya da uğursuzluk habercisi gibi yorumlasa da Halley daha sonraki yüzyıllarda gök olaylarının rastgele değil, düzenli aralıklarla dönen cisimlerle ilgili olduğunu anlamamızda kilit örneklerden biri oldu. Nitekim Edmond Halley, geçmiş gözlemleri karşılaştırarak bu kuyruklu yıldızın periyodik olduğunu ortaya koydu. Bu yüzden 10 Nisan 837, yalnız etkileyici bir gökyüzü olayı değil, evrenin düzenini anlamaya giden uzun hikâyenin en çarpıcı duraklarından biri sayılır.

1018 | Nizamülmülk doğdu.

10 Nisan 1018’de Horasan’ın Tûs şehrine bağlı Râdkân’da doğduğu kabul edilen Nizamülmülk, sadece Büyük Selçuklu Devleti’nin güçlü bir veziri değil, devlet düzenini kuran başlıca isimlerden biri oldu. Asıl adı Hasan bin Ali idi; Nizamülmülk unvanını ise, devlet işlerini düzene koymadaki rolü nedeniyle aldı. Gazneliler hizmetinde başladığı idarî hayatını daha sonra Selçuklu sarayına taşıdı; Alp Arslan döneminde vezirliğe yükseldi, Melikşah döneminde de yaklaşık otuz yıl boyunca imparatorluğun en etkili yöneticilerinden biri olarak kaldı. Onun asıl önemi, savaş kazanan bir komutan olmasından çok, dağınık bir gücü kalıcı bir devlete dönüştüren akıl olmasıdır. Selçuklu bürokrasisini güçlendirdi, merkezî idareyi sağlamlaştırdı, farklı unsurlardan oluşan imparatorluğu aynı düzen içinde tutmaya çalıştı. Hükümdarlara devletin nasıl ayakta kalacağını anlatan Siyasetnâme adlı eseri, yalnız kendi çağının değil, İslam siyaset düşüncesinin de en önemli metinlerinden biri sayılır. Adıyla anılan Nizamiye medreseleri ise yalnız birer okul değil, dönemin ilim hayatını, hukuk anlayışını ve devlet kadrolarının yetişmesini etkileyen büyük kurumlar haline geldi. Bu yüzden Nizamülmülk, sadece Selçuklu sarayında yükselmiş bir devlet adamı olarak değil; devlet idaresi, eğitim ve siyaset fikri üzerinde yüzyıllar boyunca etkisi süren tarihî bir kurucu şahsiyet olarak anılır

1815 | Tambora Yanardağı patladı, bütün dünya etkilendi.

10 Nisan 1815 akşamı Endonezya’daki Tambora Yanardağı yıkıcı biçimde patladı. Asıl büyük patlama 10 Nisan akşamı yaşandı; bundan önce 5 Nisan’dan itibaren sarsıntılar, kül çıkışı ve daha küçük püskürmeler başlamıştı. Patlamayı izleyen piroklastik akıntılar ve tsunamiler çevredeki yerleşimleri vurdu; ilk patlama anında bile en az 10 bin kişinin ölümüne yol açtığı belirtiliyor. Ancak asıl yıkım burada bitmedi. Patlamanın ardından Sumbawa ve çevresinde tarım çöktü, açlık ve hastalık yayıldı, ölü sayısı on binlerle ifade edilen çok daha ağır bir bölgesel felakete dönüştü. Bu, yalnız büyük bir yanardağ patlaması değil, bir doğa olayının yerel yıkımdan çıkıp iklimi, tarımı ve insan hayatını küresel ölçekte nasıl etkileyebildiğinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Nitekim atmosfere yükselen kül ve parçacıklar, 1816’nın Avrupa ve Kuzey Amerika’da “yazsız yıl” diye anılmasına yol açan iklim bozulmasının başlıca nedenlerinden biri oldu. Bu yüzden 10 Nisan 1815, yalnız Endonezya tarihinin değil, dünya iklim ve afet tarihinin de en kritik dönüm noktalarından biri sayılır.

1826 | Mustafa Celaleddin Paşa doğdu.

10 Nisan 1826’da Lehistan’da doğan, asıl adı Konstanty Borzęcki olan Mustafa Celaleddin Paşa, Osmanlı tarihinin en sıra dışı isimlerinden biridir. 1848 Avrupa devrimleri sonrasında Osmanlı’ya sığındı, Müslüman oldu ve orduya katılarak yükseldi. Onu ilginç kılan sadece yabancı kökenli bir Osmanlı paşası olması değil, aynı zamanda fikir adamı yönüdür. 1869’da yayımladığı Eski ve Modern Türkler adlı eseri, Türk tarihini yalnızca Osmanlı ile sınırlamayan erken çalışmalardan biri sayılır ve bu yüzden modern Türkçülük düşüncesinin öncü damarları arasında anılır. Ana akım tarihte sık rastlanan isimlerden biri değildir; ama Osmanlı modernleşmesi, kimlik tartışmaları ve sıra dışı hayat hikâyeleri bakımından gerçekten dikkat çekici bir figürdür.

1912 | Titanic ilk seferine çıktı; bu aynı zamanda son yolculuğu oldu.

10 Nisan 1912’de RMS Titanic, İngiltere’nin Southampton limanından New York’a doğru ilk seferine başladı. Daha yola çıkmadan büyük ilgi gören gemi, dönemin mühendislik ve lüks anlayışının en iddialı örneklerinden biri sayılıyordu. Britannica, Titanic’in bu yolculuğa çıktığında dünyanın en büyük ve en gözde yolcu gemileri arasında görüldüğünü; History ise geminin Southampton’dan ayrıldıktan sonra Cherbourg ve Queenstown’a uğrayarak Atlantik’i geçmeye yöneldiğini aktarıyor. Yolcular arasında çok zengin iş insanları ve aristokratlar da vardı, Amerika’da yeni bir hayat kurmak isteyen göçmen aileler de. Bu yüzden Titanic, 20. yüzyıl başının sınıf farklarını, göç hayallerini ve teknolojiye duyulan büyük güveni aynı anda taşıyan yüzen bir dünya gibiydi. Üstelik ilk hareket anında bile bir uyarı yaşandı; History’nin aktardığına göre Titanic limandan ayrılırken oluşturduğu kuvvetli su hareketi, yakındaki SS New York gemisini yerinden koparacak kadar etkili oldu ve olası bir çarpışma son anda önlendi. Dört gün sonra buzdağına çarpıp batması ise bu ilk seferi tarihin en ünlü deniz felaketlerinden birine dönüştürdü.

1919 | Emiliano Zapata öldürüldü.

10 Nisan 1919’da Meksika Devrimi’nin en güçlü sembollerinden Emiliano Zapata, Morelos eyaletindeki Chinameca’da hükümet güçlerinin kurduğu pusuda öldürüldü. Library of Congress kayıtlarına göre bu, General Pablo González’in hazırladığı bir suikast planının sonucuydu; Albay Jesús Guajardo, taraf değiştiriyormuş gibi davranarak Zapata’yı buluşmaya çekti ve Zapata burada vurularak öldürüldü.

Zapata’yı önemli yapan şey yalnız silahlı bir lider olması değildi. O, özellikle Meksika’nın güneyindeki köylüler ve yerli topluluklar adına, büyük toprak sahiplerine karşı toprak adaleti talep eden bir devrimciydi. Britannica’ya göre onun siyasal hattının merkezinde, köylülerden alınmış toprakların yeniden ejido denen ortak köy arazilerine verilmesi fikri vardı. Bu çizgi, 1911’de öğretmen Otilio Montaño ile birlikte hazırladığı Ayala Planı ile açık bir programa dönüştü. Bu plan, devrimin vaatlerini yerine getirmediğini düşündüğü Francisco Madero’ya karşı yeni bir mücadele çağrısı yapıyor, büyük çiftlik arazilerinin bir bölümünün köylülere verilmesini savunuyordu. Zapata’nın adıyla özdeşleşen “Tierra y Libertad” yani “Toprak ve Özgürlük” sloganı da buradan geldi.

Onun etkisi, yalnız savaş meydanlarında değil, siyasal hayal gücünde de büyüktü. Zapata’nın ordusu klasik bir düzenli ordudan çok, toprağını ekip biçen ama gerektiğinde silaha sarılan köylü güçlerinden oluşuyordu. Zapatistalar gerilla taktikleri kullanıyor, savaş bittiğinde yeniden tarlalarına dönüyorlardı.

Ölümü Meksika Devrimi’ni bitirmedi ama büyük bir dönüm noktası oldu. Çünkü Zapata, yaşarken bölgesel bir köylü lideriyken, öldükten sonra çok daha büyük bir simgeye dönüştü. Toprak reformu, köylü hakları ve devlet karşısında yerel adalet talebi denince adı yalnız Meksika’da değil, bütün Latin Amerika’da anılan tarihî figürlerden biri haline geldi.

1923 | Halil Türkmen Kocaeli mutasarrıflığına atandı.

10 Nisan 1923’te Halil Türkmen’in Kocaeli mutasarrıflığına atanması, tek başına büyük bir tarih kırılması sayılmaz; ama Millî Mücadele’den çıkan Kocaeli’nin yeniden düzenlenmeye çalışıldığı dönemi göstermesi bakımından önemlidir. Mutasarrıf, Osmanlı idaresinde bir sancak ya da livanın en üst mülki yöneticisiydi; bugünün diliyle valiye yakın bir makamdan söz ediyoruz. Halil Türkmen de sıradan bir memur değildi. Harp Okulu mezunuydu; polis ve idare teşkilatında çeşitli görevler yaptı, özellikle Millî Mücadele’nin en zor dönemlerinde Bolu mutasarrıfı olarak isyanların bastırılması, asayişin sağlanması ve Ankara hükümetinin bölgede güç kazanması sürecinde etkili oldu. TÜBA’nın yayımladığı çalışmada, aldığı askerî ve idarî tedbirlerle isyanın genişlemesini önlediği ve Millî Mücadele lehine önemli faaliyetler yürüttüğü belirtiliyor. Bu yüzden onun Kocaeli’ye gönderilmesi, rastgele bir tayin gibi değil, Ankara’nın güven duyduğu tecrübeli bir idareciyi hassas bir bölgeye yerleştirmesi olarak okunabilir. Halil Türkmen, 10 Nisan 1923’te Mustafa Kemal Paşa’nın da bulunduğu Bakanlar Kurulu kararnamesiyle Kocaeli mutasarrıflığına atandı. 18 Nisan’da göreve başlayan Halil Türkmen, kısa süren bu görev döneminde özellikle Balkanlar ve Kafkasya’dan gelen muhacirlerin iskânı ile savaş ve işgal yıllarından kalan emval-i metruke meseleleriyle uğraştı. Bu da 1923 baharında Kocaeli’nin sadece siyasi olarak değil, nüfus, mülk ve idare bakımından da yeniden toparlanmaya çalışan çok hassas bir bölge olduğunu gösteriyor.

1928 | Anayasa’dan “Devletin dini İslam’dır” ibaresi çıkarıldı.

10 Nisan 1928’de 1924 Anayasası’nın 2. maddesi değiştirildi ve “Türkiye Devleti’nin dini, dini İslam’dır” ibaresi metinden çıkarıldı. Aynı değişiklik paketiyle milletvekili ve cumhurbaşkanı yeminlerindeki dinî ifade de kaldırılarak yerine “Namusum üzerine söz veririm” biçimi getirildi. Bu adım, laiklik ilkesinin anayasaya 1937’de açıkça yazılmasından önce atılan en kritik eşiklerden biriydi. Yani burada olan şey küçük bir metin düzeltmesi değil; devletin hukukî kimliğini dinî vurgudan uzaklaştıran tarihî bir yön değişikliğiydi.

1941 | Ustaşa rejimi Hırvatistan Bağımsız Devleti’ni ilan etti.

10 Nisan 1941’de Alman işgali altındaki Yugoslavya’nın çözülmesiyle Hırvatistan Bağımsız Devleti ilan edildi. Bu yapı, Ante Pavelić liderliğindeki Ustaşa hareketinin yönetimindeydi ve çok kısa sürede Sırplara, Yahudilere ve Romanlara karşı sistemli şiddet ve katliam politikalarıyla anılmaya başladı. Bu yüzden 10 Nisan 1941, Balkanlar’da faşist işbirlikçi bir rejimin ve onun soykırımcı şiddetinin başlangıç tarihi olarak önem taşıyor.

1950 | Fevzi Çakmak hayatını kaybetti.

10 Nisan 1950’de ölen Mareşal Fevzi Çakmak, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’e uzanan askerî tarihin en önemli isimlerinden biriydi. Trablusgarp’tan Balkan Savaşları’na, I. Dünya Savaşı’ndan İstiklâl Harbi’ne kadar devletin kaderini belirleyen bütün büyük savaş dönemlerinde görev aldı. Ancak onu asıl önemli yapan şey, sadece cephe görmüş bir komutan olması değil, Millî Mücadele yıllarında Ankara hükümetinin askerî yapısını kuran başlıca isimlerden biri olmasıydı. 1920’de Millî Savunma Bakanı oldu, ardından Genelkurmay Başkanlığı görevini üstlendi; düzenli ordunun kurulması, savaşın sevk ve idaresi ve zaferin askerî planlamasında merkezi rol oynadı. Cumhuriyet döneminde de uzun yıllar Genelkurmay Başkanı olarak kaldı. Bu yüzden Fevzi Çakmak, yalnız başarılı bir asker değil, imparatorluktan cumhuriyete geçişte ordunun sürekliliğini temsil eden en güçlü figürlerden biri olarak hatırlanır.

1950 | Nâzım Hikmet’in açlık grevi sağlık krizi yarattı.

10 Nisan 1950’de Bursa Cezaevi’nde açlık grevine giren Nâzım Hikmet’in sağlık durumu ağırlaşınca şair gizlice İstanbul’a getirildi. Bu olay yalnız bir cezaevi sağlık meselesi değildi. Nâzım’ın durumu zaten hem Türkiye’de hem dünyada büyük yankı uyandırıyor, sanatçılar ve aydınlar onun serbest bırakılması için kampanyalar yürütüyordu. Açlık greviyle birlikte baskı daha da arttı; birkaç hafta sonra çıkarılan afla Nâzım’ın özgürlüğe kavuşmasının yolu açıldı.

1998 | Belfast Anlaşması imzalandı.

10 Nisan 1998’de imzalanan Belfast Anlaşması, daha yaygın adıyla Hayırlı Cuma Anlaşması, Kuzey İrlanda’daki yaklaşık 30 yıllık kanlı çatışmanın ardından Britanya ve İrlanda hükümetleriyle Kuzey İrlanda’daki başlıca siyasal aktörler arasında kurulan yeni barış ve yönetim çerçevesi oldu. Bu noktaya, 1960’ların sonundan itibaren Katolik milliyetçilerle Protestan birlikçiler arasında büyüyen şiddet, 1994 ateşkesi ve ardından çok partili müzakerelerle gelindi. 10 Nisan’da varılan uzlaşma, yalnız silahları susturmayı değil, tarafların aynı yapı içinde nasıl birlikte yönetileceğini de tarif etti: Kuzey İrlanda Meclisi’nin kurulması, güç paylaşımı, İrlanda ile sınır ötesi iş birliği ve Britanya-İrlanda arasında yeni kurumsal bağlar bunun temel parçalarıydı. Anlaşma 22 Mayıs 1998’de hem İrlanda’da hem Kuzey İrlanda’da referandumla kabul edildi. Sonrasında süreç zaman zaman tıkansa da bu metin, şiddet dönemini kalıcı biçimde siyasal zemine çekmeye çalışan en önemli dönüm noktası olarak kaldı.

2004 | Sakıp Sabancı hayatını kaybetti.
10 Nisan 2004’te ölen Sakıp Sabancı, Türkiye’de özel sektör tarihinin en görünür isimlerinden biriydi. Sabancı Topluluğu’nun büyümesinde belirleyici rol oynadı; ama onu yalnız iş insanı diye tanımlamak eksik kalır. Eğitim, kültür ve hayır işleri alanında bıraktığı iz de çok güçlüydü. Sabancı Üniversitesi, Sakıp Sabancı Müzesi ve Sabancı Vakfı gibi kurumlarla iş dünyasının toplumsal etkisini kalıcı yapılara dönüştürdü. Halkla kurduğu sıcak ve doğrudan dil, onu patron olmanın ötesinde kamusal figür haline getirdi.

2010 | Polonya Cumhurbaşkanı Lech Kaczyński’nin de bulunduğu uçak düştü.

10 Nisan 2010’da Varşova’dan Smolensk’e giden Polonya Hava Kuvvetleri’ne ait Tupolev Tu-154M tipi uçak düştü ve uçaktaki 96 kişinin tamamı hayatını kaybetti. Kurbanlar arasında Cumhurbaşkanı Lech Kaczyński, eşi, üst düzey askerî yetkililer, devlet görevlileri ve Katyń Katliamı anmasına giden başka önemli isimler de vardı. Bu kaza Polonya’da yalnız bir hava faciası olarak değil, ulusal bir travma olarak yaşandı. Sonraki yıllarda kazanın nedenleri ve siyasî yankıları da ülke içinde sert tartışmalara yol açtı.

2019 | Kara deliğin ilk görüntüsü yayımlandı.

10 Nisan 2019’da Event Horizon Telescope yani Olay Ufku Teleskobu işbirliği, M87 galaksisinin merkezindeki süper kütleli kara deliğin ilk görüntüsünü dünyaya duyurdu. Bu, sıradan bir astronomi fotoğrafı değildi. Çünkü kara delikler doğrudan ışık yaymadığı için görünen şey kara deliğin kendisi değil, çevresindeki aşırı sıcak gazın oluşturduğu parlak halka ve merkezdeki karanlık gölge idi. Bu tarihî görüntü, dünyanın farklı noktalarındaki sekiz radyo teleskobunun aynı anda çalıştırılması, devasa miktarda verinin toplanıp birleştirilmesi ve yıllar süren uluslararası işbirliği sayesinde elde edildi. NASA’ya göre görüntülenen kara delik, Dünya’dan yaklaşık 55 milyon ışık yılı uzaktaki M87 galaksisinin merkezinde bulunuyor ve Güneş’ten 6,5 milyar kat daha büyük bir kütleye sahipti. Bu halka biçimli görüntü, Einstein’ın genel görelilik kuramının en aşırı koşullarda da sınanabilmesi açısından çok güçlü bir kanıt sundu.

Bu haber Haber Kocaeli özel içeriğidir. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır. Kaynak gösterilerek dahi olsa haberin tamamı veya bir kısmı, yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz, başka mecralarda yayınlanamaz.